Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Gerici Olan Din Mi, Dinciler Mi?

Gerici Olan Din Mi, Dinciler Mi?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image İskenderiye Kütüphanesi

Ziya Gökalp’ten beri Türkçülüğün harcı işlevini gören ve ırkçı anlayışa hizmet eden siyasal İslamcılık gericidir demek; Emperyalizme karşı İslam birliği/dayanışması adı altında (Türk-Arap-Fars sömürgecilerinin politikalarına hizmet eden) Kürd halkının ulusal taleplerinin önüne ümmetçiliği çıkartmak gericiliktir demek; her hangi bir halkı bir bütün olarak inancından dolayı aşağılamak gericiliktir demek; İsrail yönetiminin baskılarını haksızlıklarını eleştirmek yerine, Yahudileri bir bütün olarak eleştirmek ve yaşam hakkı tanımamak (Ahmedi Nejat gibi) gericiliktir demek doğru değil mi?

 berzanboti@hotmail.com

                          

Tahlillerde, değerlendirmelerde ‘öz’ün ihmal edilip ‘biçim’in belirleyici olması hem sağlıklı bir zeminde tartışmamızı engeller hem de eksik, yanlış yargılarda bulunmamıza neden olur. Coğrafyamızda egemen olan biçimciliğin şekillendirdiği düşünce yapısı kavramlara çok farklı anlamlar yüklenmesini sağladığı gibi kavram kargaşasının yaşanmasını da kaçınılmaz kılıyor.

 

Türkiye’nin Batılılaşma serüveninde yaşananlara bakıldığında (hem uygulamalarda hem de sistem savunucularının yargılarında) biçimciliği en kaba haliyle görmek mümkündür.

 

 Batı’nın, insanlığın binlerce yıllık ortak birikiminden yararlanarak yarattığı kültürü bir bütün olarak algılamayan/sindiremeyen Türkiye, ‘özgürlük, demokrasi, bireyselleşme ve insan hakları’ gibi değerlerden arındırılmış bir Batıcılık anlayışının sancılarını/sıkıntılarını yaşıyor hala.

 

Her ilerlemenin aynı zamanda bir gerilemeye de neden olduğu gerçeğini görmeyen, pozitivizmin düz çizgisel ilerlemeci anlayışını yücelterek sahiplenen Türk elitler, Din, giyim-kuşam, ilişki biçimi gibi yerel kültüre özgü olan her şeyi gericilik/tutuculuk ile mahkûm etmeye çalışmaktadır.

 

 Pragmatizm ve pozitivizm, Türkiye Cumhuriyetinin düşünsel dayanağını oluşturan temel anlayıştır. Bu anlayışın somut getirisi olmayan insani değerleri göz ardı etmesi doğaldır.

 

 İlerlemenin ölçütü olarak sadece teknoloji, ekonomi ya da Borsa endeksi veri alındığında yerel olan değerlerin ‘tutuculuk’ olarak görülmesi kaçınılmaz olur. Kemalist elitin, halkın doğal olarak yaşadığı inancı gericilik olarak nitelemesi, onların, politik alana taşıyarak ve baskı yönetimlerinin bir aracı yaparak inanca gerici bir nitelik kazandırdıkları gerçeğini görmemize engel olmamalı.

 

 Yaşanan toplumsal olaylara baktığımızda, (özellikle de Kürd sorununda) biçimce ‘modern’ olanların gericilikle suçladığı kesimden çok daha gerici olduğu rahatlıkla görülür. Bu nedenle biçime bakmadan, gerici/tutucu nitelemelerini inançların kendisine (kapalı haline) değil toplumsal sorunlarda oynadıkları rolde kullanmak gerekiyor.

 

 Başta Hıristiyan ve İslam olmak üzere hemen hemen bütün inançların değişik yer – zamanda ve değişik toplumsal olaylarda hem gerici hem de ilerici rol oynadıkları göz önüne alındığında, gericiliği inançların kendisinde aramak yerine uygulanma şekillerinde aramamız gerektiği ortaya çıkar.

  

                     İskenderiye Kütüphanesini Kim Yaktı?

 

 Yaklaşık bin altı yüz yıl önce meydana gelmiş bir olayın hala tartışıyor olmasını biçimci anlayışın çözümsüzlüğüne bağlamak gerekiyor.

 

 İskenderiye’de, İnsanlığın ortak bilgi birikiminin en önemli toplanma merkezi olan kütüphaneyi de içinde barındıran müze, aynı zamanda bilimsel çalışmaların yapılabileceği botanik bahçesi, anatomi salonu ve rasathaneye de sahipti. Kütüphanenin yakılması, tüm insanlığın ortak kaybıdır kuşkusuz.

 

Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında hala devam eden, ‘kim yaktı, nasıl yaktı’ tartışmaları, karşı tarafı mahkûm ederek kendini olumlama amacını güttüğü için yakmaya neden olan gerici anlayışı görmek ve onu aşmak zorlaşıyor. Toplumsal olayların değerlendirilmesinde egemen olan biçimcilik bu anlayışta da kendisini gösteriyor.

Toplumumuzda hala geçerli olan ve olayın magazin-polisiye yönünü ön plana çıkaran yaklaşımlar, doğru yargılarda bulunmamıza engel oluyor.

Kütüphaneyi kim, nasıl yaktı sorularına bulacağımız cevaplar olayın özünü anlamamıza katkı sağlamaz. Bu sorular yerine, neden yakıldıya cevap arayışı içinde olmak gerekir.

  Dönemin hükümdarı Ptolemaeus, bilgiye verdiği önem yanında eski inançlara gösterdiği saygı gereği onları da koruma gereği duyuyordu. Bu amaçla somut varlıklara inanan farklı yerel inançlar da kütüphanede yer bulabiliyordu. Umberto Eco, ‘bütün bilgiler kutsal kitapta mevcuttur, bu nedenle diğer kitaplara gerek yoktur’ değerlendirmesini yaparken olayın özüne yöneliyor.(Umberto Eco’nun, Yorum ve Aşırı Yorum adlı denemesinden)

 

 Burada kütüphaneyi Hıristiyanların veya Müslümanların yakması önemli değildir, neden yakıldığı önemlidir.

 Her şey ve mutlak doğru olarak kutsal kitapta yazılıysa, diğer kitaplar ya aynı şeyleri tekrarlamaktadır ya da yanlış bilgiler içermektedir. Aynı şeyler tekrarlanıyorsa gereksizdir, yanlış şeyler yazılıysa günah işlenmektedir. Her iki durumda da yakılması gerekir. Yakma nedeni buysa, insanları yakmaya yönelten düşünce, bilim-bilgi düşmanlığına dayandığı için gericilik nitelemesini hak ediyor.

 Yaşamın tüm alanlarına dair doğruların söylenmiş olduğunu iddia etmek, sürekli hareket ve değişim içinde olan toplumların değişimden kaynaklı yeni bilgi ihtiyacını giderme çabasına engel olmak demektir. Bu engelleme toplumsal pratikte kendini gösteren gericiliktir, tutuculuktur.

 

Engellemenin, belli dönem ve olaylarda görülmesi, gerek Müslümanlık gerek Hıristiyanlık gerekse diğer inançlara mensup insanların yeni bilgilere açıklığı ve bu amaçla çalışmalar yapmış olmaları gerçeğini görmemize engel olmamalı. Bu ikili tutum, inançlara yönelik kalıcı bir ‘ilerici-gerici’ nitelemesi yapmamamız gerektiğini, söz konusu inançlara mensup kişilerin toplumsal konumlanışı ve olaylar karşısında aldıkları tutumla sınırlı bir değerlendirme yapmamızın doğru olacağını gösteriyor.

 

 Bu değerlendirmelere rağmen, egemenlerin dinden yararlanmasına yönelik eleştirilerimizi ‘inanca saygısızlık, dinimize saldırı’ şeklinde değerlendirilerek yaygara koparılması art niyetli ve aynı zamanda da insana, bilgiye, doğruya karşı yapılmış bir saygısızlıktır.

