Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | "Demokratik Özerklik", "Tampon Bölge" Ve PKK'nin Yeni Misyonu

"Demokratik Özerklik", "Tampon Bölge" Ve PKK'nin Yeni Misyonu

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Öcalan Beyliği ve Tampon Bölge iç içe Geçmiş bir ihanet projesidir (Berzan BOTÎ)

PKK’nin “demokratik özerklik” talebi, Kuzey Kürdistan’ın birkaç parçaya bölünmesi ve dört parça arasındaki suni sınırları kalıcı hale getirme projesidir. Başta Kemalist sol olmak üzere (bu konuda ÖDP, EMEP gibi partilerin desteğine dikkat edilmeli) devletçilerin farklı kanatlarından “demokratik özerkliğe” verilen destek şaşırtıcı değildir...







Egemenler, görünürde karşı oldukları ama uzun vadede amaçlarına hizmet edecek düşünceleri direkt söylemek yerine, başkalarına, özellikle de kendisine karşıt gibi duranlara veya dillendirilen düşüncelere en muhalif/en katı olanlara söyletmeyi tercih ederler.

Böylece muhalefet, istekleri dillendiriliyormuş/kabul görüyormuş hissine kapılıp çabalarının boşa gitmediğini düşünerek rahatlıyor. Bu rahatlama egemenlere yönelik öfkeyi kontrol altına almayı sağladığı gibi, siyasal sözcülerin de görevini layıkıyla yaptığı inancını pekiştirerek yöneticilerin sorgulanmasını da engelliyor.

Öcalan’ın düşünsel geliş(me)mişliğini bilen herkes, Öcalan tarafından ortaya atılan “çözüm” önerilerinin, “kurtuluş reçetelerinin” kendisine ait olmadığını, başta Doğu Perinçek, Mihri Belli ve Yalçın Küçük olmak üzere Kemalist ideologlarca piyasaya sürüldüğünü de çok iyi biliyorlar.  Kürdlerin özgürleşmesine engel olmaya yönelik olan bu taktik amaçlı düşüncelerin Öcalan ve Öcalancılar tarafından sadece dillendirildiğini de ortalama insanlar biliyor artık.

Dillendirenler tarafından her seferinde ayrı bir anlam yüklenen “Demokratik Özerklik”:

Hem Öcalan, “Böyle devam ederse zaten demokratik özerklik diyorlar, bunu pratikleştireceğiz diyorlar”, hem Kandil (Cemil Bayık), “Eğer Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü için tek yanlı çaba gösterdiysek, amacımız demokratik özerklik çerçevesinde bir siyasi çözüm ortaya çıkarmaktı. Bu çabaların amacı demokratik özerkliği geliştirmekti. Yani Türkiye sınırları içerisinde Türk devletiyle Kürt toplumunun ilişkilerini demokratik özerklik temelinde çözmek istedik”, hem de BDP tarafından tekrar gündeme getirildi…

Misakı milliye saygı duyan, tek bayrak, tek devlet ile sorunu olmayan, dahası Cumhuriyeti kuran ve ona rengini veren M. Kemal’i her fırsatta kutsayan anlayışın, Ulusal hiçbir talep içermeyen “Demokratik Özerklik” söylemiyle tekrar tabanına umut(!) vermeye ve kandırmaya devam etmeye çalışması şaşırtıcı değildir.

Ertuğrul Özkök’ün, "birlikte yaşamalı mıyız?" başlıklı yazısının hem zamanlaması, hem de içeriği de kimseyi şaşırtmasın!

Hasip Kaplan’ın “Kürdlerin Sözcüsü” sıfatıyla Kürdlerin haklı taleplerini lanetlemesi ve yüz yıllık ırkçı/inkârcı devlet argümanını “haksızlığa karşı bir tepki görüntüsü vererek” haykırması da şaşırtıcı değildir.

Toplumsal çelişkilerde karşıtları temsil eden ama aynı amacı paylaşan iki kesimin (sadece biçimce farklı) ortak bir projeyi dillendirmesi de şaşırtıcı değildir.

