Anasayfa | Yazarlar | Cevdet Akbay | Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine Çekilecek

Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine Çekilecek

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Ergin Bey, paşa paşa emekli olacak!

Sırtını saldırgan ve faşist Neokonlara dayayıp Genelkurmay Başkanlığı rüyası gören Ergin Bey bu Ağustos'ta paşa paşa emekli olup kendisi gibi makam muhterisi olan Çevik Bir ağabeyi gibi kuzu kuzu köşesine çekilecek…


Ergin Bey, Paşa Paşa Emekli Olacak… Kuzu Kuzu Köşesine çekilecek. 

“İrticayla Mücadele Eylem Plani” ile yakından ilgili olan kulağı delik iki yazarın yazılarından alıntı yaparak ilginize sunmak istiyorum. İlk alıntı Avni özgürel'in “Alta tükürsek sakal üste tükürsek bıyık!” başlıklı yazısından (24 Haziran 2009, Radikal):

“Olayın kahramanı çalıştığı kurumda her ne kadar ikinci adam mevkiinde olsa da kamuoyunda ‘birinci' sayılan, fizik yapısıyla girdiği her ortamda dikkat çeken bir kişiydi. Yanı sıra kurumun gücünün kendisinde tecessüm ettiğine inanılan, tehditkâr, pervasız, etkili, belirleyici, kararlı v.s... Nihayet, bu kişinin geçmişte yurtdışında önemli görevlerde bulunduğunu, Ortadoğu'da söz ve iddia sahibi ülkelerin (İsrail kasediliyor, anladığım kadarıyla, CA) askeri karar vericilerinin gözünde ‘en muteber şahıs' sayıldığını ve ‘Güç elimdeyken neden herkesi saf dışı edip Türkiye'yi ben idare etmeyeyim' düşüncesiyle hareket ettiğini de kaydedeyim.”

“..O dönemde önemli ve sadece kurumun ‘bir numara'sının (Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı kasdediliyor, CA) bilgisi dahilinde bir tedbiri uygulaya geldiğini söylemem gerek... Tedbir şuydu: Akşamları herkes kurum dışına çıktıktan sonra bilgi işlem birimi elemanları istihbarat personeliyle birlikte bütün bilgisayarlarda kimin hangi dosyalar üzerinde çalıştığını kontrol edip ister kayıtlı ister silinmiş olsun, mutadın dışında bir şey gördüklerinde bunu ertesi sabah ‘bir numara'nın önüne koyuyorlardı.”

“İstisnasız bütün personeli kapsayan izlemeye kahramanımızın bilgisayarı da tabiydi elbette. Bir akşam elemanlar ‘İkinci Adam'ın bilgisayarında mailleri kontrol ederken Ortadoğu ülkelerinden birinin (İsrail, CA) en üst düzey askeri yetkilisiyle (tam emin değilim ama makam muhterisi sahte kahramanla arası çok iyi olan İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı David Levy olabilir, CA) yazışmaya rastladılar. ‘Benim bu Ağustos'ta İstanbul'a gitmem söz konusu. Aksi halde Ankara'ya işin başına gelmem mümkün değil. Sonrasında büyük kulis dönecek haliyle. Ertesi sene emekli de edebilirler. İki ihtimale göre planımı yaptım. Şayet emekli ederlerse cumhurbaşkanı olmayı düşünüyorum...' Bu notu okuduğunda ‘Bir numara'nın yerinden sıçradığını söylememe gerek yok sanırım.”

Hikâye şöyle sonlandı: Kahramanımız beklendiği gibi ve teamüle uygun olarak İstanbul'a gitti. Gitti gitmesine ama ertesi yıl işler beklediği gibi gitmedi. Bir numara ve onun destek aldığı diğer önemli kişiler ‘Bundan kurtulmamız lazım' dediler ve onu emekliye sevk etmeye karar verdiler.”

“Ancak tam bu sırada 17 Ağustos günü İstanbul büyük bir felaket yaşadı. Merkez üssü Adapazarı olan deprem İstanbul'u da vurdu... önemli kurumun böylesi durumda derhal ve bütün imkanlarıyla kurtarma faaliyetine katılması beklenirdi ama bağlı birimler kahramanımızın emriyle yerlerinden kıpırdamadılar. Onbinlerce insan enkaz altında yardım beklerken bir zamanlar kurumunun göz bebeği olan kişi ‘fırsat bu fırsat' diyerek Ankara'ya sıkıyönetim ilanı için şantaj yapıyor ‘Sıkıyönetim ilan edin kurtarayım İstanbul'u' diyordu. Dediği yapılsa olağanüstü halin gereği olarak hakkındaki emeklik kararı yürürlükten kalkacak önü bir daha engellenemeyecek şekilde açılacaktı. Köşeye sıkışmıştı ‘Bir numara' ama kısa bir tereddütün ardından resti görmeye karar verdi. Kahramanımızın emeklilik tebligatı yazılıp zarflandı ve görevi devralacak kişinin eline verilip yollandı.”

“Gerisini hatırlayan çoktur... Mutad devir-teslim töreni bile yapılmadı onun için. Elbisesini çıkardıktan sonra adı hâlâ gazetelerin birinci sayfalarındayken Cumhurbaşkanı olmayı denedi... Sonra... Sonra ödüller aldığı ülkelerin (ABD ve İsrail, CA) himayesinde hiçbir şart altında üzerine gelinmeyeceği güvencesiyle köşesine çekildi...

Avni özgürel'in bahsettiği “sahte kahraman”ımızın çevik Bir olduğunu tahmin etmişsinizdir.

çevik Bir ile Abdullah öcalan arasındaki ilişkiyi gösteren kısa bir bilgi daha aktarıp ikinci yazardan alıntıya geçeceğim. öcalan'ın hayatını Bir'e borçlu olduğunu gösteren bu bilgi Ergenekon klasörlerine de girmiş (Mehmet Eymür'ün ifadeleriyle):

“Abdullah öcalan'ı etkisiz hale getirmek için yapılan birkaç teşebbüs bölücü başının zırhlı araçla gezmesi hareketsiz olması ve bölgenin güvenlik özellikleri nedeniyle etkisiz kılma çalışmaları gerçekleşmedi. Neticede üst makamların olurları ile daha büyük bir operasyona başladık. Bu dönemde MİT'in kontrolündeki bölgede asker ve polisin de katılımıyla bu operasyon için müşterek faaliyet grubu diye bir grup kurduk. Daha sonra Suriye'ye özel bir ekibin gönderildiğine dair basında haberler çıkınca polis aramızdan çekildi. Neticede bir minibüse yerleştirilmiş bir ton kadar C4 patlayıcıyla bir eylem planlandı. İllegal bir şekilde sınırdan geçirerek bu aracı Suriye'ye soktuk. Araç planlandığı şekilde kampın önüne bırakılmadığı için eylem tam olarak hedefine ulaşmadı.”

“Bütün bu süreç içerisinde hem kendi teşkilatım içerisindeki bazı kişilerden hem de teşkilat dışındaki bazı kurumlarda çalışan görevlilerin öcalan'a yönelik bu faaliyeti sabote etmek için bazı engellemelerde bulunduklarına şahit oldum. Hatta Genelkurmay İkinci Başkanı çevik Bir, özel olarak kurduğumuz birlikteki elemanları eğitim zamanları geldiği gerekçesiyle geri çekti. Bu engellemelerin dış istihbarat servislerinin etkisinde olan bazı görevlilerce yapıldığı kanaatini taşımaktayım. Burada örnek vermek gerekirse Genelkurmay Başkanlığı kanalıyla Gölcük'ten aldığımız patlayıcı malzeme bir veya birkaç gün sonra Cumhuriyet gazetesinde ‘MİT bir ton patlayıcıyı ne yapacak, neden verildi' şeklinde haber konusu oldu. Burada amacın bir yerlere mesaj vermek olduğu çok açıktır.”

İkinci alıntı Şamil Tayyar'in 24 Haziran 2009 tarihli Star'da çıkan “İlker Paşa'ya tuzak mı?” başlıklı yazısından:

“Askeri çevrelere yakınlığı ile bilinen Barkın Şık'ın 8 Haziran günü Akşam'da yayınlanan haberine baktığımızda, sürpriz olmazsa, Ağustos ayında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergun Saygun emekliye ayrılacak. Saygun'un yerine Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız gelecek. 9 korgeneral ise Saygun'dan boşalacak orgenerallik rütbesi için yarışacak.”

“özetle, sadece 3 koltuk boşalacak. ‘Taş' hesabına göre, Genelkurmay Başkanlığı'na giden yolda Deniz ve Hava'yı çıkarırsak, geriye sadece Saygun'un 1. Ordu Komutanlığı kalır. Mevcut durum böyle...” 

İlker Paşa emekliye sevk edilirse ne olur? Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Başkanı olur. 2005 yılında Orgeneral rütbesini alan ve bu rütbede 4 yıllık bekleme süresini dolduran Ergun Saygun'a Kara Kuvvetleri Komutanlığı yolu açılır. Sonrası Allah kerim... Yani İlker Paşa'nın gitmesiyle oynayacak tek taş o. Bunca kıyamet o yüzden kopmuş olabilir mi?"

"Kimdir Saygun Paşa? Hatırlayalım... 17 Kasım 2006 günü Amerika'da Neoconların düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü tarafından düzenlenen kayıt dışı özel toplantıya katıldı. Görevi, o tarihte Genelkurmay 2. Başkanlığı'ydı. Enstitüde çalışan ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt Bryza'nın eşi Zeyno Baran, o toplantıdan iki hafta sonra 4 Aralık 2006 tarihli Newsweek Dergisi'nde, 2007 yılında Türkiye'de darbe ihtimalinin yüzde 50 olduğunu yazdı. Kaynak olarak da Türkiye'nin üst düzey yetkililerini gösterdi. Bu yazı, akıllara Saygun'u getirdi. Baran'a kaynaklık eden yetkilinin Saygun olduğu konusunda sayısız senaryo üretildi. Açıkçası, önemli kısmı, akla da yatkındı.”

2007 yılında ‘darbe' olmadı ama 27 Nisan Muhtırası hortladı. Yaygın iddia, Büyükanıt'ın ‘ben yazdım' demesine rağmen o muhtırayı Saygun'un kaleme aldığı ve Büyükanıt'ı ikna ettiği yönündeydi. Bilgi değil ama kişisel kanaatim de bu yöndedir.

“Ayrıca, kısa süre sonra gerçekleştirilen Ağustos Şurası'ndaki atamalara, 27 Nisan sürecindeki tatsız gelişmelerin yansıdığını düşünüyorum. Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun'un 2007'de 1. Ordu Komutanlığı'na atanma ihtimalinin, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'tan döndüğünü söyleyebilirim. Büyükanıt, Orgeneral Fethi Remzi Tuncel'den boşalan bu göreve 3. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman'ın atanmasını sağladı.”

Eğer Saygun 2007 Ağustos'unda 1. Ordu'ya atansaydı, 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da Genelkurmay Başkanı olacaktı. Nitekim bu hesap, 6 Temmuz 2007 tarihli Hürriyet'te şöyle yer aldı: ‘Orgeneral Tuncel'in boşaltacağı 1. Ordu Komutanlığı'na Orgeneral Saygun atanacak. Bu durumda teamüllere göre Saygun'un 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da da Genelkurmay Başkanı olması gündeme gelebilecek.' Evdeki hesap çarşıya uymadı. Saygun'un 1. Ordu'ya ataması 2008 yılına kayınca, kariyerinin de sonu geldi.”

Yazılarımı takip edenler, Ergin Saygun ile ilgili birçok yazı yazdığımı hatırlayacaklar. Mesela 2 Temmuz 2008'de yazdığım “Bütün Gürültü-Patırtı Ergin Saygun İçin mi?” başlıklı yazıda (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1240.html) Şamil Tayyar'in şimdi gündeme getirdiklerini detaylı olarak yazmıştım. Konunun anlaşılması için sözkonusu yazıdan da kısa bir alıntı yapmak istiyorum.

Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun, 17 Kasım 2006 tarihinde saat 10:00-11:30 araşında Hudson Enstitüsü'nde düzenlenen off-the-record bir toplantıya katıldı. Hudson Enstitüsü, ideolojik yönü ağır basan, radikal aşırı sağcı Neokonların kontrolündeki küçük bir düşünce kuruluşu. ABD'den çok İsrail'e yakınlığıyla bilinen bu kuruluşun analizleri objektif olmaktan çok yönlendirmeye ve gündem oluşturmaya yöneliktir. Biz Hudson Enstitüsü'nu daha çok, aralarında Genelkurmay yetkililerinin de bulunduğu 13 Haziran 2007 tarihli bir toplantısından hatırlıyoruz. Aslında toplantıdan çok, Hudson Enstitüsü ve askeri bürokratlar tarafından hazırlanıp toplantıda tartışıldığı anlaşılan ve birileri tarafından dışarı sızdırılan, Türkiye'yi kaotik ortama sürükleme planından hatırlıyoruz. Anafartalar çarşısı'da gerçekleştirilen canlı bomba eylemi, Danıştay Saldırısı vebenzeri gibi gelişmeler, Hudson'da tartışılanın bir senaryo değil, uygulanmaya konmuş bir plan olduğunu gösteriyordu.

“Hudson'a kıyasla daha itibarlı ve daha objektif analizler yapabilen düşünce kuruluşları varken, TSK'deki bazı bürokratların Hudson gibi fanatik kuruluşlara ve onların Türkiye'ye hiç yarar getirmeyecek sübjektif analizlerine rağbet etmesinin Türkiye'nin menfaatinden çok şahsi istikballeriyle ilgili olduğuna inanıyorum. Neokon muhibi askeri bürokratların başında Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun geliyor."

"Bu zatın Neokon muhabbeti sadece Hudson'la sınırlı değil, SAREM'in düzenlediği uluslararası sempozyumundan en çok para kazananların başında, hemen hemen her yazısında Başbakan'a çok seviyesizce hakaretler eden neo-faşist Michael Rubin geliyor. Başbakan'a hakaretler savurmasına rağmen Saygun'un Rubin'i davet etmesi, nezaketsizlik olmakla beraber Başbakan'a açıktan, basit bir ifadeyle, kafa tutmaktır. Başbakan'a kafa tutabilmek için sırtını sağlam bir yere dayadığına inandırılmış olmalıdır. Demek Neokonlar, Saygun'a önemli mevkilere geleceği, her zaman arkasında olacakları teminatı vermişler.

“Bu bağlamda, Neokonların Türkiye'deki sözcülüğünü yapan Hurriyet'in 6 Temmuz 2007 tarihli ‘YAŞ'ta kritik karar' başlıklı haberi çok manidardır: ‘22 Temmuz'daki seçimlerden dokuz gün sonra başlayacak olan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları emekli olacak. Bu yıl YAŞ toplantısında en önemli karar birinci ordu komutanlığıyla ilgili olacak. Birinci Ordu Komutanlığı'na Org. Ergin Saygun'un mu yoksa Org. Işık Koşaner'in mi getirileceği merak konusu oldu. Karar Büyükanıt'ın (…) Kulislerde, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'u yakından ilgilendiren şu senaryo da konuşuluyor: Orgeneral Tuncel'ın boşaltacağı 1. Ordu Komutanlığı'na Orgeneral Saygun atanacak. Bu durumda teamüllere göre Saygun'un 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010'da da Genelkurmay Başkanı olması gündeme gelebilecek.”

Bu habere bakarak, geçen yılki kargaşanın arkasındaki sebebin, Saygun'un makam hırsı olduğunu söylemek fazla abartılı olmaz sanıyorum.

“Saygun'un Hudson'ı ziyaretinden birkaç hafta sonrasına gidelim… Hudson Enstitüsü'nde çalışan Zeyno Baran'ın 4 Aralık 2006 tarihli Newsweek dergisinde, ‘The Coming Coup d'Etat?' başlıklı bir yazısı çıktı. Baran bu yazısında, Türkiye'de askeri bir darbenin yüzde elli ihtimal dahilinde olduğunu yazmıştı. Darbe kışkırtıcılığı olan şu ifadelere dikkat edelim: ‘Geçen haftalarda, Türkiye'nın üst düzey yetkilileriyle konuştum… Hepsi TSK'nin demokrasinin teminatı olan laikliği korumak için çok yakında müdale etmek zorunda kalabileceğini çok açık şekilde ifade ettiler.' Makalede geçen ‘Geçen haftalar'dan kasıt, Saygun'un Hudson'da misafir edildiği 17 Kasım gününüdür. Baran'in Saygun'la görüşmesi bu toplantıyla sınırlı kalmadığı, daha sonra bir otel odasında da görüştükleri biliniyor. Demek ‘üst düzey yetkililer'den birinin Saygun olduğu aşikar.”

Sözkonusu yazıya bakarak, Baran'ın mı hatırı sayılır bir ücret karşılığı Saygun'a darbe konusunda danışmanlık yaptığını; Saygun'un mu planını kamuoyuyla paylaşıp milleti darbeye alıştırmak için Baran'ı yüklü bir maaşa mukabil darbe sözcüsü olarak kullandığını tam kestiremiyorum ama aralarında çok samimi bir muhabbet ve verimli bir ekonomik ortaklık olduğu anlaşılıyor.

“Baran'ın görüştüğü ‘üst düzey yetkililer' Avrupa Birliği yetkililerinin Türkiye'deki ‘Ilımlı Müslümanlar'a olan müsamahasından rahatsızlık duyuyorlar. Gerekçeleri ise, ‘Kapılar bir sefer ılımlı müslümanlara açıldı mı, radikaller içeri girip herşeyi kontrol altına alırlar'mış… Baran'in sırdaşı ‘üst düzey yetkililer'in ‘Ilımlı Müslümanlar' ifadesiyle AK Parti'yi kasdettikleri muhakkak. Avrupalı'lara, ‘AK Parti ile olan sıcak ilişkiniz bizi rahatsız ediyor; AK Parti'nin güçlenmesi bizim kadar sizin de yararınıza değil' mesajı vermeye çalışıyorlar."

"Şimdi bu (‘Ilımlı Müslümanlar' ile ilgili) ifadeyi, Ergin Saygun'un, Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi (SAREM) Başkanlığı tarafından 5-6 Haziran 2008 tarihinde Harp Akademileri Komutanlığı'nda (İstanbul) düzenlenen ‘Orta Doğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları' konulu uluslararası sempozyumda sarfettiği şu ifadeleriyle kıyaslayınız: ‘Batı; … ‘radikal İslam'ın karşısında ‘ılımlı İslam'ın güçlenmesini savunmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada, ılımlılar ve radikaller olarak gruplamanın beklenen sonucu sağlamadığı, tam tersine radikallerin bu yaklaşımdan cesaret ve yürek kazanarak ılımlılardan bazılarını saflarına katarak daha da güçlenmesine yol açtığı görülmektedir.' Bu iki ifade arasındaki şaşırtıcı benzerliği siz de farketmişsinizdir.”

“Bu durum, Zeyno Baran'in bahsettiği ‘üst düzey yetkili'nin Saygun olduğu tezini güçlendiriyor. Bu da, AK Parti hakkında açılan kapatma davası dahil son gelişmelerin bir şekilde Saygun'la yakından ilgili olduğu tezini kuvvetlendiriyor.”

Neokonların, dostları Ergin Saygun'un Genelkurmay Başkanı olması için büyük bir çaba sarfettikleri anlaşılıyor. Nedenlerinden biri, başta askeri ihaleler olmak üzere diğer yağlı ihale ve teşfikler; ikincisi, Neokonlar ve Türkiye'deki temsilcilikleri için en iyi yatırım alanı olan ‘Savaş sanayii.' ABD'yi Irak'a sokarak işadamı dostlarını ihya eden Neokonlar için işgal edilmesi gereken başka petrol kuyuları da var: İran! Fakat Irak'ta bir çıkmaza soktukları ABD'nin İran'da yeni bir cephe açması ihtimal dahilinde görünmüyor.”

Sırtını saldırgan ve faşist Neokonlara dayayıp Genelkurmay Başkanlığı rüyası gören Ergin Bey bu Ağustos'ta paşa paşa emekli olup kendisi gibi makam muhterisi olan çevik Bir ağabeyi gibi kuzu kuzu köşesine çekilecek… 

24 Haziran 2009

Yorumlar (7 gönderildi):

Koçgiri .. 24 Jun, 2009 10:33:52
avatar
Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur'ân'ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.5.Şua.Said Küdi.

Cevdet bey, neler oluyor Allah aşkına?Yoksa zahiri sebeplerin arkasında irade-i Külliye devreyeme girdi? Geçenlerde Amed'li hemşehrim Ahmet Akgündüz gelmişti,hayli kalabalaık vardı bizide davet ettiler gittik.Heyecanlı heyecanlı konuşuyordu. emekli bir savcı parmak kadırıp soru için müsade istedi,buyrun deyince,Memleketimizde son on yılda müthiş bir değişiklikler ikılaplar taahavvülatlar oluyor.Hatta Bu güne kadar hiç alışık olmadığımız hayal dahi edemediğimiz hem üniter yapıda bir sasrsıntı çatlak hemde halkkın tahmin edemediği şeyler oluyor ve acayip olaylarlara şahid oluyoruz.Sizce bu gidiş nasıl bir gidiştir nereye gidiyoruz?Deyince benim bu konu da söz söyleme tahmmin etme hakkım liyakatım yok ama size şuradan bir yer okuyayım dedi ve yukarıda iktibas ettiğim 5.Şuadan bir parağraf okudu.Soruyu sorana tekrar sordu anlaşıldımı dedi,O şahısta teşkkür etti ve bizler bir şey anlamadık.Siz ne dersiniz vaziyet nedir? Selamlar.
Hamza .. 24 Jun, 2009 10:40:28
avatar
Demekki Şükrü Gülmüş hocanın Pkk ve Serok'u nun ipliğini pazara çıkartıp Pkk,Tsk işbirliğini yırtınırcasına bütün dünyaya ilan etmesi boşuna değilmiş.

Peki paşalar hep mi Maşa acaba?
onur .. 25 Jun, 2009 12:27:02
avatar
Ne hikmetse sizin (sizin derken yanlizca sizi degil bir butun olarak nasnameyi kastediyorum) yorum ve yazilarinizla Turkiyede Fetullahci cizgide yayin yapan gazetelerin yorum ve yazilari ayni yonde oluyor. Meraklisi Nasnamenin yazi ve yorumlari ile Star, Zaman, Yeni Safak, Taraf gazetelirinin yorum ve yazilarini karsilastirsin. Bu durum insanin aklina, acaba bunlar ayni kaynaktanmi- bilge ve finansal kaynak- besleniyorlar sorusunu getiriyor.

Hedefininize koydugunuz kesimlerde aynisi, basta PKK ve sonrasinda Ordu, CHP, Turkiyedeki devletci basin vb. Ergun Saygun a Neokonlarin adami diyorsunuz. Olabilir. Peki size gore Ergun Saygun un hedef aldigi Ilker Basbug kimin adami? Ki Kuzey Kurdistanda katliamlara imza atmis pasa. Ve dahada Kurtleri katletmekte bahsediyor. Yada Fetullah kimin adami. ABD de oturum hakki almqk icin CIA ajanini sahit gostermis bu kisi. yada 10 yil cezaevinde yatan DEP milletvekilleri devletten ozur dilemeli diyebilecek kadar kurtlere karsi devlet yanlisi bu kisi. Yada hic bir elestireye tabi tutmadiginiz Erdogan kimin adami. Amerikanci Yeni Orta dogu Projesinin Es baskani. Yorumlarinizda ya da yazilarinizda inandirici olmak istiyorsaniz onlari da hedefinize koyun ki bizde sizin dogru soylediginize birazcik da olsa inanalim.
Cevdet Akbay .. 25 Jun, 2009 12:48:30
avatar
Sevgili Kocgiri;

Soruyu soran sizin bu konuda benden daha bilgili olduguna inaniyorum. Cevap verme liyakatim yoktur onun icin "GaybI ancak Allah bilir" diyebilirim. Cenab-i Hakk'in kudreti karsisinda mumkun olmayanlar mumkun olur. Hz. Musa'yi Firavun'un sarayinda buyuten Allah bu mesele konusunda da her seye kadirdir.

Ustad Bediuzzaman'dan aktaracagim asagidaki izahat sorunuza cevap olabilir.

29ncu Mektup'tan (Besinci Isaret):

Mühim bir sualin gayet muhtasar bir cevabıdır.

Sual: Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş Âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhâlif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur. Şu zamanda, kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder? Eğer Mehdînin bütün işleri harika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlâhiyeye ve kavânin-i âdetullaha muhâlif düşer. Bu Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz.

Elcevap: Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir hâlife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş.

Madem âdeti öyle cereyan ediyor. Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenâb-ı Hak bir dakika zarfında beyne's-semâ ve'l-arz Âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder. Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelâl, Mehdî ile de Âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır.

Kudret-i İlâhiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua lâyıktır ki, "Eğer Muhbir-i Sadıktan rivayet olmazsa dahi, herhâlde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır" diye ehl-i tefekkür hükmeder.
Suraka .. 25 Jun, 2009 07:33:22
avatar
Onur,
Meseleyi senin ve karbon kopyası gibi durduğun nice ehli yorumun toplu izanına yaklaştırmaya çalışayım. Bunun için de evvela senin yorumuna iki eleştiri getireceğim. Düşün, taşın yorumlarını bir daha oku. Bir anlam veremediysen bundan sonra fanatik gazetesinde spor haberinin altına yorum yaz.

1-1. Senin de fikirlerin Cumhuriyet gazetesi, Ulasalcı kanat, doğan medyası ve genel kurmay ile örtüşüyor. İnanmıyorsan doğan medyası ve cumhuriyet gazetesinde F.Gülen ve R.T. Erdoğan ile ilgili yazılanlar kendi yorumlarını karsılaştır.Yoksa buraya yorum yazman için sana para mi veriyorlar?

1-2. Bende Mustafa Denizli'nin çok kötü bir insan olduğuna inanıyorum. Sen Cevdet Bey'i eleştiriyorsun ama harbi insansan tutarsızlığın dik alasını Iran ile ilgili beyanatlarında açıkça gördüğümüz Mustafa Denizli'yi eleştir.

Yukarıdaki iki eleştirideki mantık hatalarını bulabileceğini umuyorum.

şimdi iki noktayı da ekleyeyim de mesele tam vuzuha kavuşsun.

2-1. Yazar E.Saygun'un, kilin, tüyün ve bilimim lüzumsuz adamın ipliğini pazara çıkarırken neden rahatsız olduğunu(zu) anlamıyorum. Bu siteyi yorumlarına kadar okuyan bir çok kimse de benim gibi anlamıyordur. Yar bana bir ekspleneyşin.

2-2. Yazar bir önceki makalesinde ise savunduğunu sandığın I.Basbugu en net şekilde eleştirmişti. Ya okumadan yazıyorsun ya okuduğun halde anlamıyorsun. Bu yorum enezinden hangisinin doğru olduğunu anlamamıza yarayacak.
rüştü can .. 27 Jun, 2009 12:03:20
avatar
Kanaatim odur ki anglo saksonlar yine fazla uzayan Yahudi cemaatinin kulağını çekme gereği duydular, ekonomik krizle parasal güce, Obama'yla da siyasi güce çaktılar. Bu durumda Türkiye'de de Yahudi bağlantılı dayanaklar tasfiye ediliyor doğal olarak. Ne diyelim hayırlara varır sonunda olanlar hepimiz için inşallah.
gürkan .. 10 Jul, 2009 10:36:28
avatar
Darbemi yaparım paşa paşa yatarım"
T. C. Tarihini ve geçmişini araştıranların karşısına genellikle darbeler, muhtıralar ve dayatmalar çıkmaktadır. Fikri temellerden yoksun, halkın değerlerinden uzak ve zorla dayatılan bir rejimin ayakta kalabilmesi için bu yollara tevessül ediliyor. İşte bunlardan biride "darbemi yaparım paşa paşa yatarım" diyen Ergenekon'dur... Ergenekon Cuntası'nın "Kemalist Yüzyıl Projesi", birbirini tamamlayan iki zorbaca teşebbüs. Özünde halka karşı zorbalık, İslam'a karşı düşmanlık ve yolsuzluk yatmaktadır ki bu özellikler, Kemalist darbe geleneğinin vazgeçilmez nitelikleridir... Susurluk ile meydana saçılan çetelere ait pislikler, Ergenekon davası vesilesiyle açığa çıkan belgeler ve ifşaatlar, 28 Şubat sürecinin sahiplerinden, planlayıcıları ve uygulayıcılarından, gerek kurumsal açıdan gerekse de şahsi bazda işledikleri suçların, yürüttükleri kirli ilişkilerin insanlık suçu işleyen faşist darbeciler, kendilerini korunaklı hissettikleri zaman acımasız davranırlar.

Ancak işleri bitip, suçları ortaya çıkınca, sıvışıp kenara kaçarlar. Birçok masum suçsuz insana zulmeden bu darbeci anlayış, şimdi ritim bozukluğu ve arı sokması bahaneleriyle, kendilerini GATA'nın külli iradesine bırakmışlar. Ve sonra "TSK dine karşı değildir" açıklamaları manşetlerde yerini buluyor. Peki, soralım bakalım "dine karşı değiliz, saygılıyız" derken, Askeri tesislerde tesettüre karşı sürdürülen düşmanca tutum değişiyor mu? TSK mensupları içerisinde, eşi tesettürlü olduğu veya kendisi namaz kıldığı için ‘disiplinsizlik suçu' ile ordudan atılan personele dair, işlenen suçlardan vazgeçildi ve iade-i itibar yapıldı mı acaba? Askeri liselerde, Harp Akademilerinde namaz kılma, oruç tutma, Kur'an okuma yasaklarına son verilip öğrencilerin ve personelin içkili, danslı balolara katılma zorunluluğu ortadan kaldırıldı mı yoksa? Toplam 1632 kişi, (1519'u irtica, 113'ü ise uyuşturucu alışkanlığı ve diğer nedenlerle) ihraç edilmiş. TSK'dan irtica gerekçesi rekor kıracak mı yine?

Şanlıurfa'da 2007 yılı Peygamber Efendimizin Kutlu Doğum programında ilahi okuyan kız çocuklar, Genelkurmay'ın hışmına uğramış ve o meşhur gece yarısı (27 Nisan) muhtırası yayınlandı. Yine 88. kurtuluş yıldönümünü kutlayan Şanlıurfa'da, törende protokolde oturan yaşlı bir kadın, sırf başörtülü olduğu için askerler tarafından uyarılarak yerinden kalkması istenirken, diğer bir olay da Şanlıurfa Belediyesi tarafından düzenlenen bir yarışmada birinci olan İmam Hatipli başörtülü A.T. adlı öğrenciye "kriz çıkar" korkusuyla birincilik ödülü verilmedi. Adana'nın Kozan ilçesinde başörtülü öğrenci Tevhide Kütük'te 24 Kasım 2007 tarihinde birincilik ödülünü almak üzere çıktığı kürsüden, Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur'un işgüzarca tavrı ile indirilmiş ve gözyaşlarına boğulmuştu. Başka bir örnek de Burdur'dan…

Burdur İl Jandarma Komutanı ve Garnizon Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Aydın Bacık, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı töreninin başlamasından kısa süre sonra, şeref tribününde Ak Parti Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in eşi başörtülü Melike Özçelik'in de bulunduğunu görünce, geçit törenlerini izlemeden, tören alanından ayrıldı. O gün Burdur Valisi Can Direkçi yaptığı açıklamada, Garnizon Komutanı Bacık'ın, Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in eşi Melike Özçelik'in başörtülü olarak şeref tribününde yer alması dolayısıyla törenden ayrıldığını söyledi. (Kaynak: Doğru haber gazetesi.) Kürtlere ve onların bulunduğu coğrafyaya yönelik, sayısız hukuk dışı uygulamalar yaşandı. Cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren Kürtlerin bulundukları bölgelerden sürgün, tehcir ve savrulmaları tarih sayfalarında yerini korumaktadır. Kafalardan silinmesi ve toplum zihninde bıraktığı derin izlerin tamamen yok olması ise zaman alacak gibi görünüyor. Bu örneklerin onlarcasını sıralamak mümkün. Ancak bunca zulme rağmen Genelkurmay Başkanı'nın "TSK dine karşı değildir(!)" sözünü koyacak yer bulmak mümkün görünmüyor.

Soruyoruz; Halkın İslam'i kimlik ve İslam'i hayat tarzından neden bu kadar rahatsızsınız? Neden, kurtuluş savaşıyla kovuldukları iddia edilen emperyalist devletlerin seküler kültürünü, onların dahi yapmaya asla cesaret edemeyecekleri derecede, şiddete dayalı politikalarla halkınıza zorla kabul ettirmeye çalışıyorsunuz? Halkın dini İslam hukuku olan şeriat'a ve İslami hayat tarzına "irtica" karalaması ve aşağılaması yapmamanız, İslam şeriatını benimseyip yaşamak isteyenleri "iç düşman" konumuna oturtmamanız, tam tersine saygı duymanız gerekmez mi? Eski Kuvvet Komutanlarınızın itirafı "Kürtçeyi yasaklamakla hata ettik, Kürtlerin kart-kurt'tan gelen Türkler olduğuna inandırıldık, haksızlık ettik" itiraflarında bulunuyorlar. Halka büyük zulümler yapılıyor, diyen şahıslarınız duruyor mu halen? PKK ile TSK içinden çıkan, Türk ulusalcısı Ergenekon çetesinin perde arkasındaki işbirliğine ve halkları birbirine çatıştıracak, terör provokasyonlarını zaman zaman yardımlaşarak yaptıklarına, iki tarafın da şiddeti tırmandırarak, cesetleri çoğaltarak kandan beslendikleri ve bu kaos ortamından iktidar, güç ve rant devşirdiklerine dair iddia ve belgeler iddianamelere de girmişken, bu konuda bir soruşturma açmayı neden düşünmüyor ve neden hâlâ seyretmeye devam ediyorsunuz?

Gladyo'yu çökerten askeri arşivlerdi. Sizinde arşiviniz açık mı halkınıza? Bakabilir miyiz? Halkın silahını halka çevirmek, halka yönelik provokasyonlar, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlar için halkın emanet verdiği silahların kullanılıyor. Size emanet edilen silahları neden çetelere kaptırıyor ya da neden toprağa gömüyorsunuz? Askeri vesayetin olduğu bir ülkede, demokrasiden medet ummak en hafif ifadeyle saflık değil de nedir acaba?
alıntı
Ebuzer Çetin /

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: