Anasayfa | Yazarlar | Dr. Beyazıt Taş | Dr.Beyazıt Taş: Kötü Reçeteler...

Dr.Beyazıt Taş: Kötü Reçeteler...

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image “Özgür düşünce kavgasının tarihinin yazıldığı düşünülerek büyük bedeller ödenir; oysa uğruna baş koyulan kavga özgür düşüncenin tarihi olmayıp; inandırılan özgür düşüncenin tarihidir.” ( Nietzsche)

Böyle bir sürü reçeteyle donatılan birey, kendi öz inancını bir yere bırakarak, bu saydığımız ve dıştan dayatılan inançların yılmaz bir neferi olur. Başka bir deyişle; kendi “öz inancını” bir kenara atarak, hatta doğasına ihanet ederek bu reçetelerin bir uşağı olur. Nietzsche’nin deyimiyle: “Özgür düşünce kavgasının tarihinin yazıldığı düşünülerek büyük bedeller ödenir; oysa uğruna baş koyulan kavga özgür düşüncenin tarihi olmayıp; inandırılan özgür düşüncenin tarihidir.”



 


KÖTÜ REÇETELER

İnsanlar normal doğduklarında, tertemiz bir ruha ve pırıl pırıl bir hafızaya sahiptirler. Ta ki bu güzelim doğanın en güzel varlığı olan “bireysellik” toplumsal kurumlar tarafından eritilip başka bir varlığa dönüştürülünceye kadar. Aslında onlar doğmadan evvel toplumsal reçeteleri hazır olup doğmalarını beklemektedir ve dünyaya geldiklerinde onlara ilk aile reçeteleriyle “Hoş geldin” denir. İlk reçete aile reçetesidir. Bu reçete toplumun bir kurumu olan “kutsal aile” tarafından sunulup kişide ifadesini şöyle bulur: “Hoş geldin, sana yaşam verdik; ama senin de bize karşı sorumluluklarını icra etme gibi ahlaksal görevlerin var: Büyüklerine karşı gelmeyeceksin, çalmayacaksın, kimsenin malına göz dikmeyeceksin, devletine bağlı olacaksın ve kutsal kitaplara riayet edeceksin, kısacası inanacaksın.“

Aile ortamında olan herkes, ister istemez o kurumun çoğu etik değerlerini yüklenmek zorunda kalır. Genel geçerliği olan bu durum; kişinin okula başlayıp yeni bir çevre ve yeni bir etik anlayışıyla baş başa kalıncaya kadar devam eder. Eğitim adı altında bireye yeni bir “toplumsal sözleşme” reçetesi sunulur. Bu sözleşmeyi Rousseau’nun tanımıyla aktaralım:

“Bize kendi kişiliğini ve bütün enerjini yüce adaletin iradesi altında teslim edeceksin ve biz de (toplum B.T) seni bunların karşılığında bir bütünün parçası olarak kabul edeceğiz.” (Jean- Jacques Rousseau: le contrat social, syf. 25).

Yaşamın her anında yeni bir reçeteyle karşı karşıya kalan “birey“ bazen bunları onaylayarak ve bazen de onaylamayarak, inançlarına yenilerini ekleyerek yoluna devam eder.

Her şeyi sorgulamak isterken, kendisinin de bir sorgu aletine dönüştüğünün farkına varmayan birey, kendini siyasi bir partinin içinde bulur. Burada kendini verimli hissedip “iyi bir vatandaş” olma çabasıyla gelişmek isterken, siyasal gelişimi başka bir yol izler. Gittiği her yerde kendi yeni fikirlerini gündeme sokmak isterken, kendini “resmi ideolojinin reçetesi” altında bulur ve zamanla o ideolojinin askeri olur. Bu ideolojinin reçetesi şöyledir:

“Genç olarak burada doğdunuz, buradaki halka karşı sorumluluklarınız var. Bu parti halkın gerçek ve tek partisidir, disiplini ve ilkeleri her şeyin üstündedir. Sizler bu partiye katılmakla şanslılar arasına girdiniz. O’na kendinizi tamamen vermeniz, hatta gerekirse de ölmeniz gerekmektedir. Bundan sonra görevinizin icabı olarak kendinizi tamamen partinin iradesi altına sokmanız ve hayatınızı bile vermeniz gerektiğini bilmelisiniz”. Böyle bir sürü reçeteyle donatılan birey, kendi öz inancını bir yere bırakarak, bu saydığımız ve dıştan dayatılan inançların yılmaz bir neferi olur. Başka bir deyişle; kendi “öz inancını” bir kenara atarak, hatta doğasına ihanet ederek bu reçetelerin bir uşağı olur.