Kitleler üzerindeki etkileri yanında düşünsel gelişmişliklerinin lafı bile edilemeyecek olan karşıt(!) iki insan (Kenan Evren ve Leyla Zana) da aynı dönemde “Eyalet” sisteminden söz etmişlerdi.  Hem Evren, hem de Zana’nın dillendirdiği yirmi-yirmi beş eyaletli sistemde de tıpkı bugünkü “Demokratik Özerklik” gibi Ulusal nitelikte hiçbir şey yoktu ve sadece idarenin biçimsel yeniden yapılanması, merkezi hükümetin bazı angarya işleri yerel yönetimlere/idarecilere devretmesiyle sınırlıydı.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezi hükümete verilen vergi kalemlerinin azaltılması, yerel yönetimlerin hareket alanının (özerkliğinin) biraz daha genişletilmesi gibi konular ezilen bir halkın Ulusal talepleriyle hiçbir şekilde ilişkili değildir; sadece bazı yan etkileri olabilir o kadar.

Bugün PKK tarafından “Kurtuluş” olarak sunulan “Demokratik Özerklik”, yüz yıl önce Prens Sabahattin’in “Ademi Merkeziyetçiliğinden”, Özal’ın hayata geçirmeye çalıştığı liberal politikalardan, birkaç yıl önce AKP’nin niyetlenip hayata geçiremediği “Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi Projesinden” veya Batı Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde uygulanan “merkezin mutlak determinasyonu dışında kalan, sağlık, eğitim gibi konularda yetki sahibi” özerk yerel yönetimlerden nitelikçe farklı bir şey değildir.

Şayet bu özerklik talebi, Kürdistan ve Türkiye olmak üzere iki bölge şeklinde olsaydı durum farklı olurdu ve Ulusal taleplerin karşılanmasından kısman de olsa söz edilebilirdi.

Egemenlerin uzun erimli stratejilerinde her zaman için birden fazla planları vardır. Bu planlar farklı, ilgisiz görünse de, egemenliğin devamına katkı sağlamaları ortak noktalarıdır ve gelişmelere göre birine öncelik verilebilir…

Demokratik Özerklik Talebinin Barındırdığı Riskler:

Emperyalistler ve yerel sömürgeci devletler tarafından paylaşılan/parçalanan Kürdistan’ın, ilk kez Kürdler adına hareket eden bir parti tarafından yeni parçalara ayrılması ve Türkiye’ye entegrasyonun tamamlanması tehlikesidir. PKK/BDP’nin özerklik ilanı, yerel yönetimleri kazandıkları yedi vilayet ile sınırlı olacak. Böylece Kürdistan’ın geri kalan bölümleri hem psikolojik olarak, hem de fiili olarak “Türk” kimliğini temsil etmiş olacak.

PKK’nin iktidar olduğu illerde hayata geçireceği politikalar (ki şimdiye kadar yürüttükleri politikalar bu konuda iyimser olamayacağımızı gösteriyor) halkın sömürgecilerin partilerine yakınlık duymasını sağlayacak; tıpkı bugün Kürdistan halkının büyük bir bölümünün AKP’ye yakınlık duyması gibi. Ve zamanla (Kürdler adına) PKK’nin elinde bulunan yerel yönetimlerin bir kısmı daha  “Türk”“Devletçi” kimliğine bürünerek devlete mutlak şekilde bağlanacaklar.

Belli bir alanda ise PKK’nin mutlak ve kalıcı iktidar olması sağlanacak ve bu devlet güvencesinde olacak. Birinci dünya savaşından bu güne kadar stratejik önemini koruyan ve bu nedenle de bölgede çıkarı olan devletleri tedirgin eden “Birleşik Kürdistan” düşüncesi, hem Emperyalist devletlerde hem de yerel sömürgeci devletlerde Ulusal Birliği engelleyecek, bağlantıyı koparacak “Tampon Bölge” fikrini hep canlı tuttu.

Güney Kürdistan’da elde edilen kısmi haklar, “Tampon Bölge” projesinin her zamankinden daha çok önem kazanmasını sağladı. Türk devleti bunu dillendirmekte hiçbir sakınca görmemekte ve gücü yettiğinde tereddüt etmeden bunu hayata geçireceğinin sinyallerini vermektedir. Dönem dönem Güney Kürdistan’da oluşturulacağı söylenen “Tampon Bölge”nin,  esas olarak Kuzey Kürdistan’da oluşturulmak istendiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Hakkâri, Şırnak ve Siirt il sınırlarını kapsaması muhtemel olan “Tampon Bölge”nin Türk güvenlik güçleri tarafından uzun vadede kontrol edilemeyeceği gerçeği, devleti farklı arayışlara yöneltti.

Bölgeyi insansızlaştırmak ve sadece devlete bağlı olan bazı yerel güçleri (ki bunlar köy korucusu olarak düşünüldü uzun süre) orada bırakmak, devletin uzun süre hayata geçirmek için uğraştığı bir seçenekti. Ancak; hem Güney’deki gelişmeler, hem PKK’nin varlığı, hem de uluslararası verili durum bu projenin hayata geçirilmesine olanak vermedi.

Gelinen aşamada, PKK içindeki yurtsever kesimin etkisizleştirilmesi, Kemalist ideolojinin yavaş yavaş tabana enjekte edilerek sindirilmeye başlanması, sorunu; Kürd/Kürdistan ekseninden çıkarmıştır. Bağlantılı olarak,  PKK/BDP’nin hiçbir ulusal talebinin olmaması, Öcalan şahsında somutlaşan gelecek korkusunun tüm yönetici kadrolar ile birlikte çıkar çetelerini de telaşlandırması, adeta “küçük bir devlet” olan PKK’ye yaşayabileceği uygun bir yer (tampon bölge) arayışını hızlandırmış durumdadır.

Hem devletin geleceğini güvenceye alacak, hem Güney’in Kuzey ve diğer parçalar üzerindeki olumlu etkisini yok edecek, hem de PKK’nin sınır bölgesinde resmi devlet görevlilerinin işlevi görmesini sağlayacak olan bu proje; başta Kemalistler olmak üzere devletçilerin büyük bir bölümü tarafından benimsenmektedir. İç hesaplaşma ve yaşanan iktidar kavgası bugün için AKP’yi bu projenin dışında tutsa da, “devletin menfaatleri” onları da her an için projenin bir parçası haline getirebilir. Bu açıdan bakıldığında, AKP'nin, PKK'yi Kürdlerin temsilcisi olarak muhatap görmemesi bir şanstır Kürdler açısından. İç çelişkilerden kaynaklı bu şans iyi değerlendirilmelidir. Silahlı çatışmanın bitirilmesi noktasında tek muhatap olan/olması gereken PKK'nin, Kürd/Kürdistan Sorunu'nda muhatap alınmasını istemek, ihanet projesine ortak olmak demektir. Kürd muhalefetinin bu noktada duygusallıktan uzak ve Ulusal-Demokratik çıkarları gözeten bir politika izlemesi zorunludur.

PKK’nin “Demokratik Özerklik” talebini “Öcalan Prensliği” olarak okumak için birçok veriye sahibiz. Yakın zamanda Öcalan’ın “Öz Savunma Gücü” ile ilgili açıklamaları dikkatle okunduğunda “devletin bölünmez bütünlüğü” içinde ve devlete bağlı, devlet güvencesinde silahlı PKK kuvvetlerinin gerekliliğine ısrarla vurgu yapması tamda özerk, devlete bağlı, ismi Kürd ama Ulusal hiçbir özelliği olmayan bir Prensliğe işaret ediyor...

Yıllardır Devletçilerin Kürd/Kürdistan Sorunu’nu, "Doğu" veya "Güneydoğu" olarak adlandırması, Kürdistan coğrafyasını dar bir alanla tanımlama ve o alana hapsetme politikasını da, bu projenin düşünce bazındaki egzersizleri olarak değerlendirmek gerekiyor.

Geçmişte Aşiretler vasıtasıyla hayata geçirilen ve Kürdleri birbirine kırdıran “Özerk Beylikler” anlayışının günümüze taşınmak istenmesi olan “Demokratik Özerklik”, hiçbir demokratik öğeyi barındırmayan ve Kürdlere en az devlet kadar baskıyı öngören çirkin bir projedir.

Burada kullanılan özerklik, Öcalan/PKK’nin özerkliğidir; Kürdistan halkının değil. Demokratik özerkliği savunmak, Ulusal Sorunu olmayan bir ülkede demokrat olmanın doğal sonucuyken, bu talebi ezilen ve Ulusal Talepleri hala karşılanmamış olan bir halk adına dillendirmek ise, Ulusal-Demokratik olan her şeyi boğmak ve yok etmektir.

Bu nedenle; Ulusal Duyarlılığa sahip Kürdler, bu çirkin projeye karşı çok net olarak tavır almalı ve aktörlerini de teşhir etmelidirler. PKK’nin “Demokratik Özerklik” talebi, Kuzey Kürdistan’ın birkaç parçaya bölünmesi ve dört parça arasındaki suni sınırları kalıcı hale getirme projesidir. Başta Kemalist Sol olmak üzere (bu konuda ÖDP, EMEP gibi partilerin desteğine dikkat edilmeli) devletçilerin farklı kanatlarından “Demokratik Özerkliğe” verilen destek şaşırtıcı değildir.

Son dönemde gelişen ittifaklar, kurulan cepheler ve Referandum’a indirgenmeye çalışılan hesaplaşmaları daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor.

Anayasada birkaç maddenin yüzeysel bazı değişikliklere uğramasının bu kadar keskin kamplaşmalara, hesaplaşmalara neden olması, arkasında gelişebilecek çok daha önemli ve kapsamlı projeleri etkileme ihtimalidir. PKK ve Kemalist Sol’un Hayır'ını/Boykot'unu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

PKK'nin üstlendiği ve çok önemli bir başarı sağladığı “Kürdistan'daki değerleri, dinamikleri tahrip etme” misyonu, yeni aşamada dolaysız, açık bir ihanet projesine dönüşmüş durumda. Birilerinin hala ısrarla PKK için kullandığı "Özgürlük Hareketi, Ulusal Hareket" gibi tanımlamaların mevcut ihanet projesine hizmet ettiği ortadayken, Kürd muhalefetinin daha cesur, daha net ve daha kararlı olması gerekiyor.

Yaşananların hiç biri şaşırtıcı değildir; şaşırtıcı olan, olanları olduğu gibi görmek ve tavır almak yerine, hala dolaylı yollara başvurulması ve  PKK'yi doğru tanımlamaktan ısrarla kaçınılmasıdır. Kürdistan halkının haklı taleplerinin sözcülüğünü doğru/ahlaki bir şekilde yapmayanların, bu kararlılığı gösteremeyenlerin "Akıl Hocalığı" yapmak ve kitleleri tereddütte bırakmak yerine, susmaları daha dürüstçe olur. Böylece gerçek bir muhalefetin ortaya çıkmasının zemini hazırlanmış olur en azından...

16 Temmuz 2010

berzanboti@hotmail.com

Yorumlar (10 gönderildi):

Dr.Ali GÜN .. 16 Jul, 2010 07:20:27
avatar
Sayın Boti,

Beyninize,elinize sağlık.

İlavelerim olabilir mi?

Anayasada yapılacak değişikliklerin asla yüzeysel olmadığını özellikle vurgulamam gerekiyor. Çünkü:

Sizde yazınızda Kemalist Ergenekon'cu blokun ne kadar müthiş mücadele verdiğini belirtiyorsunuz. Yazınızın konusunu da teşkil eden gelişmeler için belirleyici olacak kadar büyük rol oynamasa, bu anayasa değişiklikleri için bu kadar büyük mücadele verirler mi?

PKK bile artık kendisini gizlemeden Kürt'leri Ergenekon saflarında yer almaya ,referandumu boykota çağırıyor.

Değerli bir yazarsınız. Size acizane önerim Ergenekon'un son kalesi olan yüksek Yargı kurumlarına neşter vuracak bu referandumu önemsemeniz ve nasıl değişiklikler yapacağını sağlıklı kaynaklardan bir kez daha incelemenizdir.

Elbetteki bu değişikliklerin Kürdistan halkı için tam bir çözüm olduğu veya olacağı söylenemez. Ancak kapıyı açacağı kuşkusuzdur.

Sağlıklı fikirleriniz için bir kez daha teşekkür eder, sağlık ve başarılar dilerim.
cemal .. 17 Jul, 2010 12:19:17
avatar
Esasen kürt halkını bir birinden fiziki olarak ayırma ve kürtler arasındaki kültürel-siyasi farklılıkları derinleştirme mümkünse bir birinden koparma siyaseti son 30 yıldır sistemli olarak turk-arap ve farslar tarafından olabildiğince çok vahşi bir şekilde yürütülmektedir
Bu bağlamda eskiden komşu köyler mezralar olan turkiye iran ve ırak kürtleri son yıllarda sistemli olarak bu faşist devletlerin sınır boylarını yıllardır durmaksızın bombalaması halkın geçim kaynaklarını kurutması ve göçettirilmesi özellikle sınır boyu köylerin yakılması boşaltılması neticesinde kürtler artık fiziki yakınlıklıklarını kaybetmiş ve nerdeyse fiili bir tampon bölge yaratılmıştır
tabi bunda pkk eylemlerininde büyük katkısı olmuştur Hatırlarsanız 90 lı yıllardan itibarek pkk hakkari-van-şırnak üçgenini savaş alanı ilan etmiş ve halktan buraları boşaltmasını talep etmiştir
katil tc kürtler üzerinde çok büyük oyunlar oynamakta son kozlarını paylaşmamktadır
bu onun için artık bir ölüm kalım mücadelesidir butun kini nefreti hırçınlığı bundandır
çünkü kaybederse büyük kaybedecek kazanırsa kuzey kürdüstanı buyuk ölçüde etkisizleştirecektir.
Görüldüğü gibi tuzakları oyunları yavaş yavaş açığa çıkmakta ancak sağcısı solcusu dincisi bu gerçeği bildiği halde kör sağır dilsizleri oynamaktadır.Gerçekte savaşı sürdürenin tc olduğu pkk adına eylemler yaptığı artık aşikar bir şekilde ortaya çıkmıştır.Kuzeyi tarmuar eden katil tc çoktandır gözlerini güneye çevirmiş fırsat beklemektedir.bir yılı aşkın bir süredir güney sınırına yaptığı yığınak amerikanın çekilmesi ile müdahaleye çevirmek istemekte ve manivile olarak pkk yı kullanmakta veya pkk kendisidirde diyebiliriz
Gün uyanık olma zamanı oyunları boşa çıkarma zamanıdır
Rıza Sezginmert .. 17 Jul, 2010 01:57:38
avatar
Merhaba;
"Başta Kemalist Sol olmak üzere (bu konuda ÖDP, EMEP gibi partilerin desteğine dikkat edilmeli) devletçilerin farklı kanatlarından “Demokratik Özerkliğe” verilen destek şaşırtıcı değildir.

Son dönemde gelişen ittifaklar, kurulan cepheler ve Referandum’a indirgenmeye çalışılan hesaplaşmaları daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor.

Anayasada birkaç maddenin yüzeysel bazı değişikliklere uğramasının bu kadar keskin kamplaşmalara, hesaplaşmalara neden olması, arkasında gelişebilecek çok daha önemli ve kapsamlı projeleri etkileme ihtimalidir. PKK ve Kemalist Sol’un Boykot'unu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor."

Yukarıdaki yazınızdan alıntıda bir yorum/bilgilendirme hatası mevcut: Emep ve Ödp Boykot cephesinde yer almıyor; tersine, "hayır" oyu çağrısı yapmışlardır. Boykotçu sosyalist partiler Sdp, Esp ve Ehp'den ibarettir.

Devrimci tavrın dürüstlükten geçtiğini bilerek bunun bir kalem sürçmesi olduğunu diler ve yazılarınıza değer verip kendileri ayrıca araştırma zamanı/gereği duymayanları yanlış bilgilendirmelerden kaçınmanızı umarım.
Çalışmalarınızda başarılar..
Bir Türk .. 17 Jul, 2010 02:17:57
avatar
Merhaba, dün de yazdım ama yayınlamadınız. Nasıl olabiliyor da büyük çoğunluğu Türk olan Erzurum, Antep, Maraş, Elazığ gibi illeri de Kürdistan'ın bir parçası olarak görebiliyorsunuz? Buna gerçekten inanıyor musunuz?
Berzan Botî .. 17 Jul, 2010 04:08:31
avatar
Sayın Rıza Sezginmert;

Devrimci tavır ve dürüstlük arasında kurduğunuz kopmaz bağ/ilişki noktasında tereddütsüz size katılıyorum. Ayrıca düzeyli ve hatayı/yanlışı düzeltmeye yönelik yapıcı eleştirinizden dolayı da teşekkür ederim.

Birincisi;
yazıda geçen,"Başta Kemalist Sol olmak üzere (bu konuda ÖDP, EMEP gibi partilerin desteğine dikkat edilmeli) devletçilerin farklı kanatlarından “Demokratik Özerkliğe” verilen destek şaşırtıcı değildir.” Belirlemesi, hem ÖDP hem de EMEP genel başkanlarının sürece ilişkin değerlendirmeleri ve “demokratik özerklik”e verdikleri desteklerine dayanan bir tespittir.
Ayrıca, söz konusu iki partinin yıllardır sendikalarda, seçimlerde PKK ile direkt/dolaylı ittifaklar geliştirmesine karşın PKK’den bağımsız olarak Kürdistan halkının ulusal demokratik taleplerine kayıtsızlıkları hesaba katıldığında ve PKK’nin devlet ile olan ilişkileri de göz önüne alındığında kendilerine yönelik haksız bir eleştiri yapılmadığı aksine sadece içinde bulundukları durumu açıklamaya yönelik olduğu görülür. Bu paragrafta “Demokratik Özerklik”e verdikleri destekten dolayı EMEP ve ÖDP’i örnek verdim, ikinci paragraf bağlantılı olmasına karşın ayrı bir noktaya, yani EMEP ve ÖDP’yi aşan, onları da kapsayan daha geniş bir cepheye dikkat çekilmek isteniyor.

İkincisi;
Yine yazıda geçen, “Anayasada birkaç maddenin yüzeysel bazı değişikliklere uğramasının bu kadar keskin kamplaşmalara, hesaplaşmalara neden olması, arkasında gelişebilecek çok daha önemli ve kapsamlı projeleri etkileme ihtimalidir. PKK ve Kemalist Sol’un Boykot'unu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor." Paragrafta PKK ile paralel politikalar yapan ve “karşıtları” bir cephede buluşturan görünmeyen nedenlere dikkat çekilmeye çalışılmış. Burada EMEP ve ÖDP ile sınırlı bir değerlendirme söz konusu olmayıp, Kemalist sol, utangaç Kemalistler ve Kürdistan sorununu PKK ile özdeşleştirmeye çalışan tüm kesimler kastedilmiştir. Ancak şu cümlede “PKK ve Kemalist Sol’un Boykot'unu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor." Ciddi bir eksiklik söz konusu ve yanlış anlamalara neden olabilecek bir eksikliktir bu. Doğrusu, ya da söylemek istediğim: “PKK ve Kemalist Sol’un Hayır’ını/Boykot'unu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor." Şeklindeydi.

Eksikliği giderme ve yanlış anlamaları ortadan kaldırma olanağı yaratan uyarınız, eleştiriniz için tekrar teşekkürler…
Aliser .. 18 Jul, 2010 03:39:22
avatar
Sayin Boti;Ulusal pazarlarina sahip cikmak isteyen,bütün ulusal burjuva önderliklerin genel karekteridir bu.
sinifsal olarak/idelojik olarak diger egemen sömürgeciler ile ayni burjuva dünya görüsünü savunduklari icin onlardan ,tutarli anti sömürgeci/anti fasist/ulusun cikarlarini kendi cikarlarindan üstün tutan bir tavir beklemek dogru degildir.
Bu güne kadar Marksitlerin önderliginde basariya ulasan ulusal devletleri saymazsak,son yüz yil icerisindeki hic bir burjuva ulusal hareket bu güne kadar basariya ulusmadi.
Hatta"Bagimsiz"devletler oldugunu idia eden Tc gibi ülkelerin durumlari da bundan pek farkli degil.
Bazi "solcularin" idialarinin tersine kemalistlerin önderligi altinda verilen "kurtulus savasida"aslinda bagimsizlikci bir hareket kesinlikle degildir.
Sayet Tc devleti bu gün yari sömürge bir ülke konumunda ise,bu kemalistlerin o dönemde emperyalistlerle yaptiklari isbirlikci ikili antlasmalar sayesindedir.
pkkninde durumu bundan pek farkli degildir.Özellikle Öcalan gibi korkak bir kisinin icerde sömürgecilerin elinde olmasi bu hareketi daha isbirlikci konuma getirmis olabilir.
Fakat o disarda olsa idi ,veya onun yerinde baska birisi olsa idi sanki, özünde cok farkli bir sey yapardi gibi bir algilama ulusal burjuvazinin sinifsal/idelojik yapisini iyi tahlil etmemekten ileri geliyor.
Bu gün Güney Kürdistandaki mevcut durum da özünde bundan pek farkli degildir.Oranin yapisinin eskiye göre daha ileri olmasi o hareketi tutarli anti sömürgeci bir ulusal hareket yapmasina yetmiyor malesef .

Birisinin Abd ile ,digerinin ise Tc ile isbirligi yapmasi aslinda öz olarak aynidir.Gecmiste gerek Sayin Barzanin ve gerekse Sayin Talabanin cesitli sömürgeci güclerle(Birisinin Iran ile ,digerinin Saddam ile) yaptiklari isbirlikci yönlerini kim inkar edebilirki?
Ama bütün bunlar nasilki o hareketlerin ulusal birer hareket oldugu gercegini ortadan kaldirmiyorsa,Pkk ninde Öcalannin isbirlikci rolüne ragmen ,onun ulusal bir hareket oldugu gercegini ortadan kaldirmaz.
Demokratik Özerklik projesinin devletin bir projesi oldugu görüsüneze katiliyorum.
Ancak ben pkk nin bir bütün olarak devletin himayesinde olan bir örgüt oldugu seklindeki tezinizide cok abartili görüyorum.Bu olasilik her zamankinden cok daha tehlikeli bir asamaya dogru bir seyir izlesede,henüz o noktaya geldigine ben sahsen inanmiyorum.
En azinda kandildekiler henüz bu noktaya gelmediler.Gelmeleride zaten biraz ahmaklik olur.Böyle bir konuma gelmeyi kabul ettilerini varsayalim, onlarin aynen at tan inip esege binmeleri gibi bir sey olur ki bu cok sacma bir sey olur.
Pkk nin bütün saydiginiz mevcut olumsuzluklarina ragmen kürdlerin azimsanmayacak bir kitlesini bir arada tutmasi bile "ileri"bir adimdir.Onun yerine hic bir alternatif örgütlenme koymadan, dagitilmasini savunmak kürdleri mevcut durumdan daha geri bir konuma götürür.
Hele hele Akp gibi sömürgeci bir partiyi cözüm adresi olarak gösteren bazi "kürdlerin"tavri Öcalanin kemalistlerle olan isbirlikci hain cizgisinden pek farkli degildir.
Hatta kürdlerin nazarinda giderek daha cok teshir ve giderekte tecrit olan kemalistlere ragmen,daha az yipranmis bir Akp kürdler icin daha tehlikelidir.
Birisinden (Kemalistler)daha erken ve daha sancisiz kurtulma sansi var iken,bunu yapmayip insiyatifi Akp ye vermek ,gelin bir 85 senede siz bizi isgal edin demekten baska bir anlama gelmiyor.
sayet sorun daha tam bagimsiz ve demokratik bir ülke kurmak ise, ki bunuda ancak marksistler yapabilirler,o halde her cesit ulusal burjuva önderlikerine karsi tutarli mücadele etmek gerekir,yok sayet kötünün icerisinde (en azinda daha iyisini olusturana kadar) iyiyi desteklemek ise, dünyada bu güne kadar diger ulusal burjuva önderliklerine verdigimiz destegi bunlarada vermemiz gerekir.
Bunu böyle yapmadiginiz taktirde sizin cogunluk kürdlerin nazarinda fazla bir kiymiyeti harbiyeniz olmadigi gibi,söylediklerinizinde fazla bir inandiriciliginiz kalmaz.
Selamlar
welatparez .. 18 Jul, 2010 06:03:11
avatar
Bende Demokratik Özerkliğe karşıyım ve Kurdistanın tam bağımsızlığını isterim.
Fakat bu nasıl olacak bir fikriniz var mı? Silahlı mücadeleyle mi siyasi mücadeleyle mi?
Sizin çözüm öneriniz ne?
Saygılar...
sosin karer .. 18 Jul, 2010 08:16:09
avatar
Bir Turke , sen aradan cekil de biz bir konusalim, anlasalim... sonra sana sira gelecek... soyle diyeyim baslangic icin; Sozu gecen Iller Kurd illeridir. Fasist kemalist rejim bulup-bulusturdugu alakasiz insanlari oralar yerlestirip, kurdlere de katliam, yakma, goce zorlama ile oralarda Kurd olmayan unsurlar cogaldi haliyle... araplari, acemleri, gurculeri, turkleri, yugostlav, bulgar...
SIZ, Donme ismet inonu'nun kurd raporunu okumanizi oneririm,, yok yok.. okumayin, cok geciktiniz...
Aliser .. 18 Jul, 2010 10:31:12
avatar
Sayin Welatparez;Bu konuda fazlaca bir sey söylemek istemiyorum.Keza bu güne kadar ,o kadar cok seyler söylendiki artik söylemekten cok bazi seyleri yapmak gerekir kanatindeyim.
"Sükür"eskisi gibi artik kürdler ulusmudurlar,degilmidirler tartismalari yapmiyoruz.
Son 2o yil icerisinde bu alanda gelisen bas döndürücü olaylar,sebebi kim olursa olsun kürdlerinde artik bir ayri ulus olduklarini dünya ögrenmis oldu.
Dolayisi ile her ulusun ayri bir devlet kurma hakki nasilki mesru bir hak ise,bu hakka kürdlerinde ayni derecede sahip (Apocu "ulusal" hainler haric)olmasinin gayet dogal bir sey oldugunu "ögrenmis" olduk!
Ancak öyle bir cografyada yasiyoruzki sizin hakli olmaniz bazi sömürgeci güclerin pek umurlarinda bile degil.
Onlar bu hakki size kendi rizalari ile kesinlikle vermeyeceklerdir.Bunun icin ne gerekiyorsa yapmaktan kacinmayacaklardir.
Gene düsmanlarinizin tepeden tirnaga kadar silahlandiklari bir cografyada silahli mücadele olmadan bir hak elde etmenizin mümkünati yok gibi.
Ben kisi olarak aslinda cok hümanist bir insanim,.Fakat ulus olarak bagimsiz bir ülke hayalini gerceklestirmek icin silahli zora basvurmadan bir sey elde edebilecegimize inanmiyorum.
Ülkemizdeki ulus olarak ilk temel sorunumuzun milli Demokratik bir devrim olduguna inaniyorum.
Milli yön sömürgecilige karsi iken,demokratik yön ise icimizdeki gericilige,demokrasiye karsi güclere karsi mücadeleyi kapsar.
Tez olsunda nasil olursa olsun,kürd olsunda camurdan olsun dan cok,gec olsun ama temiz olsun,kürd olsun ama temiz kürd olsun u daha yeglerim.
Güncelde pkk tarafindan hadimlastirilan kürd mücadelesini yeniden ayaklari üzerine dikmek ertelenemez bir görevdir.Ancak bu görevi yaparken ,düsmanlarimizla aramizada kalin bir cizgi cekmek zorundayiz.

Ama buna karsin Güney tipi ara bir rejimi icime sindirmesem bile ,bir fiil olarak buna karsi cikmayi katiyen dogru görmüyorum.
Hatta hic yoktan iyidir gerekcesi ile,(tabi yanlislarina karsi mücadeleyi aksatmadan)onu desteklememiz gerektigine inaniyorum.
Selamlar
hursit .. 21 Jul, 2010 01:50:08
avatar
Oncelikle biz kurdlerin azinlikmi-cogunlukmu(kurucu)oldugunu ortaya cikarmamiz gerek.Bizlere ne kurucu nede azinlik muamelesi yapilmakdadir.Bir bilmeze kistirilmis haklarindan mahrum birakildiklari gibi vahsetide eksik edilmemektedir.
Bilindigi gibi 1966 FN konvesionen 27.paragrafinda azinliklara pek cok haklar verilmistir.Bu hakdan dolayi TC de sayilari on binler olan Ermeni,Yahudi ve Rumlar kendi dillerinden egitim almakda.Kurdler bu haklar icin yillardir bedel oduyor ama yinede bu haklara yani azinlik haklara bile sahip degillerdir.Yine Birlesmismilletlerde belirtildigi gibi her millet kendi kaderini tayin hakkina sahipdir.Bunu isteme hakina sahipdir.Simdi biz cogunluguz diyor avucumuzu yaliyoruz.Bari Birlesmismilletre muracaat yapip boyle cogulculugun icine ederiz/bizde azinlik haklardan yararlanmak istiyoruz diyebilmeliyiz.Bu haklar icin savasmaya gerek yoktur.Cunku bu haklar zaten verilmistir.Sadece vermiyenleri mahkemeye vermek ve onlari mahkum etmek yeterlidir.
En bariz ornek,iskandinavyada yasiyan samelerdir.Bu sayede bu insanlarin suan parlementosu dahi her haklari mevcuttur.Samelerde dort ulke arasinda bolusturlmus ve simdi her dort ulkedede ayni haklara sahipler.Bu da dedigim FN-27 ve ILO-169 konvensjon paragraflari sayesindedir.Bu sayede Apo derebeyligide ortadan kalkar.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: