Sokak Gösterileri, Genç Subaylar ve “İmralı Kralı Çıplak!”
Öcalan’ı kullanarak PKK’ya silahlı çatışmayı alevlendiren, Dağlıca ve Aktütün baskınlarında olduğu gibi PKK’nın engelsiz eylem yapmasını sağlayan derin-TSK umduğu sonucu alamayınca şimdi silahlı çatışmanın yanında 12 Eylül’den önce faydasını çok gördüğü sokak çatışmalarını da devreye soktu. Öcalan’a, “Bana fiziki şiddet uyguluyorlar” dedirterek Kürd gençlerini sokaklara dökerek olayları alevlendirmeye çalışıyorlar.
Sokak Gösterileri, Genç Subaylar ve “İmralı Kralı Çıplak!”
“İmralı Kralı”ndan kasdım Abdullah Öcalan değil, İmralı’yı kontrol eden derin-TSK’dir; Öcalan ise o “Kral”ın sıradan bir vazifelisidir. Nasname olarak o “Kral”ın kirli maskelerini indirdik, indirmeye devam ediyoruz; kral artık çıplak! Kral (derin-TSK) ve kralcıların (derin-PKK) Nasname’yi hedef almalarının sebebi kimyalarını çok acaip şekilde bozduğumuzdandır. Rahatsızlık verdiğimiz biliyoruz, rahatsız etmeye devam ediyoruz.
Yıldıray Oğur’un Taraf Gazetesi’ndeki “Woodoo Öcalan” başlıklı yazısında (22 Ekim 2008: http://www.taraf.com.tr/makale/2350.htm) dikkatimi en çok çeken bir kesitini tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum:
“İmralı Adası 1999’dan beri askerî bölge. Adanın kontrolü tümüyle askerlerin elinde. Bakmayın Adalet Bakanı Şahin’in ‘Araştırdık, Öcalan’a kötü muamele yok’ açıklamasına. Sivillerin pek sözünün geçmediği bir yer İmralı. Mesela Adalet Bakanlığı müfettişleri istedikleri zaman adaya gidip, istedikleri yerde kontrol teftiş yapabilirler mi? Pek sanmıyorum. Hele bir baskın teftiş herhalde söz konusu bile değildir. Bin türlü yazışması vardır. İmralı’da yaklaşık 600 kişi çalışıyor. Daha doğrusu adayı sırf Öcalan için bir tabur dolusu asker bekliyor. Ve o 600 kişinin tek işi Öcalan ile ilgilenmek. Adada aşçılar bazı hizmetliler dışında sivil görevli de yok. Öcalan tümüyle askerlerin kontrolünde yaşıyor. Gelip gidenlerin kaydı da bir tek askerlerde var.”
Üzerinde mutlaka durulması gereken, hatta hergün kendi kendimize hatırlatmamız gereken, bilmeyenleri bilgilendirmemiz gereken çok önemli bir hakikat vardır: İmralı Adası 1999’dan beri TSK’nin kontrolündedir! Uzun süre dile getirilmeyen, dile getirilmekten çekinilen hakikat artık sesli olarak dillendiriliyor. Bunda Nasname olarak bizim rolümüzün büyük olduğunu söylemek sanıyorum hakkımız.
Son birkaç senedir bu gerçeği ısrarla vurguluyoruz. Geçenlerde Ahmet Altan, Yasemin Çongar gibi Taraf’in ileri gelenlerine bu konuda uzun bir mesaj gönderdim. Yıldıray Oğur’un konuya eğilmesi Taraf’in olaya ciddi olarak eğildiğini gösteriyor. Bundan sonra daha detaylı bir şekilde, belki bir dosya şeklinde gündeme getirmelerini arzu ediyor ve bekliyoruz. Bu sorun sadece biz Kürdler’in değil, hepimizindir. Ancak hepimiz elele verip bu sorunun üstesinden gelebiliriz.
Geçen sene dindar kesimin (yani “Benim cenah”ın) cesur elemanı Vakit’in bazı yazarlarına da göndermiştim (Zaman ve Yeni Şafak’in bu gibi hassas konulara dokunmaya hazır değiller), Abdurrahman Dilipak’ın “Evet, aslında herşey çok açık. Bazı şeyler, herkesin bildiği bir sır gibi” cevabından başka ciddi bir yankı bulmadı. Demek ki bazı şeyler gerçekten de “Herkesin bildiği bir sır.” Cesur insanlar bile o şeyler hakkında yazıp çizemiyorlar.
Nasname olarak biz bu gibi sırları ifşa etmek, gerçekleri bütün çıplaklıklarıyla ortaya çıkarmak istiyoruz. Bu gibi gerçeklerin ortaya çıkartılması çok büyük hayatlari, özellikle biz mazlum ve mağdur Kürdler’in hayatını kurtaracaktır. Bu hakikatın herkes tarafından bilinmesi, terörün kim tarafından kontrol edildiği ve Kürd Sorunu’nu kimin kangrenleştirdiği gerçeğini de beraberinde açığa çıkaracaktır.
Onun için bu can alıcı, canlar alıcı gerçeğin sıklıkla gündeme getirilmesi gerekiyor. Birkaç senedir takip ediyorum, etmeye devam edeceğim. Bu gerçeği takip etmemiz kral ve kralcıların kimyasını bozduğunu biliyorum; ne yapalım masum insanların, özellikle bu kirli ilişkilerin kurbanı olan Kürdler’in istikballeri bozulacağına varsın onların kimyaları bozulsun.
TSK-Öcalan ilişkisini kurcaladığımız için her iki tarafın kimyasını bozduğumuzu şuradan anlıyoruz: Bu tür gerçekleri yazdığımızda derin-TSK, güdümündeki tetikçilerini hemen üstümüze gönderiyor. Ya sitemizi çökerterek ya da kalemşörlerini devreye sokarak bizim söylediklerimizi inkar ettirmeye çalışıyorlar. Bizi susturmak için her yolu deniyorlar. Mesela TSK hakkında yazdığım onca yazı arasından İmrali-TSK ilişkisini işlediğim bir yazıdan dolayı gözaltına alındım, davam devam ediyor; beni susturmaya, sindirmeye çalışıyorlar (beni şikayet edenin Vatan Gazetesi yazarı Mustafa Mutlu olduğu bilgisine ulaştım; bana gönderdiği bazi e-maillerindeki bilgiler bu bilgiyi doğrular mahiyette).
Mesela, 8 Temmuz 2007 tarihli “Askeri Cuntanın Ünlü Kalemşörü!” başlıklı yazımda da yazdım (Nasname) bir daha tekrarlamak istiyorum; 4 Temmuz 2007 tarih ve “Genelkurmay ve İmralı Karargahları ve Sınır Ötesi Operasyon Israrı!” başlıklı yazımda “İmralı Adası kimin kontrolünde? 780 bin 580 kilometre kare olan Türkiye’nin yüzde 85’ini (aslında yüzde 92’si, CA), yani 663 bin 493 kilometre kareyi kontrolü altında bulunduran Jandarma’nın, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, yani Genelkurmay’ın (….) İmralı Adası’nda görevli bine yakın kişi içinde sadece iki sivil kişi varmış… Adalet Bakanlığı’nın sözü geçmiyor orada, Hükümet’in etkisi sıfır” diye yazmıştım.
Sadece iki gün sonra (aslında ABD ile Türkiye arasındaki zaman farkını hesaba kattığımızda bir gün sonra) 6 Temmuz 2007 tarihli ve “Muhalefet bunları niçin sormuyor?” başlıklı yazıda Emin Çölaşan’a, “Öcalan’ın yattığı yer İmralı cezaevi. Orası doğrudan Adalet Bakanlığı’na, yani hükümete bağlı. Adanın sadece koruması askerler tarafından yapılıyor” diye yazdırdılar (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6839549&tarih=2007-07-06). Beni bire bir yalanlamaya çalıştığına dikkat buyurunuz. Bu tesadüftür, yazımla alakası yoktur diye düşündüm önce, fakat yazıyı bir bütün olarak ele aldığımda Çölaşan’ın Nasname’yi yalanlamak için harekete geçirildiğine kanaat getirdim.
Mesela, sözkonusu yazımda, “Örgüte atamaları Öcalan yapıyor, ateşkesleri o bozuyor, savaş emrini o veriyor (…) Abdullah Öcalan, faaliyetlerini TSK’nin kontrolündeki İmralı’da yürütüyor… PKK’lılar onun emriyle yeni bir terör furyası başlatıyor… İmralı’dan sorumlu Yaşar Büyükanıt Paşa ise her terör cinayetinden sonra Kuzey Irak’a kükrüyor!” diye yazmıştım. Buna karşılılık Çölaşan’a şunlar yazdırılmış: “Abdullah Öcalan, örgütünü Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan İmralı cezaevinden yönetiyor. Taktik veriyor, talimat veriyor, görüş bildiriyor... Ve biz şehitler veriyoruz. Bu rezalet hepimizin gözleri önünde sürüp gidiyor.”
Mesela, yazımda, “Öcalan’ın ‘basın açıklamaları,’ yani görüşme notları rahatlıkla dışarı sızdırılabiliyor. Şimdiye kadarki notlar cok rahat bir ansiklopedi doldurur…” diye yazmıştım, Çölaşan’a şöyle yazdırmışlar: “Avukatlarıyla saatlerce konuşuyor. Onlara demeç veriyor. Avukatlar İmralı dönüşünde Öcalan’ın açıklamalarını kendi medyalarına -belki abartarak, belki olduğu gibi- anlatıyor.”
Emin Çölaşan, Ergün Poyraz, Yalçın Küçük gibi zevatın TSK tarafından beslendiğini biliyoruz. Çölaşan’ın “Minik kuş”u aslında Genelkurmay idi. Ergün Poyraz’ın bütün kitapları TSK tarafından kendisine sızdırılan bilgilerden oluşur. Önce bilgileri sızdırıp sonra o bilgileri delil göstererek Refah Partisi’ni kapattırdılar! Aynı şeyi AK Partisi için de denediler fakat AK Parti biraz daha erken davranarak derin-TSK’nın elindeki bu JITEM ajanını içeri aldırdı. Yalçın Küçük’ün derin-TSK maaşlı ajanı olduğunu, derin-TSK adına Öcalan’i yönlendirdiğini biliyoruz.
Tansu Çiller gibi cömez siyasetçilerin Abdullah Öcalan’a suikast planladığını haber alan derin-TSK, Yalçın Küçük aracılığıyla Öcalan’a haber verdiğini biliyoruz. Aslında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş’in 1998’de Suriye’ye kükremesi Öcalan’a “Kaç evladım, seni öldürecekler. Suriye’de can güvenliğin yok, gel sana İmralı’da çok güvenli bir karargah hazırladık. Seni kaybetmek istemiyoruz, bize lazımsın” mesajı veriyordu. 1984 yılında silahlı mücadele başlatan, 30-40 bin kişinin ölümüne, milyonlarca Kürd’ün perişan olmasına, binlerce köyün yakılıp yıkılmasına sebep olan, devletin bir trilyon dolarına (daha önce 500 milyar dolar olarak biliyorduk, meğer bir trilyondan fazlaymış) mal olan Öcalan’in Suriye’de olduğunu yeni öğrenecek kadar ahmak değildi Ateş.
12 Ekim 2008 tarih ve “Koç, Doğan ve Ergenekon… Veli ve Yalçın Küçük, Abdullah Büyük!” başlıklı yazının en başında şöyle yazmıştım (http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/1949.html): “Küçükler bir araya gelmiş Öcalan’ı büyütmeye çalışıyorlar. Veli Küçük, PKK ile savaşıyor gibi yaparak, Yalçın Küçük de disinformasyonla… Ergenekon Medyası da Yalçın Küçük’ün palavralarını kamuoyuna yayarak bilgi kirliliğini halka yaymaya, Abdullah Öcalan’ı sempatik göstermeye çalışıyor.”
15 Ekim 2008’de, yani yazımdan üç gün sonra Vatan Gazetesi’nden Volkan Beyde’ye konuşan Küçük aynen şunları söyledi (derin-TSK ona söyletti tabi) (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.10.2008&Newsid=203698&Categoryid=1): “Hem AKP, hem Barzani internetleri bütün dünyada, 'Ordu, Ergenekon... Yalçın Küçük'ün Ordu ile ilişkileri var...'. Atv kaç gündür aynı şeyi söylüyor. Sizin gazeteyle de ilgili olarak Barzani Kürtleri, 'Rahmi Koç, Aydın Doğan, Yalçın Küçük, bir de Ordu…', böyle bir bağ varmış şeklinde yayın yapıyorlar.”
Yalçın Küçük, adeta başlığını da vererek 12 Ekim tarihli yazımı kasdediyor. Patronu derin-TSK ile kuklaları arasındaki ilişkiyi deşifre ettiğimiz için bize kızgın. Bizi “Barzani Kürtleri,” Nasname’yi de “Barzani interneti” olarak sunuyor; aklınca bazı yerlere hedef gösteriyor. Ben şahsen Barzani’yi haklı davasında desteklemekten onur duyarım. Her zaman haklının yanında olduğum gibi haklı davasında elbette ki Barzani’nın yanında yer alacağım; almaya devam edeceğim. Haksız olduğu zaman onun da karşısında olacağım ama hiçbir zaman derin-TSK ve Öcalan’la bir olup Barzani’ye vurmayacağım.
Derin-TSK hesabına, Irak’ta bir Kürdistan Devleti’nin kurulmasına engel olan Abdullah Öcalan’ı destekleyecek kadar alçalmayacağım. Öcalan ve derin-TSK güdümündeki derin-PKK’nın bütün enerjilerini Irak’ta bir Kürdistan’ın kurulmasına engel olmak olduğunu artık biliyoruz. Küçük, bizi de kendisi ve dostu Öcalan gibi kiralık olmadığımız için küplere biniyor; aklınca “Barzanici” diyerek bize hakaret ediyor. Asıl bize “Öcalancı” deseydi hakaret kabul ederdik.|
Şimdi gelelim derin-TSK ve kiralık tetikçilerinin kimyasını bozan can alıcı gerçeklere.
Birinci can alıcı ve kimya bozucu gerçek: Eğer Öcalan TSK’nin kontrolündeki bir cezaevinde bulunuyor ve PKK’yi oradan yönetiyor, ortalığı karıştırıyor ise ve bütün bu yapılanlar suç ise kontrollerindeki Öcalan’a engel olmayan TSK da bu suça ortaktır.
İkinci can alıcı ve kimya bozucu gerçek: TSK hem PKK ile mücadele ettiğini söylüyor hem de PKK lideri Öcalan’ın kendi kontrollerindeki İmralı Adası’ndan PKK’yi yönetmesine, terörü tırmandırmasına göz yumuyor. Bu durumda TSK, ya Öcalan’a engel olamayacak kadar acizdir ya da PKK’yı yönetmesine kasıtlı olarak engel olmuyor; askeri darbeye zemin hazırlaması için silahlı eylem ve şiddet olaylarıyla kaotik ortam oluşturmak için onu kullanıyor.
Üçüncü can alıcı ve kimya bozucu gerçek: Teslim olmayı kabul edip Türkiye’ye getirildiğinde (peşine suikastçı takıldığı için derin-TSK’daki patronları can güvenliğinden endişe ediyorlardı, Türkiye’ye getirip çoğu subay 700 civarında asker tarafından koruma altına aldılar) bir fiske dahi yemeden klasörler dolusu itirafta bulunan (yani “itirafçı” olan; hatta ilk avukat görüşmelerine bakıldığında devletin getirdiği “İtirafçılık” haklarından yararlanmak istediğini de görürüz), örgütün bütün gizli bilgilerini çok detaylı bir şekilde devlete veren, bütün arkadaşlarını ispiyonlayan birisinin TSK’ya rağmen PKK’yi yönettiğine hiç kimseyi inandıramazlar. Bütün icraatları ve söylemleri TSK’nin bilgisi dahilindedir; hatta denebilir ki, TSK’nın teşfikiyledir.
Dördüncü can alıcı ve kimya bozucu gerçek: derin-TSK ile derin-PKK aynı amaca hizmet ettiklerinden birbirlerini hedef almıyorlar (sadece hedef alıyor gibi yapıyorlar). Öcalan’ın, AK Parti’ye, Nasname ve Selim Çürükkaya gibi muhaliflerine, Barzani ve Talabani’ye verip veriştirirken TSK aleyhinde bir kelime dahi sarfetmemesi Öcalan’ın derin-TSK hesabına çalıştığını gösteriyor. Aynı şekilde, PKK’nın eylemlerinden dolayı Barzani’yi ve DTP’yi hedef alan, kendi beceriksizliklerinin faturasını AK Parti’ye kesen derin-TSK’nin bir defa dahi olsun Öcalan’ı suçladığına şahit olamazsınız! Öcalan’ın sözleriyle galeyana gelen kandırılmış gençlerin “Katil Erdoğan” pankartları açıp çatışmanın birinci dereceden sorumlusu İlker Başbuğ’u ve TSK’yi hedef almamaları; Diyarbakır’ı ziyaret eden Erdoğan’ı protesto ederken aynı şehre giden Başbuğ’un aynı muameleye tabi tutulmaması dikkat çekicidir ve derin-TSK ile derin-PKK arasındaki ilişkiyi gösteriyor.
Öcalan TSK’nin Woodoo bebeği midir bilemiyorum ama derin-TSK hesabına çalıştığı bir gerçektir. Derin-TSK onu konuşturarak olay çıkartırıyor, çıkartılan olayları bahane ederek Kürdlere hayatı zindan eden, faili meçhul cinayetlerinin kaynağı olan OHAL’i geri getirmeye çalışıyor. Woodoo bebeği iradesiz bir bez parçası iken Öcalan iradesini gönüllü olarak derin-TSK’ya teslim etmiş, onun hesabına ve lehine, Kürdler’in aleyhine çalışan iradesiz bir görevlidir.
Beşinci can alıcı ve kimya bozucu gerçek: Yakalandığı Ecevit döneminde hükümet aleyhine hiçbir ifadesi yok iken, AK Parti iktidara gelip AB yolunda iyileşmeler yapmaya başlayınca 2004’te ateşkesi bozdurup şiddet olaylarını başlatması “Darbe Günlükleri” ile paralellik gösteriyor. Bu da Öcalan’ın, 2004’te “Sarıkız” “Ayışığı” gibi darbe çalışmaları yapan Ergenekoncu generallerin hesabına çalıştığını, Ergenekon’un bir üyesi olduğunu gösteriyor. Yani derin-PKK, “Derin devlet”in tetikçisi ve cinayet şebekesi olan Ergenekon’un taşeron örgütü ve kiralık tetikçisidir.
Her bir üyesinin elinde yüzlerce masum ve mazlum Kürdün kanı olan Ergenekon Çetesi hakkındaki davanın başladığı bu günlerde Öcalan’ın “fiziki şiddet” gördüğü iddiasını dillendirerek (ki bunu da TSK’nin bilgisi belki direktifiyle dışarı sızdırmıştır) kargaşa ortamını oluşturularak dikkatleri Ergenekon Davası’ndan uzaklaştırması, tetikçisi olduğu örgüte destek çıkmak olarak algılanıyor. Ergenekon Medyası yaptığı haberlerle davayı küçümseyip sulandırmaya çalışırken derin-PKK da çıkardığı olaylarla Ergenekon davasını gölgede bırakmaya çalışıyor. Çünkü hem Ergenekon Medyası’nı kontrol edenler hem de derin-PKK’yi yönetenler davanın seyrinde kendileriyle ilgili kirli gerçeklerin şu yüzüne çıkacağını biliyorlar. Kirli ilişkilerin gizli kalmasını sağlamak için işbirliği yapıyorlar.
Altıncı can alıcı ve kimya bozucu gerçek: Öcalan’ı kullanarak PKK’ya silahlı çatışmayı alevlendiren, hatta Dağlıca ve Aktütün baskınlarında olduğu gibi PKK’nın engelsiz eylem yapmasını sağlayan (baskın olacağı daha önceden bilindiği halde önlem alınmadığını, baskın esnasında saldırı altındaki askerlere zamanda yardım gönderilmediğini, acemi ve çelik yeleksiz askerlerin bile bile kurban edildiğini Taraf yazdı, artık hepimiz biliyoruz) derin-TSK umduğu sonucu alamayınca şimdi silahlı çatışmanın yanında 12 Eylül’den önce faydasını çok gördüğü sokak çatışmalarını da devreye soktu. Öcalan’a, “Bana fiziki şiddet uyguluyorlar” dedirterek iradelerini, derin-TSK’ya çalışan Öcalan’in cebine koyan iradesiz Kürd gençlerini sokaklara dökerek olayları alevlendirmeye çalışıyorlar. Bu olayları planlayan, alevlendiren, sevk ve idare eden bizzat derin-TSK tarafından görevlendirilen Ergenekoncu “Genç subaylar”dır.
Derin-TSK’nın, Ergenekoncu Şener Eruygur’un düzenlediği “Cumhuriyet Mitingleri”ne sivil elbise giydirilmiş 50-60 bin civarında askerle destek olduğunu Ergenekon Dosyaları’ndan öğrendik. 12 Eylül darbesi öncesindeki çatışmaların genç subaylar tarafından çıkartılıp alevlendirildiğini biliyoruz. Dağlıca ve Aktütün baskınlarının iç yüzünü, bile bile kurban verilen cenaze namazlarının içlerinde askerlerin çoğunlukta olduğu Ergenekoncular tarafından sivilleri yuhalama, apoletlileri alkışlama sahnesine dönüştürüldüğünü biliyoruz. Hakimleri hizaya getirmek için bomba patlatan apoletlileri biliyoruz.
Şimdi Öcalan’ı, kontrollerindeki İmralı Adası’ndan PKK’yi yönetmesine müsade eden, “Fiziki şiddet” söylemiyle sokak çatışmasını alevlendirerek 12 Eylül gibi bir darbe hazırlığında olanların derin-TSK olduğunu biliyoruz. Biliyoruz, çünkü yüzde yüz TSK’nin kontrolünde olan İmralı’da bir fiziki şiddet varsa sokağa dökülenlerin TSK’yi protesto etmesi gerekirdi oysa TSK değil siviller hedef seçiliyor. Zaten sokak çatışmalarının ön saflarında bulunan Ergenekoncu “Genç subaylar”ın derin-TSK’yi hedef almaları düşünülemez. Öcalan’ı ilah olarak gören, iradelerini yitirmiş Kürd gençleri ise kullanıldıklarının farkında değildirler.
Biz “Kral çıplak” diyoruz, demeye devam edecegiz. “Kral” ve soytarılarının maskelerini düşürüp kimyalarını bozuyoruz. Bunu mazlum ve mağdur herkes için, özellikle bu kirli savaşın en büyük kurbanı olan Kürdler için yapıyoruz; bu kirli savaşın bitmesi için yapıyoruz. Şuurlu Kürd gençleri bu kirli insanların mali olan bu kirli savaşın parçası olmamalıdırlar. Sokak gösterilerine katılırken en öndekilerin boynundaki künyelere dikkat etsinler, onların birer resmi görevli olduğunu görecekler. Kendimizi kullandırmayalım. Beraber olup bu kirli savaşı sona erdirelim. Bu kirli savaşın ortağı olmayalım. 25 Ekim 2008



Yorumlar (29 gönderildi):
PKK veya baska bir örgüt ile ilgili uyusturucu ticareti vs gibi somut dayanaklari olmayan iddialar dönem dönem kamuoyuna servis edilir ancak bunlar hic bir somut dayanaga sahip degildir. varsa elinizde iddialarinizi belgeleyen sonut veriler buyurun gercek kimliginizle bize yazin yayinlayalim.
selamlar Editör.
bunun bir tevili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur'ân'ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.5.Şua.shf.515.de söylediği gibi inşallah bu hakikat tahakkuk edecektir.Tabi hekeste vazifessini yapmalıdır.İnşallah Millet te uyandı eskisi gibi Maşaların yönlendirmelerine,kapı arkası planlarına inanmıyor,direk oklar maşalara atılıyor,fakat onlarda Milletin Meleleri anladığını anladılar strateji değişikliğine gidiyorlar,Allah isterse Kafirleride dinine hizmet ettirmiş,Ağlayan mazlum masum Milletlerin inşallah yüzü gülecektir.Ha gayret.Selamlar.
Saygilar
ben hic bir siyasi yapilanmaya bagli degilim, ama bu yaziyi okudugumda icim gercekten acidi ve 10 yillik okur hayatimda ilk defa bir yorum yazmaya zorladi beni...yeter artik sadece kÜrt olalim yeter...
„TERÖRİSTLER İN MASKELERİ DÜŞÜYOR !
Terörist Cumhuriyet, ismide üzerinde terörist ve barbar olduğu içindir ki kendisi gibi, güdümünde ve hizmetinde terörist ve barbar bir örgüt yarattı. T.C. Genelkurmay denetiminde iken, PKK da Apo hazretlerinin denetiminde, ancak Genlkurmay emrinde. İşte böyle, TERÖRİSTLER birbirlerine topu atar, kimileride saha da oynar.
BİRİFİNGLERE “beyin yıkama” derler, yeri geldiğinde “emir-komuta zincirine bakanların dahil edilmesi” olarak yorumlanır. Kemalizm ve T.C.’ye azbuçuk mesafeli olan AKP hükümet öylerinin kafalarını yıkama zamanı gelmştir, vatan-millet elden gidiyor naraları virtuel sunulacak.
TARAF ve NASNAME sayesinde ve ikisinden güç alan Zaman Gazetesi yayınları sayesinde TÜRK ve KÜRD taröristlerin maskeleri gün geçtikçe düşüyor, keza Kürd düşmanı Öcalan denen adamın maskesi de. O düsmanı, devrimcilik ve ilericilik anlayışından uzak bir tavırla “serok” diyenler, buyursun onun “Kürd halk ve yurtseverliğini ifade eden iki cümlesini” bulsunlar, kaynak göstersinler !
Deşifreler, “Türkiye Türklerindir” denen “kışkırtıcılık merkezi” sayfalarına da varmış ise, Kürd ve Türkiye muhalefeti adım-adım ilerliyor, barbar ve teröristlerin maskelerini düşürüyor demektir.“
"Yalçın Küçük’ün derin-TSK maaşlı ajanı olduğunu (...) biliyoruz."
ben de uzun zamandir bunu ariyordum.
elinizde belge veya benzer bir bulgu var galiba.
bizimle paylasir misiniz lutfen.
Değerli Nasname ekibi ve okuyucuları, Cevdet bey’in samimiyetinden, imanından, insanlık sevgisinden zerre kadar şüphem yoktur. Ancak; bazı şeyleri göz ardı ettiğini ve bilimsel çalışmadığını görüyorum.
İnsan bazı şeyleri düşünebilir, bilebilir de. Şu anda yayında-ekranda olan ( Yeni süreç ve AKP ) başlıklı yazımdan da zikredildiği gibi veya mustetir olarak açıklandığı gibi; gayrimemnun kitlelere önderlik görevini kim yaparsa onun yönlendirmesine açık olurlar.
AKP zamanında ve yerinde bir girişim olduğu için yankı buldu ve %47 oy aldı. Ama AKP’nin ABD ile Gerici Arap Ülkeleriyle, AB ülkeleriyle, İçerdeki zenginlerle dirsek temasının olmadığını kim söyleyebilir. Aynı şey rahmetli Özal için de geçerlidir.
Suudi Sermayesi ve ABD’nin desteği ile iktidara geldi ve Kenan Paşa o zaman kullanıldığını anladı. Çünkü büyük güçler Türk ordusunu sadece kullanır ama iktidarı onlara vermez. İçerdeki memur ve zenginler de dışarıdaki güçlerin oyuncağıdırlar. Ergenekon yoksa başka bir şey vardır, yok olursa başka bir şey ikame ederler.
Mustafa Kemal ve İnönü mutlak iktidar sahibi iken Kürdlere, Müslümanlara, gayrimüslimlere çok iyi davrandılar. Veya İslamcı birileri iktidar olursa farklı mı davranacaktır. Bazı İslami eğilimlerin Ergenekon’dan farkı yoktur. Mesele zihniyet meselesidir.
Birbirinden bağımsız ve değişik zaman dilimlerinde, değişik coğrafyalarda veya tarihte ufku dar, insan sevgisi az, bağnaz, şiddet yanlısı, başkasını tekfir eden ( bunu Komünistçe yapan, Milliyetçilik adına yapan, İslam veya Hıristiyanlık adına yapanların farkı yoktur, hepsi tekfircidir. )
PKK’yi de bu minval üzere değerlendirmek lazımdır. Şükrü Bey’in bahsettiği seksen öncesi PKK ile bugünkü PKK arasında fark yoktur. Hatta Şükrü Bey’in PKK ile Öcalan’ın PKK’si arasında da fark yoktur. Seksen öncesini yaşamış ve Kürdistan’da kesintisiz yaşamış ve de legal alan ile illegal alanı bilen bir kardeşiniz olarak ve de devlet cenahını da iyi araştıran ve tahlil eden biri olarak derim ki; her şeyin bir manası ve her duruşun bir saiki vardır.
Mesela; Başbakan’ın Tunceli ziyaretini duyuran afişin Belediye tarafından indirilmesi ne kadar da zoruna gidiyor ama Kürdistan’da halkımızın Bayramını Kutlayan bir aifş sırf Kürdçe olduğu için indirilince hem de Savcı ve Kaymakam tarafından indirilince ( biri hukuk adamı diğeri ise hükümetin adamı ve onun ataması ) AKP’den bu rezalete ilişkin ses ve seda yok. Sadece kendine Müslüman ve Demokratlık budur.
İslamcı Akit gazetesi ile Liberal Tarar gazetesi ölen askerleir şehit ilan ederek ve bu başlık altında olayları vererek sadece askerlerin ölümüne üzüldüklerini izhar ediyorlar. Ölen PKK’li gençlerin ideolojik ve hasım konumlarından öte bir insani, ailevi, toplumsal durumlarını ise dile getirmiyorlar. Faraza her gün binlerce PKK’lı ölse ve hiç asker ölmese demek ki sorun yoktur. Empati yapmamız ve şahitliği doğru yapmamız lazımdır. Zaten doğru tarafta ölen için şehit denir. Onun için iki tarafa da şehit dememek için dikkat ederim ama ille de şehit diyeceksem toprağı için, halkının özgürlüğü için savaşana şehit demenin daha doğru olduğunu vicdanım ban söyler. Filistin’de, Çeçenya’da, Filipinlerde, Afganistan’da, Irak’ta benzer argüman ve şartlarda savaşanlara şehit diyen Akit gazetesinin Türkiye’de bu ölçüyü ters yüz etmesi anlamlıdır. Bu zikrettiğim alanların hepsinde de hem işgalcilerin hem de direnişçilerin objektif olarak terör kapsamına giren eylemleri vardır. Demek ki şiddet sarmalı iyi değildir.
Başka, şimdikinden başka, pek bilinmeyen ve halka mal olmamış bir insani, İslami görüşe ve duruşa ihtiyacımız vardır. Biz Kürdler eleştiri dışında araştırmalıyız ve halkımızı bu badireden nasıl kurtaracağımızı düşünmeliyiz. Bendenizi para ve makama gark etseler kimseyi öldürmem ve de öldürülmesi kararını da onaylamam ama kendi terörünü meşru başkasınınkini zararlı gören, kendini akıllı başkasını ahmak, satılmış gören veya iddia eden (Tek Türkiye Dizisi gibi ki Fethullah Hoca’ya bağlıdır ev kendisi de Nobel ödülüne adaydır, gayet hümanisttir ) zihniyeti iyi tanıyorum.
Nasname’nin de yaptığı bir nevi tekfirdir. Şöyle ki; Bu ülkede hakiki Kemalistler halkı cahil, kandırılmış, beyinleri örümcek bağlamış olarak görürler. Halkı muasır medeniyetin üstüne çıkmak için de gerekirse tek parti, tek düşünce ve ahmaklık düzeyinde devrime taraftardırlar. Atatürk devrimleri denen ve özünde gereksiz, yüzeysel olan, hâkim Batı medeniyetine hayranlığı, maymun taklidi düzeyinde hayranlık duyulan ve yüceltilen değerlerle medeniyet arasında nasıl doğrudan bir bağlantı yoksa;
Erbakan Hoca’nın yıllardır her şeyi Siyonistlerin hilelerine bağlayan ve hastalık ruh halini yansıtan görüşlerinde de doğruluk payı yoktur veya azdır. Keza, Kürdlerin her şeyi devletin üzerine yıkması da gerçeklerden kaçmakla izah edilebilir.
Öcalan’ın örnek aldığı Güney Amerika modelidir. Kırsaldan gel şehirleri ele geçir ve ihtilal yap. Kürd halkına ve Türk devletine rağmen bunu yap. Tüm dünyanın yardımı ile bu durum en son Afganistan’da oldu ve Ruslar kovuldu ama bu defa yardımcılar işgalci durumuna döndüler ve kurtarıcı adam kurtardığı masum kızın ırzına geçti. Beki rızaya binaen bir evlilik olursa anlarım da zorla olunca insanın vicdanı sızlıyor.
Öcalan ajan değildir ve olması da gerekmiyor. Onun veya PKK’nin tabiriyle objektif olarak da insan ajan olabilir. Bu ölçü sadece Öcalan için değil, hepimiz için geçerlidir. Öcalan Marksist ise zaten üçüncü dünya insanının rahmetli marksı anlama düzeyi ne ola ki, o da ancak Saddam kadar, Esad kadar solcu, Marksist veya devrimcidir. Bu tip solculuğun tezahürü tek fikir, tek parti, tek liderdir. Fikir ve parti halkı kontrol için araç iken, liderlik gerçek iktidardır. Atatürk de boydu zaten.
Öcalan’ın Atatürk hayranlığı da buradan gelmektedir. Kadın konusunda da Öcalan ile Atatürk arasında benzerlik vardır. İkisi de kadını özgürleştirme peşindedirler. Gericiliğe karşıdırlar, tarikatlara karşıdırlar ve hayret derecede dini yıkarken kendi dinerlini ikame ederler, peygamberi yıkarken kendilerini peygamber yaparlar, dini yıkarken de kendi dinlerini icat ve icra ederler. Söyledikleri kanundur. Hiçbir peygamberde bu yetkiler yoktur.
Hitler, Musoloni ancak onlarla kıyaslanabilir. Stalin, Saddam ve Esat ise onlarla kıyaslanamaz. Çünkü bunlar hazır düzeni devam ettirmişlerdir. Sadece zalimdirler ama yeni bir din veya devrim yapamamışlardır. Hitler ve musoloni yenildiği halde Atatürk ve Öcalan dimdik fikirleriyle, örgütleriyle, müritleriyle ayaktadırlar. Bunun da sırrı Kemalistlerin kendi menfaatlerini müstevlilerin istekleriyle tevhit etmeleridir. Öcalan da kendi taleplerini Kemalistlerin bazı talepleriyle tevhit ederek ayakta kalmaya çalışmaktadır. Siyaseten de doğru olan budur.
Ama siyaseten doğru olan her zaman hukuka ve vicdana sığmayabilir bunu da Şükrü beyin veya Cevdet beyin anlaması zordur. Çünkü bu iş ihtisas işidir gazetecilik veya kimya işine benzemez.
Söylenecek çok şey var ve ölmesek söyleyeceğiz ve başkaları da söylemelidir, tartışmalıyız. Ama insanlığın sorunları hep aynıdır ve çözüm de beynimizde, kalbimizde, çabamızda gizlidir. Geniş bir gönül, tevazu, emek, sabır, metanet, ilim, vukuf, öngörü lazımdır.
Din tahrif olmuş, fıtrat bozulmuş, vicdanlar kararmış, doğru şehadet yapılmamakta, yalan doğruya baskın çıkmışken; çok çalışmamız ve tüm insanlarla omuz omuza dengeleri tersine çevirmemiz gerekir.
„Bazı şeyleri gözardı ettiği ve bilimsel çalışmadığından“ bahsediyor. Bu tamamen yanlış. Cevdet bey son senelerde yaşanan olgulardan, hayatımız da dönüp dolananlardan, tek taraflı faîlî meçhullar gibi verilerden haraketle tespitlerini yaparkan BİLİMSELLİK kılıfı aramak hem yanlış hem de samimiyet götrümiyor.
1) T.C. binlerce Kürd öldürürken Apocu hizmetçilerinin 2 subay ve/veya işkenceci polise yönelmemiş olmamanın bilimsellik neyi aranır ki ?
2) T.C. Kürd ülkesini yakıp yıkarken Apo ve hizmetçilerinin Enerjî hatlarına ve/veya Rafinerilere yönelmemiş olmanın bilimsel izahı ne olabilir ki ?
3)Kendi dışında ki Kürde kin, öfke ve düşmanlıkla yaklaşırken, ona saldırmıs, Kürd öldürmüşken, Kemalist-terörist kalemşörlerinin kılına dokunmamış olmanın bilimsel açıklamsı olabilirmi ki ?
„Ali“ bey, gizli-saklı Apocuların ve/veya Kürdistan Post’taki yarım apocuların düşüncesi anlayışında gibime geliyor. Sanki kekê Cevdet ve ben veya benim gibileri AKP’nin savunmasına girmişler de Ali ve benzerleri bize, onlarında diğerlerinden farklı olmadığını HATIRLATMALARI gerekiyormuş. Burada samimi olmadıkları gibi ciddi olmadıklarını da gösteriyor, gösteriyorlar diye düşünyorm. AKP’nin kim ve e olduğunu bilmeyecek kadar aptal olan bir kesim NASNAME de zaten yok. Dolaysıyla böyle bir not yersiz, ve yersiz olduğu kadar da „Ai“ beyin samimiyetini gösteriyor kanatindeyim.
5) Bir kere Apco taşaronlar neden sadece bir kaç senelik geçmişi olan hükümete karşı ayaktalar ama bu terörist devletin“koruyucusu, kollayıcısı“ olan Genelkurmay çetesine karşı ayakta değiller ? Amêd’de Erdoğan’a karşı yürüyenler Dr. Beşikçi’nin tabiri ile „ırkçı, katliamcı ve sömürgeci“ devetine ve o devleti ayakta tutan GENELKURMAY BAŞKANI denen ÇETENİN başına karşı yürümiyorlar ?
6)Kötülerin iyisi diye bir şey yokmu ?
7)Genarellerin ellinden gelirse AKP’yi bir hafta da uzaklaştırmak istemezler mi ? Bu gerçeklik bir şey ifade etmiyor mmu ?
Bu tespitlerden sonra yorumcu „Ali“ Bey’in son 6 paragrafındaki görslerini paylaştığımı yazabilirim.
"Şu anda yayında-ekranda olan ( Yeni süreç ve AKP ) başlıklı yazımdan da zikredildiği gibi veya mustetir olarak açıklandığı gibi;"
Bu cümlenize acarsaniz sevinirim. Hangi yayin, hangi ekran, hangi yazi ? Tesekürler!
Sevgili Eskalani; Allah sizden de razi olsun. Vakit’in hakkini veriyorum suphesiz, vermemek haksizlik olur. Biz vazifemizi yapiyoruz/yapacagiz vazife-i Illahiye’ye karismiyoruz/karismayacagiz.
Sevgili Ibrahim Serhat: Yorumunuz icin cok tesekkur. Bu kadar acik bir yoruma yorum ilave etmek istemiyorum. Elinize saglik.
Sevgili Sefik: Kurd olmak, Kurdler uzerinde oynanan oyunlari anlamayi gerektirir. Baskici Kemalist rejimle kenetlenmek mumkun olmadigi gibi onun gudumundeki derin-PKK ile de kenetlenmek mumkun gorunmuyor. PKK’nin pozisyonunu ve Kurdlere maliyetini bir daha gozden gecirmenizi tavsiye ederim. Bir orgut dusununuz ki son _yaklasik_30 sene icinde “Bagimsiz Kurdistan” sloganiyla ortaya cikip “Demokratik cumhuriyet” sloganiyla noktaladi. 30-40 bin insan bunun icin mi hayatini verdi? 3-4 milyon insan bunun icin mi yurdunu terkedip multeci oldu? Yakilip yikilan binlerce koyumuzun karsiligi nedir? Kisacasi, bir orgut dusununuz ki hemen hemen butun icraatlari Kurdlerin zararina. Hayatini kaybeden 30-40 bin kisi yerine sadece 1000 kisi silahsiz mucadeleye, sivil itaatsizlige girisseydi simdiki kazanimlardan daha fazla karimiz olurdu, hic olmasa bile, 1000 kisi hayatini kaybetse bile 29-39 bin Kurd hayatta kalmis olacakti. Calismayan bir yontemde israr ya cahillikten ya ihanetten kaynaklanir. Derin-PKK’nin tavrini hangi secenege girer ona siz karar veriniz.
Sevgili Murat: Derin devletin gudumundeki medya bu tur yazilara yer vermez.
Sevgili B. Rênas, desteginiz ve yorumlariniz icin tesekkurler.
Sevgili Resul; Yalcin Kucuk’un icraatlari onun TSK ajani oldugunu gosteriyor; ek bir delile gerek birakmiyor. Bir misal vereyim; bir ogretmenin gercek bir ogretmen olduguna nasil karar veririz? Gorevini muntazamen ifa ediyorsa, isini aksatmiyorsa onun ogretmen oldugunu anliyoruz. Hicbirimiz "Falan kisinin maas bordrosunu gordum, devletle mukavelesini gordum, o ogretmendir" demiyor. Yalcin Kucuk'un ifa ettigi gorev ortada, onun icraatlarinin onda birini baska birisi yapsa, mesela DTP'li bir milletvekili yapsa hapse atilirdi, Kucuk'e masaAllah hicbir sey olmuyor. DTP'liler Ocalan'a "Sayin" dedikleri icin yargi kiskacindalar, Kucuk ise "Sayin"in yaninda "Dostum, kardesim" diyor, yargidan ses yok. Ocalan’i kampta ziyaret ediyor, bir takibat yok. Yani Kucuk'un cikip, "Evet ben ajanim" demesini mi bekliyoruz? Veya TSK'nin "Evet, Kucuk bizim ajanimizdir" demesini mi? Dogu Perincek de dokunulmazdi, saniyorum Ocalan’in sevgili dostu ve sirdasi Yalcin Kucuk’e de dokunulacak, uygun bir zaman bekleniyor herhalde.
Sevgili Ali (Sitki Zilan): samimiyetimden, imanimdan, insanlik sevgimden suphe duymamanizi samimiyetinize ve iyiliginize veriyorum. Tesekkur ediyorum. Bazi seyleri hepimiz gozardi ediyoruz, edebiliriz ama bu konularda, bu tur makalelerde “Bilimsellik nasil olur?” sorusuna bir aciklik getirmenizi istiyorum. Hasbelkader bilim adamiyim, kimya alaninda bilimsel calismalar/deneyler yapiyorum, bulgularimi bilimsel olarak yazip makalelerimi uluslararasi ciddi bilim dergilerinde yayinliyorum; baska bilim adamlarinin yazdigi bilimsel makalelere hakemlik yapiyorum… Bunu ukalalik olsun diye soylemiyorum, sunun icin soyluyorum: bilimselligin ne oldugunu azbucuk biliyorum. Toplumsal olaylari kiyasliyoruz, sahislarin tavirlarindan cikarimlarda bulunuyoruz. Arti, kimyada takip edilmesi gereken “Bilimsel calisma” bir sosyal bilimlerdekinden farkli olur, takip edilecek yontemlerde farkliliklar olur. Yazdiklarimda gercek disi ifadeler, iftira var mi? Hayir. Yazdiklarimda abartma var mi? Sanmiyorum. Olaylari analiz ediyorum, bazen buyuk resmi kucuk parcalara ayirarak parcalar arasindaki iliskiyi, bazen de kucuk parcalari birlestirip buyuk fotografi gormeye ve gostermeye calisiyorum.
Yorumunuzdaki bircok konuya katiliyorum. Devletin Kurdler aleyhindeki faaliyetlerini gostermekle herseyi devlet uzerine yikmiyoruz, devleti butun butun masum da gormuyoruz, gunahin en buyugu devletin olduguna inaniyoruz; arti, Ocalan gibi icimizdeki devletle ortaklasa calisanlari da ifsa etmeye calisiyoruz.
“Bunun da sırrı Kemalistlerin kendi menfaatlerini müstevlilerin (isgalcilerin, CA) istekleriyle tevhit etmeleridir (birlestirmeleridir, CA). Öcalan da kendi taleplerini Kemalistlerin bazı talepleriyle tevhit ederek ayakta kalmaya çalışmaktadır” diyorsunuz ve “Siyaseten de doğru olan budur” dedikten sonra “Ama siyaseten doğru olan her zaman hukuka ve vicdana sığmayabilir bunu da Şükrü beyin veya Cevdet beyin anlaması zordur. Çünkü bu iş ihtisas işidir gazetecilik veya kimya işine benzemez.”
Kemalizmle Apoizmin birbirinden beslendigini israrla vurguluyoruz; biri olmadan digerinin varligini idame etmesinin mumkun olmadigini soyluyoruz. Yani, yukaridaki ilk iki cumlede ozetlediginizi daha acik bir sekilde ifade ediyoruz. “Siyaseten de doğru olan budur; ama siyaseten doğru olan her zaman hukuka ve vicdana sığmayabilir” derken Ocalan’in Kurdlerin kani uzerine insaa edilmis kirli siyasetini onaylar gibi bir ima goruyorum (yaniliyorumdur insaAllah). Destekleme imasini “bunu da Şükrü beyin veya Cevdet beyin anlaması zordur. Çünkü bu iş ihtisas işidir gazetecilik veya kimya işine benzemez” ifadelerinizden cikariyorum. Bir siyaset, yontem, metod, her ne dersek diyelim, hukuka ve vicdana sigmiyorsa o siyaset veya yontem reddedilir. Biz bunu soyluyoruz, bunu soylemeye devam ediyoruz. Bu is gazetecilik ve kimya isine benzemiyorsa, avukatlik mesleginizle bizim anlayacagimiz sekilde izah ederseniz cok seviniriz.
Son iki paragrafiniza katiliyorum.