 

Ziya Gökalp’ten beri Türkçülüğün harcı işlevini gören ve ırkçı anlayışa hizmet eden siyasal İslamcılık gericidir demek; Emperyalizme karşı İslam birliği/dayanışması adı altında (Türk-Arap-Fars sömürgecilerinin politikalarına hizmet eden) Kürd halkının ulusal taleplerinin önüne ümmetçiliği çıkartmak gericiliktir demek; her hangi bir halkı bir bütün olarak inancından dolayı aşağılamak gericiliktir demek; İsrail yönetiminin baskılarını haksızlıklarını eleştirmek yerine, Yahudileri bir bütün olarak eleştirmek ve yaşam hakkı tanımamak (Ahmedi Nejat gibi) gericiliktir demek doğru değil mi?

Bu değerlendirmeleri ‘dine saldırı’ olarak göstermeye çalışanların samimiyetlerinden kuşkulanmak haksızlık olur mu?

Yorumlar (8 gönderildi):

Ali Amedi .. 20 May, 2008 06:07:56
avatar
Ümmetçiliğe bu kadar kötü bakacağınıza hiç akıl terazisinde tartmadınız. Nedense bütün ırkların ulusalcıları ümmetçiliğe ateş püskürüyorlar. Nedir ümmetçilik, ne değildir? Hiç aklı selimle tartışmadınız. Ulusalcılık değil midir ki insanları bölük pörçük eden? Irkçılığa, faşizme kapı aralayan ulusalcılık değil midir? Bütün insanların bir arada kardeşçe yaşamasını sağlayan bir düşünce sistemi gerekli değil midir? Uluslar arası sevgi ve dayanışmayı, adaleti, insanların ortak değerlerini ayakta tutan bir anlayış gerekmiyor mu insanlara? Nedir bu düşmanlık? Neden bizim ırkımızdan olmayan insanları sevmeyelim? Hiç bir suçu günahı olmayan anasından Arap, Fars, Türk, Yunan, Alman vs doğan insanlarla beraber yaşama imkanı neden olmasın? İnsanlığa sunacağımız evrensel yaşam projemiz neden olmasın? Hani eskiden bu projeyi sosyalizm veya komünizm sunardı? Ne oldu, sosyalizm ve komünizm ulusalcılığa mı indirgendi? Soyalizm ulusalcılıktan medet mi umuyor? Ulusalcılık ırkçılıktan ne kadar uzak? Ulusalcılık yeni bir şey mi ki ilerici olsun? Bu gün ulus devletlerin sınırlarını çizen kimler? Neden bölündük? Neden daha da bölünmemizi istiyorlar?
ali sönmez .. 20 May, 2008 07:29:44
avatar
Bu yazıyı okurken aklıma bir hadise geldi;

Şam illerinde ticaret yapan sahabenin biri o zaman Medine de bilinmeyen yağla yanan çırayı getirir mescidi aydınlatır. Tabi bundan önce ateş yakıldığı için bir kaç defa mescidin tavanı yanmış ve islenmiş.
Bu sahabe bu derde deva için bu çırayı Rum illerinden Medine şehrine bu sorunu çözmek için getirir.
Mescide ki sahabeler buna karşı çıkar. Biz ehli küfrün yaptığı bir şeyi almayız derler. Onların ışığını mescidimize sokmayız derler.
Olay Hz peygambere intikal edince; gelir bunu getiren sahabeye der ki; ALLAH SENİN KABRİNİDE BU ŞEKİLDE AYDINLATISIN.

Ne zaman aziz nesin vari bir yazı okusam bu hadise aklıma gelir. Gerici olan İslam değil İslami kendi anladığı pencere dışında pencereleri kapatan kişilerdir. Her yeni gelen yeniliği ve icadı GAVUR İCADI diye dışlama aslında yeni değildir. Ama İslam’ın buna tavrı da nettir peygamberin şahsında.


