Anasayfa | Yazarlar | Cevdet Akbay | Bütün Gürültü-Patırtı Ergin Saygun İçin mi?

Bütün Gürültü-Patırtı Ergin Saygun İçin mi?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Neokonların Türkiye’den sorumlu neofaşist militanı Michael Rubin’in AK Parti’nin kapatılmasıyla çok yakından ilgilenmesinin amacı, TSK’daki dostları Ergin Saygun’u Genelkurmay Başkanı yapmak mı? İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı’nda çekilen fotoğrafın sızdırılması olayının Ergin Saygun ve Neokonlarla bir ilgisi var mı? Şimdiye kadar dokunulmazlar olarak bilinen darbeci emekli generallerin bugün tutuklanmalarının Erdoğan-Başbuğ görüşmesiyle bir ilgisi var mı? Bu gibi ilginç sorulara cevap bulmaya çalışalım…

Bütün Gürültü-Patırtı Ergin Saygun İçin mi?

 

Neokonların Türkiye’den sorumlu neofaşist militanı Michael Rubin’in AK Parti’nin kapatılmasıyla çok yakından ilgilenmesinin amacı, TSK’daki dostları Ergin Saygun’u Genelkurmay Başkanı yapmak mı? İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı’nda çekilen fotoğrafın sızdırılması olayının Ergin Saygun ve Neokonlarla bir ilgisi var mı? Şimdiye kadar dokunulmazlar olarak bilinen darbeci emekli generallerin bugün tutuklanmalarının Erdoğan-Başbuğ görüşmesiyle bir ilgisi var mı? Bu gibi ilginç sorulara cevap bulmaya çalışalım…

 

Önce fotoğraf meselesi… Yaşar Büyükanıt hakkında bir sürü söylenti vardı; o söylentiler Yaşar Pasa’nin Genelkurmay Başkanlığı’ni sağlama bağlanmasına sebep oldu. Bununla benzerlik gösteren İlker Başbuğ’un fotoğrafı onun önünü kesmek için olsa bile (ben şahsen sanmıyorum) bunun aksi bir etki yapacağı şimdiden açık. Fotoğrafı Vakit gündeme getirse bile o fotoğrafın kimler tarafından çekildiğine ve sızdırıldığına bakmak gerekir. Vakit, Zaman, Yeni Şafak gibi gazeteler akredite olmadıkları için Başbuğ’un fotoğrafını çekecek kadar yakınına girebilmeleri zaten mümkün değil; Başbuğ’un bir Musevi genciyle kolkola girip Vakit’in fotoğrafçısına poz vermesini düşünebiliyor musunuz? Demek fotoğraf işi akredite medya (yanı Aydın Doğan Medyası) veya İsrail’deki Neokon irtibatlı birilerinin işi olabilir.

 

Fotoğrafı çekenler, Tayyip Erdoğan’i etkilemek için Temmuz’un sonlarına doğru el altından sızdırıp Başbuğ’un önünü kesmeyi düşünüyorlardı büyük ihtimalle, fakat planlarından haberdar olan başka birileri önceden sızdırıp olayın etkisini azalttılar. Yazının en sonunda, İlker Başbuğ’un devre dışı bırakılmasının amacının Ergin Saygun’a Genelkurmay Başkanlığı kapısını araklamak olduğunu detaylı bir şekilde göreceğiz.

 

Bütün bu gelişmelerin Neokonlarla ne ilişkisi olabilir? Neokonlar, umutlarını Türkiye’ye bağladıkları için Türkiye’deki bütün gelişmelerle yakından ilgileniyorlar. Başörtüsü hakkındaki düzenlemeden AK Parti davasına kadar herşeye direk veya dolayli müdahaleleri vardır. Bazen Michael Rubin’in hezeyanları şeklinde direk, bazen Aydın Doğan Medyası ve Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla indirek olarak yapıyorlar. Doğan Medyası ve Cumhuriyet’in Neokonların güdümünde yayın yaptıklarını, ulusalcı güçlerin bunların direktifiyle harekete geçtiklerini, gelişmelere, olayların kahramanlarına biraz yakından baktığımızda anlarız. Daha önceki yazılarımda bu konuları detaylı olarak işlediğim için burada kısa hatırlatmalar yaparak geçeceğim.

 

Ergin Saygun’un Hudson Enstitüsü, Neokon ve Zeyno Baran İlişkisi

 

Daha önce burada, Nasname’de yazmıştım; tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun, 17 Kasım 2006 tarihinde saat 10:00-11:30 araşında Hudson Enstitüsü’nde düzenlenen off-the-record bir toplantıya katıldı (http://www.hudson.org/index.cfm?fuseaction=hudson upcoming events&id=361). Hudson Enstitüsü, ideolojik yönü ağır basan, radikal aşırı sağcı Neokonların kontrolündeki küçük bir düşünce kuruluşu. ABD’den çok İsrail’e yakınlığıyla bilinen bu kuruluşun analizleri objektif olmaktan çok yönlendirmeye ve gündem oluşturmaya yöneliktir. Biz Hudson Enstitüsü’nu daha çok, aralarında Genelkurmay yetkililerinin de bulunduğu 13 Haziran 2007 tarihli bir toplantısından hatırlıyoruz. Aslında toplantıdan çok, Hudson Enstitüsü ve askeri bürokratlar tarafından hazırlanıp toplantıda tartışıldığı anlaşılan ve birileri tarafından dışarı sızdırılan, Türkiye’yi kaotik ortama sürükleme planından hatırlıyoruz. Anafartalar Çarşısı’da gerçekleştirilen canlı bomba eylemi, Danıştay Saldırısı vebenzeri gibi gelişmeler, Hudson’da tartışılanın bir senaryo değil, uygulanmaya konmuş bir plan olduğunu gösteriyordu.

 

Hudson’a kıyasla daha itibarlı ve daha objektif analizler yapabilen düşünce kuruluşları varken, TSK’deki bazı bürokratların Hudson gibi fanatik kuruluşlara ve onların Türkiye’ye hiç yarar getirmeyecek sübjektif analizlerine rağbet etmesinin Türkiye’nin menfaatinden çok şahsi istikballeriyle ilgili olduğuna inanıyorum. Neokon muhibi askeri bürokratların başında Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun geliyor. Bu zatın Neokon muhabbeti sadece Hudson’la sınırlı değil, SAREM’in düzenlediği uluslararası sempozyumundan en çok para kazananların başında, hemen hemen her yazısında Başbakan’a çok seviyesizce hakaretler eden neo-faşist Michael Rubin geliyor. Başbakan’a hakaretler savurmasına rağmen Saygun’un Rubin’i davet etmesi, nezaketsizlik olmakla beraber Başbakan’a açıktan, basit bir ifadeyle, kafa tutmaktır. Başbakan’a kafa tutabilmek için sırtını sağlam bir yere dayadığına inandırılmış olmalıdır. Demek Neokonlar, Saygun’a önemli mevkilere geleceği, her zaman arkasında olacakları teminatı vermişler.

 

Bu baglamda, Neokonlarin Turkiye’deki sozculugunu yapan Hurriyet’in 6 Temmuz 2007 tarihli “YAS’ta kritik karar” baslikli haberi cok manidardir: “22 Temmuz’daki seçimlerden dokuz gün sonra başlayacak olan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları emekli olacak. Bu yıl YAŞ toplantısında en önemli karar birinci ordu komutanlığıyla ilgili olacak. Birinci Ordu Komutanlığı'na Org. Ergin Saygun'un mu yoksa Org. Işık Koşaner’in mi getirileceği merak konusu oldu. Karar Büyükanıt’ın (…) Kulislerde, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’u yakından ilgilendiren şu senaryo da konuşuluyor: Orgeneral Tuncel’ın boşaltacağı 1. Ordu Komutanlığı’na Orgeneral Saygun atanacak. Bu durumda teamüllere göre Saygun’un 2008’de Kara Kuvvetleri Komutanı, 2010’da da Genelkurmay Başkanı olması gündeme gelebilecek.

 

Bu habere bakarak, geçen yılki kargaşanın arkasındaki sebebin, Saygun’un makam hırsı olduğunu söylemek fazla abartılı olmaz sanıyorum.

 

Saygun’un Hudson’ı ziyaretinden birkaç hafta sonrasına gidelim… Hudson Enstitüsü’nde çalışan Zeyno Baran’ın 4 Aralık 2006 tarihli Newsweek dergisinde, “The Coming Coup d’Etat?” başlıklı bir yazısı çıktı. Baran bu yazısında, Türkiye’de askeri bir darbenin yüzde elli ihtimal dahilinde olduğunu yazmıştı. Darbe kışkırtıcılığı olan şu ifadelere dikkat edelim: “Geçen haftalarda, Türkiye’nın üst düzey yetkilileriyle konuştum… Hepsi TSK’nin demokrasinin teminatı olan laikliği korumak için çok yakında müdale etmek zorunda kalabileceğini çok açık şekilde ifade ettiler.” Makalede geçen “Geçen haftalar”dan kasıt, Saygun’un Hudson’da misafir edildiği 17 Kasım gününüdür. Baran’in Saygun’la görüşmesi bu toplantıyla sınırlı kalmadığı, daha sonra bir otel odasında da görüştükleri biliniyor. Demek “Üst düzey yetkililer”den birinin Saygun olduğu aşikar.

 

Sözkonusu yazıya bakarak, Baran’ın mı hatırı sayılır bir ücret karşılığı Saygun’a darbe konusunda danışmanlık yaptığını; Saygun’un mu planını kamuoyuyla paylaşıp milleti darbeye alıştırmak için Baran’ı yüklü bir maaşa mukabil darbe sözcüsü olarak kullandığını tam kestiremiyorum ama aralarında çok samimi bir muhabbet ve verimli bir ekonomik ortaklık olduğu anlaşılıyor.

 

Baran’ın görüştüğü “Üst düzey yetkililer” Avrupa Birliği yetkililerinin Türkiye’deki “Ilımlı Müslümanlar”a olan müsamahasından rahatsızlık duyuyorlar. Gerekçeleri ise, “Kapılar bir sefer ılımlı müslümanlara açıldı mı, radikaller içeri girip herşeyi kontrol altına alırlar”mış… Baran’in sırdaşı “Üst düzey yetkililer”in “Ilımlı Müslümanlar” ifadesiyle AK Parti’yi kasdettikleri muhakkak. Avrupalı’lara, “AK Parti ile olan sıcak ilişkiniz bizi rahatsız ediyor; AK Parti’nin güçlenmesi bizim kadar sizin de yararınıza değil” mesajı vermeye çalışıyorlar.

 

Michael Rubin ile Aydın Doğan Medyası ve Ergenekon İlişkisi

 

Michael Rubin de ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerine ve Avrupa Birliği’ne benzer çağrılar yapıyor. Son birkaç ayda Türkiye üzerinde en az dört beş yazı yazmakla yetinmeyip uzanabildiği bütün mikrofonlada AK Parti’nın yanlızlaştırılması için çabalıyor (http://www.meforum.org/docs/author/Michael+Rubin).

 

Mart 2008’de, Euro-Atlantık Quarterly’de çıkan “Türkiye ve Demokrasi” başlıklı yazısında, adeti olduğu üzere, Erdoğan’i yerden yere vururken Ergenekon’dan dolayı gözaltına alınanları savunuyor; TSK’nin demokrasi sürecine sokulmasından rahatsızlık duyuyor. 14 Nisan 2008 tarihli (National Review Online) “Türkiye’nin Dönüm Noktası: Türkiye’de İslami bir Devrim Olabilir mi?” başlıklı makalesinin ana konusu Fethullah Gülen… Onu Humeyni’ye benzeterek Avrupalıların korku damarlarını kabartıyor; Erdoğan’in da “Türkiye’ye şeriat getirmeye çalışan” Gülen’in önemli bir sempatizani olduğunu ekleyerek Avrupalı’ların AK Parti’ye olan desteklerini çekmelerini tavsiye ediyor.

 

30 Nisan 2008 tarihli “Türkiye’nin Meçhul Geleceği” başlıklı yazısında, Doğan Medyası’ndaki malum köşe yazarlarının tekrarladığı, kapatma davasının demokrasinin bir gereği olduğu klasik tezini işledikten sonra, Can Ataklı, Reha Muhtar, Nihat Genç, Serdar Akınan ve Tuncay Özkan’in baskı altında bulunduklarını iddia ediyor. Aydın Doğan’in Ertuğrul Özkok’un cebine 500 milyon dolar çek koyarak almaya çalıştığı Sabah-ATV ihalesinden bahsetmeyi de ihmal etmiyor (AK Parti’yi sağ salım gönderebilirlerse ihalenin Doğan’a verileceğini ima ediyor sanıyorum)… 6 Haziran 2008’de Wall Street Journal’da çıkan, “Türkiye’nin Putin’i Gitmeyi Hakkediyor” başlıklı yazısında, başörtü düzenlemesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesini işledikten sonra, Erdoğan’in Putin gibi hareket ettiğini, Avrupa ve ABD’ye “Ondan desteğinizi çekiniz” çağrısı yapıyor.

 

20 Haziran 2008 tarihli, “Türkiye’nin İktidar Partisi Hakkındaki Dava” başlıklı yazıda, açılan davanın meşru olduğun, birçok kesimin AK Parti’nin kapatılacağına kesin olarak inanıldığını yazıyor; elbette ki şahsi arzusunu yazıyor. Telefonunu açık bırakan Önder Sav’in AK Parti tarafından gizli dinlendiği saçmalığını bile ciddi ciddi yazmış! Fırsatı bulmuşken, isim vermeden Kentbank’ı hortumlayan, Neokonların Türkiye distribütörlerinden Mustafa Süzer’i anmayı da ihmal etmemiş. Erdoğan’in siyasi yasaklı duruma düşünce birçok yolsuzluk davasıyla yüzleşeceğini yazarak çivisi çıkmış militan hukukçulara yol gösteriyor. Aydın Doğan’in Ceyhan Rafineri işini de (isim vermeden) gündeme getirerek Doğan Medya’ya olan minnet ve ortaklık borcunu ödemeyi ihmal etmemiş.

 

Doğan Medya da Rubin’in “AK Parti’yi kapatma davası meşrudur… Anayasa Mahkemesi’nın (kapatma) kararı Türk demokrasisinin sonu değil, yeniden doğusu anlamına gelir…” gibi hezeyanlarını Türk okuyuculara ulaştırmakta gecikmedi (Hürriyet, 23 Haziran 2008). Rubin’in Başbakan hakkındaki yolsuzluk davaları ile ilgili iddialarını da büyük bir istiyakla gazete sayfalarına çekti (Hürriyet, 24 Mayıs 2008). Bu, Neokonlar ile Türkiye’deki uzantılarının karşılıklı paslaşmasından başka birşey değildir. Kısacası Rubin, elindeki tokmakla, Aydın Doğan’in Ertuğrul Özkok’un omuzuna aştığı davula (Hürriyet) vurarak gürültü terörü estiriyor; AK Parti’nin kapatılarak Türkiye’nin kaoslu bir sürece sürüklemek için üzerine düşen görevi yapıyor.

 

Baran’ın yazısına dönüp, “Üst düzey yetkililer”e dayandırdığı, “Kapılar bir sefer ilimli müslümanlara açılırsa radikaller de içeri girip herşeyi kontrol altına alırlar!” ifadesine dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdi bu ifadeyi, Ergin Saygun’un, Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi (SAREM) Başkanlığı tarafından 5-6 Haziran 2008 tarihinde Harp Akademileri Komutanlığı’nda (İstanbul) düzenlenen “Orta Doğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları” konulu uluslararası sempozyumda sarfettiği şu ifadeleriyle kıyaslayınız: “Batı; … ‘radikal İslam’ın karşısında ‘ılımlı İslam’ın güçlenmesini savunmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada, ılımlılar ve radikaller olarak gruplamanın beklenen sonucu sağlamadığı, tam tersine radikallerin bu yaklaşımdan cesaret ve yürek kazanarak ılımlılardan bazılarını saflarına katarak daha da güçlenmesine yol açtığı görülmektedir.” Bu iki ifade arasındaki şaşırtıcı benzerliği siz de farketmişsinizdir.

 

Bu durum, Zeyno Baran’in bahsettiği “Üst düzey yetkili”nin Saygun olduğu tezini güçlendiriyor. Bu da, AK Parti hakkında açılan kapatma davası dahil son gelişmelerin bir şekilde Saygun’la yakından ilgili olduğu tezini kuvvetlendiriyor. Saygun’un geçen yılki konuşması bu yılkine göre daha yumuşaktı, 1. Ordu’ya atanamamanın kızgınlığı olmalı.

 

Neokonlar TSK’yi İran’la Savaşta Kiralık Asker Olarak Kullanmak İstiyorlar

 

Neokonların, dostları Ergin Saygun’un Genelkurmay Başkanı olması için büyük bir çaba sarfettikleri anlaşılıyor. Nedenlerinden biri, başta askeri ihaleler olmak üzere diğer yağlı ihale ve teşfikler; ikincisi, Neokonlar ve Türkiye’deki temsilcilikleri için en iyi yatırım alanı olan “Savaş sanayii.” ABD’yi Irak’a sokarak işadamı dostlarını ihya eden Neokonlar için işgal edilmesi gereken başka petrol kuyuları da var: İran! Fakat Irak’ta bir çıkmaza soktukları ABD’nin İran’da yeni bir cephe açması ihtimal dahilinde görünmüyor.

 

Önümüzdeki ABD seçimlerini kazanacağı kesin gözüyle bakılan Demokratların savaşa karşı oldukları biliniyor; yeni bir cephe açmak şöyle dursun, ilk icraatleri Irak’taki askerlerini tamamen çekmek olacak. Onlar ve birçok Amerikalı, Irak Savaşı’nın Amerikalıların değil Neokonların menfaatı için çıkartılan kirli bir savaş olduğunun farkındadırlar. George W. Bush’un sekiz senelik felaket yönetiminden sonra Cumhuriyetçi Parti’nin seçimi kazanmasına ihtimal verilmiyor. John McCain’in danışmanlarından Charlie Black’ın ağzından kaçırdığı, “Bir terör eylemi çok isimize yarar” sozu, daha doğrusu planı, uygulanmaya konsa bile, Bin Ladin Cumhuriyetçilere hizmet için cepheye sürülse bile, McCain’in Beyaz Saray’a çıkması çok zor.

 

ABD ordusundan umudunu tamamen kesmiş durumda olan Neokonlar, İran’i işgal edip petrol kuyularını (Doğan ve Ozkok’in petrol aşkı malumumuz) ve yıkacakları ulkenin imar işlerini kendilerine ve yandaşlarına  hediye edecek kiralık bir ordu arıyorlar. TSK’yla yakından ilgilenmelerinin sebebi budur; yoksa TSK’ya karşı hiçbir muhabbetleri yoktur.  Genelkurmay’daki hiçbir üst düzey komutan, kendisine emanet edilen Anadolu’nun genç evlatlarını, gözlerini para hırsı bürümüş bir avuç neofaşistin tetikçisi olarak kullanmaya cesaret edemez. Etmeye niyetli olan da, böyle bir hatanın günümüz şartlarında kendisine çok pahalıya malolacağının farkındadır. Tabi AK Parti’den kurtulabilirlerse, ve istedikleri adamı Genelkurmay’in başına getirebilirlerse, saldırı için, “İran rejim ihraç ediyor,” “PKK’nın arkasındaki güç İran’dır!” gibi uygun bir kılıf bulacaklardır… Tercihlerini Ergin Saygun’dan yana kullanacakları muhakkaktır fakat bunlarda vefa duygusu olmadığından, eğer İlker Başbuğ’un İran’a karşı şahin tavır takınacağını bilseler Saygun’u bir kenara atıp makamı garanti olan Başbuğ’u seçerler ama onu Saygun kadar güvenilir ve şahin göremiyorlar. Bu durumda, Neokon ve Türkiye’deki taşeronlarının, Başbuğ’un sızdırılan fotoğrafıyla ilgili olduklarını söylemek fazla abartılı sayılmaz.


Vakit’in fotoğrafı yayınlamadaki motivasyonu neydi bilemiyorum ama, sözkonusu fotoğrafı Vakit’e sızdıranların amacının, AK Parti’yi İlker Paşa aleyhine harekete zorlamak olduğu anlaşılıyor. CHP gibi dinle arası iyi olmayan bir parti iktidarda olsaydı, Başbuğ’un Ağlama Duvarı’ndaki fotoğrafı yerine camide dua ederken çekilen fotoğrafı sızdırılacaktı! Her iki fotoğrafın aynı kişi tarafından çekildiği anlaşılıyor. Aynı fotoğrafın, medyaya sızdırılmadan önce İlker Başbuğ’a gittiğini tahmin ediyorum. Çünkü, tezgahı kuranlar tecrübeli olduklarından mutlaka ikili oynamışlardır; yani AK Parti ile İlker Başbuğ’u birbiri aleyhine kullanmak istemişlerdir.

 

Mesela, toplumda çok itibarlı olarak bilinen birkaç işadamı, medyacı, emekli bürokrat ve istikbal arayışı içinde olan siyasetçilerden oluşan bir heyetin Başbuğ’a gidip şöyle dediklerini farzedelim: “Bu fotoğrafın bir nüshasının Erdoğan’ın dosyasında olduğu söyleniyor; Genelkurmay Başkanı olmanızı engellemek için kullanacakmış. Bu kritik bilgiyi ve fotoğrafı, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt aracılığıyla, Erdoğan’in bir zamanlar ‘Sırdaşı’ olarak bilinen Turhan Cömez’den aldık; yemek bahanesiyle buluştuklarında vermiş. Erdoğan durumdan şüphelendiği için peşine gizli polis taktırmış. Durumu Abdüllatif Şener’e de tasdik ettirdik; mahallenin kaçak evladı olan Ahmet Hakan da bize hak veriyor. Yani durum çok kritik; sizi laik rejimin teminatı olarak görüyoruz; sizsiz laik rejim yaşayamaz; onun için AK Parti’nin size, dolayısıyla laik rejimimize bu kötülüğü yapmasına razı olamayız. Eğer müsaadeniz ve desteğiniz olursa Turkiye’ye şeriat rejimini getirmesi an meselesi olan bu partiyi kapattırmak için düğmeye basmak istiyoruz. İddianameyi yazdık, sadece geçerken Abdurrahman’ın masasına bırakacağız; o da Google’dan birkaç delil bulup teslim edecek, o kadar!”

 

Neokonların Türkiye Taşeronları, Bürokratların Makam Hırsı ve Korku Gibi Damarlarını Kullanıyorlar

 

Bediüzzaman’a göre makam hırsı, mal sevgisi (tamah), korku, ırkçılık gibi damarlar, karanlık mihraklar tarafından çok sıklıkla kullanılmaktadırlar. Yukarıda anlattığım bir senaryodan ibarettir ama bunun doğru olduğunu farzedersek, bir avuç muhterisin, uyduruk bir hikayeyle en önemli konumlarda bulunan insanların damarlarını gerip kolaylıkla kendi menfaatleri doğrultusunda kullanabildiklerini görebiliriz. Madem senaryomuzda ismi geçti, mesela, Anayasa Mahkemesi Baskanvekili Osman Paksüt, Başbuğ ile neden görüşmüş olabilir? Görüşmenin çok gizli tutulması düşünülmüş ki Genelkurmay’in kameraları bile karartılmış… Öyle sanıyorum ki, sözkonusu ziyareti medyaya sızdıran kişi ancak karargah içinden ve Başbuğ’a rakip biri olabilir. Aşağıda da göreceğimiz gibi, Genelkurmay Başkanlığı konusunda Başbuğ’a rakip olabilecek tek kişi Ergin Saygun’dur (bir müddet önce sağlık sorunlarıyla ilgili belgeler sızdırılmıştı; yani işin içinde intikam hırsı da olabilir). Genelkurmay, her ne kadar birlik ve beraberlikten bahşetse de, çok hararetli bir saray içi mücadelesine şahitlik ediyoruz.

 

Başbuğ-Paksut görüşmesini sızdıran mihrak, hükümete, “Bakınız, kapatma davasının arkasındaki asıl kişi Başbuğ’dür; Genelkurmay Başkanı olursa basınızı çok ağırtacak, mutlaka ayağını kaydırmalısınız!” mesajını vermek istemiş olabilir. Erdoğan, Başbuğ’u çağırarak iki saat civarında bir görüşme yaparak, kendisine gelen istihbarı bilgilere dayanarak uygulamadaki senaryonun ve “boynuzlu” ve “gagalı” aktörlerin gizli faaliyetlerinin farkında olduğunu; kendisinin Genelkurmay başkanlığının önünde hiçbir engel olmadığını söylemiştir. Aynı görüşmede, Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi emekli bazı generallerin kendisinin başkanlık yolunu kesip Saygun’un yolunu açmak için suikast dahil birçok illegal faaliyet içinde bulunduklarını istihbarat raporlarını ve telefon görüşmelerini göstererek Başbuğ’u ikna etmiştir. Sözkonusu çeteci emeklilere karşı geniş çaplı bir operasyon olacağı bilgisini vermiş de olabilir. Bu görüşmeyle Erdoğan, ulusal ve uluslararası kurtlar tarafından çembere alınan Başbuğ’un rahat bir nefes almasını sağlayıp muhalif cenahın gücünü belirli bir oranda zayıflatmıştır.

 

Neokonlar ve Türkiye’deki distribütörleri, Necdet Sezer’in atadığı üyeler üzerinden AK Parti’nin çok kritik bir dönemde kapatılmasını sağlayıp işlerin kendi istedikleri şekilde ilerlemesini sağlamaya çalışacaklardır. Donup kendilerini vuracak bir bumeranga donusecek senaryoyu İsmet Demirdöğen’in 26 Haziran 2008 tarihli Taraf gazetesi’nde çıkan “Komutansız ordu senaryosu” haberinden dikkatinize sunmak istiyorum.

 

Neokonların Ergin Saygun’u Genelkurmay Başkanı Yapma Planları
 

“Başbakan Erdoğan'ın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ'u çağırıp görüşmesinin ardından başkent kulislerine yansıyan ‘komutansız ordu senaryosu’na göre, AKP'nin kapatılması Ağustostaki askerî atamaları geciktirirse Org. Başbuğ 1 eylülde emekliye ayrılabilir. AKP'nin Temmuzda kapatılması ihtimali ve hükümetin olası istifası, Yüksek Askeri Şura kararlarının 30 Ağustosa dek resmiyet kazanmamasına yol açabilecek. 30 ağustosun aşılması, komuta kademesinde mecburi emeklilik getirecek. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt ve olası halefi Org. Başbuğ yaş haddinden emekliye ayrılacak. Jandarma Genel Komutanın Org. Koşaner'in de kadrosuzluktan emekliliği gündeme gelebilecek…”

 

“Genelkurmay'daki atama ve terfiler, 30 ağustosu aşarsa komuta kademesinde ‘mecburi emeklilik’ dönemi başlayacak.Bunun dayanakları şöyle:

 

“1) Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının görev sürelerinin bitimi ve yaş hadlerinin dolmasında 30 ağustos tarihi esas alınıyor. Yaş haddi Genelkurmay Başkanları için 67, kuvvet komutanları için ise 65. Orgenerallikte bekleme süresi dört yıl. Bu süre kuvvet komutanı olunduğunda dikkate alınmıyor.”

 

“2) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, 1 Eylül 1940 doğumlu. 30 ağustostan sonra doğduğundan iki gün farkla bir yıl daha Genelkurmayın başında kaldı. Yasa değiştirilmez ise bu yıl yaş haddinden emekliye ayrılması zorunlu.”

 

“3) KKK Orgeneral İlker Başbuğ, 29 Nisan 1943 doğumlu. Bu yıl kuvvet komutanlığında 65 olan yaş sınırını doldurdu. Bu nedenle, 30 ağustos sonrasında komutanlık görevini sürdürüp Genelkurmay Başkanlığı'na vekalet etmesi bile mümkün değil. Ordu içindeki teamüllere göre Genelkurmay Başkanı olması gerekiyor. Bakanlar Kurulu kararı çıkmazsa emekli olması kaçınılmaz.”

 

“4) Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner de, bu görevde ikinci, orgeneral rütbesinde dördüncü yılını tamamlıyor. KKK'na atanması planlanıyor. Jandarma kuvvet komutanlığı sayılmadığından KKK'na atanınca yaş haddini tamamlayıncaya kadar dört yıl daha orduda kalma olanağına kavuşacak. İki yılını KKK'da geçirmesi son iki yılında ise Genelkurmay Başkanı olması bekleniyor. Ancak ataması 30 ağustosa kadar yapılamazsa o da kadrosuzluktan emekliye ayrılacak.”

 

“5) 1. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman da orgenerallikte dördüncü yılını doldurdu. 1 Şubat 1943 doğumlu olan Koçman, hem yaş hem de rütbe bekleme süresini doldurduğundan bir başka göreve atanması mümkün değil, zorunlu olarak emekliye ayrılacak.”

 

“Bu verilere göre hükümetin atamaları geciktirmesi Büyükanıt ve Koçman'ın yanında, Başbuğ ve Koşaner'in de emekli olmalarıyla sonuçlanacak. Bu durumda ya ordu içindeki ‘KKK'nın Genelkurmay Başkanı olması geleneği’ bitecek Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Muzaffer Metin Ataç ya da Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu Genelkurmay Başkanı olacak. Ya da yeni bir KKK çıkarıncaya kadar bu görev boş kalacak. Her iki halde de ‘aşağısı’ etkilenecek. Kıdem bakımından uygun durumda olan Genelkurmay 2. Başkan Orgeneral Saygun, 1. Ordu Komutanı yapılacak, 10-15 gün sonra da KKK olacak, ardından da Genelkurmay Başkanı. Alt kademeler de buna göre şekillendirilecek.”

 

Son bölümdeki Ergin Saygun ile ilgili kısma dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu plan tutarsa, Saygun en geç Eylül ayı sonlarında veya Ekim ayı başlarında Genelkurmay Başkanı olacak! AK Parti kapatılıp Başbakan dahil davada ismi geçen milletvekilleri yasaklansa dahi Meclis’teki çoğunluk AK Parti’de olduğu için hükümeti “Bağımsızlar” adı altında gene AK Parti milletvekilleri kuracaklar! Dolayısıyla, Saygun’un Genelkurmay Başkanı olması planı sanıldığı gibi kolay değildir. Bunu senaryonun yazar ve aktörleri de biliyor fakat onların amacı bu operasyonla Erdoğan’ı uysallaştırmak, daha doğrusu Mesut Yılmaz’laştırmak…

 

Mesut Yılmaz’laşmış bir Erdoğan, pijamalı Aydın Doğan’i evinde ziyaret edecek, yağlı ihaleleri Doğan’in da aralarında bulunduğu TÜSİAD’in malum işadamları arasında bölüştürecek; iktidarı da onlarla paylaşacak. Teşfik işlerinde “Ertuğrul Özkok-Güneş Taner” modeli getirilecek; yani ayrıcalıklı seçkin işadamları, özellikle medya patronu olanları, teşfik için ağzı çorba kokan işadamlarının tabi olduğu başvuru formalitelerinden muaf tutulacaklar; teşfik işlerini bir telefonla halledebilecekler. Şimdi chat olayı yaygın olduğu için o da kullanılabilecek. 1998’de chat yaygın olsaydı Özkok, telefon yerine onu kullanacakti, boylece telekulağa da yakalanmamış olacaktı. Hem, chatte şifreli yazabildiği için kimse manzarayı çakmayacaktı. Mesela şu chata bakalım: Özkök: “Mrb Gnş, nbr? Bz 150 mlyn tşfk lzm, vrcn m? Vr şt ln!” Taner: “OK nm, tbk, hmn!” Ne dedikleri fazla analşılmıyor ama Özkök birkaç harfle teşfik işini bağlamış oldu. Meraklısı için chatin açılımını vereyim: Özkök: Merhaba Güneş, naber? Bize 150 milyon teşfik lazım, verecen mi? Ve işte lan!” Taner: “Okay anam, tabi ki, hemen! Bu, tabi, uzun yazı sıkıcı olmasın diye arasına serpiştirdiğim esprili pasajlar. Ciddi konuya geri dönelim.

 

AK Parti hakkındaki kapatma davasının arkasında ABD’deki Neokonlar ve onlarun Türkiye’deki uzantıları var. Kimi hakimlerin ve savcıların dostluğunu, kimlerinin de makam sevgisi, korku gibi damarlarını kullanarak davayı açtırdılar. Amaçları, Erdoğan’ı pazarlığa zorlamak: “Sen adamımızın önünü aç, işadamı dostlarımıza zorluk çıkarma, biz de seni kurtaralım! Anlaşamazsak, savcılıkta dosyaları hazır bekleyen yolsuzluk davalarıyla siyasetten silineceksin!” Michael Rubin ve Aydın Doğan Medyası’nin Başbakan’dan bahsederken “Yolsuzluk dosyaları”ndan bahsetmeleri Erdoğan’a mesaj mahiyetinde. Erdoğan’ın bu kirli anlaşmaya yanaşacağını sanmıyorum; yanaşmazsa geçici olarak siyaset dışı kalabilir ama demokrasi kazanır; birkaç sene sonra halkın güçlü desteğiyle Abdullah Gül’den sonra 12. Cumhurbaşkanı olarak geri döner.


Erdoğan’ın Neokonlara ve Yerli Taşeronlarına Boyun Egıp Egmeyeceği Merak Ediliyor

 

Erdoğan bu karanlık miharaklarla anlaşırsa, o zaman 28 Şubat’ci siyasetçiler gibi alnında büyük kara bir lekeyle siyaset sahnesinden ebediyen silinip gider. Peşinden, “Bir Tayyip vardı; güzel şeylere imaza attı; sonra gagasından ve boynuzundan kan damlayan yırtıcı doğan ve saldırgan koçlarla kirli bir anlaşma yaptı, kendisine yazık etti!” denecek. Erdoğan, anlaşmayı kabul ettikten sonra, iktidarı devam edecek olan partisine, Saygun’u en geç Eylül ortalarına kadar Genelkurmay Başkanı seçtirecek. Saygun başkan olur olmaz TSK’daki muhalifleri temizleyip Kasım’a kadar kadrosunu kuracak. Bu ara Aydın Doğan Medyası ve Cumhuriyet gazetesi, ABD’deki Hudson Enstitüsü gibi Neokon merkezlerinden aldıkları asparagas haberlerle İran’ı hedef almaya başlayacaklar.

 

Gazeteler, daha önce hazırlanm ı ş manşetleri kasalardan çıkartıp kullanmaya başlayacaklar: Cumhuriyet: “İran Türkiye’ye Şeriat İhraç Etmeye Çalışıyor!” Milliyet (kara çarşaflı ve mayolu iki kadına ait fotoğrafın altında): “İran Kadınlarımızın Özgürlüğüne Göz Dikti!” Hürriyet: “Beş on F-16, birkaç yüz sorti… Hedefimiz Ahmedinejat’ın Ekonomik Hedefleridir!” Vatan: “Erdoğan’ın Ahmedinejat’la Çekilmiş Gizli Fotoğraflarını Ele Geçirdik!” Oktay Ekşi yönetimindeki Başın Konseyi, İran aleyhine manşet atmayan Zaman, Yeni Şafak, Vakit gibi gazeteleri kınayacak, Vakit gazetesinin bilgisayarlarına el koyduracak… Yaşar Nuri Öztürk başkanlığındaki “Kanaat Önderleri Konseyi” “Şiilerin kafir olduğu, öldürülmelerinin caiz, hatta sevap olduğu”na dair fetvalar üretecek. TRT kanalları Aydın Doğan’a verilecek, o da bütün kanallarını, “TSK yandaşı yönetmenler”in ürünü olan, İran düşmanlığını körükleyen belgesel ve filimlere tahsis edilecek.

 

Örtülü Ödenek’ten beslenen ADD Başkanı Şener Eruygur (Ergenekon davası düşeceği için o da serbest bırakılacak), “Molla Rejimine Karşı Laik Rejimi Savunma Mitingleri” düzenleyecek… “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman’a yazdırılacak “Bu Çılgın Türkler” kitabında Türklerin İranlılara karşı kahramanlıkları anlatılacak; İranlıların genetik olarak Türklere düşman olduğu işlenecek. Ahmet Hakan, AK Parti içindeki gizli İrancıları deşifre edecek; Mustafa Mutlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’un İranlı yetkililerden aldığı hediyeleri sorgulayacak. Okyanus’un öte tarafındaki Neokon destekli gazete ve televizyonlar, “İran nükleer silahlarını Türkiye’ye çevirmiş, her an saldırabilir!” gibi asparagas haberlerle korku popmalayıp savunma psikolojisini kabartarak kamuoyunu İran aleyhine çevirmeye çalışacak.

 

ABD Başkanlık seçimleri yapıldıktan sonra harekete geçilecek. “Türkiye’deki İran destekçilerini tespit ve imha etme planı” hazırlamak için Hudson Enstitüsü’nün davetlisi olarak Washington’da bulunan Genelkurmay Başkanı Ergin Saygun, “İran sabrımızı taşırmıştır” dedikten sonra Zeyno Baran’ın yönettiği seminerde İran’a savaş ilan edecek. Fakir fukaranın çocuklarından oluşan Türk ordusu, “Türkiye’yi çağdaş dünyadan koparmaya için çabalayan kara çarşaflı ve kirli sakallı İranlılara” hadlerini bildirmek için “10ncu Yıl Marşı” söyleyerek İran topraklarına girecek. Genelkurmay ve kuvvet komutanları zırhlı arabalarda ve kurşun geçirmez ofislerinde savaş talimatları verirken, çelik yelekleri olmayan acemi askerlerden günde onlarcası keklik gibi avlanacak. Şener Eruygur’un ADD’si ve Tuncay Özkan’ın Örtülü Ödenek’ten beslenen, “Biz Kaç Şehidiz Derneği” ortaklaşa cenaze mitingleri düzenleyip sivil elbise giydirilmiş genç subaylara, “Türkiye laiktir laik kalacak” “Türkiye İran Olmayacak!” “Mollalar İran’a!” gibi sloganlar attıracaklar.

 

İran’a Saldırı İçin ABD Başkanlık Seçimleri ve Eruygur’un GK Başkanlığı Bekleniyor

 

Yukarıdaki paragrafta yazılanlar şaka gibi görünse de, demokratik sürecin askıya alındığı dönemlerde Türkiye’de bundan daha trajikomik gelişmeler yaşandı. Aşağıdaki, “Neoconlara göre Obama kazanırsa Bush İran'a saldıracak (Zaman, 26 Haziran 2008)” başlıklı haber gösteriyor ki, ABD’deki gözü dönmüş Neokonlar bütün saldırı planlarını hazırlayıp, Ergin Saygun’un görev başına gelmesini bekliyorlar (büyük ihtimalle):

 

“Son dönemde, ABD'nin İran'a saldıracağını belirten Neoconlara, Neocon hareketinin kurucularından Irving Kristol'un oğlu ünlü yazar Bill Kristol da katıldı. New York Times gazetesinde köşe yazarlığı da yapan Kristol, katıldığı bir televizyon programında, ABD Başkanı George Bush'un, Obama'nın başkan seçileceğini düşünmesi halinde, görevi devretmeden İran'a saldırı düzenleyeceğini iddia etti. Kristol, Fox News kanalındaki açıklamasında, ‘Eğer, başkan, John McCain'in kazanacağını düşünürse, bu konuda kararı gelecek başkana bırakmanın daha uygun olacağını düşünücektir.’ dedi. McCain'in başkanlığının İran konusunda üçüncü Bush dönemi sayılabileceğini de sözlerine ekledi.”

 

“Bu konuda ilk iddiayı, bir başka Neocon yazar Daniel Pipes dile getirdi. Pipes, Bush'un, Obama'nın başkan seçilmesi halinde, görevi devretmeden İran'a askerî harekât emri vereceğini iddia etti. Neoconların önde gelen isimlerinden ABD'nin BM eski Büyükelçisi John Bolton da önceki gün, Obama' nın kazanması halinde İsrail'in, ABD'deki seçim günü ile yeni başkanın yemin günü arasındaki sürede, İran'ın nükleer tesislerine hava operasyonu yapacağını iddia etmişti. İsrail'in, ABD seçimlerini etkilememek için seçimden önce harekete geçeceğini düşünmediğini söyleyen Bolton, Obama'nın Kudüs politikası konusunda duyulan endişe sebebiyle, Obama'nın yemin etmesinden önce İsrail'in saldırı düzenleyeceğini kaydetti. ABD'de başkanlık seçimi kasım ayının ilk salı günü yapılıyor. Seçilen başkan ise görevine, yaklaşık 2,5 ay sonra 20 Ocak günü yemin ederek başlıyor.”

 

2 Temmuz 2008

 

Yorumlar (2 gönderildi):

Cevdet Akbay .. 03 Jul, 2008 04:59:29
avatar
Sener Eruygur ve Hursit Tolon'un gizli ofislerinde ele gecen bir darbe planinda, Ergin Saygun'la ilgili (ustu ortulu) bir detay var. Bu detayi, yukaridaki yaziyi tamamlasin diye aktarmakta fayda goruyorum.

Sabah gazetesi (3 Temmuz 2008), "Kaosa dort gun kalmisti" baslikli haberinde yapilan plani numaralandirmis.

1) 40 ilde izinsiz miting yapılacak
2) 30 kişilik ekip provokasyon için topluluğa ateş edecek
3) 'Ekonomi kötüye gidiyor' propagandasi
4) YAŞ ertelenecek.

Bu dorduncusu hakkindaki haberi oldugu gibi aktarmak istiyorum.

"7 Temmuz'da kanlı bir kaos için yapılan planların bir boyutu da askeri kanattaydı. Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura'nın tarihini de ertelemeyi amaçladılar. Ergenekon örgütü içerisinde "Ergun" olarak isimlendirilen gruba dahil olan darbe yanlısı emekli generaller, böylelikle TSK içerisinde 'NATO'cular' olarak isimlendirilen grupta yer alan askerlerin YAŞ'ta rütbe almasını engellemeyi planladılar."

Ergenekon icindeki grubun ismi "Ergun" size birseyler anlatiyor mu? Mesela ERgin sayGUN (ERGUN)... Yukaridaki yaziya aldigim Taraf'in haberine gore, YAS'in ertelenmesi Saygun'un Genelkurmay Baskanligi yolunu acacakti. Ergenekoncularin istedigi de budur. Ergenekon'un Neokonlarin Turkiye'den sorumlu kolu oldugunu hatirlarsak, buradan Neokonlarin Saygun muhabbeti de ortaya cikar vesselam...
Sagbetullah Özgül .. 03 Jul, 2008 05:59:12
avatar
KIM KORKAR ERGENEKONDAN

Sunu ögrendim hayatimdan, gündemi hep Kürdistan´in sömürgecileri belirliyor ve biz de yutuyoruz.

70 yil "Kürt yok" dedi TC, biz israrla "vardir" dedik. Olan birseyi tartistik durduk. Bu arada yokolan Kürtleri ve Kürtceyi önemsemedik. TV "Kürt vardir" deyince sap gibi ortada kaldik. Elimiz kolumuz baglandi, ne yapacagimizi bilemedik. Cünkü hicbir hazirligimiz, motivasyonumuz ve alternatifimiz yoktu.

12 Eylül´de icerden cikan devrimcilerde bir moda yaygindi. Her önüne gelene, her cemaatte iskenceden bahsederlerdi. Dinleyenler üzülür, üzülür, üzülürlerdi. Aglayan olurdu, korkan olurdu. Devrimciler bununla onurlanirlardi, mahpus yillarikadar itibari olurdu. Insan haklari dernekleri, sol basin bu iskence haberlerini ballandira ballandira gündemde tutardi.

Sonra birgün bir deli kadin böyle anlatan birine dedi ki "Yeter ya, marifetmis gibi anlatma nasil testislerini ezdiklerini. Erkek olsaydin da yakalanmasaydin, iskence görmeseydin". Bu deli kadinin bu delice cikisi aklimi basima getirdi. Anladim ki, düsman iskenceyi güdemde tutarak aslinda bizi iskenceyle korkutuyor.

12 Eylül edebiyatini tam 28 yildir dinliyoruz. Yani 28 yildir bizi darbeyle korkutuyorlar.

Simdi de Ergenekon moda. Binbir senaryo, hikaye. Herkes bilir piyasada dolasan bilgi bilinmesi istenen bilgidir. Türkiye´de ne bagimsiz medya kuvveti vardir, nede yasatirlar adami. Istihbaratin cogu bilgi yaymaktir.

Bütün bu curcuna olurken kahve icilmesini öneriyorum. En cok Ergenekonu elestirenden uzak durulmasini öneriyorum. En cok gizli bilgiye ulastigini iddia edenin en cok görevli oldugunu bilmenizi istiyorum.

Kürt ve Kürdistanin gündemi bellidir. Diyarbakir Yenisehir belediyesi Türkce seferberligi yapmis. Diploma veriyorlar kadinlarimiza, sessiz sedasiz. Cocuklarimizi anaokullarinda Türklestiriyorlar sessiz sedasiz.

Kim korkar Neo-Condan, rezil NATO´dan ve Ergenekondan! Gelecek Kürtlerindir. Onlar savunmadalar, cürüyorlar.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin