Apoletli Darbeciler = Kiralik Tetikciler
Bizdeki “Derin devlet” (buna “Ulusal derin devlet” de diyebiliriz) bu “Uluslararasi derin devlet”in uzantisi, temsilcisi, taseronudur. Beraber calisirlar, elde ettikleri karlari (iktidar, maddi menfaat vesaire) ortaklasa kullanirlar. Ilk hedefleri, menfaatleri dogrultusunda hareket etmeyen iktidarlari alasagi etmektir. Iktidar onlarin kontrolunde olunca butun devlet imkanlari da haliyle onlarin mali sayilacak.
Cumhuriyet’in kurulusunu saymazsak Cumhuriyet tarihinde ilk acik askeri darbe 27 Mayis 1960’da gerceklesti. 27 Mayis’in kiralik tetikcileri olan darbeciler yargilanmadiklari (yargilanmamalari saglandigi) icin eli silahli tetikciler o gunden bugune derin devlet tarafindan kullanilmaktadirlar. Bu kafasi karisik tetikcileri kullanan derin guclerin israrla sivil bir anayasaya karsi cikmalari ve ulkenin demokratiklesmesine karsi cikmalari, ellerindeki tetikcileri kaybetme korkusundan kaynaklaniyor. En son muhtira denemesi olan korsan 27 Nisan bildirisinin AK Parti Hukumeti tarafindan geri puskurtulmesi; silahli tetikcileri kullanmaya alismis derin gucleri tedirgin etti. Eli bozuk terazi tutan tetikcilere yonelmelerinin sebebi budur.
“Cumhuriyetin kurulusunu saymazsak” diyorum lakin Cumhuriyet’in ilani bile kendi basina bir darbedir. Sonraki darbelere el atmadan once, simdiki darbecilerin dayanagi olarak gorulebilecek bu darbeyi dikkatinize sunmak istiyorum. Aktaracagim bilgiler, bizzat Mustafa Kemal’in onayindan gecmis bir kitaptan, H. C. Armstrong’un “Bozkurt” adli eserinden (s. 167-169):
“...Mebuslar bir biri ardina Rauf'a katildilar. Mustafa Kemal'i acikca elestiriyorlardi. Onu cok yakindan taniyorlardi. O yonetmeye uygun biri degildi. Boyle birinin yonetimi altinda hickimse guvenlikte olamazdi.
Ayrica Mustafa Kemal kimdi ki, boyle bir kuvveti gostermek istiyordu? Zaferi kazanmak icin onlar da ellerinden geleni yapmamislar miydi? Ermenileri bozguna ugratip Rusya'yi bir anlasma yapmaya zorlayan Kazim Karabekir degil miydi? Mustafa Kemal tehlikeden tamamen uzak Samsun ve Sivas'ta Padisah'in yaveri gibi davranip, siyaset yaparken, Izmir civarinda Yunanlilara karsi direnis orgutleyenler Refet ve Rauf degiller miydi?
Mustafa Kemal'in Meclis'te sahip oldugu cogunluk yavas yavas erimeye basladi. Azinliga dusmeden yeni partisinin kurulusunun yetisecegi umuduyla Meclisi feshetti ve yeni secimleri yaptirdi. Yeni Meclis, eski yikicilik ve dusmanlikla acildi. Onun emirleri dogrultusunda oy kullanmiyordu...
Fevzi, ordunun son askerine varincaya degin bir butun olarak onun yaninda oldugunu garanti ediyordu; askerler maaslarini ve tayinlerini aldiklari ve iyi muamele gordukleri surece ne yaptigina aldirmiyacaklardi.
En buyuk muhalifi olan Rauf, Kazim Karabekir, Ali Fuat ve Nureddin su sirada tesadufen Ankara'nin disindaydilar (...) Cumhuriyeti ilan edecek, kendisi de cumhurbaskani ve yasal onder olarak secilecekti. Ancak ozgur bir oylamada Meclis bunu asla kabul etmeyecekti.
Meclis'i bu kararlari almaya kendisinin sevk etmesi gerekiyordu. Kucuk bir siyasal entrika tasarladi; bir bunalim yaratacak ve bundan yararlanacakti... Hukumet uyelerini Cankaya'daki evine bir aksam yemegine davet etti. Gelecekteki yonetim bicimi hakkinda, tek tek her bakanin meclise karsi sorumlu oldugu ve surekli olarak mebuslarin elestiri saganagi ile mudahelelerine maruz bulundugu mevcut sistemin yetersizligi hakinda uzun uzadiya tartistilar. ‘Meclis'e bir ulkenin bu sekilde yonetilemiyecegini gostermeliyiz’ dediginde epey icki icmis bulunuyordu; ‘Siz Heyet-i Vekile, yoneten siz olmalisiniz, Mebuslar simdi yaptiklari gibi size rahatca mudahale edememelidir.’
Hepsi de mebuslarin bitip tukenmeyen elestirilerine ve denetimine karsiydilar. ‘Yarin hepinizin istifa etmenizi istiyorum’ diye sozune devam etti. ‘Meclis'ten yonetimi devralmasini ve hukumeti kurmasini isteyecegim. Teklifleri ne olursa olsun, yeniden gorev almayi reddetmeniz ve isleri elinizden geldigi kadar guclestirmeniz gerekiyor. Bundan sonra Meclis'in nasil bir karisiklik icine dusecegini birlkte seyredecegiz. Goreceksiniz, cok kisa
zamanda hepimizin geri gelmesini isteyeceklerdir.’
Ertesi gun hukumet istifa etti ve Meclis yeni bir hukumet kurmak icin calismalara basladi. Rauf'un, muhalefet liderlerinin olmayisi nedeniyle, mebuslar kendi aralarinda anlasamiyorlardi... Iki gun sonra Mustafa Kemal, bu kez birkac yakin arkadasini aksam yemeginde sofra basinda toplamisti. Aralarinda Ismet, Fevzi ve Kemaleddin de vardi. Bu kargasayi onlara anlatirken gulumsuyordu...
Plani yurumustu. Hukumet hala kurulmamisti. Mecliste entrika ve kargasadan baska birsey yoktu... Ansizin ‘Buna bir son vermenin tam sirasidir’ dedi. ‘Yarin Cumhuriyeti ilan edecegim. Bu, butun gucluklerin caresi olacak’... Meclisin giris bolumunde, yeni kabineyi olusturmalari icin sectigi arkadaslarini topladi- butun muhalifleri disarda birakmisti- ve toplanti salonuna girip kursuye cikti... ‘Sistemi degistirmeliyiz, Turkiye'nin Cumhuriyet olmasina, basinda bir Cumhurbaskani olmasina karar verdim.’
Meclis bu ani bildiri karsisinda saskina dondu. Yetkilerini Mustafa Kemal'e sadece gecici bir bunalimi cozmek uzere bir hukumet kurmasi icin devretmislerdi. Oysa yeni bir yonetim bicimi ilan ediyordu... Artik kabul etmekten baska careleri kalmamisti. Mebuslarin % 40'i oylamaya katilmadigi halde Turkiye'yi Cumhuriyete donusturecek olan Ismet ve Mustafa Kemal'in hazirlamis oldugu tasari yasalasti ve Mustafa Kemal ilk Cumhurbaskani secildi (29 Ekim 1923).
Bu oylamayla M.Kemal yasal egemen olmustu. Artik basbakani ve bakanlari atama yetkisine sahip olan Cumhurbaskaniydi. Ayrica Bakanlar Kurulu'nun, Meclis'in ve Halk Firkasi'nin da baskaniydi. Bundan baska Baskumandan'di ve orduyla halki avucunda tutmaktaydi. Hukumet yanlisi gazeteler-digerleri sansurler susturulmustu- butun Turkiye'de Cumhuriyet’in ilanindan kaynaklanan sevinc konusunda atesli makaleler yayinladilar.
Gercekteyse Turk koylusu ve kasaba halki icin bu olay kahvelerde bir sohbet konusu olmaktan pek oteye gecememisti. Neredeyse aclik sinirinda yasamaktaydilar. Ilgi alanlari yasamin temel guclukleri... kucuk dukkanlari, vergi memurlarinin rusvetciligi, ogullarinin askerden sag donup donmeyecegi... gibi konulardi...”
Armstrong'un ifadeleri buraya kadar... Bunlarin isiginda son gunlerdeki olaylara baktigimizda sunu anliyoruz: is, “Cumhuriyet” adi altinda (ki alakasi yok) Kemalist Diktatorlugu devam ettirme sevdasinda olanlara kalsa, 1920’li yillardaki entrikalari devam ettirecekler ama dunyanin degistigini, Turkiye’nin de onunla birlikte degistigini bir turlu kabullenemiyorlar. Kuvvet komutanligi gibi onemli gorevlere gelmis insanlarin, gorevlerini yapmak yerine geceli gunduzlu darbe pilani yapmakla ugrastiklarini yeni yeni ogreniyoruz.
Nokta Dergisi’nin ortaya cikardigi “Darbe Gunlukleri”nden ogrendigimiz kadariyla, 2003 ve 2004’lerde, Genelkurmay Baskani Hilmi Ozkok haric, Genelkurmay’in hemen hemen butun ust duzey burokratlari, butun zamanlarini, halk tarafindan secilmis legal hukumeti devirmek icin harcamislar (PKK’nin 2004’te ateskesi sona erdirip tekrar silaha sarilmasini da bu baglamda degerlendirmekte fayda var). Darbe planlarina verdikleri isim “Sarikiz.”
Darbe calismalarindan haberdar olan MIT’in Basbakan ve Hilmi Ozkok’u haberdar etmesi, Ozkok’un de darbeciler adina Sener Eruygur’u cagirip herseyden haberdar oldugunu soylemesi uzerine darbeci grup dagilmis. Ama Eruygur, yeni bir isimle (Ayisigi) darbe faaliyetlerine devam etmis. Taraf Gazetesi’nin ortaya cikardigi plana bakilirsa, Eruygur onceki planlari cok fazla yumusak bulmus; daha sert yontemler iceren “Eldiven” plani hazirlamis.
Eruygur’un Fenerbahçe Orduevi’ndeki ofisinde ele geçirilen “Eldiven” planının ana hedefi sistemi, daha dogrusu TSK’yi, Meclis’i, bürokrasiyi ve yerel yönetimleri yeniden şekillendirmek ve halki bu sisteme gore dizayn etmek ve ‘TSK Merkezli Halk’ projesini hayata geçirmek.
Plan adim adim semalandirilmis. Planda en dikkat cekici rol, CHP zihniyetli Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer’e biciliyor. Sezer’in AK Parti Hukumeti’ne karsi bir muhalefet lideri gibi davranmasi ve hukumetin bircok atamalarini reddetmesi, planda kendisine verilen gorevi harfiyen yerine getirdigini gosteriyor. Sezer’in, Ergenekon baglantisindan dolayi gozaltina alinan Ilhan Selcuk’la sik sik gorustugunu biliyoruz; dolayisiyla, plani Sezer’e dikte eden kisinin Selcuk oldugu anlasiliyor. “Eldiven” planının şemasındaki TSK ile ilgili adimlar dikkat cekicidir: 1) Ordunun komuta kademesinin darbe yapmaya ikna edilmesi, 2) TSK içinde darbe için genel mutabakat sağlanması, 3) İlk Yüksek Askeri Şura toplantısında darbeye uygun terfilerin yapılması…
Her darbenin vazgecilmez unsurunun ordu icindeki bazi isguzar komutanlarin olmasi, darbelerin arkasindaki gercek gucun ordu oldugunu gostermez. Sahip olduklari guc (silah) ve konumdan dolayi tetikci olarak kullaniliyorlar. Isleri bittikten sonra da kirli bir mendil gibi bir tarafa atiliyorlar. Eger darbelerin arkasindaki asil guc ordu olsaydi, sahip olduklari hirstan da anlasilacagi gibi (Eruygur’un darbe yapma hirsini dusununuz) tipki Myanmar (Burma)’daki cuntacilar gibi omur boyu iktidarda kalmak isterlerdi. Oysa her darbeden sonra cok kisa bir sure sonra cekilmez zorunda kaliyorlar (birakiliyorlar). Cunku operasyonun sahibi baskadir, onlarin rolu tetikciliktir. Operasyon basariyla gerceklestirildikten sonra tetikcilerin gorevi de bitiyor.
O halde operasyonun gercek sahibi, yani darbelerin arkasindaki gercek guc kim veya kimlerdir? Her darbenin arkasindaki guc, “Uluslararasi derin devlet” dedigimiz yapidir. Bu illegal yapi 1940’li yillara kadar Ingiltere’de, ondan sonra da ABD’de faaliyet gosterdiginden, her darbenin arkasinda ABD’nin oldugu soyleniyor. Oysa bu kirli yapi legal ABD devletini ve halkini temsil etmiyor. Bir nevi “ABD’nin derin devleti” diyebiliriz. Perde onundeki sozculugunu Neokonlar dedigimiz grup yapiyor.
Bizdeki “Derin devlet” (buna “Ulusal derin devlet” de diyebiliriz) bu “Uluslararasi derin devlet”in uzantisi, temsilcisi, taseronudur. Beraber calisirlar, elde ettikleri karlari (iktidar, maddi menfaat vesaire) ortaklasa kullanirlar. Ilk hedefleri, menfaatleri dogrultusunda hareket etmeyen iktidarlari alasagi etmektir. Iktidar onlarin kontrolunde olunca butun devlet imkanlari da haliyle onlarin mali sayilacak.
TUSIAD’in seffaf yonetimden, rekabet ortamindan rahatsiz olmasi bundandir. Perde onunde demokrasiden ve Avrupa Birligi’nden yana oldugunu soylerler ama gercekte Turkiye’nin demokratiklesmesini hicbir zaman istemezler. TUSIAD’in butun uyelerini bir kefeye koymak haksizlik olur ama Rahmi Koc ve Aydin Dogan gibi isimlerin demokrasiden cok devlet imkanlarini kendilerine sunacak bir diktatorlukten yana olduklarini rahatlikla soyleyebiliriz. Bes kurus menfaatleri icin ulkeyi kan golune cevirmekten veya yanginin alevlerinde kavurmaktan cekinmezler. Gelirlerinin yuzde 90’indan fazlasi devlettendir; yani devletten beslenirler. Geride kalan yuzde 5-10’luk kismi ise dunyadaki bazi buyuk sirketlerin distributorlugunden geliyor.
“Devletten beslenmek yerine uretime agirlik verin” diyen iktidarlara dusmandirlar; cunku uretim nedir bilmezler. Getirdigi “Havuz sistemi” ile devletin somurulmesine engel olan Refah-Yol Hukumeti’ni yikan ve Refah ve Fazilet partilerini kapattiran bunlardir. AK Parti’nin kapatilma davasinin arkasindaki gizli guc de bunlardir. AK Parti doneminde dolar milyarderi zenginler arttigi halde (ki cogu TUSIAD uyesidir) bunlarin AK Parti dusmanligina bir mana verilmeyebilir ama ulkenin demokratiklesmesinin kendileri acisindan zararlarini goz onune aldigimizda onlarin AK Parti karsitligi daha iyi anlasilir. Tam demokrasilerde rekabet vardir, seffaflik vardir. Ihaleler acik yapilir, en cok parayi odeyen ihaleyi alir.
Mesela, bugun AK Parti yerine, TUSIAD’in, illegal 28 Subat Sureci’nde iktidara getirdigi Mesut Yilmaz iktidarda olsaydi, bircok yagli ihaleyi buyuk ihtimalle Rahmi Koc, Aydin Dogan veya benzerleri kazanirdi. Oysa seffaf olarak yapilan ihalelerde en dusuk teklifi verdikleri icin yarismanin en basindan elendiklerine sahit oluyoruz. Son yillardaki butun ihalelere bakiniz, bu manzarayi gorursunuz. Bir ornek olsun diye veriyorum; TEKEL ihalesini almak icin medyasini da kullanarak birkac yil oncesinden calismaya baslayan Aydin Dogan en dusuk teklifi verdigi icin elenen ilk kisi olmustu.
Kendinizi Rahmi Koc ve Aydin Dogan’in yerine koyunuz, siz de bu hukumetin gitmesini istemez misiniz? “Laiklik elden gidiyor, irtica geliyor” laflari isin bahanesi; asil mesele menfaat catismasidir. Koca koca isadamlarini ortaya cikip, “Bizim menfaatlerimizi tehdit ettikleri icin AK Parti’yi yikmaya calisiyoruz” diyecek halleri yok ya! Dolayisiyla, Sener Eruygur son yillardaki darbe planlarinin, faaliyetlerinin basindaki kisi olarak gorulse de arkasindaki asil darbeci gucu baska yerlerde aramak gerekir. Yarin Turkiye tam demokratiklesip hersey ortaya ciksa, bugunku darbe faaliyetlerinin arkasindaki kisiler bircok insani sasirtacaktir; cunku herbiri birere beyefendi ve hanimefendi olarak bilinen insanlar bunlar.
Sener Eruygur gibileri ise ya makam hirsi ya mal sevgisi ya da korku duygulari yuzunden tetikci olarak kullaniliyorlar. Ben sahsen Eruygur’u zavalli, pisirik, sahsiyetsiz bir tetikci olarak goruyorum. Polisler kapisina dayaninca aradigi ilk kisi hukukçu bir CHP'li milletvekili oluyor. “Polisler kapida, ne yapayim?” diye soruyor. Koca ulkeye askeri bir darbeyle nizamat vermeye calisan zavalli bir komutanin dustugu zelil duruma bakiniz. CHP’li de, “Boş ver onlar kapıyı çalar çalar gider” diyor. Polislerin ısrarla kapiyi caldigini soyleyen Eruygur’a, “Bir bak bakayım yanlarında subayda var mı?" soruyor. Eruygur’un “Evet yanlarında 2 tane de subay var” demesi üzerine CHP'li vekil, “O zaman kapıyı açın” der. Bu görüşmenin ardında Eruygur kapıyı açarak bir kedi polise teslim oluyor.
Butun darbeciler tipki Eruygur gibi zavalli ve korkaktirlar; onlara cesaret veren ve onlari cesur gosteren, basta siyasetcilerin ve biz halkin korkakligi ve pisirikligidir. Yoksa 27 Mayis’tan gunumuze kadarki butun darbeciler, yuzlerine tukurulmeyi bile hakketmeyecek kadar zavalli ve sefildirler. Menfaatleri zedelenen bir avuc arsiz azinligin tetikciligini yapiyorlar; isleri bittikten sonra da boyle kirli mendil gibi cope atiliyorlar. Bunlarin, her darbeden sonra, “Medya bizi gaza getirdi” seklindeki beyanatlari bunu gosteriyor. Medya’nin kimin kontrolunde oldugunu soylemeye gerek var mi? (Kucuk bir not: simdiye kadar Hurriyet’i Aydin Dogan’in saniyorduk, meger Dogan’in ifadesine gore bu gazete aslinda Rahmi Koc’unmus!)
Eruygur’un basi sikisinca gittigi adrese dikkat ediniz: CHP. Ergenekon sorusturmasindan en cok rahatsiz olanlarin basinda Aydin Dogan Medyasi ve CHP’liler, ozellikle Deniz Baykal geliyor. Aydin Dogan’in maddi beklentisi (ihale, tesfik, arsa isleri vesaire) var; Deniz Baykal’i da Basbakan olma krizi tutmus. 70’ini coktan gecmis, halk tarafindan kesinlikle iktidara getirilmeyeceginin farkinda olan Baykal, anlasilan butun umudunu pisirik Eruygur’un darbe planina baglamis. Eruygur’un kodese konmasi, kolaydan basbakan olma hayalini suya dusurdugu icin cilgina donmus; deli bogalar gibi sagi solu boynuzluyor (boynuzlari daha cok “koc” boynuzlarini andiriyor!).
Eruygur’un siyaset, is dunayasi, sivil toplum orgutleri ile olan irtibati oldugu gibi uluslar arasi derin devlet irtibatlari da yavas yavas gun yuzune cikmaya basladi. Mesela, ofisinde ele gecirilen, Taksim’i kan golune cevirerek Turkiye’yi kaotik ortama sokma plani Neokonlarin kontrolundeki Hudson Enstitusu’nden disari sizan kirli plani andiriyor. Bu sozkonusu planin aktorlerinden olan disi Neokon Zeyno Baran, gecenlerde International Herald Tribune’de cikan makalesinde, AK Parti’nin Turkiye’ye seriat getirmeye calistigini, Avrupa ve ABD’nin CHP’yi desteklemesi gerektigini yazmisti. Genc Neokon Michael Rubin’in banka hortumcusu Mustafa Suzer’in avukatligi yaninda AK Parti dusmanligi malumumuz.
Noktalari birlestirince karsimiza uluslararasi bir tezgah cikiyor. “Ulusal derin devlet”in kaos olusturmaktan sorumlu birimi Ergenekon cetesi, “Uluslararasi derin devlet”in sozcusu Neokon’un gudumunde. Ayni Neokonlar, Ergenekon sorusturmasindan rahatsiz olan CHP’yi iktidara getirme planlari yapiyorlar. Turkiye’de “Emperyalistlere hayir” diye bagiran ulusalcilarin aslinda uluslararasi derin devletin tetikcileri olduklari goruluyor. Turkiye’deki kirli planlar dikkatlice takip edildiginde, gelip Neokonlara, daha dogrusu “Uluslararasi derin devlet”e dayandigini goruruz.
Neokonlarin tek ilgi alani Turkiye degil aslinda ama son yillarda Turkiye’ye cok onem verdikleri anlasiliyor. Cunku ABD’de kirli yuzleri ortaya cikti, cok yakinda ABD’den cikmak zorunda kalacaklar veya kovulacaklar; onun icin simdiden yerlesecek memleket ariyorlar. Turkiye’de kafalarina gore bir iktidar (Deniz Baykal tercihleridir) kurmak ve Iran’a saldiri icin kullanabilecekleri bir Genelkurmay Baskani (Ergin Saygun onlar icin bicilmis kaftandir) gorevlendirmek icin Turkiye’deki butun dostlarini seferber etmis durumdalar.
Gecmiste dunyanin cesitli bolgelerinde gerceklestirdikleri kirli operasyonlarini basariyla tamamlamalari mumkun gorunmuyor; cunku dunya ve Turkiye onlarin kirli yuzlerini gordu, ayni oyunlarina artik gelmez.
Italya secimlerini kazanacagina kesin gozuyle bakilan Komunist Parti’ye cesitli operasyonlarla secim kaybettirildi (1948); petrolu millilestiren İran Başbakanı Muhammed Musaddık askeri bir darbeyle devrildi (1953). Guatemala’da seçimle işbaşına gelen ve dis sermayeye boyun egmeyerek ulkesinin varliklarini millilestiren Jacobo Arbenz askeri darbeyle devrildi (1954). Diktator Dr. François Duvalier (Papa Doc) Haiti’nin basina getirildi (1957); Dominik Cumhuriyeti’nde iktidara getirdikleri ama daha sonra menfaatlerini zedelemeye baslayan kendi adamlari dictator Rafael Trujillo’yu saf disi biraktilar (1961) ardindan secimle isbasina gelen Devlet Başkanı Juan Mosch’i devirdiler (1963); Ekvador’da secimle isbasina gelen Başkan Jose Velasco istifaya zorlandı (1961) ardindan askeri bir darbeyle Baskan Arosemana’yi devirdiler (1963).
Kongo’da seçimle göreve gelen Patrice Lumumba öldürüldu ve ulke siyasi kaosa suruklendi (1961); 1958’de askeri bir darbeyle iktidara gelen ve iktidari doneminde Irak’in petrolunu millilestiren Abdulkerim Kasim iktidardan uzaklastirilip olduruldu (1963); Brezilya’da seçimle iktidara gelen Joaoa Goulart Hükümeti askeri darbeyle devrildi (1964); Endonezya’da secimle gelen Sukarno askeri darbeyle devrildi (1965); Yunanistan’da, secimlerden iki gün önce “Albaylar Cuntası”na darbe yaptirildi (1967). Kambocya’nin Prensi Norodom Sihanuk devrildi (1970); Bolivya’da solcu başkan Juan Torres devrildi (1971); secimle iktidara gelen Sili’nin sosyalist baskani Salvador Allende devrilip yerine diktator General Augusto Pinochet getirildi (1973)…
Uluslararasi derin devletin cinayetleri bunlarla sinirli degil elbet, saymakla da bitmez. Ama bu cinayetlere bizdeki darbe ve muhtiralari da ekleyebiliriz. Kisacasi, Turkiye’de darbe gelenegini baslatan istisnasiz butun darbeciler tetikci olarak kullanilmislardir. Onlari tetikci olarak kullananlar hep onlarin yargilanmasini engelleye gelmislerdir cunku onlarin yargilanmasi cok onemli tetikcilerinin ellerinden gitmesi anlamina geldiginin farkindadirlar. 27 Mayis darbecileri yargilanip hakkettikleri cezaya carptirilsaydilar ondan sonra hicbir apoletli tetikcilik yapmaya cesaret edemezdi. En son 27 Nisan 2007’de tesebbus edilen muhtira denemesi AK Parti Hukumeti tarafindan geri puskurtulmesi, hem tetikcileri hem de onlari kullanan derin gucleri tedirgin etti. Derin gucler, eli silahli tetikciler yerine eli kirik terazili hukukculari tetikci olarak sectiler. Ama simdiye kadar dokunulmaz olarak gorulen generallerin yakapaca hapse atilmasi butun tetikcileri tedirgin etmis durumda.



Yorumlar (9 gönderildi):
Once TC`nin AB`ye girme hedefinin gercekciligini sorgulamak lazim!
Eurealist imzali yorumda bu konu iyi isleniyor.
Son Irlanda referandumunun Genisleme`ye Hayir karariyla da surec ciddi bir kesinti ile yuzyuzedir.
Kek Cevdet`e de AB literaturunu iyi izlemesini oneririm.Lubnan The Daily Star gazetesindeki Jochka Fischer`in yazisini dikkatle analiz etmek lazim.
Bir seyi istemek ayri, istemin gercekci olmasi ayri.Tek tarafli ask bir yere varmaz.Bana gore TC`nin AB uyeligi bir utopyadir.
Sadece Turkiye`de demokratik ve insan haklarinin gelistirilmesi, reformlarin gerceklesmesi icin bir vesile olabilir.AKP`nin yaptigi da budur!
Ne ABD ne de AB homojen bir yapidir; yani bir tek ABD olmadigi gibi AB de tek degildir. ABD'de Islam dusmanlari oldugu gibi (ki Neokonlar konusunda yazdigim makaleler bunu gosteriyor) muslumanlarin hayat hakkina bizdeki bazi muslumanlardan daha saygili olan gayri muslimler de vardir. Ayni sey AB icin de gecerlidir. Dolayisiyla ABD ve AB'ye toptan reddedip hepsini dusman safina itmek benim kanaatime gore dogru olmadigi gibi buyuk bir haksizliktir.
Mesela bana sorsalar ki, "Sen, kendi disinda baska insanlara yasama hakki tanimayan baskici bir rejimde mi yasamak istersin, ozgurlukcu bir demokrasi de mi?" Ben tercihimi ozgurlukcu bir ortamdan yana kullanirim. Mesela bana deseler ki "Insanlari munafiklikla damgalayip domuz bagiyla katleden ulusal derin devletin kiralik orgutu yerli Hizbullah'in veya hicbir ayirim yapmaksizin masum insanlari havaya ucuran uluslararasi derin devletin kiralik teror orgutu olan El Kaide'nin hakim oldugu bir ulkede mi yasamak istersin, insan haklarina saygili Batili bir ulkede mi?" Ben tercihim insan haklarina saygili bir Batili ulke olacaktir. Cunku benim dinimden oldugunu iddia eden bu insanlarin eften puften gerekcelerle beni "munafik" veya "kafir" ilan edip katletmeyeceklerinden emin olamiyorum; cunku onlar Islam'a gore degil patronlarinin kirli planlarina gore hareket ediyorlar. Bediuzzaman bir kertenkeleyi olduren insani cok agir bir sekilde sorguya cekip azarladigi halde El Kaide kucuk buyuk yasli genc demeden binlerce masum insanlari katletmekten cekinmiyor (savasanlarla savasmak ayri, hicbir kabahati olmayan masum insanlari katletmek ayridir). Mesela Peygamberimizin munafiklarin liderini bile oldurtmedigini, binlerce munafigin bile hayat hakkini korudugunu, kendisini Mekke'den kovan musrikleri bile Mekke'yi aldiginda affettigini, masum insanlari, hem de beraber calistiklari arkadaslarini subjektif olarak "Munafiklik"la damgalayip katleden Hizbullahcilara anlatamazsiniz. Anlamazlar lakin onlar Alemlere rahmet olarak gonderilen Allah Resulu'nden cok Ergenekon'un tetikcisi Veli Kucuk'u dinlerler.
AK Parti'nin ille de AB demesinin mantigi, Kemalist diktatorluk altinda inim inim inletilen Anadolu insaninin AB standardindaki bir demokrasi ile rahat nefes alabilecegine inancindandir. Ben de ayni inanci tasiyorum. Teokrasi, demokrasi, Marksizm veya diger ideolojilerin amaci insanlarin mutlulugunu temin etmektir. Diger bir ifadeyle, Islam dini dahil her turlu yol (demokrasi vs) insanin refahi icin kullanilan birer aractirlar. Araclarin mahiyeti ve getirecekleri menfaat onemlidir, isim ikinci planda kalir saniyorum.
Daha once yazdigim makalelerin birkacinda Hizbullah'in iki devresinden bahsetmistim, bu siniflandirmayi direk "Kendi dilinden Hizbullah" kitabinda aldim (http://www.susaningulleri.org/html/modules.php?name=K_D_H_M_Tarihi)
Ilk devreyi "hizmet devri" olarak ozetledim cunku gercekten Kurdlere maddi ve manevi alanda buyuk hizmetler ettiler. Siddete bulasmadilar. 1991'den sonra silahli mucadeleye basladilar; bircok ocagi yaktilar, bircok cinayet islediler. Bu devreye "Hezimet devri" yani yenilgi donemi denir. Cunku nefislerine ve seytana yenildiler.
Hedef aldiklari insanlarin hemen hemen hepsinin Kurd ve Kemalist rejime muhalif olmalari, bu orgutun 1991'den sonra yon degistirip Ergenekon gibi yapilanmanin (ki bu da derin devletin cinayetten sorumlu bir orgutudur) etkisi altina girdigi sorusunu akla getiriyor. Hizbullah'in PKK ile catismasini, Kurd aydin ve isadamlarina karsi fiziki mucadelesini (domuz bagindan bahsediyorum) biliyoruz ama devletle hicbir fiili catismasini bilmiyoruz. 17 Ocak 2000 tarihindeki son catismada bile kursun sIkmaktan cok kursun yendi.
"Kendi dilinen Hizbullah" kitabinda gereksiz bircok tekrara ragmen isledikleri cinayetlerden bahsetmemeleri, daha dogrusu bir ozelestiride bulunmamalari, bizi haliyle onlari elestirmeye yonlendiriyor. "Onlar din kardesimiz" diye cinayetlerini ortbas etmek, bizi Kemalist rejimle ayni safa indirir, cunku onlar da kendi cinayet sebekelerini savuna gelmislerdir, hala da savunuyorlar. Pisliklerimizi hali altina supurursek ortalik pislikten gecilmez olur. Oysa elestiriyi herkesten once kendilerinin ve dindar olarak bizlerin yapmasi gerekir.
KUrd oldugum icin sddete bulasan PKK'yi savunamadigim gibi dindar oldugum icin Hizbullah'in cinayetlerini de savunamam. Hicbir muslumanin cinayetleri ortbas etmek veya gormemezlikten gelmek gibi bir vebala girmemesi gerekir. Biz her daim mazlumdan yana, zalimin karsisinda olmaliyiz. Kurdlugu, muslumanligi veya ideolojileri bahane ederek zalimlerimizi savunursak, bu zalimler birgun olur silahlarini bizlere de yonlendirirler. Cunku bir insan veya orgut kan akitmaya alisinca bu aliskanligini kolay kolay birakamaz (onlar biraksalar bile onlari kullananlar biraktirmaz), her daim kendilerine dusman uretip oldurmeye devam ederler.
PKK'nin, Kurdleri katlederek Kurd devleti kurma dusuncesi ne kadar sacma ise Hizbullah'in dindar Kurdleri oldurerek Islam devleti kurma dusuncesi de o kadar sacma ve canicedir.
Yukarida bahsettigim kitapta bir tek Izzettin Yildirim cinayetiyle ilgili bir izahat var ama ikna edicilikten tamamen uzaktir. Bu konuyu daha once ele aldim (arsivimiz duzenlenirse oradan okunabilir. Yildirim'i katlettiklerini inkara calisiyorlar ama beceremiyorlar. Oysa yapacaklari tek sey, "Biz 1991'den once Hizbullah idik, 1991'den sonra seytana uyup Hizbusseytanlastik ve bircok masum Kurdu katlettik; Allah bizi affetsin" demektir. O zaman biz de onlarin affi icin Allah'a dua edecegiz.
Siddet siddeti dogurur nedensellik prensipine göre. Örgüt kurulusundan beri kürd örgüt ve cemaatlara karsi siddet kullanmistir. Bu siddet neticesinde bir cok kürd örgütü ve gruplari etkisiz hale getirildi. Bu örgüt ayni zamanda kast edilen cemaata karsida siddet uyguladi. Ancak cemaat ilk önce uyarmis ve bu uyari hic dikkate alinmamistir. Bunun üzerine cemaat karsilik vermistir. Böyle bir durum tc ye son derece yaramistir. Bu sürecte ilk olarak örgüt cemaati kontra olarak suclamistir. Ben buna gercekle alakasi olmayan bir cesit senaryo ve komlo olarak görüyorum. Malesef bir cok kürd dindarlari da bu örgütün oyununa geldiler gibime geliyor. Burada bu cematin kürd dindarlarina yönelmesi son derce yanlis tabi, ama cemaati derin devletle irtibatlandiran kürd dindarlarin o piskolojik durumda piskolojisini bozulmus olan bu cemaati tahrik etmede hatasi yok mu?? bence kürd dindarlari örgüt gibi cemaati suclamalari son derce hata idi. Kürd dindarlarin bu hatasindan dolayi öldürülmeleri kesinlikle ciddi bir suctur. Bu noktada zaten bu cemaati hep elstirmisimdir. Ancak örgütün mantigiyla cemaati kontra ve derin devletle iliskilendirmek yanlistir diyorum.Size olan elestirim bu noktadadir. Soru isareti akla geldigi icin birileri subyektif yaklasimla teorie olusturarak damgalamak bilimsel bir bakis aci ve hakkaniyete uygun degil diye düsünüyorum.
Hicbir gerekce cinayeti ho$, canileri masum gosteremez. Dini, irki, rengi ne olursa olsun daima zalime karsi, mazlumdan yana olacagiz. Adalet ve huzur ancak bu sekilde hakim olabilir.
Cemaat-PKK arasindaki catisma, daha once PKK ile Kurdistan'daki diger gruplar arasindaki catismayla paralellik gosteriyor. Derin devlet, PKK eliyle butun muhalif gruplari tasfiye etti. PKK'yi da Kurdistan'i huzursuz etmek, Kurdleri sindirmek icin bahane olarak kullandi.
Zamanla siddet taraftari PKK'nin yerini bariscil Hizbullah almaya ve guclenmeye baslayinca derin devlet tedirgin oldu. Bu sefer, Hizbullah'i PKK dahil diger muhalif gruplari tasfiye icin kullanmaya basladilar. Nitekim bu catismada PKK Hizbullah'tan devletin merhametli(!) sinesine siginmak zorunda kaldi (Ocalan'in Turkiye'ye tayinini istemesi bu catismadan sonrasina dayanir).
Oyle olunca iki grubun patronu olan derin devlet ikisinin arasini bulup baristirdi ama Hizbullah'i diger Islami gruplari tirpanlama araci olarak kullanmaya devam etti. Ise Izzettin Yildirim, Kurd isadamlari'yla basladilar. Nihai hedef Fethullah Gulen Milli Gorus'tu. Hizbullah'in muslumanlara karsi cihad baslattigi donem, 28 Subatci haydutlarin dindarlara karsi topyekum savas baslattigi doneme rast gelmesi tesadufi degildir.
Abdullah Ocalan'in teslim olacagi (ki Pakistan'da bir ev hayati teklif edildigi halde o israrla Turkiye'yi tercih etmistir) anlasildiktan sonra PKK'nin Imrali'da kolay bir sekilde yonetildigi anlasilmisti. Geriye, 28 Subat surecinde birinci siraya yukseltilen "Irtica" tehlikesine gelmisti. Bu tehlikeyi de Hizbullah araciligiyla halledeceklerdi ki, simdi Ergenekon'u tasfiye eden devlet icindeki legal yapi devreye girip illegal derin devletin tetikciligini yapan Hizbullah'i ortadan kaldirdi.
Bu, bir acidan Hizbullah'in yararina da olmustur cunku eger Huseyin Velioglu oldurulmeseydi bircok masum insanin kanina girilecekti. Hem PKK hem de Hizbullah gibi terore bulasmis orgutleri organize eden cati yapi olan Ergenekon'un tasfiyesi, diger irili ufakli teror sebekelerinin de tasfiyesi anlamian gelir. Dolayisiyla PKK'nin cok kisa bir zaman sonra kendisini feshetmesi bekleniyor.
Butun bunlara komplo teori olarak bakanlar; PKK'ya karsi silahli mucadeleye hakverenler; Menzil Grubu'na karsi islenen cinayetlere ne kulp takiyorlar, Izzettin Yildirim ve diger masumlarin domuz baglariyla katledilmelerine ne diyecekler, dogrusu cok merak ediyorum.
"Ama"li "Ancak"li cumlelerle isi basite indirmeyelim; bizim gorevimiz insanlari yasatmaktir, katletmek degil. Insanlara karsi merhametli olmaliyiz, onlari sevmeli, kendimizi de sevdirmeliyiz; kanli ve silahli elimizle insanlari korkutmaya calismaktan vazgecmeliyiz. Ancak bu sekilde hem kendimiz hem de cocuklarimiz icin guvenli ve istikrarli bir ortam, bir gelecek olusturabiliriz.
Sayin Cevdet bey;
bu sözlerinizi bir köseye not ediyorum. Insaallah Ergenkon kisa zamanda tasfiye edilecektir. Bizler sag kalirsak, bu tasfiyeden sonra yine görüsürüz. Allah hepimize yanilgidan uzak dogru ve isabetli bir algilanma ve idrak nasib etsin. Bu dogru algilanma ve idrak cercevesinde düsünmeyi, konusmayi ve yazmayi bize nasib etsin Rabbimiz. Bu sözlerden sonra bir sey deyemiyorum.
Silom Humay sima serib u xatirib sima.....
Ergenekon'un kisa zamanda tasfiye edilecegi kesindir. Ergenekon, bizlerin kanlarimiz ve gozyaslari uzerinden kendilerine istikbal kuran bir avuc caninin olusturdugu derin devlet uyelerinin kullandigi tetikci bir orguttur. Ergenekon da irili ufakli diger teror orgutlerini kullanagelmistir. Ozellikle Taraf'in ortaya cikardigi belgelere, cuntaci Eruygur ve arkadaslarinin ofisinde cikan belgelere bakarsak, bunlarin PKK, Hizbullah turu orgutler yaninda naylon orgut kurup (iclerinde Avrupa'dan para toplayacak dindar dernekler dahi var) maddi menfaat elde etme planlari anlasiliyor. Bu planlardan bircogunu gerceklestirmisler. 12 Eylul'de bir silahla saba sagci, ogleden sonra solcularin katledildigini biliyoruz. Kardesi kardese dusman eden, onbinlerce hayati mahveden iste bu canilerdi.
Simdi yolun sonuna geldiler. Ergenekon'dan sonra sira "Derin devlet" dedigimiz zehirli ahtapotun diger kollarina (Medya, is dunyasi ve burokrasi, ozellikle hukuk sistemindeki burokratlar) sira gelecek. Bunlar da tek tek tasfiye edilince son hamle ahtapotun kafasina vurulacak. Sunu da unutmayalim, bir orgut, dusman vesaire gizli kaldigi muddetce tehlikelidir, oysa Ergenekon kolu ortaya cikan derin devlet artik gizli degildir, dolayisiyla tehlikesi azalmistir; yikilmaya yuz tutmustur.
Ayni kotu akibet, bizdeki "Ulusal derin devlet" dedigimiz kirli yapinin patronu olan "Uluslararasi derin devlet"i de bekliyor. Eszamanli olarak her ikisi de tasfiye edilecektir; hem de cok kisa bir sure sonra.
Sonlarini gorecegiz bu kirli yapilarin. Simdiye kadar acimasizca cinayet isleyen haydutlarin sorguya cekilip hakkettikleri cezalara carptirilirken sut dokmus kediler gibi titrediklerini gorecegiz insaAllah.
Yorum yaz