Referandum: Kenan Evren İntihar Etsin mi, Etmesin mi?
Evren sayesinde palazlanıp bugünlere gelen ve başımıza ‘demokrasi havarisi’ kesilen “Türk-İslam’ sentezcilerinin kuyruğuna takılmadan Evren’in yargılanmasına katkı sunmak, en azından yargılanmasına engel olmamak her demokrat, aydın, yurtsever ve devrimcinin tarihi sorumluluğudur..
Bazen teorik tartışmaların içinde boğuluyoruz; çok temel ve aynı zamanda basit olanı göremiyoruz bu durumlarda. Toplumsal/politik olaylar karmaşıktır ama bir o kadar da basittir aslında. Nerden baktığımız ve neyi gördüğümüz ile ilgilidir sorun.
Bilindiği gibi Kenan Evren, “halka sorsunlar, halk benim yargılanmamı isterse, mahkemeye gerek kalmadan intihar ederim” sözü vermişti. Bu açıklama, aynı zamanda Evren’in bir yerlere olan güvenini gösteriyor.
Evren’in güvendiği halk değildir. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca Asker’in açıkça destek verdiği hiçbir parti çoğunluğun oyunu alamamıştır.
Hatırlanacağı gibi 12 Eylül faşizminden sonra yapılan ilk seçimlerde Asker’in açık destek verdiği Turgut Sunalp ancak üçüncü parti olabilmişti.
Ortaya çıkan tablo, Evren’nin kime güvendiğini gösteriyor sanki!
İşkencelerden geçirdiği ve her türlü insanlık dışı uygulamaya tabi tuttuğu insanların sözcüleri/partileri/örgütleri, referandumda “Hayır” diyeceklerini belirterek Evren’i dolaylı da olsa koruyorlar.
Tarihin gördüğü en büyük vahşetlerden biri olan 12 Eylül uygulamalarına en çok maruz kalan Kürdlerin bazı sözcüleri(!) de”Boykot” kararıyla Evren’i dolaylı yollardan koruyorlar ve ‘intihar etmekten’ alıkoyuyorlar.
Evren sayesinde palazlanıp bugünlere gelen ve başımıza ‘demokrasi havarisi’ kesilen “Türk-İslam’ sentezcilerinin kuyruğuna takılmadan Evren’in yargılanmasına katkı sunmak, en azından yargılanmasına engel olmamak her demokrat, aydın, yurtsever ve devrimcinin tarihi sorumluluğudur..
Bu sorumluluğu yerine getirmediğimiz müddetçe, sistemin farklı bir kanadı olan ve gerçek iktidarında (Kürd/Kürdistan sorununda ve emekten yana politikalarında) bugünkünden çok ta farklı olmayacak, belki daha da kötü olacak olan “Türk-İslam” anlayışının “dinsel faşizmini” meşrulaştırma ve umut haline getirmeye katkı sunmuş oluruz.
AKP, kendisinin de bir parçası olduğu, bazen beslendiği bazen uzlaştığı bazen de baskılarına maruz kaldığı Kemalist/faşist sisteme karşı gelişen tepkiyi kendi lehine çevirmek için uğraşıyor kuşkusuz. AKP’nin bu tepkiyi ve var olan potansiyeli kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullanması da, reel politikanın değer içermeyen/pragmatik doğal sonucudur.
AKP’ye yüklenip “hayır” veya “boykot” kararı alanlar, sadece Kemalizm’i korumakla kalmazlar aynı zamanda AKP’nin de demokrat görünmesine en büyük katkıyı yapmış olurlar. Bu durumda Kemalistler yenilgiye uğrasa da, AKP meşruiyet kazanacak; uzun süre Kürdlerin ve demokrasi güçlerinin haklı taleplerini frenleme işlevini başarıyla yerine getirecektir.
Kemalizm ve AKP arasında yaşanan iktidar mücadelesinde, iki yanlıştan birini veya daha az yanlış olanı güçlendirmek ve umut haline getirmek yerine, üçüncü bir seçenek olarak politika sahnesinde yer almak gerekiyor. BDP dışında kalan Kürd politik çevrelerinin kerhen de olsa “Evet” diyecek olmaları, ulusal-demokratik taleplerin taşıyıcısı olan bir seçenek oluşturma yönünde umut verici bir ilk adımdır.
Bu umudu güçlendirmek için, referandumda “evet” derken AKP’yi de en az Kemalistler kadar teşhir etmek ve “zoraki demokrat” rolünün nedenlerini doğru tahlil ederek, varacağı nokta ile amacımız arasındaki uçurumu halka anlatmak gerekiyor.Temel sıkıntımız, birini eleştirirken onun karşıtını, karşıtıymış gibi görüneni olumlamak/yüceltmektir. Bu da, kendi gerçekliğimize uygun politika üretmek yerine işin kolayına kaçarak birilerinden medet ummak ve “fanatik taraftar” rolüne uygun davranmaktan kaynaklanıyor. Oysa Kürdler taraftar olarak değil, politika sahnesinde oyuncu olarak yer aldıklarında ancak ulusal-demokratik taleplerin taşıyıcısı olabilirler…
Kemalistleri ve PKK’yi eleştirirken AKP’yi yüceltmemek ve umut olarak sunmamak;
AKP’yi eleştirirken PKK’nın Kemalist ve entegrasyona yönelik politikalarına hizmet etmemek gibi,’ zor görünen ama aslında basit olan bir yol’ izlenmelidir.
Yine zor görünen ama gerçekte çok basit olan, ‘referandumda evet demek ama AKP’li olmamak’.ta üçüncü seçeneğin oluşturulmasına zemin/katkı sağlayacaktır.
Referanduma yaklaşımda, her şeyi bir kenara bırakıp çok basit bir soruya vereceğimiz cevap tavrımızı belirlemelidir: Evren intihar etsin mi, etmesin mi?
“Evren intihar etsin”e kayıtsız kalırsak veya hayır dersek; buna karşın (kendi iktidarlarını sağlamlaştırma v.s. neden ne olursa olsun ve ne kadar kötü niyetli/samimiyetsiz olurlarsa olsun) Evren’in eski müttefikleri olan “Türk-İslam”cılar Evet diyerek ‘intihar etsin’e olur verseler onlara söyleyecek sözümüz kalmaz. Ve tüm olumsuzluklarına karşın hak etmedikleri halde demokrasi cephesinin sözcüsü olmaya devam edeceklerdir.
Her zaman destek vererek, yandaş olarak birilerine hizmet edilmez; bazen de saldırarak, karşı çıkarak ya da kayıtsız kalarak ta karşı tarafa hizmet edilebiliyor.
Bazen basit düşünerek te doğru kararlar verebiliriz!
berzanboti@hotmail.com



Yorumlar (4 gönderildi):
dünyanin siyahi umudu bize demokrasi verecekti,üstelik müslümandi ve ilk zenci abd baskaniydi.güzel ambalajlanmisti,sunumu harikaydi ve biz dogulular icin ehven-i ser di.sonucu hep birlikte yasayarak ögreniyoruz...
hicbirimiz fasist bir anayasadan yana degiliz.bu mantikla bakilinca dogal olarak hepimizinde "EVET"ci olmamiz gerekiyor.lakin burada önümüze sunulan sey demokratik bir anayasa oylamasi degil,sekil degistirmis sistemin onaylanmasidir.yani bence "EVET" yada "HAYIR" ayni sonucun bileskeleridir.
son olarak yukarida yer alan yazi aristo mantigina en iyi örnektir."gerceklerle biberin aci olmasi,gercegin biber olmasi anlamina gelmiyor."
Beyninize elinize sağlık.
Benim seçimim intihar gibi sevimsiz ve kişinin kendisine dönük bir ölümcül ruh hastalığını öne çıkarmak olmazdı.
Evren olmazsa başka bir general olacaktı.
Generaller geçici ama Ergenekon düzeni halen dipdiri canlı.
Seçimim Darbe anayasasına ölümcül darbe vurmaya evet mi hayır mı? olurdu.
Ama görüyorsunuz Ergenekon'un Türk ve Kürt kanatlarının zehirledikleri insanlar başkalarını da zehirlemeye çalışıyorlar.
İnsanların bu denli kandırılmalarına çok kızsak da bunların da uyanması için bahanelerini tamamen çürütecek yeni metodlar ,açıklamalar bulmalıyız.
Demokrasiye en çok ihtiyacı olanların bu kadar haince kullanılmaları mücadelemizin ne kadar önemli ve karmaşık olduğunu da gösteriyor.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Yazinin ba$ligindaki soruyu "Birakiniz kendisini assin darbeci her...gele" diyorum.
Mumkunse urganini da derin-Hizbullah saglasin... Kullanmaya firsat bulamadiklari birkac kilometre urgan vardir kendilerinde buyuk ihtimalle.
Ellerindeki urganlari, masumlara domuz bagi vurarak cok gunah i$lediler, bari bir defa da hayir i$inde kullansinlar...
Menderes'in ipteki resimlerini israrla gosteren darbecilere kar$i biz de bir darbecinin ipteki resimlerini gelecek nesillere gosterip "Darbe yapanin ba$ina i$te bu gelir" deriz hic olmazsa...
Birakiniz kendini assin her...gele... Hatta mumkunse Ergenekonculara da 2'$er metrelik urgan gonderilmeli, onlar da "kendini asma" tercihini du$unsunler.
Evvela, tabancasindaki kur$unla kendisini oldurmesinde bizce bir sakincasi yoktur; hem urgandan tasarruf edilmi$ olur.
Ikinci olarak, kimse bir darbeci bozuntusundan zevk alma pe$inde olacagini sanmiyorum; o beynini tek kur$unla dagitsin, biz oylesine de dunden raziyiz, genelde olumden zevk alinmaz ama kendi hatiri icin zevklenmeyi de deneriz, icab ederse tabi.
Ucuncusu, "asmayalim da besleyelim" diyerek genclerin kanina giren bu darbeci parcasinin ardindan ne diyecegiz acaba? "Cok besledik, $imdi tu$usunu mu kuracagiz yani, sIksIn kaafsina bir kur$un, gitsin hakkettigi Cehennem'e" mi desek?!
Yorum yaz