Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kargaşanın Amacı Hedef Saptırmak… Birileri Bizi Soymaya Çalışıyor Gene! Kargaşanın Amacı Hedef Saptırmak… Birileri Bizi Soymaya Çalışıyor Gene! ================================================================================ Cevdet Akbay on 15 Dec, 2009 06:00:00 *-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-* Kargaşanın Amacı Hedef Saptırmak… Birileri Bizi Soymaya çalışıyor Gene! 2010 bütçe görüşmeleri münasebetiyle konuşan Başbakan'ın “Gençler göz göre göre ölüme gönderilemez. Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İnadına demokrasi diyoruz, açılım diyoruz, birlik kardeşlik diyoruz” ifadesindeki “vampirler” tabiri dikkatimi çekti. “Vampirler” ifadesiyle sarfettigi asagıdaki ifadelerini yan yana getirdigimizde Erdoğan'ın bir mesaj vermeye çalıstıgı anlıyoruz (“Vampirler” ile kimleri kastedebilecegi hakkında fikir edinmek için bu yazının en sonunda Taraf yazarı Suleyman Yaşar'dan yaptıgım alıntıya bakılsın): “Bazı bankalar, mesai saati dışında, Merkez Bankası'ndan çok yüklü miktarlarda döviz alımı yapıyorlar. Bir banka 1 milyar 63 milyon dolar, bir başkası 764 milyon dolar, bir başkası 426 milyon dolar... Liste uzayıp gidiyor. Dolar kuru, 685 bin Türk lirası. Bu alımların hemen ardından kriz patlıyor, dolar hızla yükseliyor ve 1 milyon 80 bin Türk lirasına çıkıyor. Bu bankaların birkaç saat sonraki kârları; biri 296 trilyon, bir diğeri 211 trilyon, bir diğeri 116 trilyon Türk Lirası. Bu bankaların bir gün sonraki kârı; ilkininki 419 trilyon, ikincisininki 300 trilyon, sonrakinin 166 trilyon Türk lirası.” “O gece, en fazla alım yapan 9 bankanın satın aldığı döviz miktarı, 4 milyar 163 milyon dolar. Bu 9 bankanın bir saat sonraki kârı, 1 katrilyon 153 trilyon Türk lirası. Bir gün sonraki kârları, 1 katrilyon 635 trilyon Türk lirası. Bunu milletime yaşattılar. Kim yaşattı? MHP-DSP-ANAP... Sonuç; o zamanın banka başındaki Rahşan affına girdi.” “Teftiş kurulları da ne yazık ki bununla ilgili ‘uygulamalar yasalara uygundur' dedi ve bunlar geçiştirildi. Ben o günün neticesini veriyorum sizlere. Herşey belgeleriyle ortada. Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?” Başbakan, 28 Şubat'ın estirdiği havadan yararlanıp devleti kanuni yollarla “hortumlayan vampirler”den bahsediyor aslında (bir de kanunsuz yollarla hortumlanan 100 milyardan fazla para var tabi). Zamanın hükümeti IMF'den 1 milyar dolar borç alabilmek için ecel terleri dökerken; birkaç “vampir”, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin'e oynattıkları bir oyunla başlattıkları 28 Şubat Süreci sayesinde gayet rahat bir şekilde devletin 100 milyar dolardan fazla parasını kasalarına doldurdular. 28 Şubat Süreci'nin arkasındaki “Derin devlet”in bir biriyle ilintili kabaca iki-üç hedefi vardı. Biri, Refah-Yol ile geçici olarak ellerinden kaçırdıkları iktidarı geri almak; diğeri, Susurluk Olayı'nı örtmek (en önemli hedefleri buydu aslında); üçüncüsü de, Refah-Yol Hükümeti döneminde devletin kasasında toplanan paraları kendi kasalarına aktarmak... Gerisi, tetikçilere ödenen ücret kabilindeki teferruattan ibarettir. “Hükümeti ele geçirip önce Susurluk Olayı'nı sümenaltı edeceğiz, sonra da devletin kasasını şahsi kasamıza boşaltacağız” diyecek halleri yoktu; münasip bir bahane, bu bahaneye uygun bir senaryo ve senaryoyu oynayacak aktörlere ihtiyaçları vardı. “Irtica” bahane olarak seçildi… Senaryo olarak “Eyvah irtica” münasip görüldü… Aktör olarak da Ali Kalkancı, Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz seçildi… Susurluk'ta meydana gelen kazada, sağcısıyla, solcusuyla, devlet memuru ve çetecisiyle bir arabada suçüstü yakalan aslında “Derin devlet”in tetikçileriydi. Kaza duyulur duyulmaz Başbakan Erbakan "üstüne gidilsin" emri verdi. Yakinindakilerden birileri “Efendim, çiller ve muhalefet karşı çıkıyorlar ama…" deyince Erbakan "Onlar fasa fiso" diyerek olayın mutlaka üzerine gidilmesini istedi. Erbakan'ın ısrarı “Derin devlet”i tedirgin etti. Gizliliğe çok önem verdiği için, bir kazayla gün yüzüne çıkan kirli yüzünü saklamak zorundaydı. Aslında çok korkak olan “Derin devlet”in çekirdek kadrosu, büründükleri gizlilik sayesinde kendilerini olduğundan daha güçlü gösterirler. Küflü, karanlık mahzenlerine lamba tutulsa; kirli maskeleri indirilse kükreyen arslan değil, etrafa kaçışan birer korkak lağım faresi oldukları anlaşılacak, tehlikeleri binden bire inecek. Susurluk'un üstünü örtmek için kontrollerindeki bütün güçlerini seferber ettiler. Bugün Ergenekon Davası'nı görmemezlikten gelerek, hafife alarak veya sulandırarak gündemden düşürmeye çalışan Ergenekoncu Medya, o zaman farklı bir yol izledi. Erbakan'ın sözünü saptırarak sanki Susurluk Olayı'nı hafife alıyormuş, çözmek istemiyormuş gibi sundu. Ardından, “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemiyle sokaklara döktüğü kalabalıkları Refah-Yol Hükümeti aleyhine kullandı. “Derin devlet”, diğer apoletli ve apoletsiz kiralık tetikçilerini de devreye sokarak hükümeti yıktı, Susurluk'u karanlıkta bıraktı. O zaman Susurluk'un üzerine gidilseydi, Ergenekon Davası bundan 10 yıl önce başlamıs, ülke önemli ölçüde bu cinayet şebekesinden kurtulmuş olacaktı. İktidarı ele geçirip Susurluk Olayı'nı örtbas ettikten sonra sıra üçüncü hedefe, devleti soymaya gelmişti. Iktidar kontröllerinde olduğu için devleti soymak fazla sorun olmadı. Iktidar koltuğuna oturttukları Mesut Yilmaz'ın ilk işi, Refah-Yol'un yürürlüğe soktuğu “Havuz Sistemi”ni kaldırmak, ikincisi de borçlanma faizlerini yüzde 70'lerden yüzde 130'lara çıkartmak oldu (daha sonra yüzde 7,500'lere, hatta yüzde 15,000'lere kadar çıktı). “İrtica” ile hiçbir alakası olmayan bu ilk adımlarla “Derin devlet”e mensup (Başbakan'in “vampir” dediği) işadamlarının devleti kanuni yollarla “hortumlama” yolu açılmış oldu. 28 Şubat'ın kaldırdığı toz-duman oturduğunda, 100 milyar dolardan fazla paranın da illegal/kanunsuz yollarla hortumlandığını öğrendik. Legal yollarla hortumlanan para, Başbakan'ın da dediği gibi, kitabına uydurulduğu için geri alınamadı. Kanunsuz yollarla hortumlanan paranın ise beşte biri ancak tahsil edilebildi; gerisi “Derin devlet”in güdümündeki medyanın gazına gelip sokaklarda “Türkiye laiktir, laik kalacak!” sloganları attırılarak deli danalar gibi koşturulan saf insanlar da dahil, sizin, bizim, hepimizin sırtına bindirildi. İktidarı ele geçirdikten, Susurluk'u örtbas ettikten ve kasalarını doldurduktan sonra “irtica tehdidi” de buharlaşıp kayboldu. Zaten ortada irtica diye bir tehlike de yoktu; “Derin devlet”in, hedefine ulaşmak için bize seyrettirdigi bir korku filmiydi yaşadıklarımız. Milyonlarca insanın istikbali karartılmış, devlet iflas etmiş; umurlarında bile değil. Bir iktidar, birkaç kuruş para ve kirli yüzlerini saklamak için herşeylerini satacak kadar zelil bir yapıya sahiptirler. “Derin devlet” dediğimiz bu kirli yapı, şimdi farklı bir senaryo ile karşımızda… Oyuncular farklı ama hedef aynı: iktidari ele geçirmek, Ergenekon'u sümenalti etmek ve bizi soyarak kasalarını doldurmak! Ali Kalkancı'nın rolünü Abdullah öcalan oynuyor. Kanal kanal gezip sahte gözyaşları döken Fadime Şahin'in rolü “Açılım bitti... Bittiii!” derken şevincinden kahkahalar patlatan Emine Ayna'ya verilmiş. Eli sopali Aczmendilerin yerini eli taşlı Kürd çocukları/gençleri almış. Ali Kalkancı “Eşimin porno görüntüleriyle bana şantaj yaptılar” diyor şimdi (http://www.nasname.com/tr/5432.html), acaba öcalan'a neyle şantaj yapıyorlar? “Başörtülü” Fadime Şahin, vazifesi bittikten sonra açılıp yeni bir hayat kurdu; Emine Ayna'nın ileriye dönük ne gibi planları var acaba? Müslüm Gündüz'un peşine takılan eli sopalı insanlar “Derin devlet” tarafından kullanıldıklarının farkinda bile değillerdi muhtemelen; körü körüne öcalan'ın peşinden giden eli taşlı insanlar da kullanıldıklarının farkında değillerdir herhalde. Bizler bile “Eyvah, kargaşa çıktı, açılım kapandı” diye aldandığımıza göre, iradelerini öcalan'ın cebine koyan, şuursuzca onun peşinden giden bu insanların aldanması normal sayılır. 28 Şubat'taki velvelenin amacı neyse şimdiki kargaşanın amacı da odur. 28 Şubat'taki “Irtica” gibi bugünkü “Kargaşa” da “Yanlış yönlendirme”dir (misdirection). İzleyenler bilir, “Kılıçbalığı” filmi, bizi soymaya çalışan “Derin devlet”e benzer, “Devleti koruyup kollamak için” ihtiyaç duydukları çok büyük miktardaki parayı çalma operasyonu ile ilgili. Parayı çalma operasyonunun başındaki Gabriel'in “yanlış yönlendirme” ile ilgili kullandığı bir ifade var: “Harry Houdini'yi bilir misin? Televizyon reytingleri peşinde olan şimdiki sihirbazlar gibi değildi, gerçek bir sanatkardı. Insanlarla dolu bir tiyatronun ortasında koca bir fili nasıl yokettiğini biliyor musun? ‘Yanlış yönlendirme'! Gözler neyi görürse, kulaklar neyi duyarsa, akıl da ona inanır!” Gözlerimiz kargaşayı görse, kulaklarımız çığlıkları duysa da aklımız başımızda olsun. Olup biten herşey bir “Yanlış yönlendirme” taktiğinden başka birşey degildir. Hedef tıpkı Erbakan'a yaptıkları gibi Erdoğan'ı da istifaya zorlayıp yerine halktan ümidini kesmiş olan Deniz Baykal'ı başbakan yapmak (Baykal bu ahlakdışı operasyona dünden hazır gibi görünüyor)… Gerisi kolay… Ergenekon Davası bitirilecek, devlet soyulacak, borçlar bizim üstümüze yıgılacak… AK Parti Hükümeti Refah-Yol gibi zayıf bir koalisyon değil, Erdoğan da Erbakan gibi kolay pes edecek biri değil. Bunu “Derin devlet”de biliyor, ama Abdullah öcalan ve derin PKK'sının yardımıyla oluşturacakları kaotik ortamda faizlerin yükseleceğini de biliyorlar. Yükselen herbir puan faiz, milyarlarca dolar para demek. O para ne benim, ne sizin, ne de ellerine taş tutuşturulup sokaklara sürülen, kullanıldıklarının farkında bile olmayan saf Kürdlerimizin cebine girecek… Abdullah öcalan ve Kürd halkının menfaatlerini bırakıp aile holdingine dönüşen, "Derin devlet"in kiralık tetikçiliğini yapmaktan başka bir fonksiyonu kalmayan PKK için aynı şeyi söyleyemiyorum. Milyarlarca dolardan kendi paylarına düşen mutlaka birşeyler vardır. PKK'nin bütün parasal faaliyetlerini sır gibi saklamasının sebebi, bu tür kirli kazançları/girdileri gizlemek olmasın sakın! Kürdlerin kanı üzerinden rant sağlayanlara dikkat edelim. Gözlerimiz ve kulaklarımız bunların üzerinde olsun ama aklımızı yönlendirmelerine müsaade etmeyelim. Yazıyı Taraf'tan Süleyman Yaşar'ın yazısından bir alıntı aktaratak bağlamak istiyorum: “TüSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada ‘IMF'den alınabilecek 30-40 milyar doları nasıl elimizin tersiyle ittiğimizi anlayamadığını' söylüyor. Herhalde Koç, IMF'nin önüne gelene bedava para verdiğini düşünüyor.” “Türkiye, 1961 yılından beri IMF ile 19 defa stand -by anlaşması yaptı. 19. anlaşma 2008'in mayıs ayında sona erdi. Türkiye bir buçuk yıldan beri IMF ile anlaşma yapmadan ekonomisini sürdürüyor. Dış ödemelerinde problem yok. özel sektör her ay üç-dört milyar dolar olan dış borç servislerini ödüyor. çünkü, patronlar kendi şirketlerine borç verip, bu borçları, dış borç olarak gösterdiler. Hükümet, onların, bir yıl önce çıkardıkları gürültüye pabuç bırakmadı. İstekleri doğrultusunda IMF'den borç alıp 35 milyar dolar para vermeyince, kendi kendilerine olan borçlarını paşa paşa ödüyorlar.” “Peki, Koç niye IMF'yi istiyor? çünkü alışmışlar. Devlet IMF'den borç para alsın, onlara versin, beyler yesinler içsinler, sonra borcu vatandaş vergileriyle ödesin. Eğer Koç, borç almak istiyorsa gitsin kendisi alsın. Kriz nedeniyle faizler çok düşük, uluslararası bankalar, geri dönüşü olan projelere hemen kredi vermeye hazırlar. Ama anlaşılan maksat başka... Koç seçilmiş hükümete rağmen, IMF gelsin ekonomiyi yönetsin istiyor. Niçin? çünkü IMF, bütçeden kimlere para verileceğine karar veriyor. Halkın seçtiği hükümetler tercih yapamıyor. Böylece devlet rantlarıyla geçinenler bir güzel ihya oluyorlar. Rekabet içinde çalışan Anadolu sermayesi, tarım kesimi ve işçiler IMF kaynaklarından pay alamıyorlar. çatlak ses çıkarmamaları gerekiyor. Bu nedenle IMF gelmişken askerî vesayetsiz bir yönetim mümkün değil. Dolayısıyla asıl maksat ekonomide IMF yönetimini, siyasette askerî vesayeti kurmak.” Süleyman Yaşar haksız mı? Efendim!? “Bu son kargaşada boynuzlu ve gagalı holding patronlarının bir parmağı var mı?” gibi bir soru mu duydum? Yok canım, ne alakası var şimdi! Bütün bu kargasa tamamen Ulu, Korkusuz, Bağımsız ve Bağlantısız (başka yüceltici sıfat kaldı mı?) önderimiz öcalan'ın kaşıntısından ve burun akıntısından kaynaklanıyor; Boğalarla, Koçlarla, Kargalarla, Doğanlarla kesinlikle hiçbir alakası yoktur! 15 Aralık 2009