Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Batman’da PKK’nin İkinci 'İhanet' Atılımı Batman’da PKK’nin İkinci 'İhanet' Atılımı ================================================================================ Berzan Botî on 06 Aug, 2010 12:50:00 PKK’nin 1978 yılında yayınladığı “doğru Yolu Kavrayalım” adlı broşürün amaç ve içeriği ile 24 Temmuz 2010’da “KCK Yüksek Adalet Divanı” adıyla yapılan açıklamanın amaç ve içeriği bire bir örtüşüyor. Kavramların anlamını değiştirme veya kavramları üretme(!) noktasında sıkıntı yaşamayan ve sınır tanımayan PKK, Hem “doğru Yolu Kavrayalım” Broşüründe hem de “KCK Yüksek Adalet Divanı” açıklamasında farklı kavramlar ve tanımlamalar kullansa da, özünde tek bir kesimi hedef alıp açıkça tehdit ediyor. Bu kesim ulusal soruna duyarlı ve PKK hegemonyası dışında kalan Yurtsever/demokrat/devrimci Kürdlerdir; iradesini PKK’ye teslim etmeyen onurlu Kürdlerdir. Otuz iki yıl aradan sonra PKK’yi bu çirkin tutuma iten en önemli neden, gelişmekte olan ulusal-demokratik bilinç ve bu bilincin PKK dışında örgütlenmelere doğru hızla ilerlemesidir… PKK’nin, toplumsal hafızayı zayıflatarak Kürdistan tarihini kendisiyle başlatma yalanından/yanılsamasından etkilenmeyen insanlar çok iyi biliyor ki, 1978’li yıllar Kuzey Kürdistan’da ulusal bilincin gelişmesi açısından özellikli bir dönemdir. Birçok Örgüt/partinin olduğu ve yenilerinin de sürekli eklendiği söz konusu döneme, ‘Kuzey Kürdistan’da aydınlanmanın ve ulusal bilincin geliştiği dönem’ demek abartı olmasa gerek. Böyle özellikli bir dönemde piyasaya sürülen PKK, misyonu gereği ulusal hareketleri önce tehdit devamında fiili saldırılarla sindirmeye/yok etmeye çalıştı. Yine 78’li yılların dikkat çeken başka bir yanı da, PKK’nin çeşitli gerekçeler üreterek geniş/büyük ve toplumda etkili olan aileleri bir bütün olarak hedef alması ve saldırmasıydı. Hem ailelere, hem de örgüt/partilere karşı saldırıya geçen PKK’nin mesajı çok açıktı: “Ya bana itaat edeceksiniz, ya da yok olacaksınız” Uzun süreden beri “tek ses” ve “tek güç” olarak Kürdistan’da her türlü tahribatı yapan PKK, eleştiriden ve sorgulanmaktan muaf olmanın yarattığı avantajı devlet lehine en iyi şekilde kullandı. Son zamanlarda ulusal eksenli hareketlerin (kimi yeni, kimi de yeniden) ortaya çıkarak örgütlenmesi, PKK’nin içinde bulunduğu çirkin ilişkilerin sorgulanmaya başlanması hem PKK’yi hem de ona varlık kazandıran karanlık güçleri fazlasıyla rahatsız etti. Bu rahatsızlık onlara, 32 yıl önce hayata geçirdikleri ve (maalesef) başarılı oldukları ihanet projesini güncelleştirerek(!) ikinci kez uygulamaya koyma cesareti verdi. KCK’nin çirkin tehdidinden hemen sonra Batman’da dört yurtsever/demokrat insanın katledilmesi tesadüf olmadığı gibi üç kardeşin büyük/geniş bir aileden olması da tesadüf değildir. Aksine PKK’nin 32 yıl önceki stratejisinin bu gün yeniden hayata geçirilmesidir. Artık PKK’nin niteliğini, kime hizmet ettiğini tartışmak bile abestir. İhanetçi kimliği defalarca tescil edilmiş olan PKK’nin Kürdistan halkının ulusal-demokratik haklarının taşıyıcısı olmadığı, aksine bu hakların talep edilmesini sağlayan ‘ulusal bilincin yok edilmesi’ işlevini yerine getirdiği aşikârdır. Buna rağmen PKK veya onun piyonlarıyla ortak platformlarda bir araya gelmek, birlikte hareket etme ihtimalinden söz etmek, PKK ihanetine meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. PKK ilk ihanet hamlesinden bu güne kadar geçen 32 yıllık sürede, kendisiyle hiçbir platformda ve hiçbir şekilde hareket edilemeyeceğini/edilmemesi gerektiğini defalarca gösterdi. PKK’nin bütün olumsuz göstergeleri bir tarafa atılsa bile, Abdullah Öcalan’ın 1992’de Serxwebun dergisinde yayınlanan düşünceleri tek başına “PKK’ye hayır” demek için yeterlidir. Öcalan söz konusu açıklamasında PKK dışındaki hareketlere nasıl bir rol biçtiğini ve onlarla hangi koşullarda “birlikte” olacaklarını çok net ve küstahça ortaya koymaktadır: “Bir Kürt Particiliği, PKK’sız veya PKK’yı karşısına alması durumunda yerle bir olur” (Serxwebun, Eylül 1992) Öcalan’ın bu açıklamasında PKK dışındaki Örgüt/partilerin hangi koşullarda var olabileceklerini gösteriyor; ‘Ya PKK’nin güdümünde ve aklayıcıları olurlar, ya da yaşayamazlar.’ Ne yazık ki bu anlayışa rağmen bazı Kürd/Kürdistani hareketler farklı zamanlarda farklı gerekçelerle PKK ile bir araya gelme ve ortak hareket etme gibi hayallere kapılabildiler… 7-8 Ağustos’ta başlayacak olan DTK’ne (Demokratik Toplum Kongresi) Kürd politik çevreleri ile STK’lar (Sivil Toplum Örgütleri) davet ediliyor! Kürd muhalefeti, PKK ihanetini onaylama (katılma) ile kişilikli bir politika izleme (katılmama) seçenekleriyle karşı karşıyadır. Duyarlı insanların beklentisi Kişilikli bir politikada karar kılınmasıdır.. Kürd politik çevreleri PKK’ye boyun eğerek ihanetin bir parçası, en azından aklayıcısı olmak istemiyorlarsa iki şeyi acilen yapmak zorundadırlar.. Birincisi; KCK tehdidini ve Batman’da dört yurtseverin katledilmesini amasız, fakatsız bir şekilde lanetleyecekler.. İkincisi; DTK'ne kesinlikle katılmayacaklar ve gerekçe olarak ta PKK’nin ihanetçi çizgisini/misyonunu dillendirecekler… PKK 32 yıl önce Kürdleri tehdit ederken, geniş ailelere ve politik yapılara saldırırken gereken tepki gösterilseydi, bunca tahribatına rağmen bugün ikinci kez bu ihanet stratejisini hayata geçirme pervasızlığını gösteremezdi. Devletin tüm desteğine karşın geçmişte PKK’ye karşı dik durulabileceği gösterildi; cesur ve Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerinin savunulmasında kararlı olanlar bu gün de bu duruşu sergileyebilirler… Bu duruşu sergileme becerisi/cesareti gösteremeyenlerin “uzlaşma kültürü”, "yapıcı olmak” gibi kaçışla ve boyun eğişle eş anlamlı kavramlara sığınması hiç te inandırıcı olmayacaktır. PKK yapısı ve misyonu gereği herkesi seçime zorluyor... Bu seçim, ya boyun eğmek (devlet politikalarına, Kemalizm’e hizmet etmek) ya da kararlı ve cesur olmaktır. İkinci seçenekte karar kılmak, PKK’nin içinde bulunduğu düşkünlüğü, çirkinliği açıkça dillendirmek/lanetlemek ve ulusal-demokratik talepleri koşulsuz savunmaktır. Bu duruşu sergileyemeyenlerin ne politik ne etik ne de başka bir alanda "akıl hocalığı" yapma hakları yoktur; yapsalar da inandırıcı olmayacaklar ve sadece kaçışlarına, korkaklıklarına kılıf arayışı içinde olduklarını itiraf etmiş olurlar... 6 Ağustos 2010 berzanboti@hotmail.com