İslam’ı kesimlerin dıştan gelen fikir akımlarını kendi süzgecinden geçirirken İslam terazisini kullanmaları gayet doğaldır. İndirgeme nasıl ki karşı tarafta: gericilik din olarak anlaşılmış ve dine karşı bir reaksiyona dönüşmüşse, aynı şekilde dindar da: gelen fikirlerin din karşısında ki konumlandırmasına bakmıştır. Bunu iki taraflı tahlil etmek varken sürekli günah keçisinin İslam’ı taraf olması manidardır. Samimiyet testinin sürekli bir taraf için çalıştırılması karşı tarafı rahatlatsa da aslında yanıltıcı bir rahatlıktır.

Dini anlama ve yaşama gayreti dindarda samimiyet olarak tezahür ederken dinden yararlananlarda ise itici ve sırıtan bir libas gibi duruyor. Eşyanın tabiatı samimiyete her zaman ön koltukları boş bırakmak zorunda kalmıştır. Bu ister devlet, ister cemaat bazında olsun samimi olanla olmayanı mahşeri vicdan hemen tanımaktadır.

Ümmeti başkasının hakkını gaspa perde yapan dine en büyük yalanı söylüyordur. Sizi bir anadan ve bir babadan yaratan rabbiniz siz bir birinizi daha iyi tanıyasınız diye kavimlere ayırdı. İyi bilin ki en iyiniz en takvalı olanınızdır. Dinin kavme ve milliyete bakışı buyken kendi faşizan düşüncelerini dine sarmalayıp haksızlığa paranda olarak kullanan kim varsa kaziptir.

Öte yandan milli menfaat ideali uğruna hiç değer tanımadan, tüm değerleri bu değer için kurban edilmesi gereken objeler olarak görmede hiçte birinci cinayetten geri kalır yanı yoktur diye düşünüyorum.

Türkiye özelinde düşündüğümüz zaman: rejimin karakteri faşist bir karekterken bu fasişt karakteri dine mal etme o rejimi kurgulayanların arzulayacağı bir şeydir. Tuzağa düşülmüş demektir. Artık bu yanlışı yaptığımızı da kabul edelim. Din ile dindarı, din ile devleti ayırıma tabi tutmadık. Tüm yumurtları bir sepette telef ettik. Bu itiraf bize çok şey kazandıracaktır.

