Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine Çekilecek Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine Çekilecek ================================================================================ Cevdet Akbay on 24 Jun, 2009 04:33:00 Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine çekilecek. “İrticayla Mücadele Eylem Plani” ile yakından ilgili olan kulağı delik iki yazarın yazılarından alıntı yaparak ilginize sunmak istiyorum. İlk alıntı Avni özgürel'in “Alta tükürsek sakal üste tükürsek bıyık!” başlıklı yazısından (24 Haziran 2009, Radikal): “Olayın kahramanı çalıştığı kurumda her ne kadar ikinci adam mevkiinde olsa da kamuoyunda ‘birinci' sayılan, fizik yapısıyla girdiği her ortamda dikkat çeken bir kişiydi. Yanı sıra kurumun gücünün kendisinde tecessüm ettiğine inanılan, tehditkâr, pervasız, etkili, belirleyici, kararlı v.s... Nihayet, bu kişinin geçmişte yurtdışında önemli görevlerde bulunduğunu, Ortadoğu'da söz ve iddia sahibi ülkelerin (İsrail kasediliyor, anladığım kadarıyla, CA) askeri karar vericilerinin gözünde ‘en muteber şahıs' sayıldığını ve ‘Güç elimdeyken neden herkesi saf dışı edip Türkiye'yi ben idare etmeyeyim' düşüncesiyle hareket ettiğini de kaydedeyim.” “..O dönemde önemli ve sadece kurumun ‘bir numara'sının (Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı kasdediliyor, CA) bilgisi dahilinde bir tedbiri uygulaya geldiğini söylemem gerek... Tedbir şuydu: Akşamları herkes kurum dışına çıktıktan sonra bilgi işlem birimi elemanları istihbarat personeliyle birlikte bütün bilgisayarlarda kimin hangi dosyalar üzerinde çalıştığını kontrol edip ister kayıtlı ister silinmiş olsun, mutadın dışında bir şey gördüklerinde bunu ertesi sabah ‘bir numara'nın önüne koyuyorlardı.” “İstisnasız bütün personeli kapsayan izlemeye kahramanımızın bilgisayarı da tabiydi elbette. Bir akşam elemanlar ‘İkinci Adam'ın bilgisayarında mailleri kontrol ederken Ortadoğu ülkelerinden birinin (İsrail, CA) en üst düzey askeri yetkilisiyle (tam emin değilim ama makam muhterisi sahte kahramanla arası çok iyi olan İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı David Levy olabilir, CA) yazışmaya rastladılar. ‘Benim bu Ağustos'ta İstanbul'a gitmem söz konusu. Aksi halde Ankara'ya işin başına gelmem mümkün değil. Sonrasında büyük kulis dönecek haliyle. Ertesi sene emekli de edebilirler. İki ihtimale göre planımı yaptım. Şayet emekli ederlerse cumhurbaşkanı olmayı düşünüyorum...' Bu notu okuduğunda ‘Bir numara'nın yerinden sıçradığını söylememe gerek yok sanırım.” “Hikâye şöyle sonlandı: Kahramanımız beklendiği gibi ve teamüle uygun olarak İstanbul'a gitti. Gitti gitmesine ama ertesi yıl işler beklediği gibi gitmedi. Bir numara ve onun destek aldığı diğer önemli kişiler ‘Bundan kurtulmamız lazım' dediler ve onu emekliye sevk etmeye karar verdiler.” “Ancak tam bu sırada 17 Ağustos günü İstanbul büyük bir felaket yaşadı. Merkez üssü Adapazarı olan deprem İstanbul'u da vurdu... önemli kurumun böylesi durumda derhal ve bütün imkanlarıyla kurtarma faaliyetine katılması beklenirdi ama bağlı birimler kahramanımızın emriyle yerlerinden kıpırdamadılar. Onbinlerce insan enkaz altında yardım beklerken bir zamanlar kurumunun göz bebeği olan kişi ‘fırsat bu fırsat' diyerek Ankara'ya sıkıyönetim ilanı için şantaj yapıyor ‘Sıkıyönetim ilan edin kurtarayım İstanbul'u' diyordu. Dediği yapılsa olağanüstü halin gereği olarak hakkındaki emeklik kararı yürürlükten kalkacak önü bir daha engellenemeyecek şekilde açılacaktı. Köşeye sıkışmıştı ‘Bir numara' ama kısa bir tereddütün ardından resti görmeye karar verdi. Kahramanımızın emeklilik tebligatı yazılıp zarflandı ve görevi devralacak kişinin eline verilip yollandı.” “Gerisini hatırlayan çoktur... Mutad devir-teslim töreni bile yapılmadı onun için. Elbisesini çıkardıktan sonra adı hâlâ gazetelerin birinci sayfalarındayken Cumhurbaşkanı olmayı denedi... Sonra... Sonra ödüller aldığı ülkelerin (ABD ve İsrail, CA) himayesinde hiçbir şart altında üzerine gelinmeyeceği güvencesiyle köşesine çekildi...” Avni özgürel'in bahsettiği “sahte kahraman”ımızın çevik Bir olduğunu tahmin etmişsinizdir. çevik Bir ile Abdullah öcalan arasındaki ilişkiyi gösteren kısa bir bilgi daha aktarıp ikinci yazardan alıntıya geçeceğim. öcalan'ın hayatını Bir'e borçlu olduğunu gösteren bu bilgi Ergenekon klasörlerine de girmiş (Mehmet Eymür'ün ifadeleriyle): “Abdullah öcalan'ı etkisiz hale getirmek için yapılan birkaç teşebbüs bölücü başının zırhlı araçla gezmesi hareketsiz olması ve bölgenin güvenlik özellikleri nedeniyle etkisiz kılma çalışmaları gerçekleşmedi. Neticede üst makamların olurları ile daha büyük bir operasyona başladık. Bu dönemde MİT'in kontrolündeki bölgede asker ve polisin de katılımıyla bu operasyon için müşterek faaliyet grubu diye bir grup kurduk. Daha sonra Suriye'ye özel bir ekibin gönderildiğine dair basında haberler çıkınca polis aramızdan çekildi. Neticede bir minibüse yerleştirilmiş bir ton kadar C4 patlayıcıyla bir eylem planlandı. İllegal bir şekilde sınırdan geçirerek bu aracı Suriye'ye soktuk. Araç planlandığı şekilde kampın önüne bırakılmadığı için eylem tam olarak hedefine ulaşmadı.” “Bütün bu süreç içerisinde hem kendi teşkilatım içerisindeki bazı kişilerden hem de teşkilat dışındaki bazı kurumlarda çalışan görevlilerin öcalan'a yönelik bu faaliyeti sabote etmek için bazı engellemelerde bulunduklarına şahit oldum. Hatta Genelkurmay İkinci Başkanı çevik Bir, özel olarak kurduğumuz birlikteki elemanları eğitim zamanları geldiği gerekçesiyle geri çekti. Bu engellemelerin dış istihbarat servislerinin etkisinde olan bazı görevlilerce yapıldığı kanaatini taşımaktayım. Burada örnek vermek gerekirse Genelkurmay Başkanlığı kanalıyla Gölcük'ten aldığımız patlayıcı malzeme bir veya birkaç gün sonra Cumhuriyet gazetesinde ‘MİT bir ton patlayıcıyı ne yapacak, neden verildi' şeklinde haber konusu oldu. Burada amacın bir yerlere mesaj vermek olduğu çok açıktır.” İkinci alıntı Şamil Tayyar'in 24 Haziran 2009 tarihli Star'da çıkan “İlker Paşa'ya tuzak mı?” başlıklı yazısından: “Askeri çevrelere yakınlığı ile bilinen Barkın Şık'ın 8 Haziran günü Akşam'da yayınlanan haberine baktığımızda, sürpriz olmazsa, Ağustos ayında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergun Saygun emekliye ayrılacak. Saygun'un yerine Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız gelecek. 9 korgeneral ise Saygun'dan boşalacak orgenerallik rütbesi için yarışacak.” “özetle, sadece 3 koltuk boşalacak. ‘Taş' hesabına göre, Genelkurmay Başkanlığı'na giden yolda Deniz ve Hava'yı çıkarırsak, geriye sadece Saygun'un 1. Ordu Komutanlığı kalır. Mevcut durum böyle...” “İlker Paşa emekliye sevk edilirse ne olur? Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Başkanı olur. 2005 yılında Orgeneral rütbesini alan ve bu rütbede 4 yıllık bekleme süresini dolduran Ergun Saygun'a Kara Kuvvetleri Komutanlığı yolu açılır. Sonrası Allah kerim... Yani İlker Paşa'nın gitmesiyle oynayacak tek taş o. Bunca kıyamet o yüzden kopmuş olabilir mi?" "Kimdir Saygun Paşa? Hatırlayalım... 17 Kasım 2006 günü Amerika'da Neoconların düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü tarafından düzenlenen kayıt dışı özel toplantıya katıldı. Görevi, o tarihte Genelkurmay 2. Başkanlığı'ydı. Enstitüde çalışan ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt Bryza'nın eşi Zeyno Baran, o toplantıdan iki hafta sonra 4 Aralık 2006 tarihli Newsweek Dergisi'nde, 2007 yılında Türkiye'de darbe ihtimalinin yüzde 50 olduğunu yazdı. Kaynak olarak da Türkiye'nin üst düzey yetkililerini gösterdi. Bu yazı, akıllara Saygun'u getirdi. Baran'a kaynaklık eden yetkilinin Saygun olduğu konusunda sayısız senaryo üretildi. Açıkçası, önemli kısmı, akla da yatkındı.” “2007 yılında ‘darbe' olmadı ama 27 Nisan Muhtırası hortladı. Yaygın iddia, Büyükanıt'ın ‘ben yazdım' demesine rağmen o muhtırayı Saygun'un kaleme aldığı ve Büyükanıt'ı ikna ettiği yönündeydi. Bilgi değil ama kişisel kanaatim de bu yöndedir.” “Ayrıca, kısa süre sonra gerçekleştirilen Ağustos Şurası'ndaki atamalara, 27 Nisan sürecindeki tatsız gelişmelerin yansıdığını düşünüyorum. Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun'un 2007'de 1. Ordu Komutanlığı'na atanma ihtimalinin, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'tan döndüğünü söyleyebilirim. Büyükanıt, Orgeneral Fethi Remzi Tuncel'den boşalan bu göreve 3. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman'ın atanmasını sağladı.” “Eğer Saygun 2007 Ağustos'unda 1. Ordu'ya atansaydı, 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da Genelkurmay Başkanı olacaktı. Nitekim bu hesap, 6 Temmuz 2007 tarihli Hürriyet'te şöyle yer aldı: ‘Orgeneral Tuncel'in boşaltacağı 1. Ordu Komutanlığı'na Orgeneral Saygun atanacak. Bu durumda teamüllere göre Saygun'un 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da da Genelkurmay Başkanı olması gündeme gelebilecek.' Evdeki hesap çarşıya uymadı. Saygun'un 1. Ordu'ya ataması 2008 yılına kayınca, kariyerinin de sonu geldi.” Yazılarımı takip edenler, Ergin Saygun ile ilgili birçok yazı yazdığımı hatırlayacaklar. Mesela 2 Temmuz 2008'de yazdığım “Bütün Gürültü-Patırtı Ergin Saygun İçin mi?” başlıklı yazıda (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1240.html) Şamil Tayyar'in şimdi gündeme getirdiklerini detaylı olarak yazmıştım. Konunun anlaşılması için sözkonusu yazıdan da kısa bir alıntı yapmak istiyorum. “Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun, 17 Kasım 2006 tarihinde saat 10:00-11:30 araşında Hudson Enstitüsü'nde düzenlenen off-the-record bir toplantıya katıldı. Hudson Enstitüsü, ideolojik yönü ağır basan, radikal aşırı sağcı Neokonların kontrolündeki küçük bir düşünce kuruluşu. ABD'den çok İsrail'e yakınlığıyla bilinen bu kuruluşun analizleri objektif olmaktan çok yönlendirmeye ve gündem oluşturmaya yöneliktir. Biz Hudson Enstitüsü'nu daha çok, aralarında Genelkurmay yetkililerinin de bulunduğu 13 Haziran 2007 tarihli bir toplantısından hatırlıyoruz. Aslında toplantıdan çok, Hudson Enstitüsü ve askeri bürokratlar tarafından hazırlanıp toplantıda tartışıldığı anlaşılan ve birileri tarafından dışarı sızdırılan, Türkiye'yi kaotik ortama sürükleme planından hatırlıyoruz. Anafartalar çarşısı'da gerçekleştirilen canlı bomba eylemi, Danıştay Saldırısı vebenzeri gibi gelişmeler, Hudson'da tartışılanın bir senaryo değil, uygulanmaya konmuş bir plan olduğunu gösteriyordu.” “Hudson'a kıyasla daha itibarlı ve daha objektif analizler yapabilen düşünce kuruluşları varken, TSK'deki bazı bürokratların Hudson gibi fanatik kuruluşlara ve onların Türkiye'ye hiç yarar getirmeyecek sübjektif analizlerine rağbet etmesinin Türkiye'nin menfaatinden çok şahsi istikballeriyle ilgili olduğuna inanıyorum. Neokon muhibi askeri bürokratların başında Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun geliyor." "Bu zatın Neokon muhabbeti sadece Hudson'la sınırlı değil, SAREM'in düzenlediği uluslararası sempozyumundan en çok para kazananların başında, hemen hemen her yazısında Başbakan'a çok seviyesizce hakaretler eden neo-faşist Michael Rubin geliyor. Başbakan'a hakaretler savurmasına rağmen Saygun'un Rubin'i davet etmesi, nezaketsizlik olmakla beraber Başbakan'a açıktan, basit bir ifadeyle, kafa tutmaktır. Başbakan'a kafa tutabilmek için sırtını sağlam bir yere dayadığına inandırılmış olmalıdır. Demek Neokonlar, Saygun'a önemli mevkilere geleceği, her zaman arkasında olacakları teminatı vermişler.” “Bu bağlamda, Neokonların Türkiye'deki sözcülüğünü yapan Hurriyet'in 6 Temmuz 2007 tarihli ‘YAŞ'ta kritik karar' başlıklı haberi çok manidardır: ‘22 Temmuz'daki seçimlerden dokuz gün sonra başlayacak olan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları emekli olacak. Bu yıl YAŞ toplantısında en önemli karar birinci ordu komutanlığıyla ilgili olacak. Birinci Ordu Komutanlığı'na Org. Ergin Saygun'un mu yoksa Org. Işık Koşaner'in mi getirileceği merak konusu oldu. Karar Büyükanıt'ın (…) Kulislerde, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'u yakından ilgilendiren şu senaryo da konuşuluyor: Orgeneral Tuncel'ın boşaltacağı 1. Ordu Komutanlığı'na Orgeneral Saygun atanacak. Bu durumda teamüllere göre Saygun'un 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da da Genelkurmay Başkanı olması gündeme gelebilecek.” “Bu habere bakarak, geçen yılki kargaşanın arkasındaki sebebin, Saygun'un makam hırsı olduğunu söylemek fazla abartılı olmaz sanıyorum.” “Saygun'un Hudson'ı ziyaretinden birkaç hafta sonrasına gidelim… Hudson Enstitüsü'nde çalışan Zeyno Baran'ın 4 Aralık 2006 tarihli Newsweek dergisinde, ‘The Coming Coup d'Etat?' başlıklı bir yazısı çıktı. Baran bu yazısında, Türkiye'de askeri bir darbenin yüzde elli ihtimal dahilinde olduğunu yazmıştı. Darbe kışkırtıcılığı olan şu ifadelere dikkat edelim: ‘Geçen haftalarda, Türkiye'nın üst düzey yetkilileriyle konuştum… Hepsi TSK'nin demokrasinin teminatı olan laikliği korumak için çok yakında müdale etmek zorunda kalabileceğini çok açık şekilde ifade ettiler.' Makalede geçen ‘Geçen haftalar'dan kasıt, Saygun'un Hudson'da misafir edildiği 17 Kasım gününüdür. Baran'in Saygun'la görüşmesi bu toplantıyla sınırlı kalmadığı, daha sonra bir otel odasında da görüştükleri biliniyor. Demek ‘üst düzey yetkililer'den birinin Saygun olduğu aşikar.” “Sözkonusu yazıya bakarak, Baran'ın mı hatırı sayılır bir ücret karşılığı Saygun'a darbe konusunda danışmanlık yaptığını; Saygun'un mu planını kamuoyuyla paylaşıp milleti darbeye alıştırmak için Baran'ı yüklü bir maaşa mukabil darbe sözcüsü olarak kullandığını tam kestiremiyorum ama aralarında çok samimi bir muhabbet ve verimli bir ekonomik ortaklık olduğu anlaşılıyor.” “Baran'ın görüştüğü ‘üst düzey yetkililer' Avrupa Birliği yetkililerinin Türkiye'deki ‘Ilımlı Müslümanlar'a olan müsamahasından rahatsızlık duyuyorlar. Gerekçeleri ise, ‘Kapılar bir sefer ılımlı müslümanlara açıldı mı, radikaller içeri girip herşeyi kontrol altına alırlar'mış… Baran'in sırdaşı ‘üst düzey yetkililer'in ‘Ilımlı Müslümanlar' ifadesiyle AK Parti'yi kasdettikleri muhakkak. Avrupalı'lara, ‘AK Parti ile olan sıcak ilişkiniz bizi rahatsız ediyor; AK Parti'nin güçlenmesi bizim kadar sizin de yararınıza değil' mesajı vermeye çalışıyorlar." "Şimdi bu (‘Ilımlı Müslümanlar' ile ilgili) ifadeyi, Ergin Saygun'un, Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi (SAREM) Başkanlığı tarafından 5-6 Haziran 2008 tarihinde Harp Akademileri Komutanlığı'nda (İstanbul) düzenlenen ‘Orta Doğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları' konulu uluslararası sempozyumda sarfettiği şu ifadeleriyle kıyaslayınız: ‘Batı; … ‘radikal İslam'ın karşısında ‘ılımlı İslam'ın güçlenmesini savunmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada, ılımlılar ve radikaller olarak gruplamanın beklenen sonucu sağlamadığı, tam tersine radikallerin bu yaklaşımdan cesaret ve yürek kazanarak ılımlılardan bazılarını saflarına katarak daha da güçlenmesine yol açtığı görülmektedir.' Bu iki ifade arasındaki şaşırtıcı benzerliği siz de farketmişsinizdir.” “Bu durum, Zeyno Baran'in bahsettiği ‘üst düzey yetkili'nin Saygun olduğu tezini güçlendiriyor. Bu da, AK Parti hakkında açılan kapatma davası dahil son gelişmelerin bir şekilde Saygun'la yakından ilgili olduğu tezini kuvvetlendiriyor.” “Neokonların, dostları Ergin Saygun'un Genelkurmay Başkanı olması için büyük bir çaba sarfettikleri anlaşılıyor. Nedenlerinden biri, başta askeri ihaleler olmak üzere diğer yağlı ihale ve teşfikler; ikincisi, Neokonlar ve Türkiye'deki temsilcilikleri için en iyi yatırım alanı olan ‘Savaş sanayii.' ABD'yi Irak'a sokarak işadamı dostlarını ihya eden Neokonlar için işgal edilmesi gereken başka petrol kuyuları da var: İran! Fakat Irak'ta bir çıkmaza soktukları ABD'nin İran'da yeni bir cephe açması ihtimal dahilinde görünmüyor.” Sırtını saldırgan ve faşist Neokonlara dayayıp Genelkurmay Başkanlığı rüyası gören Ergin Bey bu Ağustos'ta paşa paşa emekli olup kendisi gibi makam muhterisi olan çevik Bir ağabeyi gibi kuzu kuzu köşesine çekilecek… 24 Haziran 2009