Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Kürdlere Karşı Oluşan Ortak Cephe Ve Nedenleri

Kürdlere Karşı Oluşan Ortak Cephe Ve Nedenleri

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kürdlere Karşı Oluşan 'Değersiz' Cephe Devletçidir! Berzan BOTÎ

Dincilerin ümmetçiliğe, liberallerin globalleşmeye ve ‘sosyalistler’in de sınıf dayanışmasına/çıkarına sığınıp Kürdistan halkının doğal/insani taleplerini birlikte reddetmelerini, açık/gizli devletçiliklerine ve devletin yarattığı (değer içermeyen) araçların oluşturduğu ortak çıkara, ortak korkuya bağlamak dışında mantıklı, anlaşılır bir gerekçe bulunamaz












 

Toplumların ilk yaşam biçimlerinde doğal/fizyolojik olanın dışında bir iş bölümünün olmaması ve maddi yaşam koşullarının tekdüzeliği/benzerliği, toplumları/toplulukları homojen kılıyordu.Toplumsal gelişmeyle paralel olarak heterojen bir yapıya doğru sürekli bir evrilme yaşandı. Bu nedenle günümüz toplumlarında mutlak bir homojenlikten söz etmek olanaklı değildir artık.

Toplumlardaki farklılıkların boy göstermesi, farklılıkları bir arada tutacak yeni ortaklıkların üretimini de beraberinde getirdi: Dayanışma, özgürleşmek için birlikte mücadele, ulusal bilinç, sınıf bilinci gibi. Ancak toplumu bir arada tutan ve bir nevi harç görevi gören bu yeni toplumsal ortaklıkların hepsine “değer” yükleme olanağı yoktur. Bazı ortaklıklar veya ortak hareket etmeyi sağlayan faktörler değer içermediği gibi, değer harcayan ve insanı, türüne ve kendisine yabancılaştıran özelliklere sahiptir; çıkar birliği, korkunun neden olduğu zorunlu birliktelikler, sömürü ortaklığı gibi…

Bir baskı aracı olarak ortaya çıkan ve sömürüyü yasalarla meşrulaştıran devlet, gerçek anlamda değer üretmek yerine değerleri içeriksizleştirerek veya yanılsamalı bir ortam yaratarak kendi sınıfsal/ulusal çıkarlarını koruyacak şekilde toplumu bir arada tutacak, aidiyet duygusunu geliştirecek enstrümanlar geliştirdi; geliştirdiği yeni araçlara sanki değer barındırıyormuş gibi bir anlam yükledi. Ve ne yazık ki egemenler bu konuda genel olarak başarılı oldular bugüne kadar.

Devletin değer barındırmayan araçlarına, bilim ve felsefedeki ilerlemenin etkisiyle gelişen toplumsal bilinç, özgürlük talepleri, kısmi de olsa bazı değerler kattılar. Bu kısmi, eklektik ve zoraki değerlerin gerçek değerlere dönüşmesi, egemenlik amaçlı kullanılma ihtiyacı ortadan kalktığında ancak olanaklı olur tam olarak. Buna rağmen, zoraki ve sınırlı da olsa bu değerlerin varlığı, hiç değer barındırmayan ve yanılsamanın/korkunun egemen olduğu toplumlara göre daha ileri bir aşamadır.

Birincisine, (kısmi değer barındıran) burjuva kültürünün yaşandığı, sindirildiği ve tabandan gelen özgürlük taleplerinin belli dönemlerde etkili olduğu Batı Avrupa devletlerini; ikincisine de, tarihsel ve kültürel birikimden yoksun, yerli halkları/kültürleri yok ederek, sindirerek ve asimile ederek, dışarıdan insan ithal edilerek oluşturulan yapay devletleri (ABD ve Türkiye gibi) örnek olarak gösterebiliriz.

Bu toplama devletlerde homojenlik en az olmasına rağmen, belli konularda ortak refleks ve düşünceler en üst düzeydedir. Bunun böyle olmasının nedenleri doğru değerlendirildiğinde, “devlet tapınmacılığı”nın nedenleri de daha iyi anlaşılır.Bugün için kendisini “Türk” diye tanımlayan ve devlete kutsallık atfeden insanların büyük çoğunluğunun bu coğrafyadaki geçmişleri yüz, yüz elli yılı geçmemektedir.

Özellikle Cumhuriyet döneminde bir devlet politikası olarak sistemli bir şekilde hayata geçirilen insan ithalatı günümüze kadar devam etti/ediyor. Yakın tarihte Afganistan (1979-80 arası) ve Balkanlardan (özellikle doksanlı yıllarda) getirtilen insanların durumu canlılığını koruduğu için, dışarıdan gelenlerin devlet için ne ifade ettiği, devletin onlar için neden önemli olduğu noktasında fikir verebilir bize.

Afganistan’dan gelen göçmenler çoğunlukla Van ve Ceylanpınar’a yerleştirildiler. Kendilerine devlet tarafından sağlanan yaşam koşulları onurlu bir yaşam için yeterli olmasa da, aynı yörelerde yaşayan yoksul Kürtlere göre daha iyiydi. Devletin göçmenlere bazı imkânlar sağlamasının altında insani bir neden olmadığına göre -ki olsaydı bu coğrafyanın kadim halklarına da yapılmış olacaktı- onları egemenliğin sürdürülebilmesi için bir araç olarak gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Afganistan’dan gelen insanların ulusal bir sorunu yok, dolayısıyla devleti bu yönde rahatsız edecek bir talepleri de olmaz.

Dahası başka yerden gelen ve kendilerine -geldikleri yere göre- imkân sağlanan bu insanlar devlete minnettarlık duyguları besliyorlar. Varlıklarını devlete borçlu olan, en azından öyle sanan bu insanlar, devletin bekası ile kendi gelecekleri arasında kopmaz bir ilişki kuruyorlar. Bu nedenle devletin öteki ve tehlikeli olarak gördüğü herkes onlar için de öyledir. Devletin zarar görmesini kendi varlık koşulları için bir tehlike olarak algılayan bu insanlar, devleti korumak ile kendilerini korumanın aynı şey olduğuna inanırlar.

Kaynağını Osmanlı “Devşirme Sistemi”nden alan bu uygulamanın yarattığı duygular/düşünceler, kendisini “Türk” diye tanımlayan ve devleti yücelten büyük çoğunluğun içinde bulunduğu bir ruh halidir.

Hem 1915 soykırımının kabulüne karşı hem de Kürdistan halkının kendi kaderini tayin etme hakkına karşı çoğunluk tarafından gösterilen ortak tepki, bu değerlendirmeler çerçevesinde ele alındığında daha anlaşılır olur. Dincilerin ümmetçiliğe, liberallerin globalleşmeye ve ‘sosyalistler’in de sınıf dayanışmasına/çıkarına sığınıp Kürdistan halkının doğal/insani taleplerini birlikte reddetmelerini, açık/gizli devletçiliklerine ve devletin yarattığı (değer içermeyen) araçların oluşturduğu ortak çıkara, ortak korkuya bağlamak dışında mantıklı, anlaşılır bir gerekçe bulunamaz.

Çünkü birçok konuda farklı olan, farklı düşünen ve farklı tepki veren insanların özellikle bu konuda aynılaşmalarını, ortak bir cephe oluşturmalarını başka türlü açıklamak olanaklı değildir.

berzanboti@hotmail.com

Not: Bu yazı aynı zamanda Newroz Gazetesi ve http://www.mesop.net/ ta da yayınlanmıştır.

Yorumlar (2 gönderildi):

selami can .. 28 Jul, 2010 10:46:32
avatar
tek yerli halkız. bazı türkmenler dışında yerli halk yok. ve onun için devlet onlar için ekmek kapısıdır. onun için devlet onlar için minnet kapısıdır. hatta dersim ve zilanı isşleyecek kafayı çok merak etmiştim. bunun cevabını iyice vermişsiniz. hatta geli zilanın işlenmesinden sonra afgan ve kırgızların zilana yerleştirildiğini duymuştum. kanın şıra olduğu yerde hayat sürmek. bu ancak minnnet ile olur.

ve kendine toplama halk diyen bu devşirme sistemli türkler şimdi kürdün vatan sahibi olmasını hazmetmiyor. parasıyla ve puluyla elde ettiği mallarına ve mülklerine birileri üşüşmek istiyor batıda...temel mantık devlet ile devşirme türk birlikte kürde karşı. ve bunun sonucu nereye varır bilmiyorum.

batıda yaşıyorum. burdaki devşirmelerin kürtlerin etiyle, tırnağılya bir araya getirdiği birikimine haset ettiğini biliyorum. bir türkmen bunu yapmaz. ama bunu yapan bulgar göçmeni, kafkas göçmenidir.

bu noktaya açıklık getirdiniz için sayın boti elinize sağlık. bu düşüncenizde haklısınız. hatta bunun devletten kaynaklı olmayan yanları da var. istibaratta çöreklenmiş bir çeçen-gürcü-çerkez bloğunun planları. sorun büyük. bu memlekette tek yerleşik halk olmak bize sorumluluk yüklüyor. ama adamlar için vurmak, kırmak, birini bir yerden sürmek basit iştir. çünkü köksüzlük malesef damarlarına işlemiş. bunu söylerken kendi halinde hayatını süren vatantaşlara bir diyeceğim yok. ama belli mevkiye gelip bu mevkisni kürtler aleyhinde kullanan çok fazla devşirme var.
Dr.Ali GÜN .. 30 Jul, 2010 08:43:27
avatar
sayın Boti,

Beyninize, elinize sağlık.

Tarihi bir dönemeçte olduğumuz bu referandum sürecinde dilerim Ergenekon'cuların beli kırılır,evet diyenler kazanır ve ülkemizde yeni bir dönem başlar.

İşte bu dönemde gerçekten çok can alıcı ve çok yönlü olan bu yakıcı sorun üzerinde bilimsel konferanslar,çalışmalar yapılır ve aslında birer soykırımı girişimleri olan yazınızda bahsedilen uygulamalar uluslararası hukuk platformlarına da taşınır.

Bu güzel beklentimin gerçekleşmesi ancak ve ancak referandumda çıkacak evet ile doğrudan bağlantılıdır.

Referandumdan sonra bu konuda sizin,benim ve değerli bilim adamlarının söyleyeceği ve ortaya dökebileceği çok bilgi ve belgeler olacağı kuşkusuzdur.

O günü yani 13 Eylülden sonraki dönemi sabırsızla bekleyeceğim.

Sağlık ve başarı dileklerimle.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: