Sistemin Bağırsaklarındaki PKK ve Hizbullah
Ergenekon Iddianamesi’nin ustu kapali bir sekilde dahi olsa aciklanmasiyla cesitli kirli iliskiler yumagiyla karsilastik. Kurdler olarak bizim dikkatimizi en cok Ergenekon-PKK ve Ergenekon-Hizbullah iliskisi cekti. Derin PKK ve derin Hizbulahcilar bu haberlere sevinmediler, haberi veren gazeteden yola cikarak kendilerine gore bu iliskiyi gozden kacirmaya, isi sulandirmaya calistilar.
New Page 2Sistemin Bağırsaklarındaki PKK ve Hizbullah
Ergenekon Iddianamesi’nin ustu kapali bir sekilde dahi olsa aciklanmasiyla cesitli kirli iliskiler yumagiyla karsilastik. Kurdler olarak bizim dikkatimizi en cok Ergenekon-PKK ve Ergenekon-Hizbullah iliskisi cekti. Derin PKK ve derin Hizbulahcilar bu haberlere sevinmediler, haberi veren gazeteden yola cikarak kendilerine gore bu iliskiyi gozden kacirmaya, isi sulandirmaya calistilar. Oysa haberi Ergenekon cetesiyle iliskili olan Dogan Medya ve Cumhuriyet gazetesi haric herkes detaylica verdi. Demokrasiden yana, kirli iliskilerin farkinda olanlar ise, devlet icinden acik veya ortulu bir destek almadan PKK ve Hizbullah gibi siddet taraftari orgutlerin varliklarini simdiye kadar devam ettirmelerinin mumkun olmadigini biliyor zaten.
“Irtica’ya karsi topyekun savas” ilan edildigi, teror yerine irticanin birinci siraya oturtuldugu 28 Subat’ta, Hizbullah’in hicbir MGK toplantisinda gundeme gelmemesi sasirtici degil mi? En ucra koselerdeki evler basilip zemin katta gizlice Kur’an ogrenen cocuklari gozaltina alan 28 Subat’in kudretlilerinin; masum insanlari evlerinden alip sorguya ceken, sorgusu bittikten sonra da evin zeminine gomen derin Hizbullah’tan bihaber olmasi dusunulebilir miydi? Batman’dan Istanbul’a silah sevkiyatina kayitsiz kalabilir miydi?
Hizbullah’i samimi olarak seven ama onun ic yuzunden bihaber olan saf insanlar bu sorular karsisinda kuplere binerken, Hizbullah karsiti PKK yandaslarinin buna “Hayir” dediklerini duyar gibiyim. O halde sorulara devam edelim…
Ağustos 1998'de apoletli medya, “Ordu 2000'lere hazır” mansetleriyle cikmisti. Bu mansetler, simdiki Ergenekon yapilanmasini isaret ediyordu; cunku bugunku Ergenekoncu yapilanmanin TSK’nin ust seviyelerine sizmasi 28 Subat surecinde oldu. Genelkurmay Baskanligi’na Huseyin Kivrikoglu, Kara Kuvvetleri Komutanligi’na 1. Ordu Komutani Atilla Ates, Jandarma Genel Komutanligina Rasim Betir, 2. Ordu Komutanligi’na Aytac Yalman getirildi.
“2000’lere hazirlanan ordu”nun basinda bulunan Kıvrıkoğlu 2002’de emekliye ayrilmadan once, “2000’lerdeki” planlanan darbe icin gerekli olan taslari dizmekle ise basladi. Basbakan Bulent Ecevit ve Cumhurbaskani Sezer’le goruserek, fundamentalistlere karsi yumusak oldugu gerekcesiyle Hilmi Ozkok’un Genelkurmay Baskanligina getirilmemesini iletti. Koalisyon hukumetinin Basbakan Yardimcisi olan Devlet Bahceli’nin itiraziyla plan yururluge giremedi.
Kivrikoglu pes etmedi; normal gelenegin disina cikarak Jandarma Genelk Komutanligi’ndan emekli olmaya hazirlanan Aytaç Yalman’ı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, emekli olmaya hazirlanan Şener Eruygur’u da Jandarma Genel Komutanlığı’na getirdi. Bu iki sahsi Sarikiz, Ayisigi, Eldiven gibi darbe planlarindan taniyoruz simdi. “Eldiven”ci Eruygur, cesur savci ve guvenlik gorevlilerinin “El”leriyle enselenip “Ayisigi”ndan uzak bir F-tipi cezaevinde “Kuzu kuzu” zaman geciriyor. Ruyalarinda bol bol “Sarikiz” goruyordur, onlarin “Moo”lamalariyla uykuya daliyordur, kim bilir.
Normalde yeni atanacak Genelkurmay Baskani kendi kadrosunu kurma hakkina sahipken Kivrikoglu boyle bir emri vaki yaparak, fazla demokrat gordugu (daha dogrusu darbe faaliyetlerine engel olacagini bildigi) Hilmi Ozkok’un elini kolunu baglamak, calisamaz hale getirmek istedi. Darbe Gunlukleri’nden ogrendigimiz kadariyla, kuvvet komutanlari zamanlarinin buyuk bir kesitini darbe plani yapmakla gecirmisler. Hatta ustleri olan Ozkok’e suikast bile planlamislar. Cunku onu “2000’lere hazirlanan cunta”ya engel olarak goruyorlardi.
Bunlar, son gunlerdeki gelismelerin isiginda bildigimiz seyler. Simdi geriye, bu entrikalarin kurucusu olan Kivrikoglu’nun Genelkurmay Baskanligi’na getirildigi 1998’e geri donelim… Kivrikoglu’ndan talimat alan Kara Kuvvetleri Komutan Atilla Ates, 16 Eylül 1998'de ziyaret ettiği Hatay Reyhanlı'daki Hudut Bölük Komutanlığı'nda Suriye'ye ateş püskürtmustu: “Suriye gibi komşular iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek, Türkiye'yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye, iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. PKK destekçisi Suriye, sabrımızı taşırmaya başladı. Suriye iyi niyetimizi suiistimal ediyor ve PKK'yı topraklarında besliyor. Gerektiğinde bu halk sorumlulara dersini verecektir.”
Yanilmiyorsam donemin Cumhurbaskani 28 Subatci Suleyman Demirel ve 28 Subat Hukumeti Basbakani Mesut Yilmaz da buna benzer ifadeler kullanmislardi o gunlerde. Tabi insanin aklina ister istemez su soru geliyor: Turkiye Cumhuriyeti’ni yoneten Demirel ve Yilmaz gibi siyasetciler ve ulkenin guvenliginden sorumlu olan, heryerde istihbaratcilari olan TSK, Abdullah Ocalan’in Suriye’de oldugunu yeni mi ogrenmisti? 50 bine yakin insan hayatini kaybetmeden, binlerce Kurd koyu yakilip yikilmadan, milyonlarca Kurd surgun hayatina baslamadan, kimi hesaplara gore 300, kimilerine gore de 500 milyar dolar harcama yapilmadan Suriye’ye kukreyemezler miydi? Yapabilirlerdi ama onlar da tipki 12 Eylul’un cuntacilari gibi bazi faaliyetler icin ortamin olgunlasmasini bekliyorlardi anlasilan.
Ardindan gelen sureci biliyoruz. PKK’lilara gore Abdullah Ocalan “Uluslararasi komplo”ya kurban edilmisti. Suriye’li yetkililer ise ayni gorusu dile getirmiyorlar. 2006’da Sabah Gazetesi’ne konusan o donem Suriye’nin iki numarali ismi Abdulhalim Haddam (http://arsiv.sabah.com.tr/2006/02/17/gnd101.html), Ocalan’in Suriye’den cikisi hakkinda sunlari soyluyor: “Öcalan'ın Suriye'den çıkış kararı, Türkiye durumun ciddileşmesi üzerine BAAS Partisi Komuta Konseyi'nin (Ruling Command) yaptığı, saatler süren gizli bir toplantıda alındı. Hafız Esad sonunda ikna edildi. Konseyin kararına göre Öcalan ülkeden çıkarılacaktı ve bu tebligat da kendisine Dışişleri Bakanı Faruk Şara tarafından yapılacaktı.”
“Ancak Şara, bir süre sonra korktuğu gerekçesi ile bu görevine yerine getiremeyeceğini söyledi ve ‘beni affedin’ dedi. Bunun üzerine, başkan yardımcısı olarak ben devreye girdim. Abdullah Öcalan’ı makamıma çağırdım. Hemen geldi. Ona ‘Türkiye savaş konusunda ciddi mi? Saldıracak mı?’ diye sordum. Öcalan ‘evet’ yanıtını verdi. Bunun üzerine, ona tekrar ‘Peki savaş olursa nerelerde olur?’ diye sordum. ‘Kamışlı ve Halep bölgesinde olur’ dedi. Kendisine ‘bu gerginlikten çıkmak, savaştan kurtulmak için ne yapmak gerekir’ diye bir soru daha yönelttim. O da ‘Bunun için benim Suriye'den gitmem gerekir’ dedi. Ardından, ‘Öcalan sen zeki bir adamsın. Peki ne zaman gidersin?’ diye sordum. Birkaç gün izin istedi.”
“Bilinenin aksine kendisi, ne bir özel jetle ne de başka bir havalimanından gizlice gitti. Şam Havaalanı'ndan kalkan tarifeli bir uçakla normal bir yolcu olarak, biletini kendisi alıp Atina'ya uçtu. Yani önce Rum Kesimi aracılığıyla Moskova'ya değil, Atina'ya gitti. Tarifeli bir uçakla gittiğine çok eminim. Çünkü bizim adamlarımız da onun gidişini bizzat takip edip, bana bilgi verdiler.”
“İddiaya göre, zaten Yunan istihbaratıyla da yakın ilişkisi vardı. Ama, Atina'ya indiğinde, onu Yunan Askeri İstihbarat elemanları tutuklamak istedi. Ancak Yunan siyasi gücü etki edince, Öcalan apar topar Moskova'ya gönderildi. Suriye böylelikle Öcalan'dan kurtulmuş oldu. Dediğim gibi Yunan istihbaratıyla ilişkileri vardı. Ama CIA ile de ilişkileri olduğu belirtiliyordu. Öcalan, bildiğim kadarı ile ABD'ye gidişini haber verdi. Atina'ya indiğini öğrendiklerinde, ABD'liler onun Yunanistan'da kalmasına karşı çıktı ve bizzat Moskova'ya gönderilmesini istedi.”
Turkiye’de bir kesim, Ocalan’in Turkiye disinda bir ulkede ev hapsinde kalmasindan yanaydi. 15 Aralik 1998 tarihli Hurriyet gazetesinde, donemin Basbakani Mesut Yilmaz’in su ifadeleri yer aliyordu (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-52917): “İtalya bölücübaşını daha fazla barındıramaz. Bütün dünyadan yapılan baskılara dayanamaz. Mutlaka bir üçüncü ülkeye gönderecekler. Bu konuda biz onlara Pakistan'ı önerdik. Onu kabul etmediler. Kuzey Kore'yi onlar istedi ama biz uygun bulmadık. Libya ise Amerikalılar tarafından onaylanmadı. Şimdi Arnavutluk üzerinde duruluyor. Bu ülke için İtalyanlar da olumlu düşünüyorlar. Bizim de bu ülkeye bir itirazımız olmaz.”
“Abdullah Öcalan bu ülkede serbest mi olacak” sorusuna da su cevabi veriyor Yilmaz: ‘‘Serbest dolaşması mümkün değil. Böyle bir şey olamaz. Eğer Arnavutluk'a gönderilirse mutlaka gözetim altında olacak. Her hareketi kontrolda olacak.’’
O siralar Roma Buyukelcisi olan Inal Batu’ya gore, Abdullah Ocalan’i Pakistan’a ev hapsine gondermek istemisler ama Ocalan bunu kabul etmemis (http://www.cafesiyaset.com/haber/20070618/Inal-Batu-hangi-partinin-uyesi.php). Soyle diyor Batu: “Aslında biz Türkiye’ye iade edilmeyeceğini biliyorduk. İdam cezası vardı. Zaten olmasa da D’alema Apo’yu vermezdi. Bunun üzerine Öcalan için yeni adresler aranmaya başlandı ve o sırada gayri resmi müzakereler oldu… Avrupa’da bir yere gitmesini istemiyorduk. Libya’yı ABD istemedi. G. Afrika’yı biz istemedik. Mandela yüzünden. (Pakistan’ı) da Öcalan istememiş. Bize öyle söylediler. D’alema Öcalan’ın da istediği bir yer olması konusunda diretiyordu.
“Apo, Pakistan’a gönderilse bugün ne farklı olurdu?” sorusuna su cevabi veriyor Batu: “Pakistan farklı olabilirdi. Hakikaten Apo’yu örgütten ve siyasetten uzak tutabilirlerdi, çünkü Pakistan tam bir dost ülke.” Türkiye’deki bir kesimin Abdullah Öcalan plani, Pakistan’da kendisine villa tahsis etmekmiş… Suriye’de nasıl yaşıyorsa Pakistan’da bir villada rahat bir hayat yasayacakti. Ama Ocalan bunu elinin tersiyle itip Imrali’ya gelmeyi tercih etti. Daha Italya’dayken, Amerika’nin Sesi Radyosu’na konusan Ocalan ABD’den yardim istemis (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-54735):
“Öcalan'ın Kürtçe ve Türkçe yanıtlar verdiği, kendi sesinden aktarılan görüşleri şöyle: ‘Benim İtalya'dan ayrılışım sınırdışı biçiminde değil. Anlaşarak bunu sağlama biçiminde olacaktır. Bunu tek taraflı olarak benim veya İtalya'nın halletmesi mümkün değildir. Üçüncü taraf olarak Güney Afrika'dan söz ediliyor. Bu konuda isim belirtecek durumda değilim... PKK'dan değil de, PKK'nın içinde ısrarla sürdürülen yanlışlıklardan artık kopmak istediğimi söyledim (kopmak istedigi PKK’nin basina Ergenekoncular mi gecirdi? CA). Kürt kişiliğindeki kurallara gelmeme, keyfi davranma beni zor duruma düşürmüştür… ABD'nin Türkiye'nin dayatmaları üzerine PKK'nın terörist niteliğinde ısrar ettiğini çok iyi biliyorum. Bunun ABD'nin öz görüşü olmadığını da biliyorum. Uluslararası tarafsız komisyonda, mahkemede yargılanmaya hazırım. Kürt sorununa barışçıl çözüm için çaba harcayan ABD bize destek olmalı.”
Buradan da anlasiliyor ki Ocalan’in Kenya’ya oradan da Turkiye’ye gelisi ABD’nin teklifi uzerine olmus. Ocalan da bu teklifi kabul etmis. ABD’de Demokrat Parti’li Clinton iktidardaydi. Onu Irak’a sokmaya calisan Neokonlara direndigi icin patlatilan Lewinsky Seks Skandali (1998) ile mesgul oldugundan ABD Genelkurmay’ini isgal altinda bulunduran (simdi hemen hemen hepsi tasfiye edilmis durumda olan) Neokonlarin Abdullah Ocalan’i Imrali’ya yerlestirmek icin araci olmus olabilecekleri akla geliyor.
Ocalan Pakistan’a yerlestirilseydi PKK uzerindeki hakimiyeti tamamen yok olacakti. Dolayisiyla PKK da yikilma veya hic olmazsa parcalanma surecine girmis olacakti. Genelkurmay’in sorumlulugu ve yonetimi altinda bulunan Imrali Adasi’a alinarak guvenli ve rahat bir sekilde PKK’yi Ergenekoncu cuntacilarin direktifi dogrultusunda idare etmesi saglandi.
Eruygur’un ofisinde ele gecirilen darbe planlarindan anlasilacagi gibi paravan orgut kurma planlari vardi; zaten paravan sirket, parti, orgut kurmak derin devletin olagan icraatidir. PKK gibi koklu bir orgutun kontrollu olarak kullanilmasi darbeciler icin bicilmis kaftandi. Ozellikle darbe ortamini olgunlastirmak icin teror vazgecilmez bir aractir.
Eruygur Agustos 2004’te emekli olmadan once darbe sartlarini olgunlastirip darbe yapmak istiyordu. Hic olmazsa Hilmiz Ozkok’u bir sekilde bertaraf edip onun yerine gecmek icin sabirsizlik gosteriyordu. Bunun en pratik yollarindan biri terordu. 27 Mayis’in, 12 Eylul’un ve 28 Subat’in “Apoletli haydutlari” oyle yapmislardi, Eruygur ve arkadaslari da oyle dusunduler. Dugmeye basmalari lazimdi, terorun dugmesi de Imrali’daydi malum. Abdullah Ocalan’in gorustugunu kabul ettigi Ergenekoncu askerlerle o siralarda mi gorustu, neler konusuldu bilmiyorum ama bildigim sey, yakalandiginda Basbakan olan Ecevit doneminde silaha sarilmayan PKK, demokratik sureci baslatan AK Parti doneminde ateskesi bozarak teroru tirmandirmasi. Bu gelismelere tesaduf veya “Uluslararasi komplo” diyemeyiz herhalde.
Hatirlayalim… Ocalan’in yakalanmasindan beri uygulamada olan ateskes, Ocalan’in avukatlarindan Mahmut Sakar’in girisimiyle Haziran 2004’te askiya alindi. Yukarida bahsettigim Sarikiz, Ayisigi, Eldiven darbe planlarina hiz verildigi, Genelkurmay Baskani Hilmiz Ozkok’un Eruygur’un plani oldugu anlasilan suikast korkusuyla yemeklerini bile evinden getirmek zorunda kaldigi 2004. Dusununuz ki, ulkenin guvenliginden sorumlu olan TSK’nin basindaki Genelkurmay Baskani bile bir avuc darbeci haydut karsisinda kendisini guvende hissetmiyordu. Ustu olan Genelkurmay Baskani’ni bile korkutan Sener Eruygur, kensisini enselemek icin gelen birkac polisi gorunce korkup abileri olan CHP’lileri aramisti. Ortakdirlar bunlar zaten; darbeden gelecek karlari aralarinda kiristirirlardi. 27 Mayisci cuntacilar da darbeyi Ismet Inonu’yu iktidara getirmek icin yaptilar zaten. Deniz Baykal’in burnundan solumasi bosuna degil.
Biraz geriye, 1990’lara geri donelim… Ocalan’in kendisini ozenle saksida yetistirip Suriye’ye birakan devlet yetkililerine kafa tuttugu, “Artik patron benim” dedigi donem… Saddam da ABD’ye boyle kafa tutmustu… Oysa Saddam CIA’daki Neokoncularin cocuguydu, bizim Kenan Evren ve arkadaslarinin uvey kardesiydi… Onlar da CIA’nin cocuklaridir, malum. Kafa tutmasi ona pahaliya maloldu. Ocalan’in burnunu surtmek gerektigine inanan derin devlet, onun karsisina Hizbullah’i cikardi. Yani Abdullah Ocalan’i, Ankara’dan okul arkadasi olan Huseyin Velioglu ile terbiye edecekti. Etti de. Birkac yillik silahli catismada her iki taraftan binin uzerinde Kurd katledildi. PKK, devlet destekli Hizbullah karsisinda agir yenilgiye ugradi ve derin devletin girisimiyle Hizbullah’la ateskes imzalamak zorunda kaldi (1995).
Derin devlet, Hizbullah ile Ocalan’i hizaya getirmis ve patronlarinin sartlarini kabul etti; bir daha yaramazlik yapmayacakti. PKK’nin hizaya getirilmesiyle Hizbullah’in gorevi bitmisti ama 1997’de irticanin birinci siraya yukseltilmesiyle Hizbullah’a yeni bir gorev alani acildi. 28 Subat’in apoletli haydutlarinin hedefinde Refah Partisi (Milli Gorus) ve Fethullah Gulen Cemaati vardi. PKK gibi siddete bulasan Hizbullah’in yerini doldurmaya baslayan Izzettin Yildirim gibi bariscil aktivistler de rejimi rahatsiz ediyordu. Hizbullah’in siddete yonelmesini elestiren Menzil Grubu Cemaat tarafindan “Munafiklar” olarak damgalanip tasfiye edilmis, bircok uyesi katledilmisti. Oysa Peygamberimiz Munafiklarin lideri olan Abdullah Ibn Ubeyy’in oldurulmesine bile karsi cikmisti. Izzettin Yildirim katlettikleri en son kurbanlardandi.
Kaleme aldiklari “Kendi Dilinden Hizbullah” kitabinda isledikleri hicbir cinayetten bahsetmezler. Domuz bagi iddialarindan bahsetmezler. Oysa masum olsalardi kendilerine yoneltilen bu suclamalari mutlaka redderlerdi. Izzettin Yildirim Cinayeti ile ilgili olarak anlattiklari ise inandiriciliktan cok uzak. Sorgulamak icin eve getirdiklerini kabul ediyorlar. “Ajan” dedikleri birisinin ifadeleri uzerine Izzettin Yildirim’i sorguya cekiyolar. Sozde rejim, Hizbullah ve PKK’ya alternatif orgut kuracakmis, Izzettin Yildirim da bu alternatifler arasindaymis! Devamini kitaptan okuyalim (s. 234): “Bu önemli gelişme ve bilgi üzerine Cemaat, İzzettin Yıldırımla konuşma, bu konuyu detaylıca soruşturma ve öğrenme ihtiyacı duydu. Bunun için İzzettin Yıldırım Cemaat tarafından çağrılarak bu konuyla ilgili kendisiyle
konuşuldu. İzzettin Hoca, İbrahim Sarıaltun’un söylediklerini doğruladı. Ancak bu toplantılara kendisinin değil, grubundan iki arkadaşının katıldığını, bu planın perde arkasında TC’nin olduğunu bilmediğini ve bu planın içeriği ve detayından haberdar olmadığını söyledi.”
Devam ediyor kitap: “İzzettin Hoca Cemaatin yanında olduğu sırada TC, 17 Ocak 2000 tarihinde Cemaate yönelik büyük bir operasyon gerçekleştirdi. İzzettin Hoca’nın bulunduğu ev, Beykoz’da
basılan evle irtibatı olduğundan, operasyon başlar başlamaz bu evin de basılacağı korkusuyla evde bulunan Cemaat mensupları İzzettin Hoca’yı evde bırakıp evi terk ediyorlar. Yanına tekrar dönmeye teşebbüs ettikleri halde o evin de operasyon kapsamında olmasından ve operasyonun şiddetinden dolayı buna muvaffak olamıyorlar. Bu şekilde bir daha da yanına dönemiyor ve kendisinden haber alamıyorlar.”
Bu hikayeye inanmamizi istiyorlar. Dikkat ederseniz, Izzettin Hoca’nin sorguya cekildigi ev basilmiyor, Beykoz’daki evin basildigini duyan Cemaat mensuplari “Evin basilacagi korkusuyla” Izzettin Hoca’yi evde birakip kaciyorlar. TC’nin ajanlarini yurtdisinda bile takip edip yakalayan, sorguya ceken, insanlari evlerinden alip Istanbul’un gobeginde sorguya ceken, daha sonra da domuz bagiyla katledip evin zeminine gomerken korkamyan Cemaat uyeleri, baskin haberini alir almaz korkup kaciyorlar! Oyle korkuyorlar ki, Izzettin Hoca’yi iceride unutup kaciyorlar. Daha sonra donmek istemisler ama operasyonun siddetinden dolayi buna muvaffak olamamislar! Polis baskinini duyunca korkudan cil yavrusu gibi dagilan Cemaat uyeleri, Kemalist rejimin muhalifi olan, halka hizmetten baska hicbir gayesi olmayan Izzettin Hoca’yi sorgulayip katlederken cok cesurdular anlasilan!
Peki Izzettin Hoca niye kacamamis? Madem Cemaat evine misafir edilmis, herhalde domuz bagiyla bagli degildi; mutlaka bir sofada rahat rahat oturuyor olmasi lazimdi! Serbest olan bir insan bir firsatini bulup disari cikmaz mi, kacmaz mi? Demek iddia ettikleri gibi onu misafir etmemisler, cok agir sartlarda, domuz bagiyla baglayip insanlik disi bir muameleye tabi tutarak sorguya cekmisler. Baskindan sonra ele gecirilen video kasetlerinde, Izzettin Yildirim’in sandalyeye bagli, cok bitkin oldugu gorunuyor. Izzettin Hoca kacamadigina gore iki ihtimal var: ya domuz bagiyla bagliydi, onun icin kacma sansi yoktu, ya da Cemaatin tarafindan zaten sehit edilmisti. Onlar birer emir kuluydular; patronlari cinayet isletiyor onlar da sorgusuz sualsiz isliyorlardi.
Asagidaki satirlar Taha Kivanc’tan (Fehmi Koru; Yeni SAVAK, 23 Ocak 2000) (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2000/ocak/23/tkivanc.html): “1992'inin ‘irtica kampanyası kâbusu’ yaşanan günlerinin tam ortasında, MİT müsteşarı Koman, biraraya geldiği gazetecilere, ‘En büyük tehlike irticadır’ deyip bunun sebebini, ‘İrtica diye tanımlanan kişi ve örgütlerin halkta taban bulabilmesi’ olarak belirtiyor ve ‘Adamlar şapkalarını açtılar mı para yağıyor’ diye ekliyordu. Buna karşılık, sıra Güneydoğu'da faaliyet gösterdiği kulaklara ulaşan 'Hizbullah' örgütüne geldiğinde, ‘Hangi Hizbullah?’ diye soruyordu Koman Paşa: ‘Bir İran'daki Hizbullah vardır; bir de PKK'nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dinî inançları kuvvetli vatandaşlar vardır...’ Güneydoğu'da bulunmuş bir dostum anlattı: Yere kıvrılmış cesetler bulunduğunda, güvenlik güçleri, infazın şekline bakar, ‘Ha, ensesinden tek kurşunla vurulmuş, bu bizimkilerin işi’ deyip olayın üzerine gitmezmiş...”
“Bir başka bilenden öğrendiğime göre, Hizbullah infazlarında kullanılan silâh da bir tür imza gibiymiş... 'Bir bilen', ‘Ya Rus yapısı Takaroff, ya da Irak'ta imal edilen taklidi Makaroff kullanırlardı’ diye anlattı; 'Makaroff'a, imal eden ülkeden kinaye 'Saddam' adı da verilirmiş...”
“Hizbullah adının fazlaca duyulduğu o dönemde, Batman emniyet müdürü Öztürk Şimşek'ti... Açın arşivleri bakın, şu gerçeği göreceksiniz: Hizbullah'ın üzerine neden gidilmediği sorusuna, Öztürk Şimşek, ‘Nasıl gidelim, bu bölgedeki Hizbullah karargahı JİTEM binasının hemen yanında bulunuyor; biz ne zaman operasyona kalkışsak derhal müdahale ediliyor’ cevabını vermişti. Şimşek'in bu açıklama üzerine emniyet müdürlüğünden alındığını eklemem herhalde gerekmiyor...”
“Hizbullah'a ebelik yapan kişinin sonradan kim vurduya giden Binb. Ahmet Cem Ersever olduğu, 'Yeşil' lâkaplı Mahmut Yıldırım'ın infaz biçimleri konusunda eğitmenlik yaptığı biliniyor. 'Yeşil'in o günlerdeki lâkabı bile yardımına koştuğu örgüte uygundu: ‘Sakallı’. Bugün herkesi şaşırtan ‘domuz ipi’ ile bağlayıp enseye çivili sopa batırma yoluyla infaz yöntemi, Hizbullah militanlarına, adları her vesileyle karşımıza çıkan bu iki 'görevli' öğretmişti...”
“Hizbullah'ın 'derin' ilişkileri PKK'nın kuruluş dönemiyle ilgili iddiaları da çağrıştırıyor... PKK'yı, Abdullah Öcalan, Ankara'da devlet bursuyla okuduğu günlerde tasarlamış, örgüt programını devlet memuru olarak bulunduğu Diyarbakır'da yazmıştı... O günlerde yanından ayırmadığı eşi Kesire, baba (Ali Yıldırım) tarafından, devletin hassas bir kurumuyla irtibatlıydı. Ne zaman dara düşse, para sıkıntısı çekse yanına koşan Ağrılı 'Pilot Necati' (Kaya), kendisi ‘Kürt olduğum için ordudan atıldım’ dese bile, tanıyanlarca ‘görevli’ bir vatan evlâdıydı...”
“Birinin adı 'Kürt terörü' diğerinin 'İslâm terörü' olarak önümüze serilen vahşetin adresini nerede aramamız gerektiğini herhalde artık anlamalıyız. ‘Türkiye'nin son 20 yılını heba ettiğimiz terör, nereden çıktı, nasıl beslendi, bugünlere nasıl geldik?’ sorularını sürekli sormalı ve doğru cevapları vermekten kaçınmamalıyız; aksi halde bu kadar vahşetin kanı hepimizi tutacak...”
Aradan yaklasik 8 yil gectikten sonra Ergenekon Operasyonu ile anladik, davalar baslayinca daha iyi anlayacagiz ki hem Hizbullah’in hem de PKK’nin arkasindaki gercek guc kirli derin devlettir. Cesur savci ve guvenlik gucleri sayesinde sistem bagirsaklarini temizliyor. Ergenekon ve onu kuranlar hesaba cekildikce sistemin bagirsaklarindaki PKK, Hizbullah ve benzeri teror orgutleri de silinip supurulecek. Bu operasyonlar butun Turkiye halkinin menfaatine oldugu gibi en cok da bu iki kiralik katil orgutun kurbani olan Kurdler’in menfaatine olacaktir. Temizlenecekler, baska yolu yok! Patronlariyla beraber hakkettikleri yere gidecekler.
23 Temmuz 2008



Yorumlar (94 gönderildi):
Cevdet bey, bu haber bir cok medyada cikti, ama bu haberin kaynagi aksiyon dergisi ve zaman gazetesinindir. Senin yorumlarini okudugumda bir cok sey aklima geliyor. Akima gelenleri ifade etmek istemiyorum. Cünkü biliyorum bir cok yorumlarda yanilgi payi var. Bu nedenle sizin hakinizda aklima gelenleri yazmak istemiyorum. Yanliz sunu söylemek isterim: Yarumlarinizda hic bir yanilgi payi yoktur gibi bir izlenim veriyorsunuz. Böyle bir yaklasim mutlakci bir anlayistan kaynaklaniyor. Bu mutlakci anlayisin temelinde bir cesit taasub oldugunu düsünüyorum.
ya siz ne yazdiginin farkindamisin Allah askina nedir bu böyle kurgu filmlerdeki gibi seneryo yazisi inanin yzilarinizi okudugum vakit docentlik unvaninizin olduguna hayret ediyorum. bu kaleme aldiginiz bilgiler icin elinizde herhangi bir delil varmi ???? julaktan duyma seyleri cocuksa egonuzu tatmin etmemk icinmi yaziyorsunuz öyle müslümanlardan bu kadar nefret etmenin sebebi nedir ????????? Eger gercekten akedemisyen oldugunuzu iddia ediyorsaniz yazinizi bir kontrol edin ve biraz üzerinde düsünün.... aklinizi basiniza alin, elinizde cemaat ile ilgili bu yazdiklarinizin hic bir delili yok sadece ajan, mit, it güdümlü güdümlü medyanin yorumlarina dayanarak yüzlerce evladini kaybetmis binlercesi vahsi iskencelerden sonra hapislere girmis ve yine binlercesi muhacerat yasamis bir hareketi bu sekilde karalayip iftira atmaniz size yakisirmi bir akademisyen olarak ??? Bildiginiz dogrular üzerinde atip tutturyorsunuz herhalde cok kurgu filmi izlemissiniz. Allah icin biraz olgunluk sizden beklerim atmaca, karalama, iftira, duyumlarlan hareket edip iftira atmayin yoksa bu kadar müslümanin ahi size dokunur aklinizi herseyinizden olursunuz.... bölgeyi iyi tanimanizi ve bu insanlarinda cok ama cok iyi arastirmanizi tavsiye eder ABD deki akrabalarima da selam gönderiyorum
Bence sorun başka ve insandan, toplumumuzdan kaynaklanan boyutunu da görmek lazımdır. Kürdlük ve İslam değil, bizim sorunlu olduğumuz konular vardır.
Kendimize çeki düzen vermeliyiz. Ve Ergenekon vesilesiyle Kürdleirn ve Müslümanların zararına değil, faydasına neticeler için çalışmalıyız. PKK ve ilim gurubunun geçmişi elbette önemli ama geleceği daha önemlidir. beraber yaşamak da öenmlidir.
Siyaseten katl, tekfir, hain ilan etmeler siyasi olarak terk edilmesi gereken konulardır. Bunların ( söylemlerin ) insaniliği de, İslamiliği de yoktur.
Evet, benim tahliller birinci elden bilgilere dayanmiyor; okuduklarimi harmanliyor, akil ve insaf suzgecinden gecirdikten sonra karsima bu yazdiklarim cikiyor. Bunlari yazarken herseyin mutlak dogru oldugunu iddia etmiyorum, hicbir zaman etmem. Kendi goruslerimi yaziyorum sadece. Yaziyorum ki birinci elden bilgilere sahip olan kisiler ortaya cikip, "Cevdet kardesim, sen sunu sunu iddia ediyorsun ama su su gercekler de var" desinler. Aydinlatilmasi gereken bir gecmisimiz; cogu Kemalist rejim tarafindan olmak uzere onemli bir kismi de PKK ve Hizbullah tarafindan islenen “faili malum cinayetler” var.
Daha fazla kurban vermemek icin bu karanlik donemin aydinlatilmasi gerekir. Bunu, Kemalist rejimin manipulasyonuna firsat vermeden kendimiz yapalim. PKK simdiye kadar az da olsa bir ozelestiriden gecti, eteklerindeki taslar bir nebze olsun dokuldu. PKK gibi Hizbullah da bu karanlik donemin faal bir aktorudur. Bunu inkar edemeyiz. PKK’nin yaptigi ozelestiriyi Cemaat’ten de bekliyoruz. Hayatlarini kaybeden kurbanlarin hatiri icin bunu yapmak zorundalar. Biz sadece onlara yardimci olmaya calisiyoruz. Yazmadan meseleyi tartismaya acamayiz, yazmaliyiz ki konusmak isteyen cikip konussun.
Benim kimseye garazim, kinim yoktur; Hizbullah’in icindeki butun kardeslerimi katil olmakla, ajan olmakla yargilamiyorum ama iclerinde bu sifatlari hakkedenlerin oldugu da muhakkaktir, yaniliyor muyum? Ayni sey PKK icindeki kardeslerimiz icin de gecerlidir. “Biz neden, hangi akla gore, ne karsiliginda birbirimizin kanina girdik, birbirimizin ocagini yaktik?” diye kendimizi hesaba cekmemiz lazim. Cunku kendi kendimizi hesaba cekmezsek yarin olaylari carpitarak bizi istemedigimiz bir sekilde hesaba cekecekler. Arti, Mahkeme-i Kubra’da hesaba cekilecegimizi unutmayalim. Oradaki siddeti azaltmak icin burada yukumuzu biraz hafifletmemiz gerekir. Bunu en cok Hizbullah’taki kardeslerin dusunmesi gerekir. Cinayetlere bulasmis kardesleri yorganin altinda saklayarak onlara iyilik etmiyoruz; Allah huzuruna gonul rahatligiyla gitmeleri icin isledikleri cinayetleri anlatmalidirlar; kimlerin bu cinayetleri planladigini acik ve secik bir sekilde izah etmelidirler.
Karanlik cok nokta oldugun farkindayim. Noktalar birbirinden cok uzak, birlestirmenin zaman alacaginin farkindayim. Ama bir yerlerden baslamadan da olmaz. Bu olaylar cozulecek, biz saklasak da saklamasak da, istesek de istemesek de hersey ortaya cikartilacak. Bu, Turkiye’nin normalllesmesi icin sarttir ve bu normallesmeye yardimci olmak icin elimizden geleni yapmaliyiz. Kac tane Kurd kardesimiz bu tur kirli savasa kurban gitti? 40 bin, 50 bin, 100 bin? Tam rakamini bile bilmiyoruz. Kac tane koyumuz yakildi, yikildi? 3 bin, 5 bin, 10 bin? Kac Kurd faili mechul(?) cinayetlere kurban gitti, kac Kurd isadami katledildi, kac Kurdumuz suan yurtdisinda surgun hayati yasamak zorunda? Neden? Biz bunu hakkedecek ne suc isledik?
Icimizdeki isbirlikciler, ajanlar, suteti haktan gorunen hainler olmadan Kemalist rejimin cellatlari bize bunu yapabilirler miydi? Hizbullah ile PKK’nin catismasi normal miydi? Menzil ile Ilim Gruplarinin birbirini katletmesi islami midir demiyecegim cunku kesinlikle Islami olamaz, peki insani ve ahlaki miydi? Silahlari Kemalist rejim sagladi diyelim, tetikci olmadan o silah adam oldurmez ki! Butun bu cinayetleri Veli Kucuk, Teoman Koman, Ali Kaya gibi katiller tek baslarina islemediler. Onlarin PKK icindeki, Hizbullah icindeki uzantilari, kiralik ucuz tetikciler var(di). Bunu en iyi onlar bilir, az bucuk meselelere vakif olan sizin gibi insanlar biliyor. Ama anlatmiyoruz, ustunu kapatarak ortmeye, derin sogutucuya koyarak unutturmaya calisiyoruz. Tamam da, yarin derin sogutucu bozulursa ne olacak? Butun kokular ortaya sacilmayacak mi? O kokulari nasil ortbas edecegiz?
Halihazirda kokular goklere cikmis, “Faredir, fare!” diyerek gercekeleri ne zamana kadar saklayabiliriz? Durumda, saklamanin, burunlarimizi kapatmanin, tevil etmenin bir faydasi yok. Cinayetlere bu veya su sekilde bulasan insanlarin vicdanlari rahat mi? Bildiklerini saklayanlar, anlatmaktan korkanlar rahat mi? Menzil Grubu’ndakilerin de muslumanlari katlettigini soyluyorsunuz, “Ve ahlaki olmayan yollara tevessül etmişlerdir,” diyorsunuz; biraz daha detaylandirabilir miyiz? Menzil Gurubunda bulunan insanlarin bir soyleyecegi var mi? Ilim Gurubundakilerin soyleyecegi hic mi birsey yok. Ortaliktaki istisnasiz HERSEY mi uydurma ve yalan? Hepsine “Rejim janlarinin yazdiklari yalan” diyerek kolayciliga kacmayi ne zamana kadar surdurecegiz?
“Kendimize çeki düzen vermeliyiz. Ve Ergenekon vesilesiyle Kürdleirn ve Müslümanların zararına değil, faydasına neticeler için çalışmalıyız” diyorsunuz, haklisiniz da. Ama nasil? Susmak mi faydali, curuk elmalarin tesbit edilip sepetten atilmasi mi? Sorgulama mi daha faydali ortbas etmek mi?
“PKK ve ilim gurubunun geçmişi elbette önemli ama geleceği daha önemlidir” sozunuzde haklisiniz elbet ama gecmisimizle yuzlesmeden gelecege nasil bakacagiz? Birbirinden bu kadar adam oldurenlerin gelecekte de ayni oldurme krizine tutulmayacaklarindan nasil emin olabiliriz? Meselenin muhasebesini, ozelestirisini yapmadan nasil beraber yasamak mumkun olabilir? Hedefimiz beraber yasamak, muhabbet koprulerini kurmaktir, ama bundan once temel lazim, gecmisi kirlerden temizlememiz lazim, seffaflastirmamiz lazim. PKK’li kardesimin bana uzattigi elinde silah olmadigindan emin olmam lazim; beni kucaklamaya gelen Hizbullahci kardesimin beni domuz bagiyla katletmeyecegine guvenmem lazim. Kendimi kasdetmiyorum, genel manada soyluyorum. BU guven ortaminin saglanmasi icin gecmisin yargilanmasi gerekiyor. Biz yapmazsak baskasi yapacak, yapmaya basladilar bile.
sayin akbay siz bir fetullahcisiniz, kurd olamasiniz, kurd anneden ve babadan dogmus olabilirisiniz! Sayet , hayir ben kurdum sonuna kadar diyorsaniz ise fetullahci degilsiniz, aksama kadar yasasin fetullah gulen deseniz de, yani ikisi bir ara da gitmiyor.
Fetullah gulenin siddet ten uzak durdugunu soyluyorsun bu dogru degildir.
Cunku hizbullah orgutuNU fetullah cilarin kurdistan da yaratigi zemin uzerinden devlet yeserti, ikincisi bir butun olarak tuRk devletinin kurdlerin binlerce koyunu bosalTmasi binlerce kurd gencinin oldurulmesini binlerce sinin iskencelerden sakat birakan devletin bekasini daha da saglamlastirmak icin turk irkciligini islam golgesinde yesertmek icin butun omrunu vermis bir insandan kurd sorunuyla niye ilgilenmediniz diye elestirecek kadar APTAL miyiz? yukardaki belgesel her sey belgeleriyle ortaya dokuyor daha ne ariyoruz ki?
sonra en buyuk siddet ve katliam beyaz katliamdir, egitim guzel ve gerekli seydir, ancak asimilasyon amacli egitim beyaz jenositir.
FETULLHCILAR BU ASAMADA KURDISTAN DA PKK yani kurd kimligini kirma gorevini ustlenmis bulunuyor. ABANT TOPLANTISI VE FETULLAHCILARIN TELEVIZYONLARINDAN NAKLEN VERILMESI ILE DE BU GOREVIN STARTI VERILMISTIR.
SAYGILAR
sidki beyin bu tesbitini yabana atilmamasi geretigini düsünüyorum. Sorunlari hep derin devletle iliskilendirmek dogru degildir. Asil sorun toplumsal yapimizdan kaynaklaniyor bence. Bu toplumsal yapimiz olumlu anlamda degismeden bir yere varamayiz. Bazen diyorum ki, bizlerde zihin devrimi olmadan kurtulusumuz söz konusu olamaz. Zihin devrimi olmasi icin kürdlerin aydinlanma sürecinde kürd aydinlar/Münevverlere önemli görevler düsmektedir.
Birde Kendi Dilinden kitabını ben de okudum sizin gibi 5/6 deefa olmasada 2-3 defa... Ordaki kitaptan örnekler veriyorsunuz kimi zaman delil diye. Ama belli kitapta bir yeri ya es geçmişsiniz yada işinize gelmediği için hatırlamıyorsunuz yada hatırlamak istemiyorsunuz. Orda diyor ki PKK ile anlaşma yapılmamış zira PKK'nin sabit politikası yok ve sözünden cayabilir. Oysa siz diyorsunuz ki 1995'te anlaşma yapılmış derin abileri sayesinde. Hatta diyor ki kimlerle yapılmışsa haberimiz bile yok. Nerede anlaşma kimlerle yapılmış kimler yapmış açıklayında kamuoyu öğrensin yaw, bizim gibi cahili cüheyle takımı da böylece ilim irfan sahibi olur.
Valla üstadım, size kardeşane tavsiyem siz en iyisi bu adamları birde kendi sitelerinde okuyun. Bak yazmıyorlar diye şikayet ediyorsunuz ama en azından Kendi Dilinden Kitabı kadar bilgi içeren Said Gabari adlı yazarın yazıları var.Hemide şu ana kadar tam 18 bölüm yayınlandı. Yazarın başlığı da güzel haa, öyle cicili bicili birşey, yani tam konjoktüre uygun bir başlık seçmiş. Şöyle Ergenekon ve Jitem gündemine uygun bir mevzu ve başlık. "REJİM’İN HİZBULLAHİ HAREKETE KARŞI DERİNDEN MÜCADELESİNİN KARANLIK VE KİRLİ PERDELERİ"
Ben okudum işime yaradı bazı yerler sizde okuyun belki işinize yarayan onların aleyhinde kullabileceğiniz başka bilgiler bulabilirsiniz. Misal siz diyorsunuz sistem ile barışık yaşamışlar o kişi orda hiç öyle demiyor.
Bakalım hanginiz daha inandırıcı olacaksınız. Daha inandırıcı olanı söyleyecem diyorum ama olmaz vazgeçtim. Ayıp kaçar öyle uluorta yakışık almaz...
De hade Selametle,,,,
İyi Ergenekonlar,
İyi birbirimizi yemeler...
Her kese afiyet şeker olsun az bişi de bal olsun.(Bal fazla olursa hazımsızlık yapar diye az bişi dedim haa, yoksa cimri biri değilim aslında)
Sayın editör lütfen bu sonra yazdıklarımıda yayınlayın ki Cevdet Bey kardeşim benim kıdem ve apoletimi bilip yazımı okusun yoksa maazallah okumaz mokumaz yada kaale alıp yorum bile yapmaz büyük kayıp olur haa...
......................
Tatvan’da bu çatışmayı başlatmak için Mele Gıyaseddin Barlak’ın şehid edilmesi olayı. Bu olayda Hizbullah davasından yargılanıp cezaevine konulan ve orada ajanlaştırılmış olan biri ile PKK’den itirafçı olan bir kişi görevlendirilmiş, olay günü sivil polisler tarafından adı geçen kişiler cezaevinden alınarak kendilerine eylem yaptırılmış ve akabinde birkaç ay sonra aynı şehirde bir kaç PKK elemanı yakalanıp olayın failleri diye mahkemeye sevk edilmişlerdir. Yine Diyarbakır’da öldürülen Musa Anter ve Vedat Aydın gibileri hep aynı mihraklar ve çeteler tarafından vurulmuşlardır. Bu olaylarla ilgili olarak JİTEM elemanlarının yaptıkları itiraflar basına yansıdı.
................
Dipnot düşüyorum anlamayanlar olabilir babından (kıyağımı unutmayın haa) noktalı yerler arasında yazı alıntıdır.......Duyduk duymadık demeyin
nekadar yüksekten bakarsanız okadar geniş görürsünüz. birçok yorumcu ırkçılıktan sıyrılamamış.objektif bakamıyor .zira bir metre öteden gördüğünü yazıyor.cevdet hocanın bütün tahlilleri desteklidir. mantıklıdır .soru işaretine gerek brakmaz.örtülmek isteneni aşikare eder, dost diye tanınan münafığı deşifre eder.hak edene müstehakkını verir.cevdet hoca seni seviyor, bütün enterika çevirenlere balyoz gibi inen yazıların hiç bitmesin istiyoruz.
evet bencede nederde kimlerle ne okudugun cok onemlidir cunku genelde bu senin kimligini ve kisiligini belirliyor. DIKKATIMI CEKTI
cevdet akbay bingol solhanda dogmus buyumus, bu alanin dini potansiyeli biniyor, osmanyide okumus , osmainiye turk islam sentezinin kucuk bir anayurdudur. MALATYA DA DA universite okumus , malatyanin da neredeyse tum tarikatlarin en guclu olduklar bir il oldugu ortadir. SONRA abd GITMIS fetullah gulenn ABD de olmasi ve ABD ile hareket etmsi hatta cia ile birlikte calismasi ni dikkate alirsak cevdet akbayin neden fetulah gulenc oldugu aciga cikiyor zaten,
mesela sirnakta dogsaydi, hakaride lise amed te universite okusaydi bence cevdet akbay bu goruslerin sahibi olmazdi. Kendi gorsulerimdir. BELKI TUM BUNLAR BIR TESEDUF TE OLABILIRLER
ancak egitim ile asimilasyonu iyi ayirt etmek te gerekiyor
saygilar
Fikret Bila’ya konuşan AKP yetkilisinin tek doğru sözü ‘AKP kapatılırsa Kürtlerle devletin bağının kopacağı’ydı. Aslında durum bilinenden daha da tehlikeli. AKP kapatılırsa Kürtçü-İslamcı bir parti kurulup en azından önümüzdeki yerel seçimlerde bölgede belediye başkanlıkları kazanılabilir.
Bölgede Türk medyasının ilgi göstermediği gelişmeler oluyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Yüksekova’da DTP taraftarları Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen market ve derneklere saldırdılar. Bunun karşılığında Hizbullah’a yakın kişiler Batman’da basın açıklaması yaptı ve açıktan PKK ve DTP’yi uyardı. Yapılan basın açıklamasında altı çizilen bölümler şu şekilde:
“Bizim inancımız ve misyonumuz yeryüzünün tüm halkları gibi Kürt halkının da tüm haklara sahip olmasını savunmayı gerektiriyor. Bunu insani ve İslami bir görev biliyor, bu sorumluluğumuzu yerine getirmek için de kınayıcıların kınamalarına; baskı, tehdit ve şantajlara aldırış etmeksizin tavır ve yaklaşımlarımızı ortaya koyuyoruz. ...Son zamanlarda sıkça tekrarlandığına tanık olduğumuz üzere, elinde “Kürt sorunu” kartını taşıyan DTP’lilerin İslami değerlere yönelik aşağılayıcı ve saldırgan bir dil kullanmaları ve DTP’li bazı grupların Mustazaf-Der gibi İslami kurumlara yönelik kışkırtıcı ve düşmanca saldırılar düzenlemeleri, ne göz ardı edilebilir, ne küçümsenebilir, ne de tepkisiz kalınabilir eylemlerdir. ...PKK hareketi ya da DTP gibi partiler yayın ve söylemlerinde Müslüman kesimlere karşı kullandıkları aşağılayıcı ve saldırgan dili keskinleştirmekte bir beis görmezken, birilerinin kalkıp bize “Kürt sorunu”nu göstererek bu saldırganlıkları göz ardı etmemizi istemesi, İslami değerlerimizi ve kimliğimizi satışa getirmemizi istemekten başka bir şey değildir. ...Ülkemizdeki havanın ne denli puslu olduğu akıl sahibi herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Böyle ortamlarda en çok başvurulan yöntem de kuşkusuz ki ‘provokasyon’dur. Karanlık çevrelerin karanlık amaçlarla çıkarmaya çalıştığı çatışma ortamlarından sakınmak, başlıca sorumluluğumuz olmakla birlikte, ‘provokasyon’ söylemleriyle, İslami değerlere ve Müslüman kardeşlerimize yönelik saldırı ve sataşmaları görmezlikten gelmek de işlenebilecek en büyük günahtır. ‘Ben Müslümanım’ diyen hiç bir kimse mukaddesatını ve kardeşlerini yalnız bırakarak bu günaha bulaşamaz. ...O halde her şeyden önce DTP’liler İslam ve Müslümanlar karşısındaki konumlarını gözden geçirme durumundadırlar; eğer birileri provokasyon çıkarmaya çalışıyorsa, bu provokasyonları etkisiz kılmak öncelikli olarak DTP’lilerin omuzlarındaki bir görevdir. Umuyoruz ki, İslami değerlere ve Müslüman kardeşlerimize yönelik sürdürülen saldırı ve sataşmalar karşısında DTP’liler gereken sorumlu adımları atar ve bu haince ve kalleşçe işlere kalkışan ‘provokatör’lere karşı kesin tavırlarını alırlar ve bunu da kamuoyuna deklare ederler.”
DTP’yi protesto için toplanan kalabalığın sloganları daha keskin bir dil içeriyordu. Bu protestodan sonra Batman’da DTP’lilerin Hizbullah’a aracı gönderip onlardan özür dilediği kaydediliyor. Bu özürü Hizbullah’ın kabul edip etmeyeceği PKK sempatizanlarının Hizbullah’ı yeniden hedef alıp almayacağına bağlı olacak. Bu gelişmelere ek olarak Kürt Hizbullahı’nın 2004’ten bu yana daha çok Kültürel yayıncılığa ağırlık verirken siyasi bir dergiyi de sessiz sedasız yayına soktukları görülüyor. Dergide “Kürt sorununa bakışımız”, “Hizbullah açısından camiler”, “Mekke döneminin son üç yılı” başlıklı yazılarda verilen siyasi mesajlar dikkat çekiyor. Şimdiye kadar aktif siyasete mesafeli duran Hizbullah örgütünde görülen bu ani hareketliliği, örgütün siyaset sahnesine çıkma çabası olarak yorumlayanlar da mevcut.
Ortalık çok sisli ve şimdiden önümüzdeki seçimlerin neye gebe olduğunu bilemeyiz ama bölgede çok aktif bir oyuncu olmaya başlayan Kürt Hizbullahı’nın bölgedeki camilerin nerdeyse yarısını yeniden eline geçirdiği kaydediliyor. İşin tuhafı devlet hukuken bu camilere bir şey yapamıyor. Çünkü mevzuata göre öyle bir cami görülmüyor. Mevzuattaki boşluktan dolayı izinsiz özel dersane açamazken, izinsiz özel okul açamazken, özel anaokulu bile açamazken özel cami açılabiliyor. Diyanet de bu camilere görevli atayamıyor. Atamak istese bile kadro yok. Bütün bu gelişmeler birlikte düşünülürse bölgedeki dinî duyarlılığı oya dönüştürüp politik alana getiren tek parti AKP’nin kapatılmasının Hizbullah’a yarayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Bu çıkmaz, bölgede DTP/PKK çizgisi ile İslamcı Kürtler arasında giderek derinleşen mücadeleyi yakından etkileyecektir. 1990’lı yıllardaki gibi PKK ile Hizbullah arasında yeniden bir çatışma başlar mı bilinmez ama PKK sempatizanlarının Mustazaf-Der gibi derneklere saldırıları devam ederse Hizbullah’ın buna sessiz kalacağını hiç sanmıyoruz.
taraf, Tarih: 28.06.08.
Cevdet bey, bu alinti yazida kanimca önemli seyler var. Bunun icin paylasmak istedim. Acaba siyasi alanda Ak Partiyi ve sosyal alanda ise Fettullah Hocanin Cemaatini korkutan bu tür gelismeler olabilir mi?
Kürdi ve Kürdistani bir duruş sergiliyormuş gibi görünüp Fetullah Gülencilik yapıyorsunuz..yanlış yerden saldırıyorsunuz..Gülen, özellikle ekonomik olarak geri olan ülkelerde açtığı okullarla türk dilini ve türkçülüğü yaymaya çalışan yayılmacı ve sömürgeci, genelkurmay destekli faşist bir turancıdır ve kürd düşmanıdır..Kürdistan faşizmin ve gericiliğin mezarı olacaktır..Kürdistanı gericiliğe yedirmeyiz bu böyle biline..bunu inşa etmeye çalışanlar ayağını denk alsın..İlerici, devrimci,Kurdi ve Kurdistani duruş !!!
Nasname de yayinlanan her makaleye gelen yorumlari elestiri ve önerileri elimizden geldigince objektif bir yaklasimla yayinliyoruz..Cevdet Akbay arkadasimizin yazilarina su ana kadar gönderilmis icinde hakaret , tehdit vb gibi seviyesizliklerin olmadigi bütün yorumlara yer verdik..
sayin ahmet iddia ettiginiz bildiri yada basin aciklamasi Sayin Akbay in yazosina verilmis bir yanit degildir..bir siyasi hareketin kamuoyuna yönelik basin bildirisidir..
sayin Akbayin ve Nasnamede yazan duger yazar arkadaslarin yazilari ile ilgili her yorum seviyeli olmak kosuluyla yayinlanacaktir..
yine nasname haber sitesi özelligi geregi cesitli konularda günlük basinda yer alan haberlere yer vermektedir , bu haber kaynaklari kiminde Türk basini kiminde Alman basini kiminda dünyanin herhangi bir basin yayin kurulusu olabilir burada amac sadece okurlarimizi bilgilendirmektir..
Kaldiki Ahmet mahlasli okurumuzun bahsettigi basin bildirisi yine yazarimiz sayin Berzan Botin in yazisina Strateji mahlasli okurumuzun yorumu olarak eklenmistir..
selam ve saygilar
Avrupacilarla Amerikancilar arasinda saflar ayrisiyor galiba.
Mesajin geri kalan kismi Zaman Gazetesi ve Fethullah Gulen ile polemige ayrilmis. Polemigi okurken, Rusya'yi suclayan Amerika'li yetkililere verecek cevabi olmayan Rus yetkililerin, tartisilan konyla alakasi olmayan "Siz de Kizilderilileri oldurdunuz" cevabini andiriyor.
Asagida, simdiye kadar cevap alamadigim birkac soruya Hizbullah'in yetkililerinden, resmi agizdan "Evet" veya "Hayir" babindan cok kisa cevap alirsam cok memnun olurum. Bundan sonra konuyla ilgili yazarken, "Hizbullah bu konu hakkinda boyle diyor" diyebileyim.
1) Hizbullah'in, silahli mucadeleye basladigi 1991'den sonra JITEM veya herhangi bir devlet birimiyle direk veya indirek, resmi veya gayriresmi bir irtibati olmus mudur? Ozellikle JITEM'le iliskisi olduguna dair iddialar var. Bu iliski kurum olarak degil sahis mertebesinde de olabilir. Yani Hizbullah adina birileri boyle bir iliski icine girdi mi?
2) Hizbullah'in cinayetlerle iliskisi sadece "Munafik" diye damgalanan insanlarla mi sinirliydi? Guneydogu'da "ensesinden sIkIlarak" oldurulenlerle, faili mechul(!) cinayetlerle kurum veya ferdi olarak bir ilgisi var midir? Hizbullah’in PKK orgutune ve dindarlara karsi giristigi silahli mucadelenin benzerini mesela JITEM veya devletin herhangi bir birimiyle de olmus mudur?
3) En cok merak ettigim ve hicbir yerde resmi agizdan net, doyurucu bir cevap alamadigim DOMUZ BAGLARI ve MEZAR EVLER ile bir ilgisi var midir? Bu konuyla ilgili olarak Medya'ya yansiyan haberlerin tumu yalan midir? Hizbullah'in bu cinayetlerle ilgisi var midir?
4) Izzettin Yildirim konusunda "Kendi Dilinden Hizbullah" kitabinda birkac sayfalik aciklama var, fakat "Izzettin Yildirim'i biz oldurmedik" manasina gelecek hicbir ifade yok, aksine gercegi saklama psikolojisi seziliyor. Izzettin Yildirim'i, Ubeydullarh Dalar’i Hizbullah mi oldurdu?
5) 17 Ocak 2000 Beykoz operasyonunda neler oldu? Huseyin Velioglu polis tarafindan mi olduruldu, Hizbullah ici catisma sonucu mu hayatini kaybetti?
Elbette ki sorulmasi gereken cok sorular var ama ozellikle mezar evler, domuz baglari konusunda Hizbullah’in net bir cevabini bilmiyorum. “Kendi Dilinden Hizbullah” kitabinda bu konuda bir satirlik dahi olsun bir izahat olmamasi unutkanliktan mi kaynaklaniyor, onemsizliginden mi? Hizbullah’la bu kadar iliskili oldugu iddia edilen bir konu hakkinda suskun kalmak makul mudur?
Benim kasdettigim Cevdet Akbayin yorumuna karsilik degil iki gün önce Zaman kaynakli yalan habere karsilik hizbullahin aciklamasi madem bir gazeteteden yalan bir alinti siz degerli nasname sayfalarina intikal stmis ve bu yalana maruz kalan insanlar bir basin aciklamasi yapmis düsünncem odurki cevap hakki dogan bu insanlarinda aciklamasini burda yayinlamaniz bu kisi hak ve özgürlük anlayisiniza ters olmasa gerek . Lisaca bir gazetenin masa basinda sadece yalan ve iftira dolu haberi yayinlanirsa cevap hakki dogan tarafinda basin aciklamasi yayinlanir . Yalnismiyim???????? saygilar
1- Sizce bir insanı öldürmeninde bir adabı yokmudur? hadi diyelim ki birisini kurduğunuz mahkemede yargıladınız ajan, münafık, mülhid dediniz öldürdünüz? diyelim ki haklı yere öldürdünüz. El insaf domuz bağıyla öldürmek de neyin nesi? hadi öldürdünüz , evin bodrum katına gömüp üst katlarda da namaz kılmak neyin nesi? bu nasıl ibadet? bu ne vicdansızlık.Velioğlu devletin adamı veya değil ama jitem'in öyle yada böyle örgüte sızdığı ve bir şekilde en azından dolaylı bile olsa örgütü yönlendirdiği kesin. Bunu inkar etmek abesle iştigal.Hüseyin Velioğlu mezardan çıksa hata ettik,yanlış yaptık dese onuda tekfir edeceksiniz. Hala bir özeleştiri yapıp hata ettik özür dileriz diyemiyorsunuz.hala kem küm diyorsunuz.birde başkalarına şucu bucu diyorsunuz? Fethullah hiç değilse her gün ağlıyor ( velev ki yalandan olsun ) Vicdansızlar hiç değilse öldürdüğünüz kendi yoldaşlarınız için biraz da siz ağlayın.
Solhanda her gün cocuklar okula türküm diye yemin icerek basliyor. buna ne diyorsun?
PKK ergenekon la alakali degildir. sen de biliyorsun ama sanki asiri fethullahcisin gibi...
fethullah hoca derin devlet ve hükümetler tarafindan hep desteklendi. neden?
BENCE sen bagirsaklarinda ki türk islam fasizmini temizlesen hepimiz rahat ederiz. ne dersin?
Ergenekon KÜRTLERE karsi isledigi suclar duruyor, sadece AKP VE FETHULLAHCILARIN CIKARI VAR BU ISTE..
Bilindigi gibi kurd hareketine karsi turk devleti bilinen tum metodlari kulandi ve hic birinde basari elde edemedi.
Egrisiyle dogrusuyla kendi iradeleriyle ve gucuyle cesitli parti kurum ve kuruluslar elde etmisleridir.
Turk devleti ABD nin de yogun teknik ,ekonomik , askeri ve psolojik harp duzeyinde verdigi destekle yeniden kurd hareketini bir kusatmanin ve bu hareketi parcalamanin tehlikeli hesaplari icindedir.
KURD HALKI tarihlerdir , kendi kaderini tain edememis se bunun en buyuk etkenlerden biri MENSUP OLDUGU DININ KENDISINE KARSI KULANILMASIDIR. Burda suclu olan DIN nin kendisi degildir. Dunyada mevcut olan tum halklarin ve uluslarin mensup olduklari cesitli inanclar vardir. Kurd halkinin da dogal olarak cesitli dinlere ve inanclara inanma hakki vardir.suclu olan din degildir. Suclu olanlar kurd halkinin inancini kurd halkinin ozgurlugu onunde adeta bir silah gibi kulanAN SOMURGECILER ve onlarin yerli isbirlikcileridir. Gidin arastirin kurdistan da kac tane din alimi ve imam gercekten yurtsever olup halkinin ozgurlugu icin halkinin yanindadir. HIC YOKTUR DIYEMEYIZ ANCAK COK AZ OLDUGUNU DA BILIYORUZ;
Kurdistan daki camilerde, dergahlarda vb yerlerde haril haril somurgeciligin kurdistanda saglamlasmasi icin calisiyorlar. Hepsi AKP nin secimlerde kurd halkinin bin Bir emekle kazandigi ve kale durumuna getirdigi il ve ilcelerde AKP nin kazanmasi icin gonulu AKP kadrolari gibi calisiyorlar. AKP kimdir,?.
AKP nin basbakanin da bir iki cumle alalim.
“dusunmesen kurd yoktur”
“sokaga cikan kadin ve cocukta olsa analari aglar”
gidip kurdistanin sivil koylerini ve daglarini en vahsi sekilde tonlarca bomba atan pilotlar icin
« pilotlarimiz gorevelrini basariyla tamamladiklari icin onlari sukranla kutuluyorum »
kamaeralar onunde cocuklarin kolunu kiran ve kadin cocuk yasli demeden sokakta coplayan polis ve ozel timleri icin
« kamunun canina mali ni korumak icin canla Basla gorevelrini yapan tum guvenlik personelini kutluyoruM » OYSA ONLAR SEDECE NEWROZU KUTLUYORLARDI
«tek millet ; tek dil , tek ulke , tek bayrak”
cok daha siralanaBiLnir.
Ve bu basbakan kurdlerin yarisindan fazlasindan oy almistir.
CHP MHP VB leri kurdlerden neredeyse hic oy alamzken , biz kurdler icin AKP nin bunlardan hic bir farki yokken bu kurdlerden oy alamsini nasil degerlendirecegiz? Iste
Kavramamiz gereken nokta burasidir. YOKSA HER HALKIN VE INSANIN MUTLAKA BIR INANCI VARDIR;
PKK ve DTP den yada bunlarla baglantili her hangi bir kurumdan her hangi bir dine karsi yada en azindan saygisizlik olarak degerlendirilecek her hangi bir yazi ve soze rastlanmismidir. Yapani da “provakator” diye aninda safdisi ederler.PKK eger bugun kurd halki tarafindan sahiplenmis ise bunda PKK nin dine dogru ve sorumlu yaklasiminin buyuk payi vardir.
Oyleyse AKP , fetullahcilar, hizbulahcilarin ve benzerlerinin bu surecte es zamanli olarak DTP ve ye bu noktada vuruslarinin sebebi nadir?
Fetulahcilar zaten gizlisi saklisi yok devletin bekasinin gelecegi icin calisiyorlar
Hatirlayanlar bilir, bilmeyenler gisip arastirsinlar
Fetullah gulen ; “biz devlete oneri goturduk, bizim okularimizda CIA yararlaniyor; MIT te bunlardan eleman ve bu okularin nufuzunu kulanabilir”
Hizbikontra ise ismi uzerinde binlerce yurt sever kurd gencini aydinini ve yaslisini ensesinden tek kursunla yada domuz baglariyla bogdu tek suclari, kurd yurtseveri olmakti, cinayetler en cok hakKari, amed, sirnak, van , cizre vs BU BOLGELER ayni zaman da dini kimligi guclu kurd bolgelerinin basinda geliyorlar? Bunlar “bunlar munafiklarmiydi”?
Hizbi kontra ve fetulahcilar, yukselen kurd mucadelesini bogmak icin halkimizin guclu dini duygularini Bir silaha cevirip buyuk provakasyonlara giriserek ,turk devletinin tek umut bagladigi ve genelkurmay ile antlasmis olan ve turk milli talebe hareketinden olusan KADROLARIN PARTISI , turk islam ZENTEZCISI turanci AKP nin yerel secimlerde bir iki kurd ilini almanin yolunu acmaya calisiyorlar
Biraz allah korkusu olan hic bir insane kendi halkinin kanlariyla kazanilmis degerlerini yok etmek icin DIYARBAKIR zindaninda ve daha bir cok yerde ZALIMIN alasini yapmis irkci turk devletine bilerek yada bilmeyerek hizmet etmez; bu halkina ihanet demektir. HALKINA IHANET EDEN ZATEN MUSLUMAN OLAMAZ
SAYGILARIMLA
gündemdeki bi yazi dizileri devam ettikce.
öcalan güney en büyük tehlikedir,güneyde emirlik kuracaklar,güney kerhane olmus,kabile resileri yönettiyor aciklamalari havada ucusurken,güneyin yikilmasi icin öcalan sürekasi tc den daha cok yüklenirken,öcalan ben tehlikeyi söylüyorum orda bir kürd devleti kuruluyor bagirtilari ulu orta dururken, apocularin güney kurdistan hakkinda yorum yapmasi sahtekarliktir.
ya aponuzun dedigi gibi yazacaksiniz,güneye saldiracaksiniz yada güneyi savunacaksaniz apoya karsi cikacak ve apocu basinda cikan güney kurdistani karalayan haberlere de tepki koyacaksiniz.
ya siz sahtekarsiniz,yada öcalan ve öcalana bagli olan basin sahtekardir.
iki yoldan birini secmeniz gerekir.
buyrun gündemden güneye saldiri ve karlama kampanyasi ,yarinda devam edecek.
Güney'de iç siyaset 1
ABD'nin Irak'a müdahalesinden sonra komşu ülkelerin Irak'ın içişlerine Kürtler aleyhine müdahale etme çabalarına Kürt partiler birlik mesajıyla yanıt vermeye çalıştı. Fakat Kürt partilerinin kendi içlerindeki mücadeleleri durmadı. Sadece yöntemleri değişti
YNK'de hesaplar Talabani sonrasına
Irak'ın en istikrarlı alanı olan Kürdistan Federal Bölgesi'nde Kürt partileri arasında yaşanan çelişkiler ve çatışmalar, dışa karşı yaratılan birlik intibasının bozulmaması için pek tartışılmıyor. Çelişki ve çatışmalar her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alsa da kulislerin vazgeçilmez gündemi durumunda. Kamuoyuna çok fazla yansımayan fakat kulislerde çokça tartışılan Kürt partilerinin kendi içlerindeki mücadelelerini ve birbirleriyle çelişkili ve çatışmalı durumların daha da derinleşeceğe benziyor.
Saddam rejimiyle onlarca yıl süren savaşın ardından 1990'da Güney Kürdistan'da otorite oldular. Fakat bu dönemden sonra da Irak Kürdistan Demokrat Partisi (I-KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK), İslami partiler (Bızutnewey İslami, Yekgırtuya İslami ve Komeley İslami) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. ABD'nin Irak'a müdahalesinden sonra Irak'ın etnik gruplar arasında paylaşımı gündeme gelince, geçmişte KDP ve YNK başta olmak üzere Irak'taki Kürt partilerini, kendilerine karşı mücadele veren Kürt örgütlerine karşı kullanmak için sıkı ilişkiler kuran Türkiye, İran ve Suriye, Kürtleri bölgede bir hükümet olmaması için ilişkilerini sınırlandırdılar. Bu dönemden sonra Kürt partileri hem bu paylaşımdan Kürtler adına belli bir kazanım elde etmek için hem de komşu ülkelerin Irak'ın içişlerine Kürtler aleyhine müdahale etme çabalarına karşılık birlik mesajı vermeye başladılar. Fakat bu dönemde Kürt partilerinin kendi içlerindeki mücadeleleri ve birbirlerine müdahaleleri durmadı. Sadece yöntemleri değişti.
YNK çalkalanıyor
YNK içindeki çelişki ve çatışmaların esasen YNK Lideri Celal Talabani'nin tekçi iktidar anlayışının diğer politbüro üyeleri arasında hoş karşılanmamasından kaynaklandığı belirtiliyor. Uzun süredir devam eden bu hoşnutsuzluk 2000 yılında Talabani'nin PKK ile girdiği savaşta yenilmesiyle doruk noktasına ulaştı.
Talabani PKK'ye karşı 2000 yılında giriştiği savaştan yenilgi ile çıkınca, örgüt içinde Kosret Resul, Newşirwan Mustafa, Cabbar Ferman gibi muhalifleri karşısında da güç kaybetti. YNK'nin 1992'deki birinci kongresinden bu yana gelen dengeleri değiştirme, parti içerisinde yeni bir düzen oturtma ve tehlikeli düzeyde pratik güç ve siyasi sermaye elde etmiş kişileri etkisizleştirme amacı ile yeni bir kongreye gidildi. Kongrede Kosret Resul ve Cabbar Ferman, Mektep Siyasi (Politbüro) üyesi seçildilerse de pratikte alanda güçlerini sınırlamakla bir anlamda tasfiye edildiler. Celal Talabani hakimiyeti ele geçirdi. Kongreden sonra hükümet yenilendi ve yeni askeri sisteme geçildi.
Askeri güçler Fermande'ler (komutanlık) biçiminde örgütlenerek Fermandeyi Gişti'ye (Genel Kurmaylık) bağlandı. Celal Talabani ise tüm peşmerge güçlerinin genel komutanı görevini üstlendi. Böylesi bir sisteme geçilmesi ile yerel gruplaşma tehlikelerinin önü alınmış oldu. Yeni hükümet düzenlemesi ile Kosret Resul başbakanlıktan alındıktan sonra ona bağlı birçok kadro da idari ve askeri görevlerden uzaklaştırıldı. Böylece Kosret Resul'un tasfiyesi sonuçlandırılmış oldu. Komutanlık yönetimlerinin mahalli temelde düzenlenmesine son verilmeye çalışıldı. Hewlerlilerin YNK içerisindeki büyüğü olarak bilinen Kosret Resul'un tasfiyesini amaçlayan bu durum Hewlêr halkı içinde Talabani'ye karşı içten içe bir tepkinin doğmasına neden oldu. Talabani son süreçte Hewlêrli kadrolara yönetimde yer vermeye özen gösterse de, bu tepkiler h�l� sürüyor.
2004 sonlarından bu yana YNK yine için için kaynamaktadır. Başını, yine etkisini artıran Kosret Resul ile Noşirvan Mustafa'nın çektiği muhalefet grupları Talabani'ye başkaldırdılar. Talabani ve çevresini, parti imkanlarını dar çıkarları için kullanmakla suçlayan bu kesim daha açıktan mücadele etmeye başladı. Bu başkaldırı karşısında geri adım atmak zorunda kalan Talabani, bu dönemde YNK'nin en önemli isimleriyle teke tek görüşmek zorunda kaldı. Bu görüşme trafiğinden sonra ortama yeniden bir suskunluk hakim oldu. YNK içinden bazı kesimler, örgüt içindeki huzursuzluğun bu dönemde kısmen giderildiğini, fakat oluşan çatlak ciddi olduğu için oluşturulan uzlaşmanın kesin bir çözüm getirmeyeceği ve çelişkilerin devam ettiği kanaatinde.
Bir iktidar mücadelesiyle YNK'nin çalkalandığı dönemde, Talabani'nin 'Tamam, alın siz yapın' demesine rağmen gerginliğin uzlaşma ile sonuçlanmasının nedenini YNK'e yakın bazı kaynaklar, 'YNK içinde Talabani'ye muhalif olan Newşirwan ve Kosret gibileri Talabani'yi aşma ve YNK'nin genelini yürütme gücünde değiller. Ayrıca Talabani'nin karizmatik kişiliği rakiplerini geri çekilmeye zorluyor' şeklinde yorumluyor.
Muhalifler Talabani'den çekiniyor
Kosret Resul Hewlêr'de, Newşirwan Mustafa Süleymaniye'de kısmi bir etkiye ve güce sahip. Fakat bağımsız kaynaklar bunların kitle tabanı ve örgüt geneli üzerinde Talabani kadar etkili olmadıklarını iddia ediliyor. Bu kaynaklar Talabani'yi örgüt içi muhalifleri karşısında güç haline getiren farklı etkenlerin de bulunduğuna dikkat çekiyorlar. Bunların başında da Talabani'nin Irak Cumhurbaşkanı olması, uluslararası alanda tanınması ve uluslararası alanda önemli bir ilişki ağının bulunmasının geldiğine vurgu yapıyorlar. Bundan dolayı da Kürdistan Federal Bölgesi'nde halk arasında 'Talabani İngiliz ajanıdır' türünden söylemler dolaştı veya dolaştırıldı. ABD ile olan ilişkileri ise zaten Talabani'nin Kürdistan Federal Bölgesi'ni kast ederek 'Burası sizin vatanınız' sözlerinden anlaşılıyordu.
Aktörlerin güçleri
Talabani'yi örgüt içi muhalifleri karşısında güç haline getiren ve kendisinden korkmalarına neden olan bir diğer etken ise; Talabani'nin KDP ile anlaştığı yönündeki söylentilerden kaynaklanıyor. Böylesi bir iddiada bulunan çevreler, KDP'nin çok başlı bir YNK'den ziyade tek başlı bir YNK'yi tercih ettiğini, bu yüzden YNK'yi tek başlı bir şekilde ayakta tutabilecek kişinin ancak Talabani olduğuna inandığını iddia ediyorlar. KDP'nin böylesi bir tercihte bulunmasında Talabani'nin karizmatik kişiliği etkili olsa da, belirleyici neden olarak burjuva-liberal çizgiyi benimseyen Talabani'nin örgüt içindeki rakiplerine nazaran daha politik ve yöntem olarak da daha esnek bir yaklaşımın sahibi olması gösteriliyor.
Talabani'nin dışında etkili olabilecek en önemli isimlerden biri de YNK çatısı altında toplanan dört partiden biri olan Komeleyi Rencderani Kurdistan'ın (KRK) Genel Sekreteri Newşirwan Mustafa'dır. Klasik solcu bir kişilik olan Mustafa yöntem olarak katı solcu bir yaklaşımı benimsediği için KDP'nin anlaşabileceği bir isim olarak görülmüyor. Üstelik katı dogmatik yapısıyla YNK'nin küçük-burjuva liberal tabanına hakim olabileceği de düşünülmüyor. Kosret Resul'un ise YNK içinde kitle tabanı en güçlü olan politbüro üyesi olmasına ve KDP'ye sempati ile bakmasına rağmen, feodal-köylü bir kişiliğe sahip olmasının küçük-burjuva bir çizgiye göre şekillendirilen YNK tabanı ve örgütüne hakimiyet sağlayamayacağı söyleniyor. Talabani'ye yakınlığı ile tanınan Behrem Salih'in ise, ABD başta olmak üzere, dış ilişki ağına dayanarak güç olmaya çalışsa da örgütün genelini yürütecek kadar güce ve etkiye sahip olmadığı belirtiliyor. YNK içinde etkili olabilecek olan kişiler arasında ismi geçen bir diğer kişi de Mele Bahtiyar'dır. Melle Bahtiyar geçmişte YNK'den ayrılıp tekrar geri döndüğü için YNK'nin kitle tabanı ve örgütü içinde yıpranmış bir isim olarak gösteriliyor. Bundan dolayı da Melle Bahtiyar'ın bir iktidar savaşı vermekten ziyade güç toplama siyaseti izlediği ifade ediliyor.
Muhaliflerden hazırlık
Dönem dönem su yüzüne çıkan iktidar savaşı, ABD'nin Irak müdahalesinden sonra çok belirgin bir hal aldı. Bu dönemde Kosret Resul ve Newşirwan Mustafa ile Celal Talabani arasında çok büyük bir gerginlik yaşanmıştı. Kamuoyunda bu gerginlik Resul ve Mustafa'nın anlaşarak iktidarı Talabani'den almaya çalıştıkları şeklinde yorumlanmıştı. Benzer bir gerginlik ise 2001 yılında Kosret Resul ile Talabani arasında yaşanmıştı ki, halk arasında Resul'un istifa etme düzeyine geldiği bilgileri kamuoyuna sızmıştı. Her iki dönemde de Talabani muhalifleriyle uzlaşmayı başarmıştı.
YNK içinde açığa çıkan muhalif tutumlar Talabani'ye karşı bir rahatsızlığın olduğunu gösterdi. Fakat bu karşı çıkışlar şimdiye kadar hep uzlaşma ile sonuçlandı. Bunun nedenini YNK'ye yakınlığıyla bilinen bazı kesimler şöyle izah ettiler: 'Bu muhalifler Talabani'ye rağmen YNK'nin geneline tek başlarına güç getiremeyeceklerini anladıkları için şimdilik Talabani'nin başkanlığının sürmesini, ama iktidarı kendileri ile paylaşmasını istiyorlar. Kosret ve Newşirwan da dahil olmak üzere Talabani muhalifi görünen hemen hemen herkesin liderlik kavgasındaki hesapları Talabani'den sonrasına hazırlık temelinde gelişiyor.'
Böylesi bir hesabın gelişmesine temel neden olarak, YNK'nin küçük-burjuva nitelikli örgütlenmesinden ötürü başkanlığın kongre ile el değiştireceği gösteriliyor. Ayrıca en önemli nedenlerden biri olarak da Talabani'nin kendi yerine geçebilecek niteliklere sahip bir oğlunun olmaması olarak belirtiliyor. Kamuoyundaki genel kanı, Talabani'nin en büyük oğlu Kubat ABD büyükelçiliği yapmasıyla, küçük oğlu Pavel ise İsrail istihbaratı ile yakın ilişkileriyle aktif siyasetin içinde olsalar da, her ikisinin de YNK gibi birçok denge üzerinde kurulmuş bir örgütü yönetebilecek karizmatik kişiliğe ve güce sahip olmadıkları yönündedir. Bu durum Talabani sonrası farklı bir ismin YNK liderliğine getirileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Newşirwan Mustafa çekildi
YNK içindeki parçalı duruşu ve kendi karşısındaki muhalefeti dengelemek için Talabani'nin örgüt içinde, muhaliflerden birini tek bırakmak için diğeriyle uzlaşma taktiğini izlediği ileri sürülüyor. Talabani'nin bu yaklaşımının sonucunda örgüt içinde yalnızlaşan Newşirwan Mustafa, geçen yıllarda YNK'den ve aktif siyasetten çekildiğini açıkladı. Tam da bu dönemde Talabani, Newşirwan Mustafa'ya 12 milyon dolar para yardımında bulundu. Bu kamuoyunda sus payı olarak olarak değerlendirildi.
Newşirwan Mustafa'nın aktif siyasetten çekilmesi kamuoyunda; ABD'nin Irak müdahalesi sonrası Newşirwan Mustafa ile Kosret Resul'ün Talabani'ye karşı oluşturdukları ortak muhalif cephenin, Talabani'nin Resul'ü yanına çekip Mustafa'yı yalnız bırakmasıyla, Mustafa'nın YNK içinde kalmasının çok fazla bir anlamının kalmadığı ve aktif siyasetten çekilme kararı aldığı şeklinde yorumlandı.
Mustafa tam da bu dönemde Federal Kürdistan Bölgesi'nde El-Cezire tarzı çok büyük bir basın kumpanyası kuracağını açıkladı. Hatta bunun ilk girişimlerinde de bulundu ve Gelê Kürdistan isminde bir TV kanalı kurdu. Fakat YNK'ye yakın çevrelerden edinilen bilgilere göre 'Talabani para yardımını kestiği için Mustafa'nın basın kumpanyası çalışmasının çok ağır ilerlediği' öğrenildi. Mustafa aktif siyasetten çekildiğini açıklamış olsa da Talabani ile yakın ilişkileri sürüyor.
CELAL TALABANİ
Celal Talabani, 1934 yılında Süleymaniye'de doğdu. Hukuk fakültesinden mezun oldu. 1950'li yıllarda Irak Komünist Partisi'nin içinde yer aldı. 1958 yılında askeri darbe sonrası Molla Mustafa Barzani'nin Irak'a dönmesi üzerine KDP içinde bulundu. Dönemin KDP Genel Sekreteri İbrahim Ahmet'le Barzani'ye karşı sol muhalefet yaptı. 1966 yılında Irak yönetiminin yanında yer aldı ve uzun yıllar Irak yönetimi ile işbirliği yaptı. 1970 yılına kadar, KDP'nin Ortadoğu temsilcisi olarak Beyrut'ta yaşadı. 70'lı yıllarda bu sefer Çin ve Mao hayranı kesildi. 1975'te Latin Amerika gerillacılığını savundu. 80'lerde ise Avrupa türü Sosyal Demokrasi yanlısı olarak göründü. 1990'larda ise Amerikan Yeni Dünya Düzeni'nin propagandasını üstlenmiş durumdadır.
YNK (Yekiti Niştimani Kurdistan)
YNK, dört grubun Celal Talabani'nin liderliğinde biraraya gelmesinden ortaya çıkan bir örgüttür. Komeleyi Rencderani Kurdistan (Kürdistan Emekçiler Birliği), Hareketi Sosyalista Kurdistan (Kürdistan Sosyalist Hareketi) isimli ilk iki grup Marksist-Leninist söylemli oluşumlardı. Lider kadroları ağırlıkta aydın, ezilenlerin öncülük rolünü üstlenmek isteyen insanlardı. Aralarında yıllar boyu KDP içerisinde peşmergelik yaparak askeri ve siyasi tecrübe kazanmış kişilikler de vardı. Bu kadrolar 1975 fiyaskosundan sonra halk arasında örgütleme çalışmalarını geliştirmekte ve yeniden savaşı başlatmakta belli bir rol oynamışlardır. Diğer iki grup KDP'den kopanlardan oluşan Fuat Mahsum liderliğindeki Yekiti Şoreşgerani Kurdistan (Kürdistan Devrimciler Birliği) ve Celal Talabani öncülüğündeki 'Celaliler' diye tanınan gruplardı. Her iki grubun üst düzey kadroları feodal ve şeyhlik kökenli aydınlardan oluşuyordu. Birçoğu yüksek okul bitirmekle birlikte siyasi gelişmeleri takip eden belli siyasi tecrübeye sahip kişiliklerdi. Bu kanatlar dönemsel şartların zorlaması ile 1976'da ciddi ideolojik temellere dayanmayan bir birlikteliğe gitme kararlılığına ulaştılar. 1980'lere kadar Ali Asker gibi birinci kanat liderlerinin tasfiye olması ile ikinci kanat duruma daha da hakim duruma geldi. Böylesi gevşek olan birlik YNK'nin 1992 Kongresi'ne kadar süregeldi. O zamana dek kendilerini KRK ve YŞK'liler olarak tanımlayan kadrolar bu isimlerden vazgeçmeye zorlandı. Sözkonusu kongrede KRK Genel Sekreteri Newşirwan Mustafa, KRK isminde bir oluşumun kalmadığını duyurdu. Benzeri bir açıklamayı da YŞK Sekreteri Fuat Mahsum yaptı. Kongrede her iki eski örgüt lideri YNK Genel Sekreteri Celal Talabani'nin yardımcıları görevine getirildiler. YNK bu kongrede yeni program ve tüzük kabul edip bir birlik olarak kendini yenileyerek toparlandı. 1994 yılında KDP ile şiddetli bir savaşa giren YNK, pratik anlamda kendi düzenini tümüyle savaşa göre oluşturdu. Askeri açıdan YNK iki cepheye bölündü. Hewlêr sınırından Ranya'ya kadarki alanda peşmerge birlikleri Kosret Resul komutasında, Germiyan'dan Süleymaniye'ye kadarki birlikler ise Cabbar Ferman komutasında toparlanmıştı. KDP ile savaşı pratik olarak omuzlayan her iki komutan geniş inisiyatif ve olanaklara sahiplerdi. Bu da her iki askeri komutanın halk ve peşmerge üzerindeki etkisini arttırdı. Kosret Resul önce ortak hükümetin, 1996'dan sonra da YNK hükümetinin başbakanı olduğu dönemlerde halk içerisinde siyasi etkisini artırarak Talabani'yi korkutmaya başladı.
Hazırlayan:
Nihat KAYA
YARIN: KDP nereye sürükleniyor?
Güney'de iç siyaset 2
KDP önderlik merkezli bir harekettir ve önderlik olarak da Mustafa Barzani kabul edilmekte. I-KDP içindeki iktidar kavgası, Barzani Ailesi içerisinde veriliyor, bu yüzden de I-KDP'deki dikkatler Barzani Ailesi içindeki çelişkilere yöneliyor.
KDP nereye sürükleniyor?
Kürdistan Federal Bölgesi'nin en önemli güçlerinden biri olan Irak Kürdistan Demokrat Partisi (I-KDP) içinde esas olarak Mesud ve Neçirvan Barzani arasında geçen iktidar kavgası kulislere yansıyor. Irak Kürdistan Demokrat Partisi (I-KDP), kurucusu ve önderi olarak kabul edilen Molla Mustafa Barzani'nin ölümünden sonra liderliğin oğlu Mesud Barzani'ye devredilmesinden de anlaşılacağı gibi, Barzani Ailesi hanedanlığına dayalı feodal bir yapılanmadır. Barzani Ailesi'nin liderliğine dayalı I-KDP'de, diğer aşiretlerin liderlerinden veya son yıllarda yapıldığı gibi önde gelenlerinden oluşan bir de meclis bulunmaktadır. Bu anlamıyla bir nevi aşiretler federasyonuna benzemektedir.
Ayrıca bütün Ortadoğu partilerinde olduğu gibi I-KDP de önderliksel bir harekettir ve önderlik olarak da Mustafa Barzani kabul edilmektedir. I-KDP'nin hanedanlığa dayalı sistemiyle birleşen bu durum nedeniyle I-KDP içindeki esas iktidar kavgası, farklı aşiretlerin veya bazı azınlıkların kendi aralarında çeşitli sorunları olsa da, Barzani Ailesi içerisinde verilmektedir. Bu yüzden de I-KDP içindeki iktidar kavgalarında dikkatler Barzani Ailesi içindeki çelişki ve çatışmalara yönelmektedir.
Mustafa Barzani'den sonra yerine en büyük oğlu İdris Barzani'nin (Şuan Kürdistan Federal Bölge Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani'nin babası) geçmesi beklenirken, İdris Barzani'nin beklenmedik bir dönemde ölmesiyle liderlik koltuğuna Mesud Barzani geçmişti. Bu olayların çok yakın aralıklarla yaşanmış olması İdris Barzani'nin hastalık sonucu değil de öldürüldüğü şeklinde çeşitli komplo teorilerinin üretilmesine de neden olmuştu. Barzani Ailesi içindeki iktidar kavgası da böylece başlamıştı.
KDP'de iktidar kavgası KDP içindeki iktidar savaşı günümüzde esas olarak Mesud ve İdris Barzani aileleri arasında geçmektedir. Esas olarak Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani arasında somutlaşan çelişkili ve çatışmalı durumun nedeni halk arasında İdris Barzani'nin ölümüyle bağlantılandırılsa da, siyasal çevreler çatışmanın rant paylaşımından kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Bu çevreler KDP içinde Barzani Aşireti'nin genelinin denetiminde olması gereken iktidarın bir tek Mesud'un ailesinin elinde olduğunu dikkat çekiyorlar. Çelişkilerin esas nedeni olarak da Neçirvan Ailesi'nin, iktidarın Mustafa Barzani'nin bütün oğulları arasında eşit bölüşülmesi gerektiğini iddia ederek, İdris Barzani'nin çocukları olarak iktidardan eşit hak istemeleri gösteriliyor.
Kürdistan Federal Bölge hükümetinin kurulmasıyla bölgenin en önemli ikinci mevki olan başbakanlığın Neçirvan Barzani'ye verilmesi ise biçimsel bir tutum olarak yorumlanıyor. Bu yorum siyasal, örgütsel ve kadrosal anlamda KDP içindeki iktidarın esas güç kaynakları Mesud Barzani'nin elindeyken, örgüt içinde Neçirvan Barzani'nin iktidar olmasını sağlayacak, her ne kadar ekonomik bir gücü bulunsa da, herhangi bir güç veya mekanizmanın verilmemiş olmasına dayandırılıyor. Ki, dış kamuoyunda Barzani Ailesi'nde Mesud Barzani'den sonra en çok tanınan isim Neçirvan olmasına rağmen, kulislere yansıdığı kadarıyla Mesud Barzani'nin KDP liderliği için kendi yerine, şu an istihbarat güçlerinin başında olan oğlu Mensur'u hazırladığı iddia ediliyor. Neçirvan Barzani ve ailesinin çok kısa sürede bölgenin en önemli ekonomik gücü haline gelmesinin nedeni olarak da Mesud Barzani'nin Neçirvan Ailesi'nin, liderlik anlamında farklı taleplerde bulunmaması için, her türlü ekonomik girişimine (bu girişimlerin içinde yolsuzlukların da olduğu söyleniyor) göz yumduğu belirtiliyor.
Suikast mi, spekülasyon mu? Barzani Ailesi içindeki iktidar kavgasının şiddeti halk arasında Mesud ve Neçirvan Barzani'nin birbirlerini vurdurmaya çalıştıkları yönündeki spekülatif haberlerin yayılmasından anlaşılıyor. Öyle ki, geçen sonbaharda Mesud Barzani'nin gizli bir şekilde İtalya'ya gitmesi, kamuoyunda 'Neçirvan Barzani yandaşlarının düzenledikleri suikastte yaralandı ve tedavi olmak için İtalya'ya gitti' şeklinde yorumlandı. Neçirvan ve Mesud arasındaki çatışmanın şiddetine dikkat çeken bu tür söylemler, KDP içinde etkili olmaya çalışan YNK gibi güçleri de ilgilendiriyor.
Farklı güçler birbiriyle ve birbirine karşı siyaset yaparken rakibinin zayıflıklarını ve çatışmalı durumlarını nasıl ki göz önünde bulunduruyorsa, YNK de KDP içindeki zayıflıkları, çelişkili ve çatışmalı durumları göz önünde bulundurarak KDP'ye yaklaşımda siyasal bir yaklaşım belirliyor. Birçok Kürt aydını ve siyasetçisinin kanaatine göre; YNK Barzani ailesi içindeki çatışmalı durumda Neçirvan Barzani'yi destekliyor. YNK'nin böylesi bir tercihte bulunmasına neden olarak da feodal kişiliğe sahip olan Mesud Barzani'ye nazaran Neçirvan Barzani'nin, yaşıyla da bağlantılı olarak, burjuva liberal çizgiye daha yatkın olması gösteriliyor. Ki, YNK de dayandığı küçük-burjuva sınıf tabanına paralel olarak liberal bir parti olarak bölgede biliniyor.
YNK başbakanlığı istemedi mi? Irak'ta hükümet ilk kurulurken Kürtler, Şiiler ve Sünniler arasında siyasal alanın paylaşımı konusu tartışılmıştı. Bu pazarlıklara göre hükümetin kurulması görevi seçimlerden birinci parti olarak çıkan Şii ittifakına, cumhurbaşkanlığı ise Ulusal İttifak listesiyle seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Kürtlere verilmişti. Kürdistan Federal Bölge hükümetinin kuruluşunda da benzer bir pazarlık süreci yaşanmıştı. KDP ve YNK başta olmak üzere bölge güçleri arasında yürütülen pazarlıklarda da Irak cumhurbaşkanlığı YNK Lideri Celal Talabani'ye, Kürdistan Federal Bölge hükümeti başkanlığı da KDP Lideri Mesud Barzani'ye verilmişti. Pazarlıklara göre başbakanlık koltuğunun ise YNK ve KDP arasında iki yılda bir el değiştirmesi kararlaştırılmıştı. İlk dönem KDP'ye verilen başbakanlık koltuğuna ise, KDP'nin kendi içinde belirlediği, Neçirvan Barzani oturmuştu. Pazarlıklara göre görev süresi 2007 yılı sonunda biten Neçirvan Barzani'nin başbakanlık koltuğunu YNK'nin belirlediği bir isme devretmesi gerek