Savaşa Güç Veren Barışseverler(!)
Devlet ve PKK’nin savaşı, şiddeti bir yaşam felsefesi olarak benimsedikleri gerçeği, anlaşmalı ve birbirlerini besleyen bu iki güce karşı aynı anda tavır almayı zorunlu kılıyor. Barışı tehdit eden sadece kaba şiddet değildir. Bir ülkeyi işgal etmenin en büyük şiddet olduğu ve her türlü şiddete de zemin hazırladığı gerçeği, barıştan yana olmanın zorunlu koşulunun, TC’nin Kürdistan’ı işgaline karşı durmak olduğunun kabullenilmesi ve buna uygun davranılmasını gerektiriyor.
Danışıklı savaşın yarattığı tahribatlardan çoğu insan rahatsız gibi görünüyor. Ancak rahatsız olduğunu iddia edenler şiddet ortamının bitmesi için gerçekçi, samimi davranmıyorlar.
Ya devletin işgal kuvvetlerini kutsayarak/şehit edebiyatı yaparak mevcut işgal ve inkâr durumunu olumluyorlar; ya da PKK'ye yaslanarak Kürdlere hiçbir şey kazandırmayan ve Kürdlükle ilgisi olmayan PKK poltikalarına kayıtsız şartsız destek veriyorlar.
Karşıt gibi görünen her iki tutum da sonuçta devlet politikalarına hizmet etmekte, iktidar/rant kavgasında şiddetin devamına katkı sunmakta ve insanların yok yere öldürülmesine zemin hazırlamaktadır.
Gözden kaçırılmaması gereken nokta; Devlete yüklenerek PKK'yi aklamak ile PKK'ye yüklenerek Devleti aklamak arasında özce hiçbir farkın olmadığıdır. Sonuçta her iki tutum da devletin savaş politikalarına hizmet etmektedir.
Şiddete karşı olmak, Kürdlerin doğal haklarından yana olmayı zorunlu kılıyor. Yani ‘ben şiddet ortamına karşıyım’ diyenler, Kürdlerin ulus olmaktan kaynaklanan haklarını koşulsuz savunmadıkları ve gasp edilen hakların iadesi için mücadele etmedikleri takdirde, sürece olumlu bir katkı sunamazlar ve sadece kendilerini tatmin etmeye yarayan “romantik barışseverlik” çemberinde dolanırlar.
Aynı şekilde; PKK’nin devlet ile olan kirli bağını; PKK’nin, Kürdlerin doğal haklarından yana olmadığını ve Kürdlerin ulusal potansiyelinden yararlanarak kendi iktidarı için mücadele ettiğini görmeyenler; PKK’yi savunmak ile Kürdlerin doğal haklarını savunmanın farklı (hatta karşıt) şeyler olduğu ayırımını yapmayarak PKK’nin talepleri ile Kürdlerin ulusal haklarını özdeşleştirenler de barışa değil, savaşa ve devlet politikalarına hizmet etmiş oluyorlar.
Bu insanlar da ‘ezilenden yana, Hümanist’ bir etiketle var olmanın yarattığı psikolojik rahatlamanın ötesinde bir işe yaramıyorlar ve yine devlet politikalarının hayata geçmesine ve başarı kazanmasına zemin hazırlıyorlar.
Şiddete karşı ve barıştan yana olmanın gereklilikleri bellidir; bunlar kişiden kişiye göre de değişmez.
Bunlar;
Barış, savaşa neden olan koşulların ortadan kalkmasını gerektirdiğine göre; bu gereklilik, Kürdlerin, Emperyalist devletler ile yerel sömürgeci devletlerin çıkar ve karar ortaklığıyla gasp edilen devletleşme hakkının iadesi için mücadele etmek ve Kürdistan’daki işgale koşulsuz karşı çıkmakla yerine getirilebilinir.
Kürdlerin ulus olmaktan kaynaklanan haklarını hiçbir parti/örgüte endekslemeden (PKK vasıtasıyla savunmadan ve yine PKK vasıtasıyla mahkûm etmeden) savunmak ve bunun için mücadele etmektir.
Gerekçeleri ve kullandıkları değerler ne olursa olsun, halka karşı şiddet uygulayanlar arasında ayırım yapmadan onları lanetleyebilmektir.
Devlet ve PKK’nin savaşı, şiddeti bir yaşam felsefesi olarak benimsedikleri gerçeği, anlaşmalı ve birbirlerini besleyen bu iki güce karşı aynı anda tavır almayı zorunlu kılıyor.
Barışı tehdit eden sadece kaba şiddet değildir. Bir ülkeyi işgal etmenin en büyük şiddet olduğu ve her türlü şiddete de zemin hazırladığı gerçeği, barıştan yana olmanın zorunlu koşulunun, TC’nin Kürdistan’ı işgaline karşı durmak olduğunun kabullenilmesi ve buna uygun davranılmasını gerektiriyor.
İlginç ve düşündürücü olan, PKK ve PKK politikalarını destekleyen yapıların, barışın zorunlu koşulunu yerine getirmek gibi bir düşünceye sahip olmamalarıdır. Ne PKK ne de PKK politikalarına destek veren oluşumların hiçbiri ‘barış için Kürdistan’daki işgalin son bulması’ gibi barışın zorunlu koşulunu ne dillendiriyorlar ne de yaptıkları gizli/açık görüşmelerde bunu bir şart olarak öne sürüyorlar. Dahası başta PKK, Türk solu ve Türk-İslamcılar olmak üzere politik arenada barış çağrıları yapanların hiçbirinin, barışın tüm koşullarını ortadan kaldıran ve işgale meşruiyet kazandıran ‘Misak-ı Milli’ ile bir sorunları yoktur; hatta 'Misak-ı Milli’ye olan sadakatlerini sık sık dillendirmekten de geri kalmıyorlar.
Hem barıştan yana olmak hem de Misak-ı Milli’yi savunmak gibi bir paradoksu aş(a)mayanların barış söylemi, ya samimiyetsiz, ya da romantik olduklarının göstergesidir.
Birinciler; (samimiyetsizler) barış maskesini takmasına karşın savaştan beslenen, savaşı kalıcı kılmak için çaba sarf eden ve devlet politikalarına bilinçli olarak hizmet eden kişi/kurumlardır…
İkinciler; (romantikler)tek tek olaylardan etkilenen ama bu olayların nedeni olan toplumsal olguları çözümleyecek düşünsel alt yapıdan yoksun, insani tepkilerini çoğu zaman ağlayarak gösteren, gereklerini yerine getirmeseler de samimi olarak barış isteyenlerdir. Romantiklerin samimiyeti ve iyi niyeti barışa katkı yapmaktan çok, barış maskesi takan samimiyetsizler tarafından kullanılmaya yarıyor ne yazık ki.
Bu çerçevede bakıldığında denilebilir ki, Türkiye ve Kürdistan’da “Barış havarisi” kesilenler gerçek anlamda barışın gereklerini yerine getirmiş olsaydı, barış için bu gün bu kadar çırpınmak gerekmeyecekti.
Şiddete karşı durup barıştan yana olanların ve bunun gereklerini yerine getirenlerin sayısı ‘mitinglerde ve medyada boy gösterenlerin aksine’ çok azdır.
Barıştan yana insanların sayıca azlığına karşın, bu konuda umut verici gelişmeler de yok değil!.
İki güçten birine yaslanmayan, barışı sadece silahların susması olarak algılamayan, devletin inkâr, asimilasyon ve işgalinden kaynaklı haksızlığa da hayır diyecek seslerin çıkmaya başlayacağına dair girişimler göze çarpıyor..
Bu olumlu ama henüz tam olarak olgunlaşmamış girişimlerden biri “Benim adıma Öldürme” kampanyası, bir diğeri de Anarşistlerin “Anarşistlerden Herkese”* bağlığıyla yayınladıkları açıklamadaki tutumlarıdır.
Sonuç olarak; barış, savaşa neden olan koşulların ortadan kalkmasıdır. Sadece bugün değil, son yüz yıllık savaş ve şiddetin temel nedeni ise, tartışma gerektirmeyecek açıklıkta olan TC’nin Kürdistan’ı işgalidir. Barıştan yana olmak, işgale karşı olmayı şart koşuyor. Sanıldığı gibi barıştan yana olmak masumca “barış istemek” ya da “her türlü şiddete karşıyım” gibi hümanist söylemlerde bulunmak değildir; sistemi ve onun yerel ayaklarını kökten sarsacak ve barış isteyenin de rahatını bozacak radikal, devrimci bir duruştur. Başka bir deyişle barıştan yana olmak, "Tanrılarla", "kutsallarla" savaşmak gibi zor ve riskli bir duruş gerektiriyor.
*Not: Konu ile bağlantısından dolayı Anarşistlerin basında yer alan yazısı aşağıda aktarılmıştır.
.........................................................................
Anarşistlerden Herkese
Bütün silahlı güçlerin “bizim adımıza öldürdüğünün” farkındayız. Bu nedenle “Benim adıma öldürme” diyen arkadaşları destekliyoruz.
Bizim açımızdan, “benim adıma öldürme” demek, “benim adıma toplumsal kaynaklara zorla el koyma” demek. “Gencecik insanları askere alarak savaşa sürme, onları ölmek ya da öldürmek ikilemiyle karşı karşıya bırakma, sınırın ötesinde ya da berisinde operasyonlar yapma” demek. “Faili meçhul ya da malûm cinayetlerle insanları öldürüp toplu mezarlara gömme, köyleri zorla boşaltma, ormanları yakma” demek. “Bütün bu terörü uygulayıp katliamlar yaparken toplumun huzur ve güvenini sağlama maskesini takma” demek. Ve “benim adıma öldürme” demek, sözüm ona “özgürlük mücadelesi deyip Kürt toplumunun hak ve eşitlik taleplerini iktidar ve egemenlik mücadelesinin aracı haline getirme” demek.
“Bunun uğruna asker ya da sivil insanları öldürme” demek. Biliyoruz ki şiddet tekelini elinde bulundurmak iktidara giden yolun kilometre taşlarından biridir. Örgütlü şiddet egemenlik mücadelesinde belki yararlı olabilir, ancak özgürlük mücadelesine zarar verdiği açıktır.
Aşağıda isimleri yazılı olan biz anarşistler, her türlü şiddet ve savaş kışkırtıcılığını, silahlı bütün güç ve tarafların hayatlarımızı baskı altına aldığı bu şiddet sarmalını kınıyor ve reddediyoruz.
Ahmet Kurt, Çağatay Apaydın, Defne Sandalcı, Gazi Bertal, Hülya Kurt, Kubilay Duru, Mayıs, Murat Yılmaz, Remzi Gürkan, Tayfun Gönül, Ufuk Ahıska, Yavuz Atan, Zelha Cangi.



Yorumlar (12 gönderildi):
Bu nedenledirki bakmissiniz bir gün ezilenden ,sömrülenden ,mazlumdan yana olan bir hareket ,diger bir gün ,hasmini aratmayan cok zalim bir karektere evrilebiliyor.
Dünyadaki bir cok ulusal hareketler bu özzeliklere fazlasi ile sahiptirler.
pkk de bu belirttigim özellikleri fazlasi ile bünyesinde tasiyan bir harekettir.
Düsman ile arasina sinif idelojisine dayali bir fark koymadigi icin,daha dogrusu koyma yetisinde olmadigi icin, bu tür gel ,gittileri yasamasi gayet anlasilir bir durumdur.
Fakat her ulusal harekette oldugu gibi pkk ,ezilen ulusa mensup olmaktan kaynakli "mazlumluluga" soyunmasi karsisinda ,ona biraz daha toleransli davranmaimizi kacinilmaz kiliyor kanatindeyim.
Su olmaz; hem bir taraftan dünyanin her hangi bir ülkesindeki ,her hangi bir ulusal icerikli hareketine destek vereceksin , hemde sira pkk ye geldiginde kili kirk yaracaksin.Buna litaratörde cifte standart denilir.
Dolayisi ile bizlere düsen görev ;kürdistani özelliklerini cuzi bir sekildede olsa tasidigi sürece bu vb. örgütlere destek vermek,onlari gercek ulusal demokratik harekete yaklastirilmalarina etkide bulunmak,bu özelliklerinden uzaklastiklari oranda ise onlara köstek olmaktir.
Renkler sadece siyah ve beyazdan olusmuyor maalesef!Hem marifet reklerin salt dis görünüsünü görmek degil, esas marifet gerektiginde bir uzmanin titizligi ile ,renklerin icindeki ince ayrintilari mercek altina alip onlari ortaya cikarmaktir.
Bir hareketide bu titizlikle degerlendirdigimiz oranda hem kendimiz ile daha barisik oluruz ve hemde kime nerede ve zaman nasil davranacagimizi daha iyi belirleriz.
Her seyin bir iyi ,bir kötü ,bir zayif, bir güclü yani vardir.
Hic bir sey ne tümden iyi olur ve nede tümden kötü.Ararsaniz kötünün icerisinde iyi bir sey bulabilceginiz gibi,cok iyi bildiginiz bir sey in icerisnde kötü bir yan bulmanizda pekala mümkündür.
Marifet bunlari titiz ve sabirli bir sekilde ayirt edip ,isinize geleni alip ,gelmeyeni tutup atmaktir.
Akp Türk/islami/Sömürgeci fasist parti bu gün resmen, sivil fasist bir cunta gibi insanlarimiza adeta kan kusturuyor.Dolaysisi ile pkk ile bunlari ayni kefeye koymak hicte hakaniyetli bir degerlendirme olmaz.
Bu gün Pkk mücadeleyi en geri reformist bir noktaya cekmesine ragmen,Akp nin hala bu fasizan politikada israr etmesinin tek bir amaci vardir;
Oda diger sömürgeciler gibi, Kürdi hic bir kücük olusuma dahi tahamül bile etmek istemedigi icindir.
Yani tabiri caiz ise bu noktada tamda Sömürgeci sinif karekterine uygun bir politika izliyor.
Dolayisi ile , burada sucu pkk vb.kesimlerde arayacagimiza ,Tc sömürgecilerinde arasak daha isabetli bir tutum almis oluruz.
Tamda bundan ötürü kürdistandaki , ister bu günkü tüm sorunlarin ve tabiati ile ezeli sorunlarin adresi olmasi nedeni ile, okun sivri ucunu Tc sömürgecilerine dogrultmamiz yurtsever ve demokrat olmanin asgari ölcüsüdür.
erol göka gibi bir faşistin bir kürt kızının sopontane cümlesini alıp taga çevirerek "benim için öldürme" sözü o duygusal atmosferde çokça alıcısı oldu.
ama aynı tagın bir kaç gün sönrası polis kanireşte bir kadını vurdu. bekledik bu adamlar yine benim için öldürme diye bir tag yapacaklar...poli benim adıma öldürme...olmadı. batman oldu. açıktı ki tavandan giren kurşun panzer kurşunuydu...evet bekledik benim adıma öldürme diyecekler demediler.
peki sözüm ona kendi başlatmadığı bir kampanyayı destekleyen bu arkadaşlar sonraki polis kurşunana neden türk cephesinden güçlü bir dalga gelmediğini söyleyebilirler mi?
işte sahtakarlık budur. pkk kurşununda duygusal atmosferle hemen benim adıma öldürme diye taglar açacaksın. ama polis kurşununda havaya bakıp ıslık çalacaksın. sözüm ona anarşist olduğunu söyleyenlerde kendi başlatmadığı kampanının siyasi ve enkazi sorumluluğuna talip....
Eğer gerçekten kürtleri seviyorlarsa buyursunlar yeni anayasayı değiştirsinler yardımcı olsunlar ülkeyi CUNTA anayasasından kurtarsınlar nerdeyse ERGENEKON un avukatlığı kürt siyasetçilerine kalmış yazıklar olsun kürtler bilinçlendikce bu sahte kürt siyasetçi eliti eriyecektir.
duyduk duymadık demeyin pireyi deve yapmayın...
serhildana çağrı varrrrr...
ne edem ne diyem...
bu belasız başıma neler getirildi nasıl yazam...
anladık hakiki 'kürt' sün...
soyadının 'türk' olması beni hiç ama hiç ırgalamaz...
anan seni doğururken 'türk' olarak doğurdum demedi ki...
baban var ya baban...
hacı sinan ...
sanırım hep onun kabahati...
2 temmuz 1942'de mardin'in derik ilçesi'nde doğduğunda
tuttu seni 'türk' olarak nüfüs memurunun kulağına fısldadı...
beho-ağa deden de baban hacı sinan'ın kulağına ne fısıldadı onu da baban bilir...
hüseyin ibrahim paşa da deden beho-ağa'nın kulağına ne fısıldadı onu da 'lücifer' bilir...
aktif politik hayatın milletvekili ağabeyin abdürrahim türk’ün öldürülmesi ile başladı...
ilk defa milletvekilliği'ne XV. tbmm döneminde (1973) demokratik parti’den mardin milletvekilli olarak seçildin... daha sonra bu partiden istifa ederek chp'ye katıldın...
buraya kadar herşey normal...
amma velakin bundan sonrası ve geldiğin şu aşama çokkkk da normal gözükmüyor 'türk'...
serhildana çağrı varrrrr...
'barış için, toplumsal uzlaşı için, kürt sorunun çözümü için büyük gayret gösteren sayın öcalan’a koyulan tecrit savaş politikasıdır'...diye bağırıyorsun...
sen kürt sorununun çözümü nedir gerçekten biliyor musun...
öc-alan'ın neye doğru öc aldığını kavrayabildin mi...
tecrit nedir biliyor musun gerçekten...
savaş politikası nedir hakikatten kavrayabiliyor musun...
'sayın öcalan’ın barış için rol oynaması için İmralı’ya yürüyeceğiz'diye tilili çekiyorsun...
sen...
'yürümekle yollar aşınmaz diyen' bir adam duydun mu...
hani şu kır atı olan zat...
saçlarında kırarmış 'türk'...
ne edem ne diyem...
'ciddi demokratik başkaldırıyı yaratmalıyız'demişsin...
baş-kaldırıyı anladık da şu 'demokratik' olan şeyi bize bir zahmet anlat...
bulunduğun partide nasıl bir yerde...
yiyorlar mı yoksa adama yediriyorlar mı...
kavun değil ki koklayıp anlayasın değil mi...
serhildana çağrı varrrrr...
kck diye bir şey tuturulmuş gidiyor...
yapmayın beyler 'yamanmış aydınlar' kaka yapmayın...
kaka dereken yanlış anlaşılmasın...
ünlü futbolcu 'kaka' gibi çalım atmayın demek istiyorum yanlışa mahal yok...
serhildana çağrı varrrrr...
neden bu aykırılıklar...
dokunma yarin zülfü teline...
'dokunulsun artık kürt ergenekonuna'...
serhildana çağrı varrrrr...
peki gelmedik...
biz ne oluyoruz...
siz gittiniz...
siz ne oluyorsunuz...
zamanla 'zaman' derdi şifa oluyor...
'türk' amca her yemekten sonra birer tablet alman sonucu bütün dileklerin kabul oluyor...
fırat brusk
NASNAME
Selamlar, saygılar
Nasname
Yorum yaz