Fail Barzani Değil… Ergenekon ve İmralı’ya Bakınız!
Son Aktütün Karakolu saldırısı, bizim olmayan bu kirli savaşın devamını sağlamak için derin-TSK ve derin-PKK ortak yapımı olan kanlı bir operasyondur. Dağlıca baskınında olduğu gibi bu baskında da büyük bir ihanet sözkonusudur. Genelkurmay’ın, Dağlıca Baskını’ndan haberdar olduğu halde önlem almadığı Taraf Gazetesi tarafından ortaya çıkartılan belgeler sayesinde öğrenildi, burdaki ihanet daha sonra ortaya çıkacak.
Fail Barzani Değil… Ergenekon ve İmralı’ya Bakınız!
DTP hakkında açılan kapatma davasını ele alacaktım. Davanın Yaşar Büyükanıt’ın direktifiyle açıldığını daha önce yazmıştım. Bu dava, ırkçı Kemalist rejimin Kürd kimliğine olan hazımsızlığını, nefretini gösteriyor. Abdurrahman Yalçınkaya, DTP hakkında kapatma davası açarken, Ergenekon Terör Çetesi ile irtibatlı olan İşçi Partisi (IP) ve Ergenekon sanıklarına milyon dolarlarca yardımda bulunan CHP’yi görmemezlikten geliyor.
İP-Ergenekon ilişkisi ortada; Ergekenon-CHP ilişkisi de… Bana göre, Ergenekon’la ilişkili olanlara müsamaha gösteren Yalçınkaya da Ergenekon’la ilişkili, belki yargıdaki tetikçisi; AK Parti hakkındaki kapatma davasında olduğu gibi kendisine emredileni yapıyor.
Sadece Yalçınkaya değil, son yıllarda bircok yargı mensubu akıl almaz kararlara imza atıyorlar. “Her şehit için bir DTP’li öldürülmeli” diyerek Kürd-Türk çatışmasını teşfik eden ulusalcı zihniyeti “Düşünce özgürlüğü” olarak gösterdiler, mesela. Bu kararla Kürdlere saldırıyı, Kürdler’in yaşam haklarının ellerinden alınmasını meşru gösteriyorlar; Kürd-Türk çatışmasıyla Türkiye’yi kaotik ortama sokmayı, darbe için zemin hazırlamayı hedefliyorlar. Bu yabancı değil, bir Ergenekon planıdır ve yargı içindeki unsurlar tarafından uygulanıyor. Bu da, haliyle, Ergenekon Çetesi’nin yargı sistemindeki varlığını akla getiriyor. Öyle olunca, yargının verdiği kararlar daha “Derin” bir mana ifade ediyor.
Mesela yargı, Başbakan üzerinden siyaset kurumunu aşağılayanları, hakaret edenleri aklıyor. Ergenekon Çetesi’nin rövanşı alınıyor gibi bir izlenim var. Çünkü Başbakan Erdoğan ciddi olarak Ergenekon Çetesi’ni tasfiye etmek istiyor. Onun için seviyesiz hakaretler ve aşağılamalarla itibarını zedelemeye çalışıyorlar. Bu “İtibar zedeleme” operasyonunun bir parçası olarak CHP ve CHP medyasının AK Parti aleyhine başlattığı “Yolsuzluk” propagandasını devreye soktular.
Çeşitli entrikalarla ükümetini yıkamadıkları, kapatma davasıyla siyasi zeminden uzaklaştıramadıkları Erdoğan’ın itibarını zedeleyerek gözden düşürerek iktidarsızlaştırmaya çalışıyorlar. “Erdoğan gitse, AK Parti Hükümeti yıkılır; hukumet yıkılsa Ergenekon davası da kapatılmış olur!” hesabı yapıyorlar.
Mesela Yargıtay, Ergenekon Çetesi mensubu Tuncay Özkan’ın Başbakan Erdoğan’a “Mal” demesini suç saymadı; İstanbul mahkemesi, Erdoğan’ı “Bush’un köpeği” olarak gösteren karikatürü “Sanat eseri” olarak gördü. Penguen, Leman, Cumhuriyet gazetesi gibi dergi ve gazetelerde çıkan bazı aşağılayıcı karikatürler için de benzer kararlar verildi. Birisi çıkıp bu karara imza atan hakimlere veya bu hakaretleri edenlere, mesela, “Mal, köpek, öküz!” dese, büyük ihtimalle yargılanacaklar, belki ceza da alacaklar.
DTP’lileri (daha doğrusu Kürdleri) öldürme çağrılarına “Düşünce özgürlüğü” kılıfı uyduran da Kürd Sorunu’nu legal siyasi zemine taşımaya çalışan DTP’yi kapatmaya çalışan da iste bu çarpık ve Ergenekoncu zihniyettir. Sırası gelmişken belirtmekte fayda var; Öcalan ve DTP icindeki şahinler de DTP’nin kapatılmasını istiyorlar.
DTP’yi kapatmaya çalışanlar, “Kürdler silah bırakmasın, hep şamar oğlanı olarak kullanılsın” istiyorlar. Şiddeti bırakıp siyasi zemine kaysalar Ergenekon’un kiralık tetikçisi derin-PKK zayıflayacak, bu da Ergenekon’u bitirecek. Varlıklarını devam ettirebilmek, siyaset üstündeki vesayeti devam ettirmek, devleti perde altından yönetebilmek için teröre muhtaçtırlar. Kürd hareketi legal zemine kaysa, DTP güçlense, terör bitecek; o da onların işine gelmiyor.
Biliyorlar ki DTP’yi kapatsalar Kürdler sessiz kalmayacak. Kürdleri zorla dağa çıkartmaya çalışıyorlar. Dağdakileri ağır silahlarla yok etmek, “Terör” ü bahane ederek Kürdlerin insanca yaşama arzularını ve hak arayışlarını söndürmek istiyorlar.
PKK’nın Cinayetlerden Genelkurmay da Sorumludur
Sizin de dikkatinizi çekmistitir belki, DTP’yi kapatmak için gerekçe gösterilen 141 eylemin büyük bir çoğunluğu (hemen hemen hepsi de denebilir) DTP mensubu şahısların “Abdullah Öcalan’ı övücü açıklamaları”dır (http://www.milliyet.com.tr/2007/11/16/son/sonsiy42.asp).
“Abdullah Öcalan’i övücü açıklamalar” yapmak DTP’yi kapatmaya gerekçe ama “Övülen Abdullah Öcalan,” Türk Silahlı Kuvvetleri’nın yönetimi ve sorumluluğunda bulunan İmralı Adası’nı karargah gibi kullanıp PKK’yi yönetiyor, örgüte direktifler veriyor, terörü tırmandırıcı beyanatlar veriyor, barıştan yana olan Kürdleri hedef gösteriyor!
Kürd Sorunu’nu legal zemine taşıyan/taşımaya çalışan, şiddet yerine siyaseti tercih eden DTP’yi kapattırmak için emir veren, partinin Meclis’teki varlığından dolayı Meclis’i boykot eden apoletli bürokratlar (askerler) ve onların direktifiyle DTP’yi kapatmak suretiyle Kürdleri şiddet zeminine çekmeyi hedefleyen apoletsiz (Yargı) bürokratlar Öcalan’ın İmrali’dan PKK’yi yönetmesine sessiz kalıyorlar!
PKK’ya sempati duyuyorlar diye DTP’yi hedef gösteren apoletli bürokratlar, kontrollerindeki İmralı Adası’nı karargah gibi kullanıp PKK’yi oradan yöneten Abdullah Öcalan’a neden ses çıkartmıyorlar? DTP hakkında kapatma davası açan yargı, Öcalan’ın PKK’yı yönetmesine karşı neden suskunlar; neden terörü tırmandırmasına göz yuman sorumsuz apoletliler hakkında işlem yapmıyorlar?
PKK’yi yönetmek mi, PKK’ya sempati duymak mı daha büyük suç? Abdullah Öcalan’ı övücü açıklamalar yapmak mı, Abdullah Öcalan’ın terörü alevlendirmesi mi daha ağır suç? Hepsi suçsa, neden suçların bazısı cezalandırılıyor da diğer bazısı görmemezlikten geliniyor?
Hep soruyorum, sormaya da devam edeceğim: Abdullah Öcalan tarafından karargah olarak kullanılan İmralı Adası TSK’nin sorumluluğunda ve kontrolünde mi, değil mi? Aksi doğruysa çıkıp açıklasınlar ama bildiğim kadarıyla kontrolünde.
“PKK ile mücadele ediyoruz!” diyerek boş dağlara bomba yağdırıyorlar, köyleri yakıp yıkıyorlar. Kürdlerin huzurunu kaçırıp geleceklerini cehenneme, koca bir bölgeyi kan golüne çeviriyorlar… Hatta Türkiye sınırı içindeki Kürdleri sindirmekle yetinmeyip Irak’taki Kürdleri de hedef alıyorlar. Bütün bu faaliyetlerin gerekçesi olarak gördükleri PKK’nin, kontrollerindeki İmralı Adası’ndan yönetilmesine ise sessiz kalıyorlar!
Gözlerimizin önünde cereyan eden bütün bu garabeti görmüyoruz, bilmiyoruz sanıyorlar. Kendilerini akıllı, alemi sersem biliyorlar herhalde!
Peki, TSK, Abdullah Öcalan’dan korktuğu için mi PKK’yi yönetmesine ses çıkartmıyor? Yakalandığında, “Ne görev verilirse yapmaya hazırım!” diyen, bir fiske dahi yemeden itirafçı olan Öcalan, “Bir devlet politikası” olarak ve planlı bir şekilde kullanılıyor. Birçok yazar gibi, Ahmet Taşgetiren de bu kullanma-kullanılma planı hakkında ilginç bilgiler veriyor, oraya girmek istemiyorum; meraklılara Taşgetiren’in yazısını okumalarını tavsiye ediyorum (http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=27860). TSK’nin suskunluğuna, siyasetçilerin vurdum duymazlığına ve Öcalan’ın cüretkarlığına bakılırsa, devlet politikası olan bu “Kullanma-kullanılma” planı hala yürürlükte. Ama bu kirli ve kanlı plan, terörü engellemek için değil, terörü tırmandırmak, onbinlerce can almak, binlerce ocakları söndürmek için uygulanmaktadır.
Öcalan tarafından yönetilen PKK’nin sorumlu olduğu cinayetlerden, ona bu imkanı sağlayan TSK mensupları da sorumludur (sizin de dikkatinizi çekmiştir mutlaka, AK Parti Hükümeti’ni yerden yere vuran, Güney Kürdistan yöneticilerine dil uzatan ve ABD, İngiltere, İsrail gibi devletlere ateş püskürten Öcalan, TSK aleyhinde bir cümle dahi sarfetmiyor). PKK’nın yönetilmesine imkan sağlayan TSK’daki sorumsuzlar hakkında dava açmayan yargı ve bütün olup bitenler seyirci kalan siyasetçiler de sorumludur.
Bütün sorumsuzlar hiçbir şey olmamış gibi davranırken olan daglardaki “Askerler”imize ve “Kürd gençleri”mize oluyor. Birileri bu gençlerimizin, bizlerin, sizlerin kanları üzerinden kendilerine istikbal kurmaya, rant devşirmeye, makam üretmeye çalışıyor.
TSK ve yargıdaki bürokratların (hepsini kasdetmiyoruz elbet) suskunluğunu Ergenekon Çetesi ile olan direk ve/veya dolaylı ilişkilerinden dolayı anlıyoruz ama AK Parti Hükümeti olup biten karşısında sessiz kalmakla büyük bir hataya düşüyor. Ergenekon ile mücadele ederken Ergenekon’un taşeronu olarak çalışan derin-PKK’nin İmrali’dan yönetilmesine sessiz kalamaz, kalmamalıdır çünkü son günlerde köşeye sıkıştırılan Ergenekon Terör Örgütü (daha doğrusu onun patronu “Derin devlet”) eylemlerini derin-PKK gibi tetikçilerine yaptırıyor.
Aktütün Baskını Derin-TSK ve Derin-PKK Ürünüdür
Son Aktütün Karakolu saldırısı, bizim olmayan bu kirli savaşın devamını sağlamak için derin-TSK ve derin-PKK ortak yapımı olan kanlı bir operasyondur. Dağlıca baskınında olduğu gibi bu baskında da büyük bir ihanet (ihmal değil!) sözkonusudur. Genelkurmay’ın, Dağlıca Baskını’ndan haberdar olduğu halde önlem almadığı Taraf Gazetesi tarafından ortaya çıkartılan belgeler sayesinde öğrenildi, bundaki ihanette daha sonra ortaya çıkacak.
Ergenekon Soruşturması dosyalarında, Dağlıca Tabur Komutanı Onur Dirik’in, baskının olduğu bölgenin planlarını Ergenekon Örgütü’ne ulaştırdığını gösteren bazı belgeler çıkmıştı. Genelkurmay’daki yetkililerin açık ihmali ve Ergenekoncu Onur Dirik’in ihaneti yüzünden onlarca gençin hayatını kaybetmesine sebep olan baskın hakkıyla soruşturulup sorumlular yargılanmadı. Hükümetin bu lakaydlığından cesaret alan Ergenekoncular bu sefer Aktütün Karakolu’nu hedef seçip 15 genci katlettiler. Bu vurdumduymazlığı devam ederse yarın başka ve daha büyük olaylar gerçekleşebilir. Bu durum Türkiye için, halk için, özellikle kendileri için hiç iyi olmaz çünkü bütün bu olaylarda birinci dereceden hedef kendileridir.
Aktütün Karakolu baskının zamanlamasına dikkatinizi çekmek istiyorum. Türk-Kürd çatışmasının olduğu bir zamanda, birileri bu çatışmayı artırarak devam ettirmeyi hedefliyor. Dağlıca Baskını da cenaze namazlarının suistimal edildiği, CHP’li Necdet Sezer ve Yaşar Büyükanit’in alkışlanıp, Başbakan ve bakanların yuhalandığı, hatta fiziki saldırılara uğradığı bir zamanda gerçekleşmişti. Bu protestoların, AK Parti Hükümeti’ni zayıflatarak iktidardan düşürmek için Ergenekon Çetesi tarafından düzenlendiği daha sonra ortaya çıktı.
Çok açık ve net söylüyorum, Aktütün Baskını’nın sorumlularını sınırın ötesinde veya Kaf Dağı’nın ardında değil, Hakkari’de, Şırnak’ta, Aktütün Karakolu’nda görevli olan ve Ergenekon Çetesi ile irtibatlı olma ihtimali yüksek olan üst düzey askeri ve sivil görevliler arasında aramak gerekir. Hatta işe Genelkurmay ve İmralı karargahlarıyla başlamak gerekir diye düşünüyorum.
Şimdiye kadarki tecrübeler ve bilgiler gösteriyor ki, TSK içindeki bazı ilgili görevlilerin ihmali, göz yumması veya ihaneti olmadan derin-PKK’nin böyle bir eylemi gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor. Onur Dirik gibi bazı Ergenekoncu görevlilerin böyle bir eylemin gerçekleşmesi için PKK’ya zemin hazırladıkları anlaşılıyor. Bunun aksi ise daha vahimdir. Çünkü 200-300 PKK’linin ağır silahlarla güvenlik güçlerine yakalanmadan 4 kilometre içeriye sızıp, 250 bin civarında askerin, onbinlerce korucunun ve binlerce diğer güvenlik güçlerinin görev yaptığı bir bölgede eylem yapmaları, onlarca askeri öldürmeleri TSK’nın acziyetini göstermez mi?
Saldırıyı gerçekleştiren PKK’lıların, uçaksavar, ağır makineli biksi, taşınabilir havan toplarıyla Irak sınırından Türkiye'ye sızdıgı, ağır silahların katırlarla sınırdan geçirildiği söyleniyor. Sınırın termal kameralarla izlendiğini sanıyordum; kamera olsa herhalde yüzlerce kişi elini kolunu sallayarak içeri giremezdi. Kameralar çalışmasa bile bu kadar önemli bir sınır sadece kameralara emanet edilemez. Nöbetçilerin olduğunu, gündüz ortasında PKK’lileri farkedemediklerini farzetsek bile koca katırların farkedilmemeleri mümkün görünmüyor. Nöbetçi yoksa, güvenlik ihmal edilmiş, nöbetçi var da sınırdan içeri girenleri görememişlerse görev ihmal edilmiş demektir. İhmalkar görevlilerle güvenlik sağlanamaz. Doğrusu, bu kadar açık ve acemice ihmallerin olacağını da sanmıyorum, ortada mutlaka bir ihanet vardır diye düşünüyorum.
İnsan hayatına değer veren demokratik ülkelerde olsa böyle bir olaydan sonra Genelkurmay Başkanı önce sorumluları görevden alır, ardından da kendisi istifa ederdi. Bizde istifa etmek şöyle dursun, başarısızlıklarından dolayı siyasetçileri sorumlu tutuyorlar. Dağlıca Baskını’nda öyle olmuştu. Yaşar Büyükanıt, sanki olaylar sınır ötesinde oluyormuş gibi, “Sınır ötesi operasyon” emri vermediği için hükümeti suçlamıştı. Biraz ayıp kaçmasa, başbakan ve bakanların sırtına birer çanta, ellerine de birer silah tutuşturup, “Gidin PKK ile çatışın, bizim darbe hazırlıkları yapmamız gerekir” diyecekler! Nitekim, Taraf Gazetesi’nin ortaya çıkardığı belgelerden anlaşıldı ki, Genelkurmay, Büyükanıt’ın siyasetçileri suçladığı sıralarda “Toplumu Dizayn Etme Planı” üzerinde çalışıyormuş!
Haber doğruysa, Türkiye Irak’a sert bir ültimatom vermiş (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10040568.asp?gid=229&sz=34884)!. Ultimatomdaki şu ifadeleri çok ilginç buldum: “PKK'nın kuzey Irak'tan ağır silah kullanarak yaptığı bu saldırı vahim bir durum arz ediyor. Saldırı girişiminin Irak'ın kuzeyinde bulunan ağır silahların desteğinde yapılmış olması, terör örgütünün bu bölgedeki faaliyetlerini sürdürebildiğini gösteriyor.”
İlginç buldum çünkü küçük bir bölgede (Güneydoğu) bulunan 1800 kişilik PKK’lıya (Genelkurmay’ın verdiği rakam) karşı 300-400 binden fazla güvenlik gücüyle başedemeyen Türkiye, düzenli bir ordusu bulunmayan, ekonomisi zayıf Güney Kürdistan ve kaos içindeki Irak’ın sınır ötesindeki 5000 PKK’lı ile mücadele etmesini istiyor/bekliyor! Sorumsuzluğun ve ciddiyetsizliğin bu kadarının da artık çok fazla olduğunu bizim yetkililer ne zaman anlayacak acaba!
Ergenekon Medyası’nda çıkan haberlere ve Ergenekoncu zevatın beyanatlarına bakılırsa, hedefte PKK’yi yöneten Öcalan değil, PKK mağduru Barzani ve Güney Kürdleri var gene. Ergenekon Medyası görmemezlikten gelse de Barzani ve Talabani bu tür eylemleri hep eleştirmişlerdir, gene eleştirdiler. Çünkü onlar, Kürdlerin zararına olan bu tür eylemlerin “Derin devlet” patentli olduğunu, derin-PKK’nin sadece tetikçilik vazifesi yaptığını çok iyi biliyorlar. “Derin devlet”in güdümündeki Kemalist rejimin PKK ile değil Kürdlerle mücadele ettiği, PKK’yi bahane ederek Kürdleri susturduğunu, sindirdiğini, hayat haklarını gasbettiğini ve Güney Kürdistan’in kazanımlarını tahrip etmeye çalıştığını biliyorlar.
Bütün gerçeklere rağmen İmralı Adası’ndan yönetilen PKK’nın eylemlerinden dolayı, Öcalan tarafından sıklıkla hakarete uğrayan Barzani ve Talabani’yi sorumlu tutmak için ya çok insafsız, ya Ergenekoncu veya yeminli bir Kürd düşmanı olmak gerekiyor. Birkaç gün içinde Ergenekon Medyası’daki yeminli Kürd düşmanlarının saldırılarına şahit olacağız.
Aktütün Baskını, Sınır Ötesi Operasyon Tezkeresi ve Türk-Kürd Çatışması
Barzani’nin hedef seçilmesi, (Öcalan’in son birkaç “Basın toplantısı”nda Talabani ve Barzani’yi hedef alması tesadüf değil; Ergenekon Medyası iş başı yaptı, Michael Rubin de bugün veya yarın devreye girecek) askerlerin, “Sınır ötesi operasyon tezkeresi”ni garantiye almak için kurban verildiği şüphesini akla getiriyor. Baskının zamanlaması bu şüpheyi daha da kuvvetlendiriyor. 23 Eylül 2008 tarihli Hürriyet’in “Sınır ötesi operasyon tezkeresi TBMM’de” haberine göre (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9960943.asp?gid=233&sz=1727) “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Irak’ın kuzeyinde PKK’lı teröristlere karşı yürüttüğü sınır ötesi operasyonların 1 yıl daha sürdürülmesine olanak sağlayan tezkere” 22 Eylül 2008’de Meclis’e sunulmuş. Haberdeki şu ifade çok önemli, “Tezkere, bayram tatilinin ardından 8 Ekim Çarşamba TBMM Genel Kurulu’nunda görüşülecek.”
Tezkere 4 gün sonra Çarşamba günü Meclis’te tartışılacak. Bu saldırıdan sonra Meclis’in tezkereyi reddetmesi çok zor gorünüyor. Milletvekillerinin gene de tezkere aleyhinde oy kullanmaları gerekiyor, çünkü Kürd sorunu savaş, kan ve göz yaşıyla bu güne kadar çözülemediği gibi bundan sonra da çözülemez. Çalışmayan yöntemlerde ısrarın amacı, TSK’nin siviller üzerindeki hakimiyetini devam ettirmek, kirli savaşın devamlılığını sağlamak, totaliter rejimin ömrünü uzatmak, Türkiye’nın AB’ye girişini engelleyip demokrasinin güçlenmesini engellemektir.
İddia edildiği gibi, eğer amaç terör estiren derin-PKK’yı bitirmek ise, sınır ötesi bir operasyona değil, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nin belirli bazı ofislerine ve İmralı Adası karargahına yapılacak bir operasyon yeterli gelir. Böyle bir operasyon PKK’nın ateşkes ilan etmesiyle, belki tamamen silah bırakmasıyla sonuçlanabilir. Fakat kukla ve kuklacılar kanın durmasını istemiyor. Savaş bitene, kan durana, göz yaşları dinene kadar biz Türkiye halklarına ait olmayan bu kirli savaşın bitmesini istemeyen kukla ve kuklacıları teşhir edeceğiz. Bunları teşhir edip tasfiye etmezsek siyasi partilerimizi kapatmaya, terör estirerek geleceğimizi karartmaya devam edecekler.



Yorumlar (31 gönderildi):
Ben dinci degil (fanatik hic degilim), dindar bir insanim. Kurdcu degil, Kurd'um. Bunlardan ote, ben bir insanim. Insanlari degerlendirirken insanliklarini sekillendiren fikirlerine, insanlara faydali olup olmadiklarina bakarim; dinlerine, irklarina, renklerine degil. Insan olmayan insanin dindarligi, Kurdlugu, Turklugu, Arapligi fazla birsey ifade etmiyor.
Irki, dini, rengi ne olursa olsun mazlumdan yana, zalimin karsisindayim. “Dinci” olsam “zalim-mazlum” farki gozetmeksizin istisnasiz butun dindarlari tutardim, oysa siddeti kendilerine meslek edinmis dindarlari reddediyorum (El Kaida, derin Hizbullah vs); Dunya Ticaret Merkezi’nde katledilen masum bir Hiristiyana karsi duydugum sempatiyi, o masumlari katleden Musluman El Kaida teroristine karsi beslemiyorum, aksine isledikleri cinayetlerden ve Islam’a-Muslumanlara surdukleri lekeden dolayi lanetliyorum.
Kurdcu olsam terorden baska sermayesi olmayan derin-PKK’yi savunurdum; savunmuyorum cunku masumlari katledenlerin, velev Kurd veya Musluman dahi olsalar, Peygamber torunu dahi olsalar, savunulacak taraflari yoktur. Birisini savunsam onun Kurdlugune veya Muslumanligina degil, hakliligina bakarim.
Salt Turk oldugu icin Erdogan’i silmemi mi istiyorsunuz? Yazilarimi takip edenler bilirler, yeri gediginde Erdogan’i ve hukumetini de elestiririm; ama laf olsun diye veya Turk olduklari icin degil, hakkettikleri icin elestiriyorum. Kurd oldugu icin Abdullah Ocalan’i savunmami mi bekliyorsunuz? Belki pozitif yanlari vardir, iyi amelleri vardir, ama siddeti kendisine metod olarak sectigi icin onu savunamiyorum. Kurd oldugu icin onu savunsam, Musluman oldugu icin Usame bin Ladin’i de savunmam gerekecek. Oysa simdiki halleriyle ikisini de insanligin yuz karasi olarak goruyorum.
40 yasindayim; yazinizdan anladigim kadariyla yasca benden bir miktar ilerisiniz. Bir kardes olarak tavsiyem, 1970’lere takilip kalmayalim. Dunya degisiyor, insanlar da degisiyor. Herkesi ayni fabrikadan cikmis standart robotlar olarak da gormeyelim. Bir anne-babadan dogma kardesler bile birbirinin yaptiklarindan sorumlu tutulamazken, baskalarinin icraatinden dolayi beni neden sorumlu tutuyorsunuz?
DTP ile ilgili kaygilarimi, dusuncelerimi, icimden geldigi gibi, inandigim gibi yaziyorum. DTP Ocalan’in legal alandaki siyasi goruslerini icra etse bile siddeti arac olarak gormedigi icin DTP’yi savunuyorum. Hatta Ocalan samimi olarak siddeti reddetse, terketse; DTP gibi siyasi zemine kaysa butun gunahlarina ragmen onu da desteklerim.
Okuyucu olarak size saygi duyarim, ama samimiyetimi sorgulamanizi, beni iki yuzlulukla yargilamanizi, sol dusmanligi yapmakla itham etmenizi dogru bulmuyorum. Yazimin neresinde sol dusmanligi yaptigimi da cok merak ediyorum; gosterebilirseniz sevinirim!
Selam ve dostlukla
Nasname de zaman zaman yazilan "gercek ve saglikli bir bir Kurd yapilanmasinin onune setler cekilmek icin PKK nin bu denli gelismesine goz yumuldu ve hatta desteklendi ve kuruldu" iddia veya belki de tespitlerin en azindan "goz yumuldu"kismina katilirim.Sizin de bu yazinizda Tekrar sinir disi operasyon yetkisinin bir yil uzatilabilmesi icin bu saldiri duzenlendi seklindeki tesbitinize de katilirim.
Ancak bu sinir otesi operasyonlara izin verecek tek mercinin de TBMM oldugunu ve bu TBMM de AKP nin onayi olmadan bir kararin alinabilmesinin mumkun olamayacagini da bilirsiniz.Ve gene bilirsinizki buyle bir talep TBMM nin ve dolayisiyla AKP nin onune getirildigi zaman AKP nin bunu tipis tipis imzalayip ve arkasindan Silahli kuvvetlerimizin bu lanet teroru bir an once bitirebilmesi icin boyle bir tezkerinin kabulu sart olmus ve biz vatansever AKP liler olarak iftiharla imzaladik diye bir aciklamada yaparak durumdan rant elde etmeye de calisacaktir.
Durum boyle iken AKP nin Ergenekonla mucadelesi nerde kaldi? AKP ve Erdogan`in Demokrasi anlayisi ve mucadelesi nerde kaldi? Ulkeyi AB`ye tasiyarak standart gercek demokrasiyi getirme cabasi ve anlayisi nerde kaldi?
Bunlari sunun icin size hatirlatiyorum;Osmanlidan beri ama simdilik Cumhuriyet doneminde yasadigimiz icin sadece Cumhuriyet doneminde olanlari hatirlamakla kalalim.Tamam 1950 ye kadar tek partili CHP yonetiminde Kurd`lere degisik baskilar,zulumler iskenceler uygulanmis,toplu katlimalar yapilmis.Peki 1950 den sonra Iktidar olan Menderes`in DP si,Demirel`in AP si ve DYP si Ozal`in ANAP`i,Erbakan`in MSP,RP ve FP leri,Erdogan`in AKP si bu ulkede demokrasi icin,kanayan yara olan Kurd sorunu icin ne yapmislardir ve Erdogan ne yapacak?Tek Ulke Tek Devlet,tek Millet ve tek Din diyerek mi ulkeye gercek anlamda demokrasi getirip Kurd halkinin da nefes almasini saglayacak?Sizin buna inandiginizi da hic sanmiyorum.CHP ve kollari 1937 Dersim ayaklanmasini bastirdiktan sonra Kurtler arasinda gizli bir soy kirima gidersek sorunu halederiz demislerdir.Menderes ve yandaslarida yok o kadar fazla olmasina gerek yok aralarinda kafasi calisan ne kadar insan varsa tespit edelim kontrol altinda tutarak biraz da onlerini acalim ondan sonra komunuzm propagandasi yaptiklari ve komunist olduklari gerekcesiyle tutuklayip yargilayalim ve sonuc olarak da onemli bir kismini idama carptirip asalim boylece sorunu hallederiz.Yani demek istedigim hepsinin Kurd sorununun hal etme recetesi,oldurme yada astirmadir.Dunde boyleydi,bu gun de boyle ve yarin da boyle olacaktir.Din olayina da gelince Bir millet yada bir ulus ozgurlugune kavusunca o ozgur ulusun ozgur bireyleri de dinlerini ozgurce yasayabilirler.Dini araci yaparak bir ulusu diger bir ulusun boyundurugu altina sokmak hic bir dinde olmadigi gibi Islam dininde de buna hic yer yoktur.Evet Muslumaniz,Genelleme yapacak olursak Kurd`ler olarak biz Turk`lerden de,Arap`lardan da Acem`den de daha samimi ve daha fazla dinimize bagli ve yasariz.Ayni ulkede yasiyoruz sizinle ve mutlaka sizde sahit olmussunuzdur yada tespit edebilme imkaniniz olmustur ve burada cok sayida Turk,Arap ve Acem le ister istemez tanismisliginiz ve hatta belki de dostluklariniz olmustur.Adamlar Dini ulkelerinden birakip gelmisler.
Yani Mesle hangi parti yada hangi basbakan dine ne kadar yakin duruyor meselesi degildir ve olmamlidir.Hele biz Kurd`ler icin.Bizim icin hic biri hayra yorulacak bir ruya gormez.Bunu gozardi etmemek lazim.
Diger taraftan Ergenekon ve onceki benzeri ser odaklari tarih boyunca Kurd`ler uzerinde ayni oyunlari tezgahlamis ve cogunlukla bu oyunlarini da kurdlere oynatmislardir bu bir gercektir.1993 ten sonra Guney Kurd`lerinin bilinen o paralelin kuzeyine yerlestirilmesiyle,Saddam`a oraya yaklasma yasagi getirildikten sonra Turkiye`de devleti yonetmeye talip olmus ve olan sagdan ve soldan,dindar ve dinsiz butun yonetme taliplilerince bir karabasan ruyasi olmustur.O zamandan beri bu gunleri gormekteydiler,kurulmasi muhtemel olan bir federal Kurd devletini nasil engelleyebiliriz cabasi icerisinde olmuslardir.Bu gun kurulmus olan Federal Kurdustan`i nasil ortada kaldirabiliriz cabasi icerisindedirler,bir onlem alinmazsa yakin bir zamanda bagimsiz Kurdustan kurulur telasi ve dusmanligi icindedirler ki Insallah kurulacaktir.Dinli Dinsiz hepsinin cabasi Olasi Kurdustani dogmadan bogmaktir ama Insallah basarili olamayacaklardir.Hic biri bunlar da musluman kardeslerimizdir,dilleri var yazilari var,ulkeleri var,ulusu var bu gune kadar somurduk bari simdi birakalim dememis ve demezler.Iran seriatla yonetilen bir ulkedir,muslumanlik adina Israil`i bas dusman ilan etmis.Peki Iran`daki Kurd`ler musluman degilmi?Kurd olayiyla ilgili Turkiye nezle olursa Iran Zaturre olmuyormu?Her hafta cuma gunleri Kurd ozgurluk mucadelesi direniscilerini ipte sallamiyorlarmi?
Ozetle,once bu bahtsiz ulusumuzu ve yuregimizi param parca eden su dort parcaya bolunmuslugumuzu cozmek icin hep birlikte birseyler yapmaya calisalim,yada kim gercekten samimi bir sekilde yapacaksa onun arkasinda olup destek verelim.Gerisi daha kolay olur.
Ayrica bir hafta sonu sizi ailece davet ediyorum buyrun gelin bir cig kofte yapar yeriz birlikte ve konusuruz.
Selam ve saygilarimla
Yasasin Kürt ve Türk Halkinin kardesligi
Kahrolsun Iki Cinayet sebekesine PKK / TSK
Nasnamaye Saygilar
T.C.’nin Genelkurmay Başkanlığı teroris yuvasıdır. Bütün kötülüklerin yuvasıdır. Uzun yillar teroristlik yapmış, terösistiği tescil olmuş kişi Yasar Büyükanit’tır. O bir TSK yani Terörist Silahli Kuvvetler yöneticisi ve soumlusu idi. Bir devletin ordusu terörist bir rejimin bekçileri olursa gerisini artık siz düşünün !
Sayin Osman Ferit,
68 kusagi ulusalci kemalist mantiginda ve kendisini aslinda varolmayan ama var sayilan sol(!)´un yegane sahibi türünden ve haddini asan bir o kadarda mütevazilikten uzak anlayislarada kürtlerin karni tok.!
Askerlik anilari anlatir gibi eskiden kalma meydan kavgalarini devrimci-anti devrimci mantigina hapestmek kimsenin tekelinde degil.!
herkesin düsüncesi /inanci ne olursa olsun günümüz ün gercekliklerine göz acip gercek anlamda mertce bir durusa sahip olmak gerekir.Bu özgür bir bireyin olmazsa olmaz kosuludur bence.
Basta TC ve Kürdistan olmak üzere herkes " sadece kendisine demokrat " türü anlayisi terketmedigi müddetce ayni zorba ve insanlik disi saltanat devam eder.!
Eger birisine hakeret ediliyorsa sözkonusu kisi yok edilmek isteniyorsa ama sirf dünya görüsü ayridir diye digerleri buna ses cikarmiyorsa, siradaki kisi sessiz kalan kisinin ta kendisi olur.!bu hep böyle oldu geri kalmis sistemlerde...
Ister bu zat Tayyip olur ister sen ol ister ben olyaim.!Lütfen artik kemalist rejimin bize bictigi kaliplardan heppimiz kendimizi kurtaralim.
Özgür Kaliniz / Nasname´de kaliniz
Zaten kurd sorununu çözmeden,kurdçülük lüksünden kurtulamazsınız.Attığınız her adımda ona takılr ,tepe üstü düşersiniz.
Kurdçülük Pkk nin temsil ettiği şey değildir.Çünkü pkk hiç bir kurd değerini temsil etmiyor.Ne dilini ne edebiyatını ne dinini,ne de kulturünü kullanıyor.Türkçeden devşirme söylemlerle kurdluk temsil edilemez.
Egemen güçler kendi iktidarlarını güçlendirmek için ve ömrünü uzatmak için, sadece silahlarıyla değil aldatma ve uyutma politikalarınıda sürdürüyorlar.
Bu politikaların yanında sözde sosyal güçlerin, halk adına hareket eden güçlerdir.
Bu mekanizmanın motoruna yağ sürenlerdir.
Bunların en çok önewmlileri sağ görüşleri ve diğeride kana doymayan, kan felesefesi üzerinde kurulmuş, goşizmin kara doktrinleridir.
Halkın bu ince düşüncelerini irdelemek ve analiz etme güçleri yoktur.
Bunun tek çıkış yolu vardır, devrimci demokrat insanlarımızın elini taşın altına koyarak derhal işe başlamalarıdır. Bu görev sanıldığı kadar zor değildir.
Aydın insanlarımızın halkın içine girip, halkla beraber yaşayarak, insanlarımızı bilinçlendirmelidir.
Yani zehire karşı panzehir. Demokratik ortamları yaratarak, insanlarımızın bu tür hastalıklardan kurtarabiliriz.
bilirsinizki hasta olan, teslimiyetçi ile maceracılığa ve insanlarımızın kanını akıtan, bu hasta düşüncelerin ilacı, ulusal demokratik mücadeledir, bu mücadele sağlıklı bilime, ideolojiye dayalı ulusal birlikteliğe sahip olmalıdır buna sahip olmadığı taktirde kanlı, dramatik ve ulusal ruhtan uzak kalacağız.
Asker ve gerillaların boşuboşuna ölmemeleri için KÜRT devrimcilere inanıyorum ve bu güç onlarda var.
Yeterki güçlerini göstersinler...
Nezan Bey, hakli noktalara parmak basiyorsunuz. Turkiye’de yuzlerce sorun var, Kurd Sorunu gibi, Basortu Sorunu gibi… Listeyi uzatabiliriz, yuzlerce degik belki binlerce sorun. Konu o degil. Fakat bu sorunlarin temelde bir kaynagi var: rejim. Rejim, totaliter, baskici, dislayici, inkarci bir felsefeye dayaniyor. Varligini devam ettirebilmek icin catismalara, savaslara, kargasalara muhtactir. Onun icin etrafindaki butun devletleri dusman gorur. Ulke icindeki herkesi dusman gorur. Ismet Inonu’nun bir askere dedigi gibi, “Halk dusmanindir!” Onlara gore herkes dusman.
Dusman bitse kendileri bir dusman yaratir, cunku butun varliklari dusmana ve dusmanliga bagli. Kisacasi, paranoyak bir sistem var Turkiye’de. Sistemi calistiran carklar da paranoyak. Sistemin urettigi insanlar da paranoyak olur haliyle. Sistemin, insan yontan ve sekillendiren fabrikalari olan egitim sisteminde bunu goruyoruz, hukuk sisteminde bunu goruyoruz, her alanda bunu acik bir sekilde goruyouz. En bariz ornegi askeri okullardir, orada yetisen her bir ogrenci kendisini halktan ustun gorur, sivilleri aptal, cahil, hatta dusman gorur. Cunku fabrikada oyle yontuyorlar. Simdi boyle bir paranoyaktan halki sevmesini bekleyebilir miyiz? Akan kanin durdurmasini bekleyebilir miyiz? Daha onemlisi, insanlarin icinde bulundugu izdirapla izdiraplanmalarini bekleyebilir miyiz? “Dagda bir kisi kalmayana kadar hepsini oldurecegiz” demeleri bundandir. “Bu insanlari daga surukleyen nedenler nelerdir?” sorusuna kafa yormaz. Oldurmek, kan dokmek ister, ona programlanmis cunku.
Askeri okullarda cok yogun bir halk dusmanligi asilaniyor, cok yogun bir irkcilik asilaniyor, cok yogun bir din karsitligi asilaniyor. Bu insanlar bizim sehirlerimize, koylerimize, daglarimiza gonderiliyor. Her yeri yerle bir ediyorlar. Insan farkina varmadan bir karinca ezse icinde bir cizilti hisseder, bunlarda o yok. Beyinlerine “dusman” olarak programlanan herseye karsidirlar, nefret ederler, ezer gecerler. Iradelerini kullanamiyorlar, robotlastirilmislardir. Bugun Ergenekon yuzunden iceri alinan veya aranan hemen hemen hepsinin elinde mazlum bir Kurd’un kani vardir. Arastirilsin, istisnasiz her biri mutlaka direk veya dolayli olarak bizim daglarda insanimizi katletmistir. Sistem dusmanlik uzere kurulu. Seyh Said Olayi ile, Sark Islahat Plani’yla, Mecburi Iskan Kanunu ile, Dersim Baskini ile, her askeri darbe ile, Diyarbakir Zindani’ndaki iskenceleriyle gunumuze kadar bunu yaptilar, yapiyorlar. Bunu yapan iste bu hasta ruhlu sistemdir. Sunu da kabul etmek lazim, canavar yetistiren fabrikalar bazen “imalat hatalari” da veriyor, o da var.
Simdi ne yapacagiz boyle ruhsal bozuklugu olan bir sisteme karsi? “Onlar bir oldururse biz on oldurelim; onlar bir koyumuzu yakarlarsa biz sehirlerini havaya ucuralim!” mi diyelim? Hayir. Bunu yaparsak biz “onlar” oluruz, onlardan bir farkimiz olmaz. Is kan davasina donusur, bunu onlar istiyor zaten. Onlarin istedigini biz onlara sunmus oluyoruz. Hic merak ettiniz mi, daglarda katlettikleri sucsuz cobanlarimizin cesetlerinin yanina neden silah koyduklarini? Herkesi silahli istiyorlar, olulerimizin eline tutusturduklari gibi silahi reddetsek zorla elimize silah tutusturacaklar. Silahla bunlara karsi mucadele edemeyiz; cunku bizim vergilerimizle aldiklari silahlari bize karsi kullaniyorlar, bizim paralarimizla alinan kursunlari vucudumuza dolduruyorlar.
Cozum nedir? Sistemin demokratiklestirilmesini saglamak. En azindan demokratiklesme surecinin parcasi olmak. Darbe urunu olan anayasanin sivillestirilmesi lazim, sivilleri baski yapmak lazim. Bu anayasa orada oldugu muddetce system demokratiklesemez. Yani evin onundeki bataklik durdukca sivri sineklerle (militarist, Ergenekoncu, ceteci vs), onlarin urettigi hastaliklarla (ciddi ve yapay sorunlarla) tek tek ugrasilamaz. Demokratik sistem kuruldugunda bugunku bircok sorunun kendiliginden cozuldugunu, en azindan iyilesmelerin oldugunu goruruz. “Sen Kurdsun, ikinci sinif vatandassin” denmez, “Sen basortulusun, okuyamazsin” diyemez. Sorunlar onemli derecede hallolmus olur. Bana gore bu sorunlar, sistemin kendi varligini devam ettirebilmesi icin cikardigi yapay sorunlardir, gercek sorun sistemin kendisidir.
Kendi acimizdan bakalim… Demokratiklesme surecini tamamlamadigimiz surece yarin bir Kurdistan kurulsa bizim de bunlardan farkimiz kalmaz, onu soyleyeyim. Ataturk yerine Atakurd’umuz olur, tek fark o. Simdiden mentalitemizi degistirmemiz, demokratiklesme surecine adapte olmamiz, demokratik sistemi icsellestirmemiz lazim. Siddeti birakip bariscil bir yol bulmamiz lazim. Oldurerek, kan akitarak, goz yasi dokturerek, baskiyla, zulumle bir yere varamayiz.
Iste tam burada Ergenekon’la mucadelenin onemi isin icine giriyor. Ergenekon, yukarida bahsettigim paranoyak sistemin olusturdugu “Cinayet sebekesi”dir. Derin devlet degildir. Derin devlet (veya paranoyak system)’in varligini devam ettirmek icin muhtac oldugu kaotik ortami olusturmak icin kullandigi silahli bir cinayet makinesidir. Son birkac yildir, “Legal devlet” “Derin devlet” denen illegal yapiyi sistemden temizleme girisiminde bulunuyor. Once “Derin devlet”in vurucu gucunu tahrip etmek gerekiyordu, Ergenekon ile o yapildi. Ardindan onlarin beyin tabakalari gozaltina alinmasi gerekiyordu, o da yapildi. Onlarin “medya” ayagi var, bir nebze ona da operasyon duzenlendi ama asil buyuk “medya”ya operasyon daha sonra yapilacak. Ardindan “Sermaye” ayagi var “Derin devlet”in, o da olacak. Yani sistemin demokratiklesmesi icin “Derin devlet”in butun araclarinin tahrip edilmesi, carklarinin durdurulmasi, vidalarinin sokulmesi gerekiyor. Bu illegal sistem tamamen ortadan kaldirildiktan, en azindan etkisiz hale getirildikten sonra yeni demokratik bir system kurulabilir.
Erdogan’i desteklememin sebebi, bu demokratiklesme surecine verdigi destekten dolayidir. Mesele onun “sagci” “solcu” “dindar” veya “Marksist” olamsi meselesi degildir; mesele sistemin demokratiklesmesi yolunda attigi adimlardir. Sunu da soyleyeyim; Erdogan ve Hukumeti, simdiye kadar gelen hukumetler arasinda Kurdlere en yakin ve Kurd sorununu cozmeye en istekli insanlardir. Herseyleri mukemmel mi? Her seyi istenilen sekilde yapabiliyorlar mi? Elbette ki hayir. Ama nerede gorulmus “Mukemmel” bir insan? Kim kendisinin mukemmel oldugunu iddia edebilir? Guzel taraflari cirkin taraflarindan fazlaligina bakilir. Toptanci zinhiyette degilim. Adamin bir kotulugunu gorunce butun iyiligini gormemezlikden gelemem. Hata yaptiklarinda elestiriyoruz, ikaz ediyoruz. Cunku Kurd SOrunu sadece Kurdlerin degil, herkesin, basta devleti yonetenlerin sorunudur. Herkesin sorunu olan bu ve diger sorunlari ancak hep beraber cozebiliriz. Turkler ve Kurdler ve digerlerin yardimiyla, dindar ve dinsizlerin el ele vermesiyle bu sorunlari cozebiliriz.
Uzun yorumunuza uzun bir cevap oldu. Cig kofte davetiniz icin tesekkurler, munasip bir zamanda ziyaretinize geliriz insaallah.
Hokoye cindi, B. Rênas, Botan ve Ali Mervan’a (Ali Bey’in tespitleri dikkat cekici, tesekkurler) tesekkur ettikten sonra Sidar Bagasi’nin tespitlerine, itirazlarina aciklik getirmek istiyorum. “Insanim” lafina takildigini soyluyorsunuz. “Once insanim” demekle sunu kasdediyorum. Toplum olarak “insan olmak” tabirimiz vardir. Yani bazi degerlere sahip olmayi kasdediyoruz. O degerlere sahipsek “insaniz.” Yoksa biyolojik varlik olarak zeten insaniz. “Insani” degerlere sahip olmayan bir insanin hangi ideolojiye sahip oldugu, hangi gruba bagli oldugu, hangi irka mensup oldugu fazla onem arzetmiyor. Insan, insan yapimi bir robot degil ki ona yukledigimiz “Islam” veya “Hiristiyanlik” vb. programini oldugu gibi uygulasin. Uygulayamiyor da. Adam Musluman ama bazi sifatlari “Gayri muslim.” Mesela Islam yalani yasaklar, adama bakiyorsun yalanci. Islam sahtekarligi yasaklar, adama bakiyorsun uckagitci. Islam “Bir insani katletmek dunyayi katletmek gibidir” diyor ama adam kurbanlik koyun keser gibi cinayet isliyor, domuz baglariyla masum insanlari boguyor, masum insanlari havaya ucuruyor vs. Mesela adam “Gayri muslim” ama bircok sifati “Musluman!” Yardim ediyor, mazlumlari seviyor, adaletten yana, haksizlik yapmiyor. Bu bakimdan bircok Musluman’dan daha Musluman! Simdi ben tercihimi kimden yana koyacagim? Elbette ki “insan” gibi olan insandan. Bu durumda cani bir “Musluman” yerine insan hayatina saygili olan “Gayri muslim”i tercih ederim. Demeye calistigim budur. Bazen ne demek istedigimizi tam ifade edemeyebiliyoruz.
“Kurdculuk”le neyi kasdediyorum, once onu aciklayayim, daha sonra “Kurdculuk”un utanc verici olup olmadigini beraber gorelim. “Kurdcu”lugu “Kurd fasizmi” ile es anlamda kullaniyorum. Yanilabilirim. Kasdim “Irkcilik”tir. Irkciliga karsiyim. Irkcilik, baska irklari asagilamaktir; kendi irkini sevmek irkcilik degildir. Ben irkimi seviyorum, utanc duymuyorum; kulturume, dilime, tarihime sahip cikiyorum. Baska insanlari salt irklarindan dolayi asagilamadigim gibi onlarin da irkimdan dolayi beni asagilamalarina musaade etmem. Irkcilik, kendini begenme, yuceltme, baskasini hor gorme, asagilama hastaligidir. Hastaliklarin en zelildir irkcilik.
Inancli bir insanim, Allah bana Kurd olmayi yakistirmis, basim ve gozum ustune, itirazim yok, saklama ihtiyaci da duymuyorum, hicbir zaman duymadim. Dunyaya gelince anne ve babamizi secme irademiz olmadi, “Beni Kurd yarat” diye Allah’a siparis de vermedik. O hangi irki munasip gorurse ustumuze giydiriyor. Irkcilik yapan aslinda Allah’in iradesine karsi geliyor, itiraz ediyor. Hem iradeleri disinda olan birseyden dolayi insanlari nasil elestirebiliriz, hatta asagilayabiliriz? Dogustan kor, colak, kel olanlari asagilama hakkimiz olmadigi gibi irkindan dolayi insanlari asagilamaya da hakkimiz olamaz. Boyle bir asagilama asagilik bir suctur.
Allah beni bir Turk veya bir Arap olarak da yaratabilirdi. Bir Musevi ve Ingiliz olarak da. Sizleri de. Dolayisiyla Kurd olmak, Turk olmak bir ayricalik olamaz, cunku bizim kapasitemize, statumuze, yeteneklerimize, bilgimize, asaletimize gore verilmis birsey degildir. Onun icin ne isek oyuz. Kurd isek Kurduz, irk ayrimi yapmadan herkesi severiz. Irkcilik damariyla Kurdlerden nefret eden Turk irkcilariyla, ayni sekilde Turklerden nefret eden Kurd irkcilari arasinda zerre kadar bir fark gormuyorum. Her ikisi de birer ruh hastasidir bana gore. Kurd oldugumuz icin bizi asagilayan ne kadar incitici ise, bizim irkciligimiz da o kadar inciticidir. Toplumsal barisi baltalar, halklar arasindaki kardesligi zedeler; huzuru kacirir, nefreti yayar. Onun icin Irki ne olursa olsun zalimlere karsi, mazlumlardan taraf olmak gerekiyor. Cok basit ve kestirme bir yol. Irkcilik labirentinde bogulmaya gerek yok.
Birlik fikri, esasen feodal bölünmüşlüğün reddidir.Bu yanıyla bu fikir ilk modernist fikirdir.Çünkü ulusal birliği ifade eder.Ulusal birlik sürecinde ne olduğunuz önemlidir.ne olacağınız değil.Kendinizi ne olduğunuzla ifade edersiniz,olduğunuz şey değil.Bu bir tarihsel süreçtir.Varoluş talidir.Öz değerlidir ,çünkü kendinizi bu öz içinde yapılandıracaksınız.Tarihsel ve siyasal olarak,vurgu öze dair olmak durumunda.
Öz bugün için, bu tarihsel ve toplumsal koşullarda kurdluktur.Buna kurdçülük dahil.Teorik olarak ikisinin bağlamı aynıdır.Bu iki şeyi söylem düzeyinde ayrı bir konsept içinde tarif edemezsiniz.
Soru şudur.Bu özün içinde ne var.?
1-bir tarih var.herkesin tarihi kadar saygıya değer.
2-bir kültür var.Herkesin kültürü kadar hakiki ve doğa karışısında işlevsel.
3-Bir edebiyat var.Herkesin edebiyatı kadar hayatı kucaklayan ve yorumlayan.
4-Bir sanat var.Herkesin sanatı kadar yaratıcı ve dönüştürücü.
5-Bir estetik var.Herkesin estetiği kadar zarif ve mükemelliyetçi.
Benim itirazım,tırnak içindeki önce insanım beyanınadır.Elbette önce insanız.Ve açıkça söylemek gerekirse,bir çoğuna nazaran daha da insanız.
Temel sorumluluklar,temel görevler baz alınınca,kurdluk en belirleyici üst paradigmadır.
"Irkcilik," "Kavmiyetcilik", "Ustun irk inanci" veya "Nasyonalizm" dedigimiz fikir vardir. Bu Kurdlerde de vardir, Turklerde de vardir baska uluslarda da. Bu inkar edilemez. "Bende yoktur" diyorsaniz, sozunuzu sened kabul eder inanirim. Ama "PKK'da yoktur" gibi bir genelleme yapmak, acizane fikrime gore, dogru degildir.
Itiraziniz, "Once insanim" kisminaysa, ne onerirsiniz? "Once Kurduz" sonra insaniz... Veya "Insan-Kurd"iz veya "Kurd-Insan"iz... Biraz karisik oldu.. En iyis herkes kendi formulunu tutsun. Size giciklik gibi olmasin ama "Ben once insanim." (latife) Neticede en azindan "insanlik" ve "Kurdluk" ortak paydamiz var, arastirilsa belki daha fazla cikar. En iyisi ortak paydalara odaklanmak.
Selam ve dostlukla
Temel paradigmalardan söz ettiğimizi unutmuş olamazsınız.!!Elbette ''önce insanız''Elbete bu böyle.Buna şüphe yok.Ama şöyle düşünün ''önce insanım'' önermesinin,söylem değerinden yani retorik değerinde başka ne hükmü var.Önce insanımda bir felsefe mi var.? bir siyasal önerme mi var.? bir tarihsellik bağlamı mı var.?Bir kültürel değerler sistemi mi var.Bu bir savunma pisikozudur.Bu bir tür nevroz halidir.Tekrarlıyorum elbette sapına kadar insanız.Söyler misiniz biz kimin için ''önce insanız'' diyoruz.Öteki için mi.Yoksa bu içe dönük bir reflex mi.?Ben bu durumu gereksiz yere içselleştirdiğimizi düşünüyorum.Böylesi bir savunuyu haklı çıkaracak hiç bir gerekçe yok.Belki bir yanlış anlamayı telafi edecek,günlük bir söylem olabilir.o da,o kadar.Bu başka bir anlam atıf etmek doğru değil.
Bir üst basamakta,bakmakta fayda var.Sizin de dahil olduğunuz bu site kuruluşundan bu yana ne savlıyor.?Kurdluk durumunu.Diğer bir deyişle kurd sorununu.Eşya kendi tabiatına aykırı olabilir mi.?Biz sosyalist,milliyetçi ve dinci olmaktan önce kurduz.Çünkü kurdluk durumu sorunlu.Kurdluk durumu bir büyük inkarın kuşatmasında.
Ana paradigma bu kuşatmanın bertaraf edilmesidir.Ve çok tuhaftır ki,kuşatma ancak ,kuşatılan değerlerle kırılabilir.eşya tabiatına uygun olmak zorunda.
Bunu su sekilde de ifade etmek mumkun. Dostoyevski "Eger Allah yoksa hersey serbest " der. Ateist Existansiyalistler de "Allah" yerine "Insan sorumlulugunu" koyar.
Bu kadar basit...
Sevgili Humanity..
Allah bir inançtır.
Ama kurdluk bir olgu bir hakikattır.Yerine hiç bir şey konulamaz.
Dosteyevski'nin ne dediğine gelince,O esas ve esaslı sözlerini o büyük yapıtlarında söyledi zaten.
Dip not.Bir önceki mail de,adımı yazmayı unutmuşum.Dalgınlık bu saygısızlık değil.
GÜNEŞ BATIDAN DOĞAR
En sonunda patladım:
‘yeter!’dedim. ‘yeter!’..
‘Madem yanlış yapmaktan müthiş bir zevk alıyorsun; yanlışı değiştirelim.Çizgi filmdeki hop hop tavşan gibi…hop hoop…değiş…Ve lütfen benim de ilgimi çekecek, merakımı uyandıracak, nasıl çözerim diye düşünebileceğim, adrenalimi yükseltecek ve sana bir süre daha katlanmamı sağlayacak yeni bir yanlış bul. Seninle hep aynı yanlışların; üstelik tam anlamıyla çözmüşken, yanıtını biliyorken gereksiz koşuşturmasıyla zaman harcamaktan sıkıldım.Bana beni de oyalayacak yeni bir yanlış getir!’
Evet… dedim. Oğluma dün sabah aynen bu sözleri söyledim.Baktım ki bizim evde doğrulara geçiş yanlışlardan… Çaresiz bir teslimiyetle, oğlumdan, öğrenilmiş yanlışların yerine farklı bir tatta yeni yanlışlar bulmasını rica ettim. Bu serzeniş,örtülü ödenekten ‘oğlum sana söylüyorum, kızım sen anla!’ demekti de aynı zamanda. Anladım. Hop…Hooop!.. Değiş…
Ah… Oysa ne kadar zor değişiyoruz biz.
Neden?.. Neden kazıkla çakılmışçasına aynı yerde asırlarca?..
Hani birbirimizden farklıydık? Kuşaktan kuşağa aynı kaşıkla tavuk boğazlamaya kalkıyoruz oysa.
Ne diyordu Derrida:
‘Olay, insanın ansızın, hiç beklemediği halde yakalandığı durumlar bütünüdür.’
Bunu merak ediyorum gerçekten; yangınlar dışında ki; o bile önceden ihtimal dahilindedir, tüm tarih kitapları, anıları, notları, makaleleri vs. kapsamında yaklaşsak bile, insanoğlu’nun hazırlıksız ,’pat’diye yakalandığı kaç durum örgüsü sayabiliriz?.. Şaşkınlıkla büyüyen gözler ve dudaklardan çıkan hayret nidalarıyla kaç duruma selam vermiş olabiliriz?..
O halde neden durmadan aynı yanlışı tekrarlıyoruz?.. Neden üstümüze gelenin ne olduğunu bildiğimiz halde, inatla aynı mısralarda takılıp kalıyoruz?..
Egolar…
Egoları tetikleyici bol çeşitli tahrik unsurları…
Yaratım eksikliği…
Alışkanlığın rahatsız edici rahatlığının cazibesi…(bir başka deyişle biliyor olmanın yarattığı güven)
Algılama eksikliğinin yarattığı düşünce fazlalığı ( yani, algılamadan düşünme… Tabloyu görmeden, yorumlama dürtüsü de denebilir)
En önemlisi; sevgi ve hoşgörü eksikliği; kısaca, üst ‘ben’ egosu.
Böyle bakıldığında, uzun bir tarih boyunca bir arada yaşamış olan Ermeniler, Gürcüler, Rumlar, Kürtler, Araplar ve dahi Türkler’in birbirine çuvaldızı batırıp batırıp ,bir arpa boyluk bir yorgan bile dikememiş olmaları son derece normal bir seyir gibi görülüyor. Ama en büyük ironi; en şovenist Türk’ün bile soy ağacında bir gayr-ı müslimin (İslamiyeti baz almıyorum, yanlış anlaşılmasın!) asılı durmasında yatar. Üstelik sonbahar rüzgarlarına son derece dayanıklıdır o yaprak. Kızarır, sararır ama kış geldiğinde bile dalını çıplak bırakmaz.İşte buna kahkahalarla gülebilirsiniz.Oysa kimse gülmez.
Çünkü tüm bu azınlık ve çoğunluk olarak ikili biçimde ifade bulan halkların yaşadığı toprak kültürü buram buram arabesk kokar… Fransızcaya rağmen… İngilizceye rağmen… Kürtçeye, Türkçeye rağmen… Ortak dil; arabeskçedir esasında ve bence bu da bir gülmece konusudur. Ama gülmek bize yassah! Gülünmez.
Askeri erkan’a sormak isterdim doğrusu; ‘Paşam, şu son açığa çıkanlara kadar senelerdir kaç şehit vermekteyiz gizli geçitten?..’
Büyüklerimize de sormak isterdim; ‘yaa, bu Pkk mıdır nedir, yeni mi terörist oldu da siz oralarda oy toplarken hiç haberiniz olmadı?.. Şimdi bu tantana niye?..
Kendilerini yem gören Kürtlere sormak isterdim; ‘Üzerine bastığınız bu topraklar kimin? Benimse kaldır ayağını! Kaldıramıyor da üzerine düşüyorsan, bir düşün bakalım, ben senden farklı hangi toprağa ayağımı basıyorum?.. Seninse ben kaldırayım… Ama çekim yasasına aykırı; düşerim, kaldıramam; çünkü havada asılı duramam.
Ben… Kürtlerin meclise dahil olanlarına da sormak isterdim; ‘neden buradasınız?’diye..
Öyle ya…
Eğer bir gün horozlar seslerini kesecekse, bu, mutlaka gün batımına denk gelmeli…
Güneşi sessiz uyandıramam.
"Insanim" sozunden kasit "Evrensel Insani Degerleri" baglayici olarak, prensip olarak kabul ediyorum demektir.
Bunu teist olmayan bir formulle ifade edersek "Evrensel Insani Degerler yoksa hersey serbest" seklindedir.
Dostoyevski`nin formulu gayet acik ve nettir.
Soyut konusmak biz Kuzey Kurdlerinin iflah olmaz bir hastaligi oldugu icin somut olarak soyluyorum:
Dunyanin herhangi bir yerinde herhangi bir zamanda bir cocuk yere duser.Cevresinde yuruyenler vardir.Bir kismi gormezden gelir, birileri de cocuga yardim eder.Iste O yardim edenler "Evrensel Insani Degerlere" bagli olanlardir.
Siz evrensel insani degerlerle Milli kimligi biribirine karistiriyorsunuz.
Burada soz konusu olan filozofidir, politika degil.Bu iki sey farkli disiplinlerdir.Ben size politikadan degil felsefeden soz ediyorum.
Kambocya,Ruanda,Somali,Mozambik vs.Somurge degiller miydi?
Avdo`nun sac killarinin zehirlenmesi ve burun akintisini protesto etmek icin kendi uzerine benzin doken arkadasinin alevler icinde yanisini izleyen PKK militani hangi "Evrensel insani degerlere" siginabilir?Bunu yapan Kurd diye hersey serbest mi?
Insanlik ust kimligimizdir.Bu, milli kimligimizi ne yok eder ne de yerine gecer.Herseyi baglayan, evrensel insani degerleri garanti eden bir Milli kimlige,salt milli kimlikten hareketle ne Kurd, ne Alman,ne Fransiz,ne de Afrika`li sahip degildir.Ben somurge insaniyim oyleyse ben en hakiki insanim demek tam anlamiyla Irkcilik olur.
Elinize, yureginize saglik.
Bimani wesidi bra
siyaset bilimi okuyorum; bu kadar akli, iyi temellendirilmis ve iyi orulmus bir siyasi analiz simdiye dek okumamistim. gercekten tebrik ederim, kaleminiz acik olsun. takip ederim artik diye dusunuyorum.
tartismaya katilan okurlarin katkilari ile konu daha bir aciklik kazanmis, onlara da tesekkurler.
samimi saygilarimla
Cevdet abi, Mevlana felsefesinde bile en önemli konunun insan oldugunu mutlaka bilirsindir. Bu insani mutlu edebilmek icinde bulunmasi gereken ögeleride söyle siralandirmis Mevlana “Din, Felsefe ve Ahlak olarak belirtmistir ve bu ögelerin Sevgi Kavraminda odaklastirmasi gerektiginide kendisinin Tanri sevgisine olan yasamindan biliyoruz. Kurd halkinin Imranlidaki sefe bir tanri niteliginde secde ettiginide biliyoruz. Bu sefin Kemalist zihniyete hizmet eden bir gerceklik ile insanlarimizi insaliktan cikarmis Mevlananin dahi demis oldugu insani ögelerimizin en ince noktasini bile yoketmistir. Ve bu yok etme politikasindan bir kurd´ten cok nasil bir Turk oldugunu bizzat kendisinin söyledigi su cumlelerden “Bunlar Mustafa Kemal'i anlamıyorlar, Mustafa Kemal'e de Çılgın Türk diyorlar. Bu Mustafa Kemal'e hakarettir, çirkinliktir. Mustafa Kemal hiç de çılgın değildir. Tam tersine tamamen rasyonel ve gerçekçidir. “ biliyoruz.
Cevdet abi islamdaki “Tövbelik” kavrami ile bir butun olarak bir halkin yok edilmesine calisan bir diktatörlugu af eden kisinin insani kisilik özelliklerinin olmadigina ben inaniyorum. Böylesi bir ögenin desteklemeksi hangi dusunceye ait oldugunu aciklaman mumkun mu? Dostca selamlar.
Kasdim sudur: Teror ve siddetin terkedilmesi, yeni hayatlarin karartilmasinin onune gecilmesi anlamina geliyor. Kanin durmasi, goz yasinin dinmesi anlamina geliyor. Buna sebep olana destek olmak lazim diye dusunuyorum. Butun derdimiz bu kirli savasi durdurmaktir, bu savasi durdurabilecek herkesi olumlu karsilamak gerekir.
Ocalan'in elini kana buladilar. Elindeki kanin cogu Kurd kanidir. Ama daha fazla kan akmamasi icin Ocalan devreye girerse, bu kirli savasi durdurmak icin onayak olursa iyi eder; Kurdler'e yaptigi kotulugu bir nebze telafi eder diye dusunuyorum. Ocalan'a, "Dogru yoldasin, bu gidisle Kurdlerin Mandelasi olursun" fikrini empoze edenler var gibime geliyor. Mandela kendi halki icin mucadele etti; halkin kani eline bulasmadi. Basindan beri gercek manada baris istedi. Ocalan ise kan dokmekle basladi; aradan 30 yil gectikten sonra giristigi siddet yontemi iflas etti. Kendisine katil gomlegi giydirenler istese bile o bir Mandela olamaz. Bunu en basta Kurdler kabul etmez, lakin baslarini kopardigi kuclardan ve Turklerden ozur diledigi halde Kurdler'den bir ozur dileme nezaketinde bile bulunmus degil.
"Desteklerim" demekle birlikte Ocalan'in boyle bir adim atacagindan da ciddi manada supheliyim. Kendi iradesiyle hareket ettiginden de supheliyim. Onu boyle bir harekete iten guclerin boyle bir seye musaade edeceklerinden de supheliyim. Ama, dedigim gibi, kani durduran, durdurabilen herkesin basim gozum ustunde yeri vardir. Simdiye kadar islenmis cinayetlerin hesabi verilecek, hem burada hem de Mahkeme-i Kubra'da, ama bundan sonra cinayetlerin engellenmesi gerekir. Bu yolda atilacak her adima, her adama, her yola destek cikmak lazim. Velev o adimi atan, o adam Ocalan dahi olsa. Tabi bunca yil kan doken bir insan, kan dokmek icin programlanmis bir insan kani durdurmak icin araya girer mi? Bilemiyorum, ciddi suphelerim var. Ama kani durdurmasi icin davet ediyoruz. Yurudugu yol cikmaz yol, bunu bilmesi gerek, onunla gorusenler bunu hatirlatmasi lazim.
Cevdet abi istersen gunumuz Avrupa haritasina bir göz atalim Monako diye 100 bin kisilik nufusu biraz asan bir millet bagimsizligini yasarken, Andora halkida buna benzer bir yasami yasarken biz kurd halki kimlerden ne gibi eksigimiz var?
Kurd halkinin demokratik baris icinde özgurlesmesi icin DTP´nin sözum ona attigi adimlari yöneten kimlerdir Cevdet abi? _Ki sözum ona atilan bu adimlara bile karsi cikan AKP genel baskani ve basbakan Tayib Erdogan´nin bu halk Arjantinde de olsa karsi cikariz diye gurledigidemi gercek degil?
Cevdet abi, bugune dair örnek olarak verdigin Tembu kabile sefinin oglu olan Madiba örnegin “Dunyanin en unlu mahkumu” icinde verilebilecek en guzel örnektir. Ama Madiba halki olan Guney Afrika icin verdigi mucadelede 1962 yilinda kendisine destek aramak icin yurtdisina kactiginda, basta Afrika ulkeleri ve İngiltere olmak uzere bir cok ulkeye gittigini göruyoruz. Özelliklede Madiba halki icin sosyalist ulkelerden silah ve para yardimi temin etti. Guney Afrika olan ulkesine döndugunde yurtdisina kactigi icin tutuklanip 27 yil boyunca tutuklu kaldi. Simdi tutkluluk esnasinda bile irkciliga karsi verdigi mucadelelerinde adini duydurdu 1990 yilinda Guney Afrika devlet baskanligini yapan De Klerk tarafindan sartsiz birakildigini butun tarih gördu ve tarih sayfalarina da “Dunyanin en unlu Mahkumu” olarak gecti.
Cevdet abi simdi Madiba´nin yurtdisina cikisindan tutalimda ulkesine gelisine kadar halki icin yapmis oldugu mucadele ile imranlidaki sefin yurtdisina cikisi ile Sam´a oturtulusu arasinda ucurumlar kadar fark vardir. Ama ilk cikis itibaridan beri imranlidaki sefin yurd disina cikisi bile emperyalist bir rejime hizmetten baksa bir sey olmadigi gercegini görmuyormuyuz?
Hatta ve hatta Cevdet abi Omar Cabezas´in “DAGDAN KOPAN ATES” romaninda Devrimin gun gelip altin bir tepsi icinde burjuvaziye teslim edilisinin seruvenini anlamak olasi degildir Nigaragua devrimindeki bu gerceklige bakarak Kurd halkinin bagimsizligi icin yola cikilan PKK örgutlenmesinin ilk kuruyucularindan olan önder kadrolarimizin pes-pesi ardina katledilmeleri birer birer tutuklanmalari ve imranlidaki sefin bir fiske bile almadan deyim yerindeyse “tereyagindan kil ceker gibi” suriye´ye konumlandirilmasi daha kurd halkinin bagimsizlik kivilciminin ilk gunlerinden beri haklimizin kaderi imranlidaki sef araciligi ile emperyalist rejimin emir ve komutalari altina sokulmadi mi?
Cevdet abi kurdistanda 1970´lerin sonlarina dogru pek cok kurd ve turk soluna bagli örgutler dogarken özellikle 12 eylul fasizminin “BALYOZ” Harekati altinda bu örgutlerin elemanlarini gerek tutuklama, gerek katletme ve gereksede satin almada bile basari sagladigini tarihsel gercekliklerden biliyoruz. Nitekim bu tutuklanmalar ve katledilmelerde en buyuk darbeyi PKK´nin ilk cekirdek kadrolari ve PKK uyelerinin aldigi bilinen bir gercektir. Simdi burasi cok önemlidir Cevdet abi 1978 kasim ayinda yapilan partinin ilk kurulus kongresinde yer alan insanlar suan imranlidaki sef ´in yani sira hayatta olmayan halkin gercek devrimcileri ve kurd halkinin kaderinde önemli rol oynayan kahramanlarimizlardan Hayri Durmus, Baki karer,Mehmet Sener, Mazlum Dogan,Mehmet karasungur ile beraber halen imranlida olan sefin sözum ona Kurdistan generallerinden olan cemil bayik haydar kaytan, sakine cansiz, Duran kalkan gibi zatlarda oldugunu biliyoruz simdi diyeceksinki neden böylesi bir konuya giriyoruz Cevdet abi kurd halkinin ustundeki siddetin ve terörun kaldirilmasi icin atilacak temellerin saglamligi konusunda bu konuda “corap sökugu gibi” birbirini izlemektedir.
Cevdet abi PKK´nin ilk kurulus kongresinden sonra 1979 yillarinda partinin Antep sorumluluguna getirilen Ali cetinerle beraber urfa sorumlusu Hayri Durmus´un yani-sira Mardine Baki Karer Siirt-Batman bölge sorumlulugunada Mehmet Sener getirilirdigini Partinin Basin-Yayin sorumlulugunada Mazlum abinin getirildigini parti tarihini bilen herkez tarafindan bunlar bilinir. Ama dikkat edersek Cevdet abi Elazig bölge sorumlusu olan Sahin dönmez´in yakalanip bölge sorumlusu ve PKK merkez komite uyesi olan bu arkadaslar bir bir yakalanirken imranlidaki sef haziran gunesinde emperyalist sistemi istegi uzerine Suriye ye cikisini ve sonraki gelismeleri zaten Ergenekon dosyalarindan cok acik ve net olarak görmekteyiz. Yani yillardir kurd halkinin emperyalist bir sisteme icten baglanildigini göruyoruz.
Imranlidaki sefin “elini kana buladilar” sözunuzle bu sefi gunahlarindan arindirip gunahlarini baskalarina yuklemek isteniyor cagrisimini anlamamak deyim yerindeyse “Kör danaya Kaftan giydirmek” gibidir. Ki nitekim imranlidaki sefin eli kana bulansa dahi devrimcilik ve halkin kurtulusu altinda örgutlenen bu örgut mesubu olduguna göre emperyalist rejime karsi gelen bu yoldaslar gibi oda karsi gelebilirdi. Ve sunuda cok iyi ve gayet acik bilmiyoruz mu Cevdet abi emperyalist rejimin calisma ve örgutleme mekanizmasini nasil isledigini???
Cevdet abi bir söz vardir “Ates dustugu yeri yakar” binlerce gencimizin kanini akitan ve halki bir butun olarak emperyalist sistemin istegine göre yönlendiren imranlidaki sef isterse milyon kez Zem-Zem suyula yikanip kurd sorunu cözumunde ön ayaklardan biri olsa dahi yine halk dilinde bir söz vardir “Elini veren kolunu kaptirir” gercekligi ile kurd halki yine emperyalist rejimin bir köle toplulugu olmaktan kurtulamiyacaktir.
Yine Cevdet abi “Desteklerim” demekle beraber imranlidaki sefin kendi iradesiyle hareket ettiginden supheliyim diyorsun. Simdi kusura bakma burada abi ama bu dediklerinden ben sunu anliyorum Turkiyede, olup bitenlerden haberin yok yada gercekten ne yazdigini anlamiyorsun. Yani imranlidaki sef dun kurd halkini emperyalist rejimin kuklasi haline getirmeye calisirken acaba kendi iradesi ile hareket ediyordu da bugun kendi iradesiyle hareket ettiginden supheleniyorsun???? Bastan beri satin alinip yönetilmedimi bu sistem tarafindan??? Yok öyle degil diyorsan walla o zaman Ergenekon-pkk iliskisinede inancin yoktur bunca gercekler birbiri ardindan gözler önune serilsede.
Cevdet abi siz yaptiginiz analizi buraya tasidiniz kendi fikirlerinizle bende kendi fikirlerimi ve analizinizin ana dusuncesi konusunda dusuncemi belirttim umarim herhangi bir kirici söz etmemisimdir. Bilmeden de eger ettiysem özur dilerim. Dostca selamlar abi.
Detayli yorumun icin tesekkur ediyorum. Kirilma, darilma yok.
Abdullah Ocalan hakkinda yazdiklarina katiliyorum, basindan beri belirli bir ajanda (ki Kurdlerin aleyhine olan bir ajanda) icin mucadele alanina suruldugune inaniyorum. PKK-Ergenekon (daha dogrusu PKK-derin devlet) iliskisini dile getirenlerdenim. Yazdiklarimi anliyorum, anladiklarimi, emin olduklarimi yaziyorum.
Fikrimde hala israrliyim: Akan Kurd kanini durdurmak icin samimi olarak araci olacak bir Abdullah Ocalan'i desteklerim (bu destegim, onun gecmisini, gecmiste doktugu kani destekledigim anlamina gelmez; destegim sadece kani durdurmasi fiiliyle ilgilidir). Abdullah Ocalan kani durdurabilir mi? Elinde silah, etrafi kan golune cevirmek icin bekleyen insanlara "Silahlari gomun! Bundan sonra silahli mucadele bitmistir" diyerek durdurabilir. Maalesef, Ocalan'i "Tanri" olarak goren Kurdlerimiz var; ve bu gencler Ocalan'in bir emriyle bolgeyi kan golune cevirebilirler; hem kendileri telef olur hem de hedef aldiklari.
Bizim amacimiz kanin dudrurulmasidir. Olagan ustu sartlarin kaldirilmasi, duygu ve hislerind egil aklin on plana cikartilmasidir. Akil on plana cikarsa Ocalan'in Tanri olmadigi, siradan bir insan oldugu anlasilacak. Ama once bu kirli savasin durmasi, durdurulmasi gerekiyor.
Simdi gelelim bugunku kurdistanda senin sözunu ettigin ”AKP Demokrasisinde olan Erdogan´i destekleme konusuna.
Cevdet abi 2007 temmuzunda yapilan son secimlerde evet AK partisi kurdistan bölgesinde Hadep´in oylarinin cogunu aldi (oranlara göre) hatta 2007seciminde imranlidaki sefin disaridaki seslerinden biri olan A.Turk ´un AKP'nin bölgede bu kadar yuksek oy alması tum planlarımızı altust etti dedigini biliyoruz. Buna karsin AKP´ye muhalif olan CHP ve MHP liderleri AKP`nin kurdistanda yukselmesini önlemek icin kurd halkimiza hakaret etmekten geri kalmadiklarinida biliyoruz. DTP`ye bu kayibtan dolayi imranlidan gelen yeni bir talimatla yeni bir demokratilesme paketi adi altinda yeni bir modele gittiler model ustune model gelistirmeye calistilar. Erdogan´nin (Mesut Yılmaz-Nasname) su sözu cok meshurdur “AB`ye girmenin yolu Diyarbakirdan gecer. “ Bu sözleri ile evet bircok kurd insani hemen AKP´yi kurd dostu olan bir parti oldugu kanisina geldigi bir gercektir. Erdogan kurdistanda “DOST” Maskesi takarak dolasirken Bir yandan AB ile muzakerlerinde uzlasma yoluna giderken, bir yandan ABD´ye gidip-gelisler ile ABD disisleri bakani Condoleezza Rice ile yogun bir Ankara-washinton trafigi yasandi ve butun bunlari da acaba sadece sinir ötesi kara hareketine girisi icinmiydi? Bu isin icinde kerkuk olayi yokmuydu? Bu isin icinde gerillalarin yok edilmesi icin yapilan hava saldirilarina karsin ABD´den izin almak yokmuydu? Bu isin icinde ABD´nin AB`ne bagli olan ulkelerin Turkiye uyeligine karsi yumusamalari yokmuydu?
Gel bunlarida unutalim simdi bunlarin hic birinin olmadigini dusunelim. AKP herne kadar kurdistanda DTP oylarini alsada Turkiyedeki kurd sorunu cözumun önunde duran en buyuk engel TSK`dir. Turkiyede olan kurd sorunu her zaman askeri bir sorun olarak kabul edilmis ve daha Partinin ilk kivilcimlarinin cikmasindan itbaren halkimiz damia Siyasilerin degil ordunun balyozunu kafasinda görmustur demi abi? Simdi iktidarda olan AKP´nin hangi projesi var kurd sorunu icin acaba bundan hic söz ediyorlarmi? Hani nerde AKP´nin agzindan cikan ikide bir sinir ötesi hareket pismanlik yasasindan baska ne sözler cikiyor? Herne kadar demokratik bir parti olduklarini söyleselerde ve demokrasiden taviz vermiyeceklerini avaz avaz bagirsalarda isin gercegi AKP bu sorunu orduya birakmistir.
Cevdet abi Turkiyede olan kurd halki yanliz degil halk olarak iraktaki irandaki suriyedeki kardeslerimizde var Erdogan Degil Diyarbakirdan istersen butun turkiyedeki kurd ilerinin oylarinida alsin. Iraktaki kardeslerimiz ne olacak? Berzani kerkuku onlarami verecek buna karsin yine ölecek olan kurd halki degilmi? Turkiye kurdistanindan aldigi oylarla zafer sarkilari söyleyecek ve ABD´den kerkuk icin yardim isteyecek olan AKP hukumeti olmayacakmi? Yada bugun yasanan en basit bir örnek Diyarbakirda boynuna bir egal takan Terörist olarak görulurken ayni egali boynuna takan ukala bir sanatci entel-aydin olarak gören bu turkiye hukumuetinin basinda olan AKP degil mi?Kurd sorunu turkiyede AKP cözdu diyelim (ki bence bu sorun 1000 yil daha devam eder) diger bölgelerdeki haklimizin sorununudami AKP cözecek?
Wallahi Cevdet abi bizim sorunumuzu hic bir siyasi parti cözemez. Bizim kaderimiz hep ezilmek ve kaybetmek olmus bu böylede devam eder hic merak etme kurd halkini bagimsizligina göturebilecek birtek umud vardi oda basinda olan unsur tarafindan birer birer katledildiler. Eger Mazlum Dogan abi, Mehmet karasungur abi Mahsum Korkmaz abi, Mehmet sener abi, Hayri durmus abi, Kemal pir abi, Haki karer abi, Numan bagci abi, Botan abi, Sakine Cansiz abla, selim curukkaya abi, Siyar abi, Zelal abla, sari baran abi yani partinin ilk cekirdek önder kadrolarinin hepsi bir arada olsaydilar yine demiyorum kesin ama belki birseyler olabilirdi.
Herkez isterdi ve hala istiyor bu kan dursun ama durmuyor be abi durmasida mumkun degil bizim irmaklarimizdan nehirlerimizden daglarimizdan kan hep akacak hic durmayacak. Dostca selamlar.
Yukaridaki yazimda sunlari yazmisim: "Şimdiye kadarki tecrübeler ve bilgiler gösteriyor ki, TSK içindeki bazı ilgili görevlilerin ihmali, göz yumması veya ihaneti olmadan derin-PKK’nin böyle bir eylemi (Aktutun baskini) gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor. Onur Dirik gibi bazı Ergenekoncu görevlilerin böyle bir eylemin gerçekleşmesi için PKK’ya zemin hazırladıkları anlaşılıyor. Bunun aksi ise daha vahimdir. Çünkü 200-300 PKK’linin ağır silahlarla güvenlik güçlerine yakalanmadan 4 kilometre içeriye sızıp, 250 bin civarında askerin, onbinlerce korucunun ve binlerce diğer güvenlik güçlerinin görev yaptığı bir bölgede eylem yapmaları, onlarca askeri öldürmeleri TSK’nın acziyetini göstermez mi?"
Genelkurmay, insansiz ucak goruntuleriyle birlikte onceden istihbarat olduguna dair bilgileri de inkar etti. Haydi bu yalanlamalari sindirdik diyelim, "Bunca gucle 100 civarinda PKK'liya karsi aciz duruma dustunuz. Siz orada bostan korkulugu musunuz?" deme hakkimiz doguyor. TSK boyle beceriksizlerin elinde iste...
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=753949&title=17-sehitli-aktutun-baskininda-tsknin-hic-hatasi-yokmus
17 şehitli Aktütün baskınında TSK'nın hiç hatası yokmuş
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Aktütün olayına ilişkin Bayraktepe ve diğer bölgelere kuvvet tahsisi, ateş planları, sevk ve idarenin askeri esaslara uygun şekilde yapıldığını, İkinci Ordu Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında herhangi bir eksiklik saptanmadığını bildirdi.
Orgeneral Koşaner, Genelkurmay Başkanlığı İnönü Salonu'nda Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü'ne gerçekleştirilen terörist eylemle ilgili 2. Ordu Komutanlığınca yapılan inceleme sonuçlarını açıkladı.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Koşaner, Aktütün olayına ilişkin Bayraktepe ve diğer bölgelere kuvvet tahsisi, ateş planları, sevk ve idarenin askeri esaslara uygun şekilde yapıldığını, İkinci Ordu Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında herhangi bir eksiklik saptanmadığını bildirdi. Orgeneral Koşaner, basında yer alan ''insansız hava aracı'' görüntülerinin hiçbirinin Aktütün olayına ilişkin emare teşkil etmediğini ifade etti.
Orgeneral Bayraktepe'de görevli birliklerin vazifelerini üstün bir cesaretle yerine getirerek, canları pahasına mevzilerini savunduklarını belirterek, ''Bayraktepe teröristlere terk edilmemiştir'' dedi.
Üs Komutanlığı tarafından bölgenin takviyesinin zamanında düşünülerek birliklerin risk altında Aktütün bölgesine indirildiğini, Bayraktepe de önemli bir aksaklık yaşanmadığını anlatan Orgeneral Koşaner, bölücü terör örgütü açısından olayın adeta bir intihar saldırısı olduğunun görüldüğünü vurguladı. Orgeneral Koşaner, bölgede tertiplenme ve diğer konuların, askeri teknik ve taktiğe uygun olduğunun görüldüğünü ifade etti.
Orgeneral Koşaner, ''Bayraktepe olayı gibi taktik seviyede meydana gelen olayların değerlendirilmesi ancak görev başındaki askerlerce doğru şekilde yapılabilir'' diye konuştu.
Terörle mücadelenin psikolojik bir savaş, süreç olarak değerlendirilmesini isteyen Orgeneral Koşaner, ''Vuku bulan şiddetli bir terör eylemi örgütün etkinliği olarak değerlendirilemez. Bu olaylar sağduyulu ve soğukkanlı değerlendirilmelidir. Ülkeyi sarsacak boyutlara taşınması örgütün istediğidir'' dedi.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, ''Basında 'istihbarat alındı' şeklinde yer alan haberlerin ve bunlara dayanılarak ileri sürülen iddiaların Aktütün olayı için emare teşkil edecek hiç bir yönü yoktur, iddialar doğru değildir'' dedi.
Orgeneral Koşaner, Genelkurmay Başkanlığı İnönü Salonu'nda Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü'ne gerçekleştirilen terörist eylemle ilgili 2. Ordu Komutanlığınca yapılan inceleme sonuçlarını açıkladı.
Koşaner, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, 15 Ekim'de Aktütün olayına ilişkin yaptığı açıklamada, ''Her zaman olduğu gibi olayın bütün boyutlarıyla incelendiğini ve sonuçlanmasını müteakip TSK'nın kendine güveni olan kurumlar gibi kamuoyuyla paylaşılması gereken hususların kamuoyuna bilgi olarak verileceğini'' ifade ettiğini kaydetti.
''2. Ordu Komutanlığımızca yapılan inceleme sonuçlanmıştır'' diyen Orgeneral Koşaner, incelemenin sonuçlarıyla ilgili bilgiler verdi.
Orgeneral Koşaner, bazı basın yayın organlarında ısrarla eylemin ''Aktütün Karakolu'na yapıldığının'' yazıldığını ve söylendiğini, sürekli karakol binalarının söz konusu edildiğini ve konunun saptırılmaya çalışıldığını belirterek, terörist eylemin karakol binasına yaklaşık bin 100 metre mesafedeki Bayraktepe'de emniyet kuvvetlerinin mevzilerine yapıldığını, karakol binasına ise isabetli olmayan havan atışlarının yapıldığını kaydetti.
Terörist eylemle ilgili istihbarat bilgileri hakkında kamuoyunu yanıltıcı ve yönlendirici bazı yayınlar yapıldığını anımsatan Koşaner, bu konuda 5 Ekim ve 12 Ekim'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından kamuoyuna gerekli bilgilerin verildiğini ifade etti.
İNSANSIZ HAVA ARACI GÖRÜNTÜLERİ
Orgeneral Koşaner, inceleme sonuçlarından önce yanlış anlamaları ve tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla bazı ilave bilgiler vereceğini kaydetti.
Koşaner, İnsansız Hava Aracı (İHA) tarafından aktarılan görüntülerin üzerinde bazı bilgiler bulunduğunu belirterek, doğru değerlendirme yapılması için bu bilgilerin ne anlama geldiği hakkında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Bazı basın organlarında İHA görüntülerine yer verilerek, bunların Aktütün karakoluna yönelik bir eylemin emareleri olduğu şeklinde iddialarda bulunulduğunu anımsatan Orgeneral Koşaner, bu İHA görüntülerini tek tek ele alarak, nereye ait olduklarını ve ne ifade ettiklerini açıkladı.
Orgeneral Koşaner, 5 Eylül 2008 tarihli görüntüde, ''Kandil'de tespit edilen 80 kişinin Hakkari Şemdinli bölgesine hareket ettiğinin'' iddia edildiğini anımsatarak, 80 kişinin nasıl sayıldığını ve 100 kilometrenin üzerindeki mesafeden Şemdinli'ye hareket ettiğinin nasıl anlaşıldığının merak konusu olduğunu sordu. Orgeneral Koşaner, Kandil bölgesine devamlı hareket olduğunu, İHA'ların bölgeye her gidişinde benzer görüntülerin alındığını anlattı.
Orgeneral Koşaner, 3 Ekim tarihli saat 08.35'e ait görüntüye dayanılarak Aktütün'e 25 kilometre mesafedeki bölgenin teröristlerce mayınlandığının öne sürüldüğünü belirterek, Irak'ın kuzeyindeki Keritepe'nin karakol emniyet mevzilerine kuş uçuşu mesafesinin 17.5 kilometre olduğunu, şu anda en etkili havanın mesafesinin 8.5 kilometre olduğunu söyledi. Orgeneral Koşaner, ''Bununla beraber bu görüntü sürekli takip edilmiş, terörist miktarının artması beklenmiş, 3 Ekim saat 16.58'de, iki F-16 uçağımız tarafından isabetli olarak vurulmuştur. Benzeri görüntüler tüm sınırlarımız boyunca sık sık alınmakta, hedefin yeri, mesafesi, büyüklüğü dikkate alınarak topçu veya hava kuvvetlerimiz tarafından vurulmaktadır'' diye konuştu.
Koşaner, 3 Ekim günü saat 13.00'den sonra Aktütün Karakolu üzerinden alınan görüntünün doğru olduğunu ifade ederek, saat 13.04'te eylemin başladığını, teröristlerin yerlerinin tespit etmek için İHA'nın eylem bölgesine kendileri tarafından getirildiğini bildirdi.
Orgeneral Koşaner, 2 Ekim, 09.00-09.30 saatleri arasında alınan görüntüde, ''Aktütün'e sadece 1 kilometre mesafede sırtlarında yükle yürüyen teröristleri gösterdiği''nin iddia edildiğini belirterek, İHA görüntüsündeki coğrafi koordinatın gerçek yerinin Şemdinli-Umurlu köyü, sınırın hemen Irak tarafındaki Ziki köyünün güneyi olduğunu söyledi. Bölgenin Aktütün'e kuş uçuşu 23.5 kilometre mesafede olduğunu ifade eden Orgeneral Koşaner, boş olan Ziki köyünün bahçelerinin daha güneydeki köylerden gelen köylüler tarafından ekilip biçildiğini anlattı. Bu nedenle köylülerin, sık sık birliklerin bilgisi dahilinde bu boş bölge