Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Referandum: Kenan Evren İntihar Etsin mi, Etmesin mi? Referandum: Kenan Evren İntihar Etsin mi, Etmesin mi? ================================================================================ Berzan Botî on 23 Jul, 2010 07:03:00 Bazen teorik tartışmaların içinde boğuluyoruz; çok temel ve aynı zamanda basit olanı göremiyoruz bu durumlarda. Toplumsal/politik olaylar karmaşıktır ama bir o kadar da basittir aslında. Nerden baktığımız ve neyi gördüğümüz ile ilgilidir sorun. Bilindiği gibi Kenan Evren, “halka sorsunlar, halk benim yargılanmamı isterse, mahkemeye gerek kalmadan intihar ederim” sözü vermişti. Bu açıklama, aynı zamanda Evren’in bir yerlere olan güvenini gösteriyor. Evren’in güvendiği halk değildir. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca Asker’in açıkça destek verdiği hiçbir parti çoğunluğun oyunu alamamıştır. Hatırlanacağı gibi 12 Eylül faşizminden sonra yapılan ilk seçimlerde Asker’in açık destek verdiği Turgut Sunalp ancak üçüncü parti olabilmişti. Ortaya çıkan tablo, Evren’nin kime güvendiğini gösteriyor sanki! İşkencelerden geçirdiği ve her türlü insanlık dışı uygulamaya tabi tuttuğu insanların sözcüleri/partileri/örgütleri, referandumda “Hayır” diyeceklerini belirterek Evren’i dolaylı da olsa koruyorlar. Tarihin gördüğü en büyük vahşetlerden biri olan 12 Eylül uygulamalarına en çok maruz kalan Kürdlerin bazı sözcüleri(!) de”Boykot” kararıyla Evren’i dolaylı yollardan koruyorlar ve ‘intihar etmekten’ alıkoyuyorlar. Evren sayesinde palazlanıp bugünlere gelen ve başımıza ‘demokrasi havarisi’ kesilen “Türk-İslam’ sentezcilerinin kuyruğuna takılmadan Evren’in yargılanmasına katkı sunmak, en azından yargılanmasına engel olmamak her demokrat, aydın, yurtsever ve devrimcinin tarihi sorumluluğudur.. Bu sorumluluğu yerine getirmediğimiz müddetçe, sistemin farklı bir kanadı olan ve gerçek iktidarında (Kürd/Kürdistan sorununda ve emekten yana politikalarında) bugünkünden çok ta farklı olmayacak, belki daha da kötü olacak olan “Türk-İslam” anlayışının “dinsel faşizmini” meşrulaştırma ve umut haline getirmeye katkı sunmuş oluruz. AKP, kendisinin de bir parçası olduğu, bazen beslendiği bazen uzlaştığı bazen de baskılarına maruz kaldığı Kemalist/faşist sisteme karşı gelişen tepkiyi kendi lehine çevirmek için uğraşıyor kuşkusuz. AKP’nin bu tepkiyi ve var olan potansiyeli kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullanması da, reel politikanın değer içermeyen/pragmatik doğal sonucudur. AKP’ye yüklenip “hayır” veya “boykot” kararı alanlar, sadece Kemalizm’i korumakla kalmazlar aynı zamanda AKP’nin de demokrat görünmesine en büyük katkıyı yapmış olurlar. Bu durumda Kemalistler yenilgiye uğrasa da, AKP meşruiyet kazanacak; uzun süre Kürdlerin ve demokrasi güçlerinin haklı taleplerini frenleme işlevini başarıyla yerine getirecektir. Kemalizm ve AKP arasında yaşanan iktidar mücadelesinde, iki yanlıştan birini veya daha az yanlış olanı güçlendirmek ve umut haline getirmek yerine, üçüncü bir seçenek olarak politika sahnesinde yer almak gerekiyor. BDP dışında kalan Kürd politik çevrelerinin kerhen de olsa “Evet” diyecek olmaları, ulusal-demokratik taleplerin taşıyıcısı olan bir seçenek oluşturma yönünde umut verici bir ilk adımdır.Bu umudu güçlendirmek için, referandumda “evet” derken AKP’yi de en az Kemalistler kadar teşhir etmek ve “zoraki demokrat” rolünün nedenlerini doğru tahlil ederek, varacağı nokta ile amacımız arasındaki uçurumu halka anlatmak gerekiyor. Temel sıkıntımız, birini eleştirirken onun karşıtını, karşıtıymış gibi görüneni olumlamak/yüceltmektir. Bu da, kendi gerçekliğimize uygun politika üretmek yerine işin kolayına kaçarak birilerinden medet ummak ve “fanatik taraftar” rolüne uygun davranmaktan kaynaklanıyor. Oysa Kürdler taraftar olarak değil, politika sahnesinde oyuncu olarak yer aldıklarında ancak ulusal-demokratik taleplerin taşıyıcısı olabilirler… Kemalistleri ve PKK’yi eleştirirken AKP’yi yüceltmemek ve umut olarak sunmamak; AKP’yi eleştirirken PKK’nın Kemalist ve entegrasyona yönelik politikalarına hizmet etmemek gibi,’ zor görünen ama aslında basit olan bir yol’ izlenmelidir. Yine zor görünen ama gerçekte çok basit olan, ‘referandumda evet demek ama AKP’li olmamak’.ta üçüncü seçeneğin oluşturulmasına zemin/katkı sağlayacaktır. Referanduma yaklaşımda, her şeyi bir kenara bırakıp çok basit bir soruya vereceğimiz cevap tavrımızı belirlemelidir: Evren intihar etsin mi, etmesin mi? “Evren intihar etsin”e kayıtsız kalırsak veya hayır dersek; buna karşın (kendi iktidarlarını sağlamlaştırma v.s. neden ne olursa olsun ve ne kadar kötü niyetli/samimiyetsiz olurlarsa olsun) Evren’in eski müttefikleri olan “Türk-İslam”cılar Evet diyerek ‘intihar etsin’e olur verseler onlara söyleyecek sözümüz kalmaz. Ve tüm olumsuzluklarına karşın hak etmedikleri halde demokrasi cephesinin sözcüsü olmaya devam edeceklerdir. Her zaman destek vererek, yandaş olarak birilerine hizmet edilmez; bazen de saldırarak, karşı çıkarak ya da kayıtsız kalarak ta karşı tarafa hizmet edilebiliyor. Bazen basit düşünerek te doğru kararlar verebiliriz! berzanboti@hotmail.com