Gorebildigim kadariyla derin-Hizbullah ve derin-PKK’nin cinayetlerini, kirli iliskilerini islememiz sizi rahatsiz ediyor; boyle yapmamizin Kurdleri kusturecegine inaniyorsunuz. Gecmise bir sunger cekmemiz, gelecege bakmamiz gerektigine inaniyorsunuz. Bunun bir diger ifadesi, “Pisliklerimizi halinin altina surelim”dir herhalde. Gecmisimizle yuzlesmeden, gecmisteki hatalari duzeltmede saglikli bir gelecek insa edemeyiz. Cunku saglam bir gelecek saglam insanlar ve fikirler uzerine insa edilebilir; curuk direkler uzerine hicbir gelecek insa edilemez. Derin-Hizbullah’in domuz bagli cinayetlerini, Ocalan ve avanesinin Kurdler aleyhindeki kirli ve isbirlikci siyasetini gormemezlikten gelerek Kurdlere iyilik yapamayiz. Hele isledikleri cinayetlerden pismanlik duymak yerine piskin piskin savunuyorlarsa ve biz de gormemezlikten geliyorsak, onlarin cinayetlerine ortak olmus oluruz. Meseleye boyle yaklasiyorum.
Bircok konuda hemfikir olmakla beraber bazi konularda size katilmiyorum. Derin-Hizbullah (1990’lardan sonraki eli silahli, cinayet makinesi gibi calisan orgutu kasdediyorum, 1990 oncesi sivil toplum orgutunu degil) ve derin-PKK’nin (Kemalist rejimle isbirligi icinde olan lider tabakasini kasdediyorum, saf duygularla bu harekete katilan ve hayatini kaybeden insanlari degil) cinayetlerini isleyecegiz. Hizbullah cinayet islemis ise, haksiz yere masumlari katletmisse o canidir, katildir ve bunun hesabini vermelidir. Ayni sekilde PKK cinayet islemis ise bunun hesabini sorabilmeliyiz. “Bizim katilimiz iyidir” mantigi ile hareket edemeyiz. Pisliklerimizi hali altina supurerek bir yere varamayiz. Hakikatleri ortaya doktukten sonra Kurd halkini hakem yapacagiz. Kim hakli kim haksiz varsin onlar karar versin. Bir kisinin arkasindan milyonlarin varligi o kisinin hakliligini gostermez; dokunulmazligini hic gostermez. Bir de meseleye irki yonden bakiyorsunuz; AK Parti ve Fethullah Gulen’i Kurdistan’dan sokup atmaktan bahsediyorsunuz. Bunu neye dayanarak yapiyorsunuz? Onlar Turk diye mi, haksiz diye mi? Irklarindan dolayiysa irkcilik damarinizi Kur’ani merhemle, Ustad Bediuzzaman’in receteleriyle tedavi etmelisiniz; yok mesele hak-haksizlik ise o zaman AK Parti ve Fethullah Gulen’a reva gordugunuz elestirileri neden derin-Hizbullah ve derin-PKK’dan esirgiyorsunuz? Unutma sevgili kardesim; kendi, anne babamizin aleyhinde dahi olsa adaletten ve dogruluktan ayrilmamaliyiz. Kur’ani yontemdir bu.
Sevgili Hêjar; Saniyorum kendisi bir cevap verecektir ama Sitki Bey kendi yazisini kasdediyor.
Kürtler ise kadim bir toprağa, zengin bir kültüre, muazzam bir nüfusa sahip olarak asimle olmadılar ve fethullah Hoca, AKP ve diğerleri kemalistlerin Kürdleri asimle etme irade ve isteklerini fazla önemsemeden hatta kısmen destekleyerek yol aldıklarından bizim açımzıdan insanlık ve dindarlık temelindeki karedşliğimiz devam etmekle beraber kendimiz ile onlar arasına bir mesafe koymak durumundayız. maslahatımız, hukukumuz bunu gerektirir.
Aslında bir dile düşmanlık abestir ve gayri insani bir durumdur ama Türkçe örneğinde Kürd dilini öldüren, yok eden bir dil ile sorun yaşamak, bu dilin Kürdlerin dilini yok etmesini önlemeye matuf tedbirler almak ırkçılık değil, bilakis meşru müdafaadır.
Bizim Kürçenin bu aşmada Kürd çocukları için ve Kürdistan'da seçmeli ders olması yönündeki asgari talebimiz bile ne AKP ne de Fethullah Hoca cemaati tarafından desteklenmemektedir. Malumunuz hürmetler karşılıklıdır. Uslubumda tahkir, tazyif veya kardeşlik hukukuna ters bir şey yok ama kardeşlerimizden hakkımızı istememiz de İslamidir. İslam hak arama yolunu kapatırsa veya biz öyle algılarsak ki sorun burdadır. İnsanlarımzı başka seçeneklere başvurur veya bu seçenekeleri başkaları oluşturur. Bendenizin PKK ve Hizbullah İlim gurubu hakkındaki ayzıları her iki kesimin de , kamuoyunun da malumudur. Kemalist Dönüşüm Projesi ve PKK isimli çalışmamızı okunmanızı tavsiye ederim.
Tarih ibret almak içindir. Dönde kalan da tarihtir. Araplar Kürdistan'ı işgal etti, Moğullar işgal etti, Türkler işgal etti, İngilizler işgal etti ama bugün hiçbiriyle husumetimiz yok, çünkü geçmiş neisllerin vebalini bugünkü nesillere yükleyemeyiz. Biz de Türk devleti ile ( Osmanlı ) beraber Ermenilere azap yaşattık, Ermeniler de bize. Ama bugün için Kürdista^n'ın burada yaşayan veya gelip yerleşecek olanlar için bir barış adası olamsını istiyoruz. İlle de savaşalım değil, AB fomülü gibi komşularımızla birlik kuralım ama varlığımız ve toprağımız tanınsın, siyasi iktidarımız hürmet görsün federe olarak, federal olarak veya bağımsız olarak fark etmez. Hatta Öcalan veya başkaları demokratik cumhuriyet diyor, anayasal vatandaşlık diyor ama hiçbiri kabul görmuyor.
PKK ile Hizbullah'ın cinayetlerine gelince; cinayetleri işleyenler ya bu örgütler eliyle öldürüldü, ya itirafçı oldu ya da cevaevlerindedirler. Bir kısmı da hala örgütlerinde etkindir. Otuz yıl önce, yirmi yıl önce doğan çocuklarımızın bu cinayetlerle alakası yok ama bu örgütleri bugün evirip çevirmektedirler , şükür ki iki örgüt de hem birbirleriyle hem de Kürd halkıyla ( kendileri de Kürd'dür. ) savaşmayı bıraktılar ve daha önce yaptıklarının yalnış olduğunu biliyor ama itiraf biraz zordur. Malumunuz İseviler papazın huzurunda herşeyi itiraf ederek rahatlarlari Müslüman ferteler ve toplumlar ise insanlardan gizleyerek ancak gizliden Allah'a yalvararak af dilerler. PKK ile Hizbullah'ın yaptığı budur.
Size ve Şükrü beye yönelik suçlamalar ise mizah babındandır. Anlamazsınız derken, anlatamazsınız, kavratamazsınız, mantıklarını değiştiremezsiniz demek sitiyorum. Keza, siyaseten doğru derken, doğru gibi geliyor demek sitiyorum, onlar açısından doğru gibi geliyor. Ama meşruluğunu savunmuyorum. Bu konularda gençelre yönelik yapıcı şeyler yazmalıyız, ayrıştırıcı şeyler zarar verir. Üçyüzbün alevi Yavuz tarafından öldürüldü ama hayat devam ediyor ve bugün Sünnilerle - Aleviler kardeşçe yaşamak zorundadır, ama Yavuz'u suçlarız, bugünkü sünniyi yavuz gibi göremeyiz. PKK de öyle olacak, Hizbullah da. Ülkücülerin geçmişi çok mu temiz ama Bahçeliyi bu noktada dirayetli görüyorum, Muhsin yazıcıoğlu da akıllanmış gibi. Solcular da öyledir. Ama Nurcular bir tanedir ( Akbay da Nurcu, duyurulur ) gerçekten fitneye bulaşmadılar ve kardeş kanına girmediler bu da Risalelelrin ve Üstad'ın bereketidir. Fethullah Hoca da, AKP de halimliğini Nurlara borçludur. Ama eksik nurlandıklarından bazı yanlışları vardır. Allah tamamen bizi ve tüm insanları Nur'a aydınlığa kavuştursun. Barış olsun, kardeşlik olsun. Affedici olalım. Peygamberin Hind'i, Vahşi'yi affettiği gibi biz de PKK'yı , Öcalan'ı, Hizbullahçı kardeşlerimizi, hatta tevbe etmek şartıyla Ergenekon'u bile affetmeliyiz. ben kendi adıma aftan, barıştan yanayım.
Hatalı ve günahkar kardeşiniz.
Muhterem kardesim; emin olunuz bu gunahkar kardesinin de tek derdi bu kirli savasin bir an once durmasi.
Biz ancak bize yapilani affedebiliriz, zulum bana yapilsa affederim, ama umumun hakkini da savunmak ustumuze vazife, umum adina katilleri affedemeyiz; belki affedici olmalarini isteyebiliriz (toplumsal barisin tesisi icin).
Izahat icin tekrar tesekkur ederim. "Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yok" ama bazen cikislarimiz, hakikati sorgulamamiz husumet gibi algilaniyor. Kimseye husumetimiz yok. Ustad Bediuzzaman gibi gunahlara karsiyiz, gunahkarlari gormeyiz ama bazen gunahkar ile gunah bir vucut olunca ikisi biririne karisiyor, mecburen gunah ile gunahkari beraber ele aliyoruz.
muhabbetle
Cevdet Hoca söylermisin türkçe olimpiyatlarını kimler düzenliyor, Bütün eğitim kurumlarıyla islama hizmetten çok türkçülüğü onlar kadar kim yayıyor?
Öyle bir asimilasyon sistemleri varki neredeyse kişinin kendini kürd olarak belirtmesi bile islam dışı gösterilmeye çalışıldı şimdiye kadar.
İslamın temeli adalettir ama bunlarda sözkonusu kürd olunca yaklaşım tarzı asimilasyondur.
Ben bütün siyasal kurumlardan çok Gülen cemaatinin Kurdistandaki avtivitelerini en büyük tehdit olrak görüyorum. Devlet de batıda onlara karşı Kurdistan da onların destekçisidir. Kendi kurumlarıyla yapamadıklarını Cemaatin kurumlarıyla elde etmektedirler. Çünkü devlet okula kadar gider cemaat ise evin içine kadar.
Siddet karsiti olan hareketlere dokundurma adetim yoktur. Derin-PKK'yi elestirdigim halde Imrali'nin gudumunde olsa dahi DTP'nin varligini destekliyorum. 1990'larda eline silah alip cinayet isleyen derin-Hizbullah'i elestirdigim halde 90 oncesi Hizbullah'in faaliyetlerini destekliyorum. Siddete bulasan cemaat, orgut vs El Kaide veya Hizbullah gibi dini de olsa PKK gibi din karsiti da olsa karsiyim. Kokenine, rengine, dinine, mezhebine bakmiyorum.
Fethullah Gulen "KUrdleri asimile" etmekle suclaniyor. Ben sahsen bunun somut bir delilini goremiyorum. STV'deki bazi yayinlar "Genelkurmay'in Toplumu Bicimlendirme Plani"na gore dizayn edilmis gibi geliyor bana ama gazete ve dergileri cok cesur cikislar yapiyor. Taraf'i destekleyen, yayinlariyla Taraf'a taraf olanlarin basinda Zaman geliyor.
Turkce Olimpiyatlar duzenlemek kabahat degil bana gore. Biz kalkip Kurdce Olimpiyatlar duzenledik de Fethullah Gulen karsi cikmis ise o zaman haklisiniz. Egitim yoluyla hizmet ediyor. GUney Kurdistan'da birkac okulu varmis; yeni bir universite acmis. Kurdce, Ingilizce ve Turkce'de egitim veriyormus. Keske gucumuz olsa biz de acabilsek. Simdi guzel egitim kurumlarini oralara goturerek kotuluk mu yapiyor? Kisacasi, Gulen'in Kurdistan'daki aktivitelerini oyle sanildigi gibi zararli falan gormuyorum. Genclerimizin kaliteli egitim almasina vesile oluyorsa ben ancak "Allah razi olsun" diyebiliyorum. Elestiren varsa, onu da saygiyla karsiliyorum.
Yarin Amerikalilar gidip Guney Kurdistan'da kaliteli universiteler acsalar onlara da tesekkur ederim. Muhim olan Kurd genclerimizin iyi egitim almasi. "Asimilasyon ediyorlar" korkulari bizim dindar kesimin "AB'ye girersek bizi Hiristiyan yapacaklar" kuru korkusunu andiriyor. Unutmayalim, egitimli insanlar kolay kolay asimile olmaz, asimile olmaya en yatkin insanlar cahillerdir.
Mesela Cizredeki yurtları olaylı zamanlarda özel harekatın koruması altında.
Ayrıca iş korkuları aştı birebir aramızda sağda solda örneklerini görüyoruz Sn Akbay belki siz ordan pek göremiyorsunuz.
Şunuda söyleyeyim dünyann diğer ülkelerindeki okullarında o ülkenin marşı okutulur ama Güney Kurdistan daki cemaatin okullarında Kürd marşı okutulmuyor.
Ayrıca diyorsunuzki şunu bunu yaptıkta Fethullah Gülen karşımı çıktı? Peki sorarım Sn Akbay Kendisi cemaatin önderi ve geniş bir toplum üzerinde etkin biri olarak bügüne kadar kanayan yarayı tedavi amaçlı tek bir söz bile söyledimi? Söylediysede resmi devlet söyleminin dışına çıktımı?
Madem islamiyim veya islam adaletinden yanayım diyorsun o zaman benim hak olan taleplerimi neden görmezlikten geliyorsun veya başka metodlarla ortadan kaldırmaya çalışıyorsun.
Bir hadiste "insan islam fıtratı üzerine doğar sonra anne babası onu hıristyan veya yahudi yapar" (hadis eksik olabilir) Şimdi bu durumdada Kürd ve islam fıtratı üzerine doğan bir çocuk cemaatin okullarında müslüman bir türk haline getirilir.
Dediğiniz gibi eğitimli insanları asimile etmek zordur fakat onlar tarafından eğitiliyorsan asimile olmaktan başka çaren yoktur.
sene Fettulahçı takıl ... Onlar seni Dolar milyoneri yapar .
Nasıl kulağa hoş geliyor değil mi ?.
Nasreddin hocamızın dediği gibi :
--- Peşin parayı duymak herkesin hoşuna gider:-)
kendine göre iyi bir analiz ve strateji belirlemiş ve ABD'nin kendisine tanıdığı haklar icerisinde gayet rahat ve beyninden geçeni Kürd halkına yansıtma misyonunu üstlenirken!
Unutulan bir gerçek var..
Siz Kürdistandaki CENNET ve CEHENNEMİ fiziksel yaşamadığınız için,
yaz kalemim yaz ve Kürdler beni dinlesin deme Lüksünü yaşamaktasınız ve yaşamanızdan rahatsız olanda yok?DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR meselesini bilirmisiniz,
bilemezsiniz?
KÜRDİSTANIN DÖRT TOPRAKLARINDA ''KÜRDÜ YAŞATMAK İÇİN NE YAPMALI''MÜCADELESİ VERİLİRKEN,
SİYASİ OLUŞUMLARI UNUTUP BİR YERLERE VURMAK ucuz bir POLİTİKADIR.
abdullah öcalanı günahım kadar değer vermem?
Ancak bir KÜRD FOTOĞRAFI dünyaya yansıtırken,
Siz,
ben veya Kürd halkı adına ŞOW yapanlar, SAVAŞ alanı olan KÜRDİSTAN topraklarında NEDEN uzakta olup KAHRAMAN olma peşindeler.
KÜRDİSTAN TOPRAKLARINDA yaşamak ve yaşatmak !
RİSKİNİ,
SANAL DÜNYA zanneden!
BEYLER..
ÖCALAN,
KÜRDİSTANI ŞAM'DAN idare etti ve NE ilginç!
KÜRDÜ ve CEGERHUN'U katleden KÜRD düşmanı bir ülkeden.
TEK kelime KÜRDÇE bilmeden.
BEYLER! KÜRDE AKIL vermeyi bırakın da,
KÜRD nasıl kendini kurtarır mücadelesine kafa yorun ki,size hak verelim.
TSK,
kuzey KÜRDİSTANA girmeye çalışırken ve herkes kendi şahsi hesabının derdindeyken NASNAME editörü şükrü gülmüş Kürd aydınlarına,
kendi sitesinde bir mesaj verdi ve hiç bir Kürd bunu anlayamadı.
Gülmüş'ün çok basit ama çok etkili olabileceği mesajı''TSK nin TANKLARI Haburu geçebilmesi için,
çok değil bir kaç KÜRD aydınlarının BEDENLERİNİ çiğnemsi gerekirdi ve asla TANKLAR,
bir kaç KÜRD AYDINLARINın bedenlerini çiğneyecek kadar özel bir Stratejiydi ve
TANKI ÖNE SÜRÜP ve EMİR veren olamazdı.
''DÜNYA bu FOTOĞRAFI NET GÖRÜR!buna SOY ve AYDIN kırımı olarak''TARİH sayfalarında,
KÜRDÜ yok etme seneryosu olarak yazardı.
Dinleyen olmadı..
Sonuç olarak,bazı dostlara:Kürdistandaki acıları,korkuyu ve yaşam tarzını yaşamayanlara bir ricamız?
KÜRDİSTAN ve KÜRD HALKINI Bilisel bir gözle masaya yatırın ve objektif olun.
Saygı ve sevgilerimle KÜRDÜ selamlarım..
Tavsiyenizi tam alamadim. ABD’nin bana tanidigi haklarimi kullanmamayi mi oneriyorsunuz; yoksa derin devlet’in tetikciligine soyunan derin-PKK ve iradesini Genelkurmay’a teslim etmis olan Ocalan’i elestirmemden rahatsizliginizi dile getirmeye mi calisiyorsunuz?
Benim Kurdistan’daki Cennet ve Cehennem’i yasamadigimi nereden biliyorsunuz? Sizin gercekten Kurdistan’da yasadiginizdan ve orada Cehennem’i yasadiginizdan nasil emin olabilirim?
Ikimiz de sanal alemde yaziyoruz... Bir farkla... Ben gercek ismimle yaziyorum, yerim-yurdum belli, adresim, telefon numaram belli; siz ise uyduruk isimleri kendinize siper edip atip tutuyorsunuz. Bu durumda riske giren ben miyim siz misiniz? ABD’de islerin ters yuz olmasi durumunda Cehennemi yasayacak olan ben miyim, siz mi?
Derin-PKK ve Ocalan’i elestirirken Kurdlerin menfaatini dusundugumuzdendir; amacimiz sov yapmak olsaydi simdi yaptigimizdan daha risksiz sahneler var suphesiz.
Ocalan’i neden elestiriyoruz? On binlerce Kurdu daglara cekip telef ederken kendisi daga ayak bile basmamistir. O zaman Sam’da Esad’in kanatlari ve sagladigi guvenlik icinde saraylarda krallar gibi yasiyordu, simdi Genelkurmay’in kanatlari altinda krallar gibi yasiyor. Sovu kim yapiyor, Nasname mi Ocalan ve siz mi?
Kimden akil alacagiz? Iradesini Genelkurmay’a teslim eden, binlerce Kurd gencini Genelkurmay’daki efendilerine kurban olarak sunanlardan mi?
“Bu isi bitirirsem beni bitirirler” diyen kim? Bu cumlenin manasini biliyor musunuz? “Isleri ben yonetmiyorum, ben bir kuklayim”in biraz daha nazikcesidir. Iradeniz Ocalan’in cebinde oldugu icin bunu goremiyorsunuz tabi. “Is”ten kasdi nedir? Kirli savas... “Beni bitirmesinler de varsinlar kirli savasa, Kurd kani dokmeye devam etsinler” demeye getiriyor.
Bacak arasindaki kasintiyi bahane ederek ortaligi velveleye verecek kadar kendini dusunen, bencil biri, akan Kurdlerin kani karsisinda soguk kanli ve vurdum duymaz! Lider dedigin boyle mi olur? Turklerden, hatta kucuk iken kafalarini kopardigi kuslardan ozur diledigi halde bir kerecik dahi olsun katlettigi Kurdlerden ozur dilemis midir?
Bunlari dusunebilmek icin ozgur iradeye sahip olmak gerekir sevgili Agir Abad. Iradeniz Ocalan’in, onun da iradesi Genelkurmay’in cebindeyken Kurdlere bir faydaniz olamaz. Sizden bir istegimiz yok, golge etmeyin yeter.
Selam ve muhabbetle
„ Sıtkı „ beyin burada (bu sayfada) sergilediği tavır ve tespitlerini beğenmediğimi, bunları gelecekte tekrarlamayacağını umar, bekliyor, selamlarımı gönderiyor, başarılar diliyorum.
Sizin yorumunuz da oldukca dusundurucu ve detayli... Fakat benim "Sokak Gösterileri, Genç Subaylar ve “İmralı Kralı Çıplak!” baslikli yazimla Fethullah Gulen ve cemaati (tarikati degil) nasil bir bag kurdunuz, cok merak ettim. Halbuki yazimda bir kere dahi olsun Fethullah Gulen'in bahsi gecmiyor. Bir turlu bitirilmeyen, bitirilmek istenmeyen bu kirli savasin iki tarafinda bulunan derin-TSK ve derin-PKK arasindaki iliskileri de tahlil etmenizi cok isterim.
Selam ve muhabbetle
Aslında biliniyor.
Aslında bu tartışma biçimi bize bir şey söylüyor.
Biz hala söyleyeceklerimizden çok da önemliyiz.!!
Konuşan biziz,tartışmanın konu ekseni değil.!!
biz eksenden daha önemliyiz.''
Oysa bilim üreten ülkelerde bu disiplin çok önemlidir.Bu disiplini sahiplenmeden uzmanlaşma olmaz.Kelimenin en geniş anlamıyla o konuda bilgi üretimi olmaz.
Elbette her şey herşeyle alakalıdır.Ama bu alaka keyfiyet kaldırmaz.Bağlam ister.Kendi nesnesiyle nedensellik illiyeti ister.
Her kelime kendini tanır.Her nesne her kelimeyi destursuz kabul etmez.
ve siz her konunun içinde istediğiniz gezintiye çıkamazsınız.
Düşünce bunu kabul etmez.
Bırakın bir konuda derinleşsin düşünceleriniz.
Çok önemliyse, çok önemsiyorsanız başka başlıklar altında bu önemli aidiyet bağlarının altını çizersiniz.
Ben pek çok konu da sevgili Cevdet gibi düşünmüyorum.Benim gelecek tasarımım da dine yer yok.Ama sevgili cevdetin analizi bugüne dairdir ve dünyevidir.
Bu analize katkı yapalım.
bu analizi derinleştirelim.Ne de olsa hesaplaşmaya!! fırsatımız olacak.Çünkü dünya dönüyor.
burada tartışılıyor ,özellikle
Cevdet Bey Hocamız konuyu bazen gündeme sokuyor.Şu Fethullah Hoca meselesi...Ben şahsen o hareketi az buçuk bilen bir insanım.O cemaatten görüştüğüm dostlarım var.Vaktin elverdiği bir zamanda bu konudaki mülahazalarımı sizlerle paylaşmayı deneyeceğim,ancak şimdilik şu kadarını söylemeliyim ki Kürtlerin bu zaten okullaşma çabalarını dünyanın dört kçşesine yaymayı hedeflemsi çerçevesinde Kürdistanı2da es geçmemesi zararlı değil faydalıdır Kürtler bakımından.Komik gelecek belki ama,bu Zat Hem güney Hem Kuzey Kürdistan'ı okullaşma planlarının dışında bir şekilde tutmuş olsaydı o zamanda arkadaşlarımız bu tavrını Kürtlere olan husumetine karine olarak gösterirlerdi.Arkadaşlar,varsın Kürtleri dejenere etmeye niyetlenen her kes,her unsur gelsin çocuklarımıza eğitim hizmeti versin...Devlet tüm devasa psikolojik propaganda aygıtlarının yedeğinde okulların yüzde doksan dokuzunu elinde tutmuyor mu?Ve bizim çocuklarımız bu okullarda okumuyor mu?Dejenere programlarının şahı bu okulların resmi müfredatı değil mi?Haa,bazıları Fethulllah Harekatı dini değerleri sos yaparak yaklaşıyor diyebilir.Varsın olsun bu artıdır bizim için eksi değil,dinini iyi öğrenen her Kürt genci (gerçi bu okullarda ne tür dini aşılama var o da ayrı mesele)evet dindarca yetişen her Kürt genci şerefsizce bir yaşamın müslüman Kürde göre olamayacağını da er geç kavrayacaktır.
Fethullah gülen'le ilgili başka bir değerlendirmem de şu şekilde:Bilmem Cevdet Hocam katılırlar mı?
Bu zat Türkiyedeki İslami hareketlerin,islami oluşumların gazını almak konusunda önemli bir rol oynuyor.İslamcıların bu sistemli kapsamlı ve nihai bir hesaplaşmaya niyetlenmelerinin önüne büyük ve aşılması güç barikatlar kuruyor.evvela islamcıları en zayıf yerlerinden yakalyıp çevresine katıyor,sonra onların enerjisisni dışarı doğru boşaltıyor.Bilmem hangi islami olmayan ülkede okullar açarak buraya Türkiyede hizmet üretmesi gereken kadro ve paralar yönlendiriyor.Orada ürün veren bir islami tebliğin yürütüldüğünü kimse söyleymez .en babasından türki cumhuriyetlerde o okullardan mezun kız ve erkeklerin türkiyedeki üniversitelerinde boy göstermelerini örneklendirecek olursak,bu çabaların pek hayırlı neticeler veren çabalar olmadığını söyleyebiliirz.O okullardan gelen kız çocukların cinsel serbestiyet noktasında hiç te aidiyetini taşıdıkları kültürden sıyrılmış bir hal üzere tutumlara sahip olduğunu kimse söylemiyor.Şahsen çok kere üniversite sıralarındaki bazı gençlerimize merakımdan sual ettim,gerek türki cumhuriyetlerde gerekse başka ülkelerdeki Fethullah Hoca hareketinin kontrolünde bulunan okulllardan mezun olup gelmiş çocukların en ufak bir islami ahlak ve terbiye nosyonu taşıdıkları söylenemez.O halde bu dert ne Fethullah Hocada?Kendi İnanç dünyası doğrultusunda kendi ülkesini değil başka coğrafyaları pilot bölge ilan ederek öncü kuvvetlerini sibiryaya pantegonyaya sevk eden bu Zatın hayalinde neler var tam olarak bilmek te kolay değil.Yani kısaca fethullah Hoca günümüzde önemli, bir fenomen ama Kürtlerin buna veya hareketine çok takılmaması gerekir.Şayet Kürdi ve Kürdistani değerlere savaş açmada faşist,kemalist,şoven seculer cepheyi tahkim etmek gibi bir emel peşinde koşarak tercihini ortaya koyarsa kesinlikle cürmü kadar yer yakar,hepsi bu.iyi okutmaya çalışacağı çocuklarımızda ona yar olmaz,bize kar kalır.Birçok örnek gördüğüm için bu kanaati taşıyorum,bir sürü tekil örnek vermek için lafı uzatmak istemem.Zaten Sunnetullah ta böyl birşeydir;Fethullah Hoca bir Kürt Alimin (Bediuzzaman) kaynaklarından beslenerek harekete geçti ve O Büyük Alimin mensup olduğu mazlum kavmin dertlerine bigane kalmayı,hassasiyetlerine gözünü kulağını kapamayı tercih etmişse,bilesinizki okullarında okuyan Kürt evlatları O'na da aynı kaderi yaşatacaktır,bundan hiç şüpheniz olmasın.
Guzel yorumun icin tesekkur ediyorum.
Kurdler olarak biraz global, genic dusunmek zorundayiz. Cocuklarimizin, genclerimizin faydasina olan seyleri (secici olmak sartiyla elbet) elimizin tersiyle itmemeliyiz. Sizin de dediginiz gibi, simdiki egitim sistemi, Kurdleri asimile eden Kemalist rejim tarafindan sevk ve idare ediliyor; buna itiraz etmeyip Fethullah Gulen Hareketi'nin egitim atilimlarini zararli gormek cok dusundurucudur. Istememek hakkimiz ama Kemalist rejimin egitims isteminden cok isadamlarinin actigi okullardaki egitimi (ki onlar da ayni mufredati uyguluyor) asimile amacli gormek bana fazla inandirici gelmiyor. Resmi sistemden farklari, egitim kadrosu cocuklarla daha yakindan ilgileniyorlar.
Fethullah Gulen'in okullarina en buyuk tepki, sekuler (CHP zihniyetinin Kurd versiyonu) veya Islam Dini'ne mesafeli duran Kurdler'den geliyor. Onlar saniyorlar ki bu okullar Medrese, orada Kur'an ve hadis ogretiliyor, fikih ve Islam tarihi ogretiliyor. Bu acidan sekuler okullardan hicbir farkini goremiyorum, ki yoktur da. Tek farki, bir onceki paragrafta da degindigim gibi, daha iyi egitim veriyorlar, cocuklarla bire bir ilgileniyorlar. Yani ogretmenler ogrencilere gereginden fazla bile zaman harciyorlar (iyi de ediyorlar). Bu bir fedakarliktir ve bu fedakarligi kimse yapmaz. Dolayisiyla sekuler Kurdlerin tedirginliginin mantiki bir gerekcesini goremiyorum.
Devletin okullarina kiyasla Fethullah Hoca’nin tesfikiyle fedakar isadamlari (ki aralarinda sayilari azimsanmayacak kadar cok olan Kurd isadamlari da vardir saniyorum) tarafindan acilan okullarinin Kurd evlatlarina daha faydali oldugu kanaatindeyim. Bu okullari birer baris kopruleri olarak goruyorum. Turkiye’nin iki buyuk irkina mensup olan Kurdleri ve Turkleri birbiriyle kaynasmasi, dostluk koprulerinin kurulmasi saglaniyor bu vesile ile. Haydi bir vurdulara kirdilara bir sekilde alisigiz, cocuklarimizin salt Kurd olduklari icin asagilandigi, horlandigi, psikolojilerinin altust oldugu, fiziki zorbaliklara maruz kaldigi, hatta kor kursunlara hedef secildigi bir ortam mi istiyoruz; yoksa diger irktan iyi inanlarla dostane yasadiklari, insan gibi muamele gordukleri, insan gibi yasadiklari bir ortam mi istiyoruz? Salt irkcilik on planda tutulur ve irkcilik damarlari oksanirsa birinci ortam yeserip yayginlasir; ikincisi yok olur. Biz buna engel olmaliyiz.
Her zaman dedigimi bir defa daha tekrarlamak zarar vermez herhalde: Bizler irkimizi siparis uzere secmedik, hic kimse irkini kendi oz iradesiyle secmedi. Ihtiyarimiz, irademiz disinda verilen irkimizdan dolayi bizi yargilamak kimsenin haddi ve hakki olmadigi gibi bizlerin de baskalarini salt irklarindan dolayi elestirme hakkimiz ve haddimiz yoktur. Elestirmek ve ovmek ancak ve ancak insanin icraatine (ameline) gore yapilir, yapilmalidir. “Iyi Kurd” “Kotu Turk” veya “Iyi Turk” “Kotu Turk” kavramlari yerine “Iyi insan – Kotu insan” kavramlarini yayginlastirmaliyiz. Cunku iyilik hicbir irkin tekelinde olmadigi gibi kotuluk de hicbir irkin kaderi degildir. Biz Kurdlerin iyileri oldugu gibi kotulerimiz, katillerimiz, canilerimiz de vardir. Ayni durum Turkler (ve diger irklar) icin de gecerlidir. Kurd diye canilerimizi, katillerimizi, irz dusmanlarimizi savunacak miyiz? Sadece Turk (Arap, Cerkez, Laz vs) diye iyi insanlari dislayacak miyiz? Hangi akla ve adalete gore? Suclu Kurdler yuzunden butun Kurdlerin dusman ilan edilmesi buyuk bir insafsizlik ve cinayet oldugu gibi cani Turkler yuzunden butun Turkleri ayni kefeye koyarak hepsini yargilamak ne akla ne de hukuka sigar.
Fethullah Gulen’e tepkilerin buyuk bir ekseriyeti saniyorum bu noktadan kaynaklaniyor. Cok iyi sartlarda olmasa da en azindan huzur icinde, insanca yasadigimiz sehirlerimize, koylerimize, daglarimiza gonderdikleri Ergenekon tipi cinayet sebekelerine mensup apoletli ve apoletsiz katillerinin cinayetlerini unutamiyoruz. Eskiden ihmal ettikleri halde (ki bu konuda kirginiz) simdi yardima gelen iyi insanlari da canilerle bir kefeye koyuyoruz. Onlara da kuskuyla bakiyoruz. Bazilarimiz hakli bu kuskudan ama bu tur suphecilikle fazla yol kattedemeyiz. Elinde silah olmayanlar eli silahli caniler kadar zararli olamaz.
“Bu zat Türkiyedeki İslami hareketlerin,islami oluşumların gazını almak konusunda önemli bir rol oynuyor” yorumunuza gelince... Olaya nasil baktigimiza bagli. Fethullah Gulen Hareketi, ABD’deki Martin Luther King hareketine benzer, yani siddet karsiti. Arti, icinde bulundugu sistemin hassasiyetlerini ve gucunu hesaba katarak hareket ediyor. Kendisine tabi olanlari sokaklara salip oldurtmek yerine onlari yasatmanin yollarini, carelerini ariyor. Cunku bir davanin basarisi, verdigi kurban sayisina gore degil, verdigi her kurban karisinda elde ettigi basariyla, kazanimla olculur.
25-30 senede 40-50 bin kisiyi feda eden, 3-4 milyonun yerinden yurdundan kovulmasina sebep olan, bunlardan bir cogunun buyuk sehirlerin gettolarinda perisan olmasina ve 4-5 bin koyun yerle bir edilmesine vesile olan, bunun karsiliginda “Ozgur Kurdistan” hedefini terkedip “Demokratik Cumhuriyet”te karar kilan bir davanin basarisindan soz edilebilir mi? Edenler cikabilir, ama ben bunu buyuk bir basarisizlik olarak goruyorum. Hele “Demokratik Cumhuriyet- Turk-Kurd kardesligi” sloganlari esliginde yuzlerce Kurd gencinin telef edilmesine devam edilmesini ihanet olarak goruyorum. Dunyanin hicbir yerine silahla, kanla, goz yasi dokturerek demokrasi gelmemistir; zorbalikla, terorle toplumlar arasinda baris tesis edilmemistir, edilemez de. Bunun aksini iddia eden ya gerceklerin farkinda degil ya da bile bile yalan soyluyor.
“İslamcıların bu sistemli kapsamlı ve nihai bir hesaplaşmaya niyetlenmelerinin önüne büyük ve aşılması güç barikatlar kuruyor. Evvela islamcıları en zayıf yerlerinden yakalyıp çevresine katıyor,sonra onların enerjisisni dışarı doğru boşaltıyor” diyorsunuz. Evvela, hesaplasmak icin maddi guce ve imkanlara sahip olmak gerekir; bunlar olmadan yola cikmak intihardir, intihar Islam inancina gore hos gorulmez. Dis saldirilar esnasinda dusmanin ustune, bile bile olume gitmek “Sehadet” mertebesini getirdigi gibi normal zamanlarda oldurulme ihtimali olan bir yolda, mevkide yurumek caiz gorulmez. Masum insanlarin bombalanarak veya domuz baglariyla katledilmesinin “Cihad,” kafasi karisik sozde liderlerin egolarini tatmin etmek icin kendilerine bir hic yere feda edenlerin “Sehit” olarak goruldugu bir ortamda, bircok meselenin saglikli tartisilmasi maalesef mumkun degildir.
Hem “Hesaplasmak” ille de yakip yikmakla, tahriple olmaz; tamir edip uygun hale getirmek daha evladir cunku tahripte zalimlerden cok mazlumlar zarar gorur, neticede kaybeden genelde mazlumlar olur. Arti, tahripte akildan cok duygular on planda olur, duygular ise gerceklere karsi genelde kordurler; bazen dostunu dusman, dusmanini dost gosterebiliyor. Tamir ise buyuk bir sabir ve kuvvetli bir sebat ister, herseyden once zaman ister. Cogumuz maalesef sabirsiz ve sebatsiz oldugumuz ve herseyin bir anda duzelmesini arzu ettigimiz icin yakip yikmaya daha egilimli oluruz. Bu da hep felaketlere yol acmis, aciyor, acmaya devam ediyor.
Turkiye’deki kisir donguden, Turkiye’deki egemenlerin dik kafalilik, vurdum duymazlik ve ukalaligindan dolayi barisin tesis edilmesinin zaman alacagini bilen Fethullah Gulen, globallesen, global koye donusen dunyaya acilarak seytani guclerin “Medeniyetlerin catismasi” oyununu, toplumlar arasinda sevgi duygularini serperek “Medeniyetlerin Kaynasmasi”ni saglamaya calisiyor. Ve bunda buyuk oranda basarili oldugunu da goruyoruz. “Biz Kurdler’den buna ne?” diyemeyiz lakin “Medeniyetlerin catismasi” hengaminda ayaklar altinda en cok ezilen biz olacagiz cunku ne bir devletimiz ne bir silahli gucumuz var, unutmayalim. Onun icin “Medeniyetlerin Kaynasmasi” herkesten cok biz Kurdlerin faydasinadir. Eger bu duygu Turkiy’deki yoneticilerde hakim olsaydi Irak’ta bir Kurdistan’in kurulmasina engel olurlar miydi? Kesinlikle hayir.
“Bilmem hangi islami olmayan ülkede okullar açarak buraya Türkiyede hizmet üretmesi gereken kadro ve paralar yönlendiriyor” ama o okullarda yetisen cocuklar biz Kurdlerin de icinde yasadigimiz Turkiye’ye muhabbet besliyorlar. Sadece Turkiye’ye degil, okullarin oldugu butun ulkelerin cocuklari arasinda bir muhabbet, sevgi koprusu kuruluyor. O cocuklar bundan onbes yirmi yil sonra iktidar olurlarsa sevdikleri baska ulkelere karsi husumet besleyemezler. Bu da “Medeniyetler catismasi” planina ters bir durum. Catismaci zihniyetin Fethullah Gulen karsitliginin sebeplerinden biri budur. Boyle yaparak birilerinin catismadan, savastan, kandan para kazanmasina mani oluyor Fethullah Hoca. Savasin en buyuk para getiren “Ticaret alani” oldugunu goz onunde bulundurursak, Fethullah Hoca dusmanliginin haddi de o derecede anlasilir.
“Orada ürün veren bir islami tebliğin yürütüldüğünü kimse söyleymez” diyorsunuz. Eskiden savaslar olurdu, savas Islam’in getirdigi bir addet degil ama icinde bulundugu sartlar onu da buna zorluyordu. Ama simdi bilgi cagi oldugu icin teblig silahla degil egitimle olur. Arti, bir insan teblig yaparken yasantisini, durustlugunu gostermesi yetiyor, ille de insanlara Kur’an anlatip ders vermesi gerekmiyor. Bugun en buyuk musluman nufusu barindiran Endonesya, oraay giden Musluman tuccarlarin durustlugu sayesinde musluman oldu, unutmayalim. Dolayisiyla Fethullah Hoca’nin okullarinda Islam’in anlatilmasi mumkun degil, hem dogru da degil bence. Cunku bizim memlekete gelip Turkculuk propagandasi yapmasi (Fethullah Hoca’nin o niyette oldugunu sanmiyorum, muhferit olaylar oluyorsa hata yapiyorlar) ne kadar hataliysa ve bizlerin tepkisini hakli olarak cekiyorsa, ayni sekilde Hiristiyan olan bir ulkede Islam propagandasi yapmasi da oyle tepki ceker ve “Milletlerarasi baris tesisi” projesine zarar verir. Unutulmamali ki, hakli fikirler ve davalar baris ortaminda daha cok filizlenip yeserir; baski ortamlarinda hep haksiz fikirler kazancli cikar.
“Şahsen çok kere üniversite sıralarındaki bazı gençlerimize merakımdan sual ettim, gerek Türki Cumhuriyetlerde gerekse başka ülkelerdeki Fethullah Hoca hareketinin kontrolünde bulunan okulllardan mezun olup gelmiş çocukların en ufak bir islami ahlak ve terbiye nosyonu taşıdıkları söylenemez” diyorsunuz. Belirli bir derecede haklisiniz cunku o okullar Medrese degil, orada Islam ahlagi dersleri verilmiyor. O okullarin amaci oralari Islamlastirmak oldugunu da sanmiyorum. Islam’in butun dunyayi Islamlastirma gibi bir amaci oldugu da tartisma konusu zaten. Butun toplumlari Islamlastirmak hem mumkun degildir hem de Sunetullah’a terstir. Hz. Allah, Peygamber Efendimiz’e “Senin gorevin ancak tebligdir” demis, “Butun toplumlari Islamlastiracaksin” dememis. Allah isteseydi herkesi Musluman yapabilirdi, ama yapmadi. Bir kisiyi veya toplumu muslumanlastirmak Allah’in isidir, bizim isimiz Islam’in guzelliklerini gostermek mumkun mertebe fiiliyatimizla ve gerektiginde sozlerimizle onu anlatmak; gerisini Allah’a havale etmektir. Ama biz kendi gorevimzi birakip Allah’in gorevine burnumuzu soktugumuzdan herseyi alt ust ediyoruz.
Ben Islam inancina bagliyim, inancimin hak olduguna, bu inancin insanligin yakasina yapisan problemlerini cozecegine inaniyorum. Islam’in hakkaniyetini anlatmak icin baska baska inanclarin (buna -izmler de dahildir) asagilanmasi ve hor gorulmesi gerekmiyor; Islam’in guzelliklerinin gosterilmesi yeterlidir. Gostermek icin de Islam’in ozellikle yasantiyla yansitilmasi yetiyor, ozellikle Bati toplumlarinda.
“Kendi İnanç dünyası doğrultusunda kendi ülkesini değil başka coğrafyaları pilot bölge ilan ederek öncü kuvvetlerini sibiryaya pantegonyaya sevk eden bu Zatın hayalinde neler var tam olarak bilmek te kolay değil” diyorsunuz. Benim gorebildigim kadariyla dunyada barisin tesisi icin cabaliyor. Barisin tesisi herkesin yararinadir (kaostan nemalananlar haric). Biz Kurdler horlanmak istemedigimiz gibi bugun bizi horlayanlar da horlanmak ve asagilanmak istemezler. Ne Muslumani ne Hiristiyani ne de Yahudisi horlanmak ister. Ama kargasa ortaminda, ozellikle 11 Eylul cinayetinden sonra Bati’da Muslumanlar asagilanmaktadirlar, hedef haline gelmektedirler. Islam Peygamberi’ne karsi yapilan saldirilar Musluman toplumlarini galeyana getiriyor, garaz ve kinlerini bir butun olarak Hiristiyanlara ve Yahudilere dokuyorlar. Baris ortaminda olmayan, olmamasi gereken bir durumdur bu. Onun icin barisin tesisi sarttir.
Birinde Turkiye’de bir universitede ogretim gorevlisi olan birisiyle konusuyordum. Soz siyasi konulara geldi, “Yahudilerden nefret ediyorum” dedi. Sebebini sordum; daha cok bilinc altindaki garazi yansitan, tatmin etmekten uzak bir suru sebep siraladi ve Hitler’in Yahudilere karsi isledigi cinayeti kutsadi, Hitlere methiyeler duzdu. “Dini, irki, rengi ne olursa olsun mazlumlarin yaninda zalimin karsisinda olmaliyiz. Yahudilerden nefret etsen dahi (koru korune nefret bir ruh hastaligi belirtisidir) masum Yahudileri katleden Hitler gibi bir caniyi ovemezsin, ovmemelisin. Bircok masumun kanina giren Saron ve onun gibi kasaplarin kabahatini butun Yahudilere maletmek buyuk bir insafsizlik ve cinayettir” dedim. Boyle demem arkadasi rahatsiz etti, “Sen Ermenilere, Kibrisli Rumlari da seversin o halde” dedi. “Evet, insan olan ve insan gibi hareket eden Ermenileri ve Rumlari da severim. Ben irkci degilim; insana insan oldugu, insanca davrandigi muddetce deger veririm. Insanliga faydasi olan, insanligi koruyan bir Hiristiyani, masumlari bombalayan bin Ladin'e tercih ederim cunku Allah 'masum bir insani oldurmek butun dunyahi oldurmek, masum bir insani kurtarmak butun bir dunyayi kurtarmak gibidir' der. Bin Ladin Allah'in nehyettigi seyi yapiyor” dedim. Tartisma uzadi, hepsini buraya aktarmam mumkun degil ama konusmamizin sonunda bazi konularda hata yaptigini anladi.
Icleri kuru ve manasiz dusmanliklarla dolu insanlarin birbirine karsi olan nefretlerini bir sekilde yok etmek zorundayiz. Nefretin kol gezdigi gezegenimiz dunyada hayat berbat olur. Ne yapip edip barisi, kardesligi tesis etmeliyiz.
Bu paragrafiniza katiliyorum; ki ayni sey herkes icin soylenebilir: “Fethullah Hoca günümüzde önemli, bir fenomen ama Kürtlerin buna veya hareketine çok takılmaması gerekir. Şayet Kürdi ve Kürdistani değerlere savaş açmada faşist, Kemalist, şoven seculer cepheyi tahkim etmek gibi bir emel peşinde koşarak tercihini ortaya koyarsa kesinlikle cürmü kadar yer yakar, hepsi bu. Iyi okutmaya çalışacağı çocuklarımızda ona yar olmaz, bize kar kalır... Fethullah Hoca bir Kürt Alimin (Bediuzzaman) kaynaklarından beslenerek harekete geçti ve O Büyük Alimin mensup olduğu mazlum kavmin dertlerine bigane kalmayı, hassasiyetlerine gözünü kulağını kapamayı tercih etmişse, bilesiniz ki okullarında okuyan Kürt evlatları O'na da aynı kaderi yaşatacaktır, bundan hiç şüpheniz olmasın.”
Yorum yaz