Nietzsche’nin deyimiyle:

“Özgür düşünce kavgasının tarihinin yazıldığı düşünülerek büyük bedeller ödenir; oysa uğruna baş koyulan kavga özgür düşüncenin tarihi olmayıp; inandırılan özgür düşüncenin tarihidir.” ( Nietzsche, MA, KSA 2, syf. 356).

Bu tür inançlar aslında kendimize ait olmayan ”inançlar” olup, bireyin gerçek özgür düşüncesiyle çelişirler ve hakikat için tehlike arz eden kocaman yalanlardır. Fakat bireyi böyle inanmalara iten sebeplerin başında, kendinin yetmezliği gelmektedir. Çünkü onu böyle bir olaya iten toplumsal reçetelerin dışında herhangi bir kanun mevcut değildir.

Nietzsche’nin yorumuyla:

“Esasında ne bir yasa, ne de bir sorumluluk yasası vardır; bize dayatılan düşüncelere karşı sadakatsiz olmak ve hatta olayları deşifre etmek için olanlara karşı acımasız olmalıyız, kendi ideallerimizi kurtarmak ve teslim olmamak için hain olma hakkımız bile vardır.” (Nietzsche, MA, KSA 2, syf. 355).

Nietzsche bu satırlarla bireyin kendi inançlarını hayata geçirmesini ve başkalarına ait olan inançlardan vazgeçmesini talep edip, bireye kendi orijinal reçetesini kullanmasını önermektedir.

Bu demektir ki; insan ölmek istiyorsa da başkalarının reçeteleriyle değil, kendi reçetesiyle ölmelidir.

30 Temmuz 2010

Dr.Beyazıt Taş

beyazit.tas@unifr.ch

 

Yorumlar (4 gönderildi):

Dr.Ali GÜN .. 30 Jul, 2010 08:53:56
avatar
Sayın Taş,

Beyninize, elinize sağlık.

İzninizle aydınlatmaya yönelik yazınızın son cümlesini eleştirerek başlayayım.

Ben,kendi reçetemle bile olsa ölmeği istemem.Hem de asla.

Son cümlenizle ilgili olmasa da ölümüde kutsamam.

Ölümü önermek yada ölüme göndermek te bence doğal hukuka göre katillikle eşdeğer olmalı.

Ancak biliyorsunuz Evrensel hukukta bile oluşmuş statükoları korumak amaçlı silahlı kuvvetlerin varlığı ve öldürücü silahların kullanılması yer aldığına göre vatan,millet adına yapılan öldürmeler kabul ediliyor demektir.

Mevcut Evrensel hukuk, yukardaki öldürmeleri ve öldürtülmeleri yasaklamasa bile insanların özgürleşmesi için tek çıkar yoldur.

Yani bize öncelikle Evrensel Hukuk gerekiyor. Ne kadar Evrensel Hukuk o kadar da özgür insan.

Evrensel hukuk ,insanlarda sağlıklı kişiliğin ve fikirlerin oluşmasının zeminidir.

Bu ortamda müthiş gelişecek bilim,sanat,koruyucu sağlık,
ekoloji ve temel içgüdülerin tatmin edilmesi özgür insanın bu gelişimine hizmet edecektir.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
melike taş .. 30 Jul, 2010 11:47:59
avatar
ELLERİNE EMEĞİNE SAĞLIK
“Esasında ne bir yasa, ne de bir sorumluluk yasası vardır; bize dayatılan düşüncelere karşı sadakatsiz olmak ve hatta olayları deşifre etmek için olanlara karşı acımasız olmalıyız, kendi ideallerimizi kurtarmak ve teslim olmamak için hain olma hakkımız bile vardır.”
cümlesine aynen katılıyorum ancak böyle birşey yapmak çevremizdekiler tarafından hor görülüyor ne var ki böyle bir toplumda yaşıyoruz ve zorla ayak uyduruyoruz.

Başarılarınızın devamını dilerim...
Sayın Beyazıt TAŞ
Artes...seven .. 31 Jul, 2010 08:26:39
avatar
Sayin Beyazit
Guzel bir konu islemissiniz tesekkurler.
qökan .. 07 Aug, 2010 04:00:19
avatar
Özgür düşünce kavgasının tarihinin yazıldığı düşünülerek büyük bedeller ödenir; oysa uğruna baş koyulan kavga özgür düşüncenin tarihi olmayıp; inandırılan özgür düşüncenin tarihidir.” işte birey üzerine kurulan baskı ve dayatılan empozenin aydınlatılması adına söylenmiş olan bu anahtar sözün :sayın beyazıt taş ın da entellektüel fikirleriyle buluşması birey üzerindeki dayatılan ve ya empoze edilmiş dogasına aykırı yada etki altına alınmış insan beynin gelişmesi yada üzerindeki bu baskıyı kırması adına yazılmış ender bi yazı sayın beyazıt taş'ı tebrik ediyorum

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: