Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Kürdlerin Ulusal Taleplerine Sosyalistçe Sahip Çıkmak!

Kürdlerin Ulusal Taleplerine Sosyalistçe Sahip Çıkmak!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kürdlerin Ulusal Taleplerini Savunmayan Sosyalist Olamaz!

Son dönemlerde "sol", "sosyalist" etiketi gördüğümüz yerde irkilir olmuştuk. Çünkü Türkiye'de kendilerine bu etiketi yapıştıranların büyük çoğunluğu Kemalist sistemi direkt ya da dolaylı olarak savunmakla kalmıyor, adeta Kürd/Kürdistan düşmanlığında faşistleri aratıyorlardı. Kemalist sol, her değeri olduğu gibi evrensel sol değerleri de ırkçı/faşist sistemlerine hizmet etsin diye içeriksizleştirmişti. Oysa sol/sosyalizm herkesten çok ezilen Kürdistan halkının haklı mücadelesini desteklemek zorundadır; aksi bir tutum ancak nasyonal sosyalizm olur; tıpkı Kemalist sol gibi..

 

 

Son dönemlerde "sol", "sosyalist" etiketi gördüğümüz yerde irkilir olmuştuk. Çünkü Türkiye'de kendilerine bu etiketi yapıştıranların büyük çoğunluğu Kemalist sistemi direkt ya da dolaylı olarak savunmakla kalmıyor, adeta Kürd/Kürdistan düşmanlığında faşistleri aratıyorlardı. Kemalist sol, her değeri olduğu gibi evrensel sol değerleri de ırkçı/faşist sistemlerine hizmet etsin diye içeriksizleştirmişti. Oysa sol/sosyalizm herkesten çok ezilen Kürdistan halkının haