Avukat Bey “Pis Herif”e Benziyor
“Avukat Bey” ile Ergenekon Çetesi’nin gönüllü avukatlığına soyunan CHP lideri Deniz Baykal’ı, “Pis herif” ile de M. İsmet İnönü’yü kasdediyorum. Baykal’ın Ergenekon avukatlığını onurlu bir iş olarak görenler, İnönü hakkındaki “Pis herif” sıfatını ağır hakaret olarak görebilirler; haklılar da… Ama bu lakabı ben değil Bediüzzaman takmış.
“Avukat Bey” ile Ergenekon Çetesi’nin gönüllü avukatlığına soyunan CHP lideri Deniz Baykal’ı, “Pis herif” ile de M. İsmet İnönü’yü kasdediyorum. Baykal’ın Ergenekon avukatlığını onurlu bir iş olarak görenler, İnönü hakkındaki “Pis herif” sıfatını ağır hakaret olarak görebilirler; haklılar da… Ama bu lakabı ben değil Bediüzzaman takmış.
“Üstad Hazretlerini İsmet Gülcügil’in arabasıyla İstanbul’a götürmüştüm. Üstad İsmini sorduğunda şoförümüz, ‘İsmet’ deyince, Üstad, ‘Bırak şu pis herifi, senin ismin Masum olsun bundan sonra’ demişti” (Son Şahitler, N. Şahiner, c. 2, s. 44; şahit: Mehmed Babacan).
“Afyon Mahkemesi’nden sonra kitaplar sahiplerine iade edildiğinde paketlerin üzerinde pullar vardı. Üstad Hazretleri bu pulları toplamamı söylemişti. Zira bu pulların üzerinde İnönü’nun resmi vardı. ‘Üstadım bu pulları ne yapayım?’ dedim. Üstad Hazretleri de, ‘O pulları yak, zira o (İnönü, CA) yanmaya mahkumdur’ diye cevap verdi” (Son Şahitler, N. Şahiner, c. 4, s. 112; şahit: Hafız Namık Senel).
Bediüzzaman, İsmet İnönü’ye “Pis herif” diyordu ve onu “Yanmaya mahkum” biri olarak görüyordu ama İnönü’nün elinden gelse Bediüzzaman ve talebelerini bir kaşık suda boğup etlerini çiğ çiğ yerdi. Onları hapislerde çürütmek, hatta idam ettirmek için uğraşacak kadar onlardan nefret ederdi.
“Biz hapishaneye girdiğimiz zaman Afyon Mahkemesi başkatibi olan Necati Müftüoğlu, ‘Sizinle İsmet İnönü uğraşıyor. Hepsini yakınlarıyla beraber içeri atın diye bildiriyor’ demişti” (Son Sahitler, N. Şahiner, c. 2, s. 358; şahit: Mehmed Çalışkan).
“Bediüzzaman`a en büyük düşman ismet inönü idi. Ben Urfa’nın Suruç ilçesinde askerlik yapıyordum. Askerlikte çok büyük başarılar gösterdim. l936’yı l937’ye bağlayan yıllarda Adana-Halep Demiryolu hattının kuzey tarafında Türkler, güney tarafında Fransızlar vardı. Fransızlar rahat durmuyordu. Bir gün ben nöbetçi iken bir haber geldi: Mustafa Kemal, İnönü ve Fevzi Çakmak ile birlikte 12 kişi Suruç`a gelecekmiş, Aradan zaman geçti, uzaklardan bir toz bulutu yükseldi. Bunlar Mustafa Kemal ve arkadaşları idiler. Suruç`a girdiler.”
“O zaman Atatürk ve İnönü ile konuştum. Üst görevlilerim onlara benim yaptığım kahramanlıkları anlatmıştı. İsmet inönü bana takdirname vermişti. Hâlâ duruyor. Birgün söz Nurculardan açıldı. O zaman ben de vardım, fakat konuşmaya iştirak etmedim. İnönü bir yerde dedi ki: ‘Said-i Kürdi ve cemaati şu Adana-Halep demiryolunun ötesindeki Fransızlardan daha tehlikelidir.”
“Son derece Nurculara düşman ve Rusya’nın sistemine hayrandı. Büyük adamlar içinde Bediüzzaman’ı takdir eden iki kişi vardı zaten: Biri Fevzi Çakmak, diğeri de Kâzım Karabekir Paşaydı. Kâzım Karabekir Paşa’nın hayranlığı daha başkaydı. Özellikle Bediüzzaman’ın keçekülahlılar ile birlikte Ruslara karşı savaşmasını takdir ederdi. Said Nursi`yi görmeyi çok istiyordu. Görebildi mi bilmem, inşaallah görmüştür” (Son Şahitler, N. Şahiner, c. 2, s. 79; şahit: Aziz Tayyar).
“İsmet Paşa Afyon’a gelip konuşma yapmıştı. Ondan sonra Üstad’a olan baskı, takip ve kontroller Artti.. Bundan hemen sonra Üstadı ve talebelerini Afyon Mahkemesi’ne götürdüler. Biz de telaş ve korku içindeydik. Etrafta sivil polisler geziyordu. Bize de, ‘Hazırlanın, sizi de götürecekler’ diye söyleyenler oluyordu. Birkaç defa evimizi aramışlardı. Ben bu ara Üstad’i rüyamda görmüştüm. Rüyam söyleydi: Üstad’in faytonu hükümet binasının önüne gelince durdu. Üstad ayağa kalktı. Üstad bize hitaben üç defa; ‘Korkmayın, korkmayın, korkmayın!’ dedi. Ben de cevaben, ‘Korkumuyoruz, korkmuyoruz, korkmuyoruz!’ dedim ve hemen uyandim” (Son Şahitler, N. Şahiner, ç. 3, s. 125-126; şahit: Mustafa Bilal).
“Üstad Ankara’ya geldiğinde Beyrut Palas Otelinde, 22 numaralı odada kalıyordu. İsmet Paşa, Bediüzzaman’in Ankara’ya geldiğini duymuştu. Ama nasıl gelmişti, amamesiyle, sarığıyla… O zaman dindar nesil pek yoktu. Yeni bir nesil oluşmaya başlamıştı. Bediüzzaman’in Ankara’ya gelmesinden Cumhuriyet, Milliyet gazetelerinde oldukça telaşlı bir şekilde bahsedilmişti. Bediüzzaman, Beyrut Palas Otelinde bulunduğu bir sırada İsmet Paşa Meclis’te bir konuşma yaptı: ‘Siz Şeriatı hortlatıyorsunuz, irticayı hortlatıyorsunuz. Bediüzzaman’i gezdiriyorsunuz…’ Sonra Adnan Menderes bu iddialara söyle cevap vermişti:”
“Allah aşkına, Paşa niçin bu kadar dinden, dindarlardan rahatsız oluyor? öleceğini bilmiyor mu? Şimdiye akdar kendisine ne zararı dokunmuş? Bütün hayatını dine vakfetmiş bir pir-i faniden ne istiyor? Niçin eziyetinden hoşlanıyor, niçin meşakkat çekmesinden hoşlanıyor, niye bu kadar dine ve dindarlara karşıdı, anlayamıyorum?’. Bundan sonra Paşa ikinci defa kürsüye çıktı ve, ‘Efendim siz, Atatürkçülerle istihza ediyorsunuz. Öyle zaman gelecek ki, sizi ben dahi kurtaramayacağım’ dedi (Son Şahitler, N. Şahiner, ç. 3, s. 277; şahit: Giyaseddin Emre).
“Mustafa Bilal’in yakın akrabalarından Hasan Usta anlatmıştı: ‘1950 seçimleri olurken ben ağır hastaydım. Yarı uyur-yarı uyanık haldeyken, ‘Bediüzzaman geldi, Mehdi geldi, Said bin Mirza geldi’ dediler. Sonra baktım, Afyon Kalesi’nin önünde yüksek bir taht kurulmuş ve İnönü büyük bir kalabalığa hitap ediyor. Sonra ‘Mehdi çıktı’ diye bir ses işitildi. Ve kaleden birisi çıktı, dolanarak geldi. İnönü konuşurken ona öyle bir tokat akşetti ki, İnönü tepe taklak kürsüden yuvarlandı ve yere düştü, ben de bu sırada uyandim. Daha sonra İnönü seçimlerde ağır bir yenilgi alarak seçimleri kaybediyor” (Son Şahitler, N. Şahiner, ç. 4, s. 113; şahit: Hafız Namık Senel).
“Köyde gördüğüm bir rüyada Üstad, o acib kıyafetiyle, bir dağın eteğinden sahraya iniyordu. Arkasında Zübeyir Ağabey, onun arkasında da ben vardım. Sahrada tek bir karyola vardı. Üzerinde siyah bir örtü bulunan bir hasta yatıyordu. Üstad ona yaklaştı. Cebinden çıkardığı şişeden demir bir kaşığa yeşil bir mayi (sıvı) döktü. Bunu hastaya zorla içirdi. Hasta derhal şişmeye başladı. Üstad ise birkaç adım geri çekildi. Hasta birazdan eski haline geldi. Üstad tekrar yaklaşti. Ve bu hareketi üç defa tekrarladı. Üstad, yataktaki kişiye hiddetle bakıyordu.”
“Bu rüyamı, Konya’da merhum Dr. Sadullah Nutku Ağabeyime bilahare anlattım. 1957 seçimleri yaklaşmıştı. İnönü’nün kesin bir mağlubiyetle seçimleri kaybedeceğini söyledi. Nitekim İnönü seçimlerden sonra, ‘Beni Nurcular yıktı’ diyordu” (Son Sahitler, N. Şahiner, ç. 4, s. 208-209; şahit: Ali Tayyar).
“…1966 Senato seçimleri esnasında Adalet Partisi’nin çoğunluğu alması karşısında Cumhuriyet Halk Partisi mağlup oldu. Bu mağlubiyet üzerine İsmet İnönü, ‘Beni Said Nursi mağlup etti’ diye radyolardan ilan etti” (Son Şahitler, N. Şahiner, c. 4, s. 161; şahit: Ahmet Gümüş).
“Van’a gelirken, Mehmed Kayalar, ‘Üstad sizinle küskündür, ancak ben barıştırırım’ dedi. Sabebi de Van’da Halk Partisi’nin kazanmasıydı (1957 seçimleri, CA). Fakat ben hiçbir şey söylemedim. Sonra Van Gazetesi sahibi İlhas Kitapçı, Üstad’in ziyaretine gitmis. Üstad ona, ‘Ben Vanlılara küsmüşüm, Halk Partisini kazandırdınız’ demiş. O da ‘Üstadım bunu dışarıdan gelen memurlar kazandırdı’ dedi. Karyolasından kalkarak, ‘Ben onların (CHP’nin, CA) bellerini kırdım, gıcırtısını işittim. Onlar daha düzeltemezler (yani iktidara gelemezler, CA).’ Bunu İlyas Kitapçı, benim dükkanımda Hacı Nuri’ye yemin ederek nakletti. Ondan sonra Çaycı Emin Agabey, Üstad’in yanına gitti. Ona da Üstad aynı şeyi söylemiş” (Son Sahitler, N. Şahiner, c. 4, s. 200; sahit: Selahaddin Akyıl).
“…Ve ertesi iki gün İstanbul matbuatı Üstad’in ayrılışını manşetlerde 120 punto harflerle vermişti. Gazetelerde çok serzenişli makaleler çıktı. İnönü İstanbul’daydı. O gün Bursa’ya bir miting için vapurla giderken, vapurda, ‘Hükümet nereye gidiyor? Bediüzzaman’i koluna takmış, nereye gidiyor?’ diye konuşma yapmıştı. Bu konuşma matbuatta yer alması üzerine İstanbul Valisi Ethem Yetkiner, hükümetin direkfitiyle radyoda okunan bir beyanat verdi. Beyanat hulasaten (özetle) şöyleydi:”
“Yaşlı bir din alimi, mütevazi bir seyahat yapmaktadır. Memlekette seyahat hürriyeti vardır. Hiçbir vatandaşın seyahat hürriyeti kısıtlanamaz. Eğer gazeteler meseleyi bu kadar büyütmeseler, bu zatin, memleketin herhangi bir yerinden bir yerine gidişi bir mesele olmazdı.” 27 Mayıs ihtilalinden sonra Vali tevkif edilip Yassıada’ya götürülünce, ondan bu beyanatının hesabını sormuşlardı” (Son Şahitler, N. Şahiner, c. 4, s. 376; şahit: Mehmed Fırıncı).
Deniz Baykal ve CHP’lilerin son günlerdeki hezeyanları İsmet İnönü’nün hezeyanlarını hatırlatıyor. Sadece söylem değil, icraat bakımından da birbirine benziyorlar. Aşağıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere, M. İsmet İnönü, 27 Mayıs darbesinin arkasındaki gizli güçtü. Nitekim 27 Mayıs cuntacıları İnönü’yü iktidara getirmek darbe yapıp için bir başbakan ve iki bakanı idam ettiler. Deniz Baykal’in Ergenekon soruşturmasına ateş püskürtmesi ve terör örtüğü olan Ergenekon’un avukatlığına soyunacak zıvanadan çıkması; planlanan darbeden bir beklentisi olduğunu gösteriyor. Deniz Baykal, halkın vermediği başbakanlığı Ergenekon terör örgütünden bekliyordur; 27 Mayıs cuntacılarının arkasında İsmet İnönü olduğu gibi Ergenekon’un arkasındaki kişi de Deniz Baykal’dir belki! Kim bilir…
Bir müddet önce Vakit gazetesinde şöyle bir haber okumuştum: “27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi'nin 38 üyesinden biri olan; ancak daha sonra komitenin sol kanadı tarafından tasfiye edilen 14'ler arasında yer alan Ahmet Er, ‘27 Mayıs tümüyle İsmet İnönü'nün emrinde olanların yaptığı bir darbedir. Cemal Gürsel'in dediği gibi İnönü, darbe öncesi gerdeğe girecek damat gibi, iktidara hazırlanmıştı’ diye konuştu.”
“27 Mayıs darbesiyle Yassıada'da önce idama mahkûm edilen ve cezası daha sonra hapse çevrilen dönemin Demokrat Parti Erzurum milletvekili Abdulmelik Fırat ise, CHP'nin halk iradesiyle hiçbir zaman iktidara gelemeyeceğini bildiği için umudunu ihtilallere bağladığını söyledi. Yassıada mahkemelerinin tamamen İsmet İnönü'nün talepleri doğrultusunda çalıştığını dile getiren Fırat, ‘İsmet İnönü ne ise, Baykal da o. Anayasa Mahkemesi'ni 'kaos çıkar' diye tehdit ediyor. Bu sözler halka inanan bir siyaset adamının sözleri olabilir mi? Başka çareleri yok, darbe ortamını fırsat görüyor’ diye konuştu.”
26 Mayis 2008 tarihli Aksiyon Dergisi’nde cikan bir yazida (http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30363) 27 Mayıs cuntacılarının İsmet İnönü’ye bağlılıkları söyle anlatılıyor:
“İhtilal tamamlanmış, ancak lideri yoktu. İşte bu boşluğu doldurmak için birtakım kimselerde gayretler baş gösteriyor, boşalan Çankaya Köşkü için yeni bir sahip aranıyordu. İhtilalcilerin karargâh olarak kullandıkları Harp Tarihi Dairesi'ne gelen bir telefon arayışın örneklerindendi. (Cemal) Madanoğlu, İnönü'yü alarak Çankaya Köşkü'ne götürmek, bütün subayları da toplamak istiyordur. Ama Türkeş'in bunu duymasından sonra plan suya düşer. İzmir'de emekliliğini bekleyen Cemal Gürsel lider olarak seçilir.”
Milli Birlik Komitesi uyelerinden olan Yüzbaşı Ahmet Er’in Aksiyon’daki su ifadeleri dikkat cekicidir: “MBK üyeleri arasındaki ayrılıklar her geçen gün daha da belirginleşmişti. Madanoğlu grubu hemen seçime gidip iktidarı İsmet İnönü'ye vermek istiyordu (…) MBK içinde İnönü'den emir alan subaylar vardı. Hatta CHP'li bu komite üyelerinin zaman zaman toplanıp yönetimin CHP'ye devri konusunda müzakereler yaptığına dair haberler alıyorduk. Bu toplantılardan biri Prof. Dr. Afet İnan'ın evinde oldu. O toplantıda İnönü ihtilalci subaylara senatörlük teklifinde bulunmuş ve bu teklifi kabul edilmişti.”
İnönü ile aynı darbeci geni taşıyan Baykal’a kimler ne sözü verdi, o cuntacılara ne tür tekliflerde bulunmuş, bilemiyorum ama, son günlerdeki tavrı, başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanırken beklenmedik bir gelişmeyle altından sandalye çekilmiş birinin ruh halini andırıyor.
27 Mayıs cuntacilarindan Yarbay Orhan Erkanlı’nın, “Bizi İsmet Paşa yönlendirdi. Darbecilere tesir eden daha ziyade İsmet Paşa’nın ‘Şartlar tamam olursa darbe meşrudur’ sözleriydi...” sozleri ve darbeci subaylardan Emin Aytekin’in, “27 Mayıs tipik bir askerî darbedir ve tamamen CHP’nin eseridir...” değerlendirmeleri, 27 Mayıs darbesinin arkasındaki asıl gücü, yanı İsmet İnönü ve cunta partisi CHP’yi gösteriyor. Bunu günümüze uyarlarsak, “Ergenekon’a aitmiş gibi gösterilen darbe planları aslında CHP’nın eseridir” denebilir. Çünkü CHP ve lideri, Ergenekon’u, Ergenekoncu olarak bildiğimiz zevattan daha fazla sahipleniyor.
Özellikle Aydın Doğan medyasında ve Cumhuriyet’te çalışan bazı köşe yazarlarının Ergenekoncu generallerle içli dışlı olmaları ve darbe faaliyetlerinden haber oldukları gibi, Ömer Sami Çoşar, Abdi İpekçi gibi gazeteciler de 27 Mayıs darbesinin olacağını birkaç yıl öncesinden biliyorlardı. Ordu içinde komutacıların oluştuğunu yazmışlardı. Askeri komitelerinde Orhan Erkanlı, Orhan Kabibay, Ahmet Yıldız, Alparslan Türkeş, Numan Esin gibi subayların olduğu biliniyordu. Ahmet Yıldız ismindeki subay, hükümeti devirip, koltuğu İsmet İnönü’ye teslim etmek istiyordu. Türkeş ve arkadaşları ise darbeyi yapıp iktidarda kalmak istiyorlardı.
25 Mayıs 2008 tarihli Zaman gazetesi’ndeki şu haber de 27 Mayıs cuntası ile CHP arasındaki ilişkiyi göstermesi bakımından ilgi çekicidir (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=694045): “Dönemin DP Milletvekili olarak Yassıada'da yargılanan ve hapis yatan Abdulmelik Fırat da darbe günlerinde yaşadığı zor günleri ve acı dolu anılarını anlattı. Adaya getirildiklerinde her türlü hakarete ve şiddete maruz kaldıklarını aktaran Fırat, buraya tekme tokat dayağa maruz kaldıklarını dile getirdi. Darbe sonrası Yassıada'da 425'i Demokrat Parti'li yaklaşık 800 kişinin yargılandığını anlatan Fırat, 27 Mayıs darbesinin o dönemde CHP ve İsmet İnönü tarafından hazırlandığını ileri sürdü.”
“Toplantıdan sonra basın mensuplarının sorularını cevaplayan Abdülmelik Fırat, darbe döneminde yaşadıklarını anlattıktan sonra bugünkü siyasi durum hakkında bilgi verdi. 27 Mayıs darbesi döneminde darbenin hazırlayıcısı olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugün de darbe yanlısı bir politika izlediğini savundu. Fırat CHP'nin Danıştay ve Yargıtay gibi kurumları bildiri yayınlaması için tahrik ettiğini öne sürdü. Fırat, 27 Mayıs döneminde İsmet İnönü'ye karşı duran herkesin Yasıada'da yargılandığını vurguladı.”
İsmet İnönü’nun hedef aldığı Bediüzzaman’in seyahat özgürlüğünü savunan İstanbul Valisi’nin bile bu tavrından dolayı Yassıada’da sorguya çekilmesi, Fırat’in haklılığını gösteriyor.
Bir 27 Mayis haberini de 26 Mayis 2007 tarihli Radikal gazetesinden okuyalim (http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6714): “27 Mayıs'ın habercisi, İnönü'nün TBMM'de 18 Nisan 1960 tarihinde yaptığı ve kamuoyundan gizlenen konuşmadır. Bu konuşmada İnönü şöyle diyordu: ‘Eğer bir idare, insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa, o memlekette ihtilal behemahal (mutlaka) olur. Böyle bir ihtilal dışımızda, bizimle münasebeti olmayanlar (dogru soylemiyor, darbecileri kiskirtan kendisidir, CA) tarafından yapılacaktır. Bu yolda devam ederseniz, ben de bizi kurtaramam. Şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. İhtilal meşru bir hak olarak kullanılacaktır.’ DP açık açık darbeyle tehdit edilmektedir.”
“Olaylar hızla gelişir. 28 Nisan1960'ta İstanbul Beyazıt Meydanı'nda üniversite öğrencilerinin yaptıkları gösteride, Turan Emeksiz adlı öğrenci polis kurşunuyla öldürülür. Gençler dağılmadan üniversite bahçesinde toplanarak hep bir ağızdan eski bir halk türküsünü (Osman Paşa) yeni sözlerle söylemeye başlarlar: Olur mu böyle olur mu?/ Kardeş kardeşi vurur mu? / Kahrolası diktatörler / Bu dünya size kalır mı?”
Ergenekon terör örgütü deşifre edilip önde gelenleri, hazırladıkları terör planlarıyla birlikte ele geçirilmeseydi, buna benzer “darbeye hazırlık cinayetleri” olacak, CHP lideri Baykal ve yandaşları bu gibi şiirler okuyarak darbecileri iktidara müdahaleye çağıracaklardı…
Radikal’in haberine göre, dönemin bütün mizah dergileri (Akbaba, Şaka, Karikatür vb.) kapaklarından iç sayfalarına kadar, 27 Mayıs ve özellikle devrik DP yöneticileriyle alay eden karikaturlerle doluydu. “Bu dergiler arasında biri ön plana çıkar. Karikatürist Orhan Ural'ın çıkardığı (ve tüm karikatürleri çizdiği) 'Diktatörler Albümü'. Adından da anlaşılacağı gibi, bu derginin tek bir konusu vardır: Devrik ve yargılanan DP yöneticileri. Bu albüm-dergide hemen hemen hiç yazı yer almamakta, tüm sayfaları karikatürler doldurmaktadır. Bayar, Menderes ve kabine arkadaşlarını yerin dibine batıran, yiğit ve mağrur İnönü'yü kutsayan çizgilerdir bunlar. Yassıada'nın yargıçları da Tanrı katındaki yöneticiler gibi sunulur. Yani tam dönemin dergisidir ve bu nedenle de yok satar...”
Aydın Doğan Medyası ve Cumhuriyet gazetelerinde çıkan, Ergenekon Çetesi’ni görmemezlikten gelerek, hafife alarak veya sulandırarak örtbas etmeye çalışan haber ve köşe yazılarına (“Yazılı karikatür”) bakılırsa, 27 Mayıs’in “Diktatörler Albümü” görevini başarıyla yaptıkları anlaşılıyor. “Ergenekoncu Medya” veya “Darbe medyası”nden söz açılmışken 27 Mayıs’tan önce gazetelerde çıkan ve darbe zemini hazırlama görevi gören asparagas haberlerden birkaç numune sunmak istiyorum (http://www.kanala.com.tr/printout.asp?yaz=15111):
“Yüzlerce üniversite öğrencisi öldürüldü. Cesetleri kıyma makinelerinde kıyıldı. Bu cesetlerden hayvan yemi yapıldı. Pek çok gencin cesedi buzhanelerde buz kalıplarının içinde saklanmaktadır. Öldürülen gençlerin bir kısmı da yollara gömülüp, üstlerine asfalt dökülmüştür. 1500 Harbiyelinin imha planı ele geçirildi. Reisicumhur Celal Bayar, 103 milyonu İsviçre bankalarına kaçırmıştır. Her görkemli bina Demokrat Parti ileri gelenlerden birinindir. Demokrat Parti, taraftarlarını silahlandırarak kardeş kavgasını hazırlamaktadır. Kars, Ardahan gizli anlaşmalarla Moskova’ya satılmıştır.”
Demokrat Parti’yi alaşağı edip, halk tarafından indirildiği iktidar koltuğuna cuntacıların süngü yardımıyla oturmak için, “Öldürülen gençler” safsatasini en cok diline dolayan İsmet İnönü’dür. Darbeden sonra İsmet İnönü’nün, “Öldürülen öğrencilere dair yeni bilgiler edindiniz mi” sorusuna karşılık cuntanın Adalet Bakanı Amil Artus’un, “Hayır Paşam! Sekme bir kurşunla ölen Turan Emeksiz ve tankların paleti altında can veren ortaokul öğrencisi haricinde ölen yok” cevabını verdigi, İnönü’nun ise bu gercegin fazla duyulmamasi gerektigi talimati verdigi biliniyor.
Demokrat Parti’yi devirip CHP’yi iktidara getirmek icin uydurulan ve Bayar ve Menderes’e isnat edilen köpek davası, bebek davası, kadın iç çamaşırları davası da boş çıktı. Ayhan Aydan’nin Menderes’ten ölü bebek doğurduğu ortaya atılmisti. Bu olay doğru olsaydı bile, o zaman zinaya verilen ceza altı ay ile üç yıl araşında idi ama İsmet İnönü’nun makam hırsı yüzünden uydurulan bir safsata yüzünden bir başbakan ve iki bakan idam edildi. AK Parti’nin kapatılması için iştiyakla bekleyen Deniz Baykal ve kapatmayı hızlandırmak için malzeme sunan Aydın Doğan Medyası şimdi aynı rolü oynuyorlar fakat muhalif medyanın varlığı ve dünyanın değişmiş olması bugünkü cuntacıların işlerini oldukça zorlaştırmış durumda.
“Menderes’in idamından 29 gün sonra yapılan seçimde CHP yüzde 36, Demokrat Parti istikametindeki partiler ise yüzde 60’ın üzerinde oy aldı. Cuntacıların terör uygulamalarına rağmen bu millet kendi iradesini göstermiştir. 1961 Anayasası’nı yapanlar yine kendileri “Yıldız Protokolü” ile Anayasa’yı ihlal ettiler…. 1961 Anayasası yüzde 60 oyla kabul edilmişti. Anayasa’ya evet diyen yüzde 60’ın CHP’ye de oy verirle beklentisi ile hemen seçime gidildi. Ama umdukları kadar millet CHP’ye oy vermedi. Yıldız’da bir araya gelen 37 General ve üst düzey subay, seçimlerin iptali ve vatanın “Aydın ve gerçek evlatları”na yönetimin teslim edilmesi için bildiri yayınladılar. İşe bu bildiriye ‘Yıldız Protokolü’ deniliyor” (http://www.kanala.com.tr/printout.asp?yaz=15111).
Milli Türk Talebe Birliği Başkanlarından eski Milletvekili Rasim Cinisli’ye gore: “Darbeyi askeri cunta, üniversite ve bürokrasi ortaklaşa yapıyorlar. Bunları bir araya getiren, buluşturan ise İsmet İnönü’dür. Cemal Gürsel’in İsmet İnönü ile olan ilişkisi çok ilginçtir. Darbeden hemen sonra 28 Mayıs’ta Gürsel, İsmet İnönü’ye hitaben, ‘Emirleriniz bizim için daima Peygamber buyruğudur Paşam’ demiştir. Numan Esin hatırasında ‘Komitedeki general ve albayların hemen hepsi iktidarın süratle CHP’ye intikaline zemin hazırlamak yanlısıydı’ der. Turan Güneş ise ‘İsmet Inonu’nun amacı 27 Mayıs’ı ordu içindeki bir cuntanın malı olmaktan çıkarıp bunu tüm silahlı kuvvetlere mal etmekti’ diyor. Sıtkı Ulay Paşa’nın yanına oturan Amerika Türkiye Askeri Ataşesi, ‘Darbe yapacağınızı biliyoruz. Bize gününü ve saatini söyler misiniz’ sorusuna karşılık Ulay, ‘Biz bunu İsmet Paşa’ya bile söylemedik’ cevabıyla şaşkınlığını dile getirir. Yani başımızdaki İsmet Paşa bile bundan haberdar değilken size nasıl söyleriz demek istiyor. Bütün bu sözlerden İsmet İnönü’nün darbenin baş mimarı olduğunu görüyoruz.”
27 Mayis 2007 tarihli Yeni Şafak gazetesinde cikan İsmet İnönü'nün damadı gazeteci Metin Toker’in itiraflariyla yaziyi baglayalim: (http://yenisafak.com.tr/yorum/?t=28.05.2007&i=47465): “Gerçek şudur ki o günlerde, CHP bir yeraltı faaliyetinin bütün hazırlıklarını tamamlamaktaydı. 28 Nisan ile 27 Mayıs arasında CHP'nin bu şekilde çalışmış olduğu bir gerçektir… Menderes'e karşı koyma kendiliğinden mi doğmuştur? Hayır. Onu CHP bizzat organize etmiş, beslemiş, sloganlarını vermiş, her hareketin çekirdeğini oluşturmuş, bir beyin rolü oynamıştır. İsmet Paşa, partisinin bu rolü oynağından haberdardı. Ama kendisi hiçbir zaman yeraltına geçmedi. Buna karşılık, ihtilale yeşil ışık yaktığı bir gerçektir.”
Görüldüğü gibi, CHP ile Ergenekoncular arasındaki ilişki, İsmet İnönü ile 27 Mayıscı darbeciler arasındaki ilişkiden daha sağlam görünüyor. Bu da Ergenekon’un gönüllü Avukatı Baykal’in İnönü’ye özendiğini, ona benzediğini gösteriyor. İnönü’nun kirli oyunu tuttu ama Avukat Bey’in oyunu tutmadı, tutacağa da benzemiyor. Baykal’in kızgınlığı, sağa sola saldırması bu yüzden olsa gerek.
16 Temmuz 2008



Yorumlar (12 gönderildi):
Insanlarin temel ihtiyaclarini siralarsak yemek-icmek-uyumak ve cinselik ilk sirada yer alirlar. Daha sonra insanlar güven ister, rahat, huzur ister. Para kazanmak, ev-bark kurmak ister, her seylerini günmüzde sigortalamak isterler. Daha sonra sosyal iliskiler gelir, tanidik.arkadas-dost cevresi gibi. Daha sonra da Sosyal taninmislik gelir. Toplum icinde sayginlik, sevilir olmak. Kariyer, sifat sahibi olmak gibi. Ve en son olarakda Kendisini gerceklestirmesi gelir. Moral deyerleri ve ritüal-din gelir. Siz ve Sidki Zilan bey burda durmadan sözde din propagandasi yapiyorsunuz! Sanki bizler ve sizden gerisi dinsiz veya ney gibi.. Yapmayin lütfen.. Insanlari aldatmaya hakkiniz yok. Gercekleri carpitiyorsunuz.kim dine, imana saldirmis? kavga din kavgasi ve inanc kavgasi deyildir. Kavga iktidar ve güc-ekmek-ekonomi -pazar kavgasidir. Din veya ulusal motifler sadece figüran olarak kulaniliyor. Sizde burda dini argümanla sözde bize fethullahciligi empoze ediyorsunuz. Siz bingöl-solahanli bir kürtsünüz. bir yazinizda kürlükten dem vurmadiniz. Sizi protesto ediyorum. Siz bir opürtünist ve cok kurnaz bir sözde akademisyensiniz. Amerikada ne okudunuz hayret ediyorum! amerikanin istediyi bir ortayolcu tipsiniz.sizin bediüzaman veya saidi kurdi-nursi ilede bir alakaniz olamaz.
selalar.
napiosunuz ya.. birilerinin damarina basmisiniz baksana,,,
Neyin bana yakisip neyin yakismadigini musaade edin de ben karar vereyim.
Gelelim sizin “M. Ismet vatan kurtaran kahraman” iddianiza. Anadolu’nun isgali sirasinda Kazim Karabekir Ismet Inonu’ye mucadele teklifi goturunce, Ismet Inonu bunun artik mumkun olmadigini soyler, “Birak mucadeleyi; Amerikan mandasini kabul edelim. Birer ciftlik kurup ben Ismet Aga sen de Kazim Aga ol” der. Kendisi mucadeleden kactigi gibi Mondros Mutarekesi’ne ragmen orduyu terhis etmeyen ve silahlarini teslim etmeyen, bu sayede elinde isgalcilere karsi onemli bir guc bulunduran Kazim Karabekir’i de mucadeleden caydirmaya calisiyor, gordugunuz gibi.
Cesitli entrikalardan sonra Inonu “Kahraman” Karabekir ise hain ilan edildi. Kimin hain oldugunu varsin okuyucular karar versin. Birinci Inonu, Ikinci Inonu meydan muharebeleri falan hep hikaye; “Baligin kavaga ciktigini” enlatan tek tarafli tarih kitaplari bu gibi safsatalara inanmamizi istiyor. Dikkatimi ceken, sizin gibi bir Anti-emperyalist birinin(¡) Amerikan mandacisi Inonu’yu savunmasi… Anlasilan kafaniz epey karisik.
Inonu’nun onayak oldugu anlasmalardan biri Lozan Antlasmasi’dir. Galip devletler, ozellikle Ingiliz Devleti, Inonu’nun onune bir “Anadolu’yu dinsizlestirme projesi” koyup, bunu kabul etme karsiliginda Istanbul Hukumeti yerine Ankara Hukumeti’ni kabul etme sozu verdi. Ismet Inonu, Ingiliz Devleti ile iyi munasebetleri olan eski Istanbul Hahambasisi Haim Naum’u basdanismanliga getirdi. Naum, Ingiliz Devleti’ne, Inonu ve arkadaslarina bu projeyi kabul ettirecegine dair teminat verdi. Lozan Antlasmasi’ndan sonra (24 Temmuz 1923) Ankara Hukumeti’ni kabul ettiler; ardindan da “Anadoluyu dinsizlestirme projesi” uygulanmaya kondu. Hilafetin kaldirilmasi’ndan harf inkilabina, tevhid-i tedrisattan gardirop devrimine her icraat bu projeye uygun olarak yapildi…
Sadece dindarlara degil, dindarlara saygili olan Kazim Karabekir gibi liberallere karsi da acimasiz bir savas acildi. Seyh Said Olayi, Menemen cinayeti, Izmir Suikasti gibi entrikalarla muhalifler, cogu idam ve surgunle, tamamen tasfiye edildi. Takrir-i Sukun kanunu ile butun muhaliflerin agzina demirden bir fermuar cekildi; agzini acan beynine kursun mermi veya bogazinda yagli urganlar buldular. Ergenekon o donem devlet eliyle icraat yapiyordu, simdi zayifladigi icin plan yapmakla iktifa ediyor (tabi cogu enselenip hapse kondu, gerisi de kodese konacak pek yakinda).
Ismet Inonu’nun Bediuzzaman dusmanligina gecmeden once “Buyuk basari” olarak sunulan Lozan Antlasmasi’nin kazanimlarina(¡) deginmek istiyorum. Ulusalci oldugunuz anlasiliyor, sizin gozlerinizi sekiz acip okumaniz gerekecek: “Misak-i Milli sinirlari icindeki Musul-Kerkuk ve Suleymaniye Ingilizlere (Kibris da Ingilizlere birakildi), Hatay Fransizlara, 12 ada Italyanlara, Imroz, Bozcaada ve Tavsanli adalari disindaki butun Ege adalari Yunanistan’a verildi.” Lozan’dan bir muddet sonra Izmir kiyilarinda gezinen Inonu, horoz sesi duyuyor, “Nereden geliyor bu horoz sesleri?” diye sorup, “Adalardan” cevabini alinca, hayret icinde “Adalar bu kadar yakin miymis!?” demek zorunda kaliyor. Yunanistan’a hediye ettigi adalarin Turkiye’ye ne kadar yakin oldugunu bile bilmedigi anlasiliyor Inonu’nun. Sizin “Kahraman” bildiginiz M. Ismet oyle biri iste.
“Emperyalist somurusune karsi mucadele eden” sizin gibi kafasi karisik ulusalcilar, Inonu’nun Misak-i Milli sinirlari icindeki topraklari, burnumuzun dibindeki adalari somurgecilere hediye etmesini bilemezler. Bence sizin kafaniz karisik degil, af buyurunuz, safsiniz; ilgileniyor gibi gorundugunuz konulari bilmiyorsunuz.
Mustafa Kemal, vefatindan once Ismet Inonu’yu defterden silmisti. Hatta bazi iddialara gore onu ortadan kaldirmak icin emir bile vermisti (vasiyetinde Inonu’nun cocuklarina da para biraktirmasi bundandir). Inonu’nun, M. Kemal’in vefatindan sonra onun resmi dairelerdeki, paralardaki, pullardaki butun fotograflarini degistirmesi de bunu tehit ediyor.
Gelelim Mustafa Ismet’in Bediuzzaman dusmanligina… Lozan Antlasmasi ile Anadolu’yu dinsizlestirme projesini uygulamaya sokan Mustafa Kemal ve Mustafa Ismet’e karsi en buyuk direnc Bediuzzaman ve talebelerinden geliyordu. Bu da haliyle ozellikle Mustafa Ismet’i, patronlari (Ingilizler) karsisinda mahcup ediyordu. Devletin butun imkanlarini kullandiklari halde bir cubbe bir sariktan baska varligi olmayan ama yuregi cesaret dolu Bediuzzaman ve fedakar talebelerine karsi basedemiyorlardi. Bu da onlari, ozellikle M. Ismet’i haliyle cildirtiyordu.
M. Kemal, vefat ettikten sonra kendisinin artik iktidar olamayacagini bildigi icin ozellikle 1930’lardan sonra yonetimden el etek cekmisti; icraatleri daha cok M. Ismet yapiyordu. Hatta Seyh Said Olayi ve Dersim Cinayetlerinin birinci dereceden sorumlusu M. Ismet’tir, cunku bu zat din dusmani oldugu gibi ayni zamanda fasist bir Kurd dusmaniydi da. Bediuzzaman meydani boyle fasist birisine birakmiyordu, ona karsi var gucuyle mucadele ediyordu. Bu mucadele sayesinde M. Ismet’in kalbinde buyuk bir korku birakmisti. Secimlerde, hatta Bediuzzaman’in vefatindan sonraki secimlerdeki yenilgileri bile Bediuzzaman’a baglamasi, bu kahraman yigitten yedigi tokadin tesirini, kalbindeki korkunun buyuklugunu gosteriyor.
Bir taraftan “Üniter bir devletten yanmısınız yoksa Federe bir yapıya tahsis edilmiş bir Türkiye den yanamısınız?” diye sorup benim mazlum Kurdlerin hakli davasi icin yazilar yazmami elestirirken, diger taraftan “Kurdlerin ozgurlugunu dahi kabul etmeyen, ‘Tek devlet, tek millet, tek bayrak diyen bir sahsi (Tayyip Erdogan) en azindan desteklememeniz lazimdir” demeniz, kafanizin umdugumdan da cok karisik oldugunu gosteriyor. Kimi destekleyecegime ben karar veririm; ola ki bu konuda birisinin tavsiyesine basvurmam icab ederse o kisi siz olamazsiniz; benim kafasi karisik, Ergenekokcu insanlardan ogrenecegim birsey yok; sadece ibretlik obje, umutsuz vakia olarak gorurum sizleri.
“Sizi anlamak cok zor” derken haklisiniz; kendini anlamaktan aciz olanlar baskasini hic anlayamazlar. “R.T.Erdoğan G.Doğudaki katliamların baş aktörüdür” diyorsunuz, bu konuda derin PKK ile ayni saftasiniz. Oysa Kurdleri katleden Erdogan degil, Erdogan dahil muhalif herkesi katletmeyi hedefleyen Ergenekon, onun patronu olan derin devlet teror estiren kiralik tetikcileridirler. Teror orgutu olan Ergenekon’u masum gosteren sizin gibi birisinin bunlari anlamasini beklemiyorum.
Metin Toker’den aktardiklarimi anlamadiginiz icin beni "Şuradaki alıntınız dan ihtialle Türkiyenin Amerikan boyunduruğundan kurtuluşunu hazmedmediğiniz anlaşılıyor” diyerek sucluyorsunuz. Oysa 27 Mayis darbesi, ABD’deki uluslararasi derin devletin boyundurugu altina girmek icin yapilmistir. Darbeler ABD’nin destegi olmadan gerceklesemez. Ergenekoncu abilerinizin Darbe Gunlukleri’ni okumussaniz (sanmiyorum ya) onlar da ABD’nin destegini almak icin hayli cirpiniyorlar. Metin Toker’in sozleri, CHP ve M. Ismet’in 27 Mayis darbesindeki rolunu ispatliyor. 27 Mayis darbesini iyice kurcaladigimizda, finansorlugunu ABD’nin yaptigini goruruz (Biraz arastirsaniz, 27 Mayis darbecilerinin ABD’den acil para istedigini de ogrenirsiniz).
“Hangi akla hizmett ettiğnizi anlamış değilim” diyorsunuz, haklisiniz, anlayamazsiniz; anlamanizi da beklemiyorum. Ben en azindan “Akla” hizmet ediyorum, sizin gibi “Ergenekon” turu akilsizliklara hizmet etmiyorum. “Şunu unutmayınki Kürt Said'in kim olduğunu dindarlar dahi çok iyi bilirler.Özellikle Haydar Baş hocanın şahıs hakkındaki görüşlerini irdeleyin” diyorsunuz. Sizin gibilerden tavsiye almadigimi yukarida yazmistim, dolayisiyla sizin dindar (Haydar Pas) ve dinsiz abilerinizden de ogrenecegim birsey yoktur. Haydar Bas, Bediuzzaman’in “B”sini anlamaktan aciz bir insandir. Patronu derin devlet tarafindan eline tutusturulan camuru Bediuzzaman’a sicrattigini saniyor ama butun camurun kendi yuzune sicradigindan bihaber.
Ozetle… Sevgili arkadasim; kafaniz cok karisik, hem din karsiti M. Ismet’I hem de dindar gibi gorunen (aslinda dini siyasete ve patronu derin devlete alet eden) Haydar Bas’i savunuyorsunuz. Savundugunuz insanlari (M. Ismet, Haydar Bas, 27 Mayis darbecileri) ve orgutleri (27 Mayis cuntasi ve Ergenekon teror orgutu) tam tanimiyorsunuz. Bunun otesinde, en az M. Ismet kadar bir Kurd dusmanisiniz. Bir daha yazarken lutfen savundugunuz konuya hakim olmaya calisiniz, aksi halde cevap yazarak harcadigim vakte aciyorum.
Yazimda sizi rahatsiz eden meseleyi tam anlayamadim. Yazimin ana konusu, CHP'nin 27 Mayis'in planlayicisi oldugu ve Deniz Baykal ile Ergenekon arasindaki iliski...
Iddia ettiginiz gibi bir din propagandasi goremiyorum. "Acaba Erhan Midyatli'ya karsi edepsizlik yapip gercekten din propagandasi mi yapmisim!" diye yaziya bir daha goz attim, oyle birsey bulamadim.
Dartiya vurdugumda, bu yazimdaki din propagandasinin, sizin yorumunuzdaki anti-din propagandasina gore cok hafif kaldigini musahade ettim.
En iyisi bir anlasma yapalim, siz anti-din propagandaniza devam edin, ben de ufaktan ufaktan Kemalist rejimin din dusmanligindan bahsederek din propagandasi yapayim (sahi, Kemalist rejimin din karsitligini yazmam sizi neden rahatsiz ediyor ey Kurd kardesim?).
YOrumunuzdan anladigim kadariyla din, yemek-icmek-uyumak ve cinsellikten cok cok sonra gelir. Ozetle, insanlari mutfak-yatak odasi-tuvalet ucgenine sIkIstIrmIssInIz. Beni de bu ucgene hapsetmeye calisiyorsunuz; bir cami kacamagimi bile cok goruyorsunuz... Insan kardesine boyle eziyet etmez ki! Bak ben sizin ucgeninize karisiyor muyum? Ucgene hapsetmekle yetmiyor bir de protesto ediyorsunuz.
Beni firsatci, kurnaz akademisyen olarak sucluyorsunuz, oysa ben siradan bir akademisyenim. Yazilarimda Kurdlukten dem vurmadigimizi soyleyerek bana iftira atiyorsunuz (bu arada yazilarimi okumadan beni yargiladiginizi da gosteriyorsunuz). Beni Amerika'nin orta yolcusu da yaptiniz, helal olsun.
Sizden once yorum yazan MunzurC ile aranizda cok benzerlikler goruyorum. Belki bir araya gelip Anti-din, anti-emperyalist, anti-oportunist, kisacasi herseyin antisi olan bir dernek kurabilirsiniz. Dernege isim verme serefeini de bana verirsiniz artik: Hergelekon (ergenekon'dan esinlendim)...
Ergenekonun temizlenecegi ve Türkiyeye Demokrasi ve Özgürlügün, Adaletin gelecegi koskocaman bir kuyruklu yalandir.
Yakilan 5 Bin Kürt köyünü ne yapacagiz?
Faili Belli Binlerce cinayet nereye konacak?
Kürt ulusu ve dili-Kültürü üzerinde ki baskilar-yasaklar ne olacak?
Kurdistanda süren savas ve operasyonlar ne olacak?
Korucu ordusu ve ajan-jitem-kontra vb gücler ne olacak?
Semdinli davasini ne koyacaksin?
AKP nin yüregi yetmedi? Savcbey Nerde?
27 Nisan Muhtirasinin Hesabini kim soruyor veya soracak?
Hrant Dink ve Malatya Kastliamlari ne olacak?
Devlet icinde yuvalanan sivil ve üniformali katiler, hirsizlar ordusu ne olacak?
Zindanlarda ki binlerce özgürlük savascisi ne olacak?
Diasporada yasayan yüzbinlerce Sürgün ve Türk zulüm kackini ne olacak?
Yerel yönetim reformu ve ADIL SECIM Yasasi cikacak mi?
Türkiyede ki herkes Türktür veya Türküm dogruyum, safsatalari yolcumu?
ADIL-ÖZGÜRLÜKCÜ-DEMOKRAT Ve Kürt halkinida taniyan, kucaklayan, özgürlestiren bir Anayasa yapilacak mi?
Yani sen simdi bize Tc icinde ki güc savasini, rant savasini, temizleme operasyonunu DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK DIYE YUTURACAKSIN bizde inanacagiz öylemi?...
Ergenekon bir göz boyamadir, özelikle Kürtler dikatli olmalidir ve fazla ümide kapilmamalidir, fazla iyimser olanlar fena yanilacaklardir. Bu operasyonun Kürtlere hic bir aydasi yok, hata Türk emekcilerinede yok. Ordu yine faal ve aktif sadece sistem deyil aktörler degistirilip yenileniyor.
Din konusunuda insanlari aldatmaya yönelik kulanmayin. Insanlar ac, issiz, sefil, perisan, neye ihtiyaclari var? Sizin bos din propagandaniza mi asa, ise, ekmeye veya özgürlüye mi?
Fethullah Gülen bir kurtarici veya devrimci degildir. Dinimizi ondan ögrenecekde degiliz. Yüzlerce seydamiz var.
Cevdet Bey
Birakin ve Fethullahcilik Propagadasini. Halkiniza ve Ülkenize onurlu bir sekilde hizmet edin.Bizde din ve iman cok ama ekmek-is-as-özgürlük yok. Bunu görmüyormusun? Solhanda kac tane camii var? Ve Kac tane fabrika veya okul var?
Selamlar.
Yakilan 5 bin Kurd koyunun sorumlusu derin devletin gudumundeki Kemalist rejimdir; bir 5 bin Kurd koyunun daha yakilmamasi, onbinlerce insanimizin hayatini kaybetmemesi, milyonlarca Kurdun surgun hayatini yasamamasi icin Turkiye'nin Ergenekon gibi teror orgutlerinden kurtulmasi gerekir. Bu kirli orgutlerin uzerine gidilmedikce ayni cinayetler devam eder. Buna sessiz kalamayiz.
Sizin en buyuk hataniz, bu kirli yapiyi kucumsemeniz, hatta yok saymanizdir. Aydin Dogan medyasinin yaptigini siz burada yapiyorsunuz. Bunu bilerek yapiyorsaniz, maalesef, siz de Ergenekon'un Kurd koluna mensubsunuz demektir; bilmeyerek yapiyorsaniz onlarin ekmegine yag suruyorsunuz. Her iki durumda da Kurdlerin lehine birsey yapmiyorsunuz (dogrusunu soylemek gerekirse sizin Kurd oldugunuz da bana gore supheli).
Turkiye'deki hemen hemen her turlu faili malum cinayetlerle irtibatli olan Ergenekon'u basit birseymis gibi gosterirken dini ve dindarlari hedef aliyorsunuz. Sizin amaciniz nedir? Din karsiti propaganda ile beraber Ergenekon teror orgutunun propagandasini yapiyorsaniz, acik ve secik soyleyiniz. Bu anlasilmaz tavriniz, kafasi karisik bir ulusalci oldugunuzu gosteriyor.
Din, as, is birbirinin alternatifleri midir? As ve is sahibi olamamanin sebebi din midir? Yani siz Kurdlere as ve is veriyorsunuz da din mi size engel oluyor? Bunu mu iddia etmeye calisiyorsunuz? 5 bin Kurd koyunu din mi yakti, onbinlerce masum Kurd'u dindarlar mi katletti; milyonlarca Kurdun surgun hayati yasamasinin sebebi din midir? Kemalist rejimin ve onun terorden sorumlu olan Ergenekon'un hic mi sucu yok? Bu ne basit ve mantiksiz dusunce boyle? Bizi ahmak yerine mi koyuyorsunuz?
Din propagandasi yapiyormusum, Fethullah Gulen'i kurtarici, devrimci gosteriyormusum. Farzediniz ki yapiyorum, bir derdiniz, karin agriniz mi var? Bu yazimda Fethullah Gulen'in ismi bile gecmiyor, ismini bile zikretmedigim bir zati nasil kurtarici gosteriyormusum? Kahin misiniz? Elestiriyorsunuz ama neyi elestirdiginizi bilmiyorsunuz, elestirdiginiz seyi bilmiyorsunuz, isin en acikli yani, bilmediginizi de bilmiyorsunuz; cok sey bilmis ayagina yatiyorsunuz.
Ben burada dininizi kimden ogrenmeniz gerektigini yazmiyorum; yuzlerce seydamiz var ama onlardan birsey ogrendiginiz de yok; yoksa seydalarimiz sizin gibi din karsitligini ogretmez.
Solhan'a kac cami varmis, kac tane de fabrika veya okul? Ne demek bu yani? Cami ve fabrika veya okul birbirinin alternatifi midir? Bir evde kac tuvalet, kac yatak odasi var diye sorulur mu? Herbirinin bir gorevi var. Ne yani, camileri fabrika ve okullara mi cevirelim simdi? Milli Sef doneminde oldugu gibi ahirlara mi? Neden "Solhan'da kac kirathane ve meyhane var, kac tane fabrika ve okul var?" diye sormuyorsunuz da kafasi karisik din dusmani Kemalistler gibi hep cami dusmanligi yapiyorsunuz? Bu kafa karisikligini ve din ve cami dusmanligini size seydalar ogretemez; bizi ahmak yerine koymaya calismayiniz, sizin gidanizi nereden aldiginizi cok iyi biliyorum.
"Halkiniza ve ulkenize onurlu bir sekilde hizmet edin" diye guya tavsiyede bulunuyorsunuz. Halka ve ulkeye hizmet, Kurdlere hayati zehir eden Ergenekon cetesini gormemezlikten gelmek veya basite indirmekle mi olur? Din ve cami dusmanligi yapmakla mi?
Bos teneke calmaktan yoruldum.
Ya ben anlatamiyorum, ya da siz anlamak istemiyorsunuz (...)
Ben dine ve imana-camiye karsi falan deyilim.
Allaha sehadet ederim ki senden daha inancliyim ki inanci as ve isten-özgürlükten-adaleten-yatirim ve teknolojiden önce görmem ve politikaya alet etmem.
Türkiye ve Kurdistanda namaz, oruc ve inanc-tarikat sorunu yok.
Bana kalirsa fazla ca camii, inanc, tarikat bile var. Insanlar asil sorunlari konusmuyor, fethullahci,hizbullahci, süleymanci, iranci , sii, sunni su-bu konusuyor. Allahin ve dinin bize ihtiyaci yok.
Bizim toplumumuz önce demokrasiyi iktidar etmeli adalet ve baris hüküm sürmelidir. Herkese as-is-egitim-teknoloji-refah ortami saglayalim. Istediginiz kadar Fethullahci lik yapin umurumda deyil.
Ama siz bilincli oalrak birinci siraya , gerek olmadigi halde bu isi koydunuz. Hepinizin durumu ve refahida iyi, insanlari bu propagandalarla aldatmayin.
Evine kuru ekmek götüremiyenler var.
Bu ne demektir? Siz ABD de de bunu bilemezsiniz.O insanlara ekmek vermeden din propagandasi yaparsan ne olur?
Kürt dilini konusamiyor..
Bunu halet, hocaniza söyleyin! bu sorunu cözsün, o herseyi cözüyor ya..
Bazi idialara göre oda ergenekonun adamidir. (ben demiyorum)
Ki demem o ki ergenekon önemsiz demedim, tamam iyide hosta bu meseleyi bitirmiyor, bütün sucuda ergenekona atip icinden cikamazsiniz.
Yandaslarin 7 senedir iktidar.
Kürtler ve emekciler icin ne yaptilar.
ilk 5 yilarinda PKK ateskes yapmisti.
niye kürt sorununu cözmediler?
Erdogan döneminde ki zulüm hic bir dönem olmamistir.AKP ve yandaslari multi milyoner oldular hepsi cifte cifte vatandas durumlari saglam mazlum ve magdurlar ne olacak?
AKP sadece Ergenekon veya Fassist Cumhuriyetin kendisine yönelenkismiyla mücadele ediyor. Yalan mi? Kendine demokrasi istiyor.
benim kürt olduguma inanmiyorsaniz bu sizin bileciginiz meseledir. herseyden kusku duymaya basladiniz. sizin gibi düsünmüyorum diye benide ergenekoncu ilan ettiniz ya helal olsun...
sizin tüm meseleniz fethullahcilik , gerisini de süs diye yaziyorsunuz.
kürt halkinin mesru mücadelesiyle alakali tek satir yazmazsiniz, fethullahciligin yanina surdan burdan yazmisliginiz belki var.
ben camilere karsi deyilim sadece anlamaniz icin örnek verdim. neden fabrika yok da bol bol camii var ve yapiliyor..millet abdest almasini bilmiyor sevgili cevdet..isanlar gercekten zor durumda acliktan namaz bile kilamazsin..namaz kilmasan ölmesin, ama yemek yemezsen ölürsün.. anladiniz mi?
bu arada abd yetkilileri fethullahin dilekcesini kabul edip, oturum ötesi sey vermisler allah kabul etsin AMIN
selamlar
...
Editörun notu: yorumunuzdaki iki cümle genele aykırı oldugu için silinmiştir!
Yazdiklarinizdan, dinden ve camilerden alerji (belki karsisiniz) duydugunuz anlasiliyor. Dini ve camileri sevmek zorunda degilsiniz, ama hem “cami-okul” argumani ile cami aleyhtarligi yapmak ardindan da "yok ben cami dusmani degilim, dindarim" demek iki yuzluluktur; mertlik degildir. Fikri ne olursa olsun mert, harbi insanlara saygi duyarim; dindar olsun veya olmasin, yanar-donerlere, harbi olmayanlara karsi alerjim vardir.
Onun icin birkac yorumunuzdan anladigim kadariyla kafaniz cok karisik. Tecrubelerim, kafasi karisiklarla ciddi meselelerin tartisilamayacagini gosteriyor. Onlar polemikten hoslanirlar, polemik yaparak eglenirler; benim ise faydasiz polemiklere girmeye ne niyetim de ne vaktim var. Sizinle polemige girip sizi eglendiremeyecegim; eglenecek baska seyler bulmanizi tavsiye ederim. Iyi sanslar diliyorum.
Neden yazdiklarimi carpitiyorsunuz?
Ben camiye, dine, imana karsi degilim. Ama camii ve din, iman üzerinden manipülasyon yapilmasina karsiyim.
Sana bir soru sordum cevap veremedin, olayi ters yüz ediyorsun. Ben camiye karsi olsam derim karsiyim. Ama sizin siyasetinize, sizin anlayisinizin egemen oldugu camiyede, kiliseyede, okulada, üniyede, küliyen karsiyim.
Insanlar, ac, esir, zulüm, haksizlik altinda siz Fehtullahin propagandasini yapiyorsunuz. Sirasimi? Ac, susuz insan yemese, icmese ölür ama camye gitmese ölmez. Siz (Yani Düsüncenizde ki elit kesim) Varlik icerisindesiniz, TV, Basin, Akademiler, Bankalar, Holdingler, vs vs Neden akiyor bu degirmenin suyu? Kimin parasiyla bunlar oluyor? Camiide, Allah adina, din adina, iman adina topladiniz. Simdi zenginsiniz, Halk kuru ekmek bulamiyor. Kürdün durumu zaten malum.
Bu durumda neyin mücadelesi verilir? Ekmek-is,adalet, özgürlük mü? Yoksa kendinizi kandirmanin, insanlari manipüle etmenin camii, iman edebiyati yapmanin mi?
Bir kerede olsa yüregini eline al ve aynaya bak, bu soruma cevap ver.
Fethullah mi?
Emekciler, mazlum Kürtler mi?
Kararini ver.
Selamlar.
Bir kez daha Ben camiiye karsi degilim, halis muhlis müslüman biriyim.Olayi carpitma, böylelikle üste cikmasin. Senin yaptigini Fethullahci basinda yapiyor. Taktik ve zihniyet aynidir. Nasnme burasi, Fethullahin Basini degildir.
Yorum yaz