Yorumun bazı yerleri cevap bazı yerleri ise paralel düşünceye bir katkı olarak düşünün.
selamlar...
Feyzi Acikgöz .. 20 May, 2008 08:10:17
avatar
Valla ben diyemki gerici olan din degil ,dincilerdir. Bu konuda tahsilsiz oldugumda biraz saf kalbimle iki söz yazayim. Bak bana size bir basimdan geceni söyliyem.Gecenlerde senelerce önce görmedigim ve surgunlerde deli olan can yoldasimi görmeye gitmek istedim.Önce kurban oldugum deli arkadasima telefon edip onu ziyarete gitmeyi dusundugumu dile getirdim .Deli arkadasim ziyaretime cok sevindi cunku her ögradigimda D.Bakir zubulhanesi gibi evinde zubul toplatilir ve evden yatilmasi icin kendisi temizlemedigi icin ben temizlerim.Temizlerkende her bir kagit parcasini cöpe atmadan önce arkadasima sormam gerekiyor cunku her kagita 1980 yilin juntasinda yani D.Baki askeri cezaevinde önemli hatirlari yazili oldugunu ileri surer ama gercekten öyle bir sey yok yalniz evine getirdigi bos kazete ve reklam kagitlari kutsal kagit olarak toplar ve evi cöphaneye dönusturur. Her bes yilda bir kez görme imkanlarim olur deli can arkadasima ve her ziyaretine gittigime bes yil öncesinde temizledigimden beri temizlenmedigi evini tekrar ustaca ve titizlikle arkadasimin istedigi sekilde sorarak temizlerim evini.
Eskiden komunist iken musluman olan arkadasima " Muslumanlik temizlik demek " oldugunu " sorunca oda savunmaya gecer evinin sadece emperyalisme karsi calismada is yeri olarak kulandigini söyler.Ama bir muslumanin is yerinde temiz olmasi gerektigini sorunca oda savunma yerine bana bagirip cagirir.
Makalenize cevap olarak bu olayi aydinlatmis olurken ama su anda ikinci sorunumuz cikmiz deli musluman arkadasimla.
Can arkadasimi ziyaret kiz arkadasimla gidecegim söyleyince ziyaretimi "haram" ve "zina"oldugundan dolayi Mufti ye sormasi gerektigini ayrica sakal birakmami ve gunde bes vakit namaz kilmami ileri surdu.Bende onu ziyareti erteledigimi söyleyip telefonu kapatim.Arkadas herhalde hic kadin yuzu görmediginden olacakki yanimda kadin arkadas var oldugu anlayinca kendisi ertesi gun bana telefon edip Mufti evine evli ve nikahli olmiyan kadin arkadasimin evini ziyaret edebilcegini ve bes yildan temizlenmemis evini piril piril temizledigini ve beni ve kiz arkadasimi bekledigini söyleyip telefonu kapati.
Sayin yazara sorum : Deli arkadasim evine gidip gitmemi veya gidersem kiz arkadasimin basina gelecek olay olabilirmi ?
Simdiden cevabiniz icin tesekurler
Feyzi Acikgöz
Adil .. 20 May, 2008 10:35:19
avatar
Ümmetçiliği ulusalcılığa karşıymış gibi göstermek bence yanlış, ulusalcılık ırkçılığa dönüşmediği sürece islami açıdan meşrudur,ümmetçiliği islam ülkeleri birliği projesi şeklinde algılamak lazım, birlik içinde her ulus otonom şekilde yer alır,her ulus kendi bayrağı marşı v.s. ile temsil edilir, bu projeye karşı çıkmanın bir anlamı olamaz bence, selamlar...
Berzan BOTÎ .. 21 May, 2008 12:25:00
avatar
Sayın Ali Amedi,
Yazıda, kavramlara yüklenen yanlış anlamların yarattığı yanlış anlamalara özellikle vurgu yapılmış ve bundan kaçınılması gerektiğine işaret edilmiş.
Ulusal sorunu olmayan egemen ulus ulusalcılığının vardığı ırkçı-faşist nokta ile ulusal varlığı inkar edilen bir halkın ulusal taleplerini aynı potada eritmek haksızlık olur diye düşünüyorum. Kürd halkının mevcut sorununu evrensel değerlerden soyutlayarak katı bir milliyetçi anlayışla savunmaya ben de karşıyım. Ümmetçilik, sosyalizm, liberalizm veya başka bir dünya görüşünün Kürd halkının ulusal taleplerinin önüne konulup, her halkın sahip olduğu haklardan sadece Kürdlerin mahrum bırakılması haksızlıktır diyorum. Çünkü Kürd halkının ulusal talepleri , ‘Ben insanım ve insani değerlere sahibim’ diyen herkesin tereddüt etmeden savunması gereken insani bir taleptir aynı zamanda. Bu değerlendirmelerden, ulusalcılığı savunduğum sonucunu çıkarırsanız haksızlık olur. Evrensel olanı önemsemeniz ve halklar arasında ayırım yapılmaması gerektiğine dair düşüncelerinize katılıyorum. Eleştirimin Türk-Arap ve Fars halkına yönelik olmayıp, onların egemen sistemlerine yönelik olduğunu bir kez daha söyleme gereği duyuyorum. Sizin siteminiz de, halkların kardeşliğinin gereklerini yerine getiremeyen egemen devletlerin ümmetçilerine, sosyalistlerine, liberallerine olmalı diye düşünüyorum…
Hasan Brusk K. .. 22 May, 2008 12:13:47
avatar
Sayin Boti sekilcilik-bicimcilik baglaminda kelime ve kavramlarin yanlis kullanilmasini kavram kargasini anlatiyorsunuz. Geri-gerici kavraminin anlamini ve nicin kullanildigini da somut bir sekilde anlatsaydiniz bence mevzu cok daha vuzuha kavusurdu.Iddia odur ki bir fenomen var ve bu fenomen 1400 yil onceye aittir. oyleyse geridir. ve iste bu 1400 yil once ki fenomeni yasayan yasamak isteyen arzu eden her kimse o kisi gericidir.
soylenen iddia edilen budur. Bu caga ait insan yani modern insan, son derece gelismis sofistike ve neredeyse herseyi izah eden ve herseye care bulan tekoloji, bilim felsefe vs karsisinda nasil olurda 1400 sene oncesine gider 1400 sene oncesine takilir, careyi cevabi izahi modeli 1400 sene oncesinde arar. goruluyor ki takiliyor oyleyse gericidir. mantik bu kadar basittir. ona gore.
insanlik tarihinin hangi diliminde hangi zamanda ortaya cikarsa ciksin bir hakikat bir olgu o tarih ve zamana hapsedilemez. tarih/zaman bir kriter bir kistas degildir. Din iddiasiyla davasiyla fonksiyonu ve hedefleri ile vs bir butundur. Ortaya ciktigi zaman bu zamanin sartlari, bir surecin sonu bir diger surecin basi olamsi bakimindan elbette oenmlidir. ancak bir basina deger muhakeme yargi sebebi olamaz.
gericilik bir sekilde mumkun ki o da putperest/cahiliyye anlayisinin bugune getirilmesi.
yani yazinizda bence bu geri/gerici tanimi eksik kalmis.

Brez Boti, dini ve dinin kavramlarini dini olan hemen herseyi her zaman manipule eden istismar edenler olmustur olacaktir. musahhas binlerce ornek verilebilir. ve bundan da en cok dindarlar darbe yemektedirler, aci cekmektediler, magdur olmaktadirlar.gelin gorun ki suclananlar da yine onlardir. basortusu/turban mesleesini dusunun lutfen isin istismarini yapanlar ile magdur olanlara bakin bir de suclananlara bakin.

yaziniz munhasiran dine degil hemen her fikir doktrin ve ideoloji ile irtibatlandirilip genisletilirse ki genisletilmeilidir ozu itibari ile dogrudur. ahmedinejad ornegi bence biraz populist bir yaklasim. dogrudur ama populisttir gene de. miadi dolunca gidecektir ve bir baska talihsiz bulunacaktir onun yerine. ama oyle ama boyle malzeme sikintisi cektirmeyecek birileri mutlaka bulunacaktir. bulunamazsa yaratilacaktir.
Diger taraftan bir Enver Ibrahim kimsenin aklina bile gelmez cunku populer medya ilgilenmez. keza zamaninda Alija Izzetbegovic (RhA)de populer medyada yer verilmezdi, cunku islama sasi bakan zihniyet isine yarayacak malzeme bulamazdi onda.

islamcilik denen gorusu de turkculuk ile irtibatlandirmaniz bence bir baska fahis hata. musluman turklerdeki sovenizmin mensei islamcilik degildir. o yuzden turk-islam sentezci yaklasimi her firsatta islamci olmadiklarini ilan ederler. bazi megalomanlari ve zorlama yorumlarla ortaya cikan istisnalari lutfen gozardi ediniz islamciligi anlamak istiyorsaniz.
herneyse...

Berzan Boti onemli bir kalemdir.
dusunen ureten en onemlisi sloganci reaksiyoner olmayan bir kalemdir.
cok farkli yerlerde bulunsak da, fikirlerine her zaman katilmasam da ve bazi yorumlarini biraz naif bulsam da Kurd intelijansiyasinin bir kazanimidir.
kaleminize kuvvet Brez Boti...
slav u rez.

Sayın Karaduman, tartışmaya olumlu katkınız için öncelikle teşekkür ederim. Çok farklı yerlerden de baksak aynı insani kaygılara sahip olduğumuz bir gerçek ve bence her şeyden önemli olan da budur. Kalıpların, biçimin esiri olmamamız gerektiğini farklı yazılarda ısrarla dile getiriyorum. Bu eleştiri her kesim (kendimi de katarak) için geçerlidir diye düşünüyorum. Takdir edersiniz ki, her yazıda kendimizi sınırlamak zorunda kalıyoruz, bu yönüyle 'eksik' eleştirinize katılıyorum. Ancak insan düşüncesi bir bütün olarak değerlendirilmelidir; burdaki yaklaşımımı, eleştirimi belli bir kesimle sınırlı tutmadığımı genel bir sorunumuz olduğunu değişik yazılarda ifade etmeye çalıştım. İleri- geri kavramlarına gelince... Ben pozitivist ilerlemeci anlayışa karşı duran biriyim. Bence en basitinden, hem insan hem de toplum açısından ilericilik, bulunulan durumdan (ahlaki değerleri de kapsayacak şekilde) daha iyi bir duruma gelmenin ve bu amaçla çabalamanın kendisidir. Gericilik te, Değişim ve gelişimin önünde set oluşturmaktır. Bu açıdan bakıldığında ve yazının bütünlüğü göz önüne alındığında, İslam veya başka bir inanca yönelik" gerici" nitelemesinin yanlış olduğunu, gerici olanın bazı uygulayıcılar olduğuna dikkat çekmek istedim. Sayın Ali Sönmez'in yorumu, eksiklerimi tamamlar niteliktedir. Aynı şeyleri tekrarlayarak zamanınızı almayayım. Bazen çarpıcı örnekler gerekiyor. Ahmedi nejat örneği de öyledir, onun şahsında bir inancı mahkum etmeye kalkışma kurnazlığı yapmadım. Zaten yazının bütününde, özellikle bundan kaçınılması gereğine vurgu yaptım. Bu nedenle popülist, naif değerlendirmeniz biraz haksızlık gibi geldi bana. Güzel paylaşımlar, katkılar olduğu sürece böyle küçük haksızlıklar insanın zoruna gitmez. Yazı, katkı ve eleştirileriniz için sağolun... Berzan BOTÎ
Berzan BOTÎ .. 22 May, 2008 12:36:07
avatar
Sayın Ali Sönmez,
Çok farklı yerlerden bakıp aynı sonuca/doğruya varmak, nesnel yaklaşımın ve samimiyetin göstergesidir diye düşünüyorum. Yazdığınız gibi, geçmişte hem pratikte hem de değerlendirmelerimizde bir çok hata yapttık, her kesim az çok bu hatadan pay aldı. Bu hataların yarattığı ayrışma sadece sisteme yaradı. Temel hatamız, bir inancı bir kuramı değerlendirirken çıkış noktamız olumsuz kişi/kurumlar oldu hep. Bu yazıda (ki daha önce de farklı yazılarda bu açmazımıza, yanlışımıza vurgu yapmaya çalıştım)sistemin kurduğu tuzağa düşmemek ve olumsuz örneklerden yola çıkıp inançları mahkum etmemek gerektiğini işlemeye çalıştım.Benim duru olmayan anlatımım ve yanlış anlamaya sebep olabilecek eksikliklerimi, öz ve açık yorumunuzla gidermiş oldunuz. Bu güzel katkınız için teşekkürler...
jalal .. 22 May, 2008 04:22:37
avatar
ulusallaşma süreci gerilerde kaldı..bu süreç fransız ihtilaliyle başladı..birçok imparattorluk esen sert ulusalcılık kasırgasında unufak oldu..kürd halkı ancak ikiyüzyıl sonra bunları tartışıyor..dünya bu süreci gerilerde bıraktı..artık başka şeyler tartışılıyor dünyada..diğer taraftan ümmetçilik de zannedildiği kadar umut vadeden bir durum değil..diğer müslüman ülkeler her fırsatta kürdlere kan kusturmuyorlar mı?gerekirse kürtlere karşı ittifak kurmuyorlar mı?şii islamı arap islamı gibi saçmalıklar varken ümmetleşmek bence hayal..devletler aşırı pragmatist..kendi bekası için dini de satar müslümanı da..zaten yıllarca ali şeriatinin dediği gibi egemenler kendi faşist saçmalıklarını din olarak halka yutturmuyorlar mı?"dine karşı din" tezinden bahsediyorum..eniyisi bakalım dünyanın efendileri,kürtler için neyi uygun görecekler..hangi rolleri yeniden dağıtacaklar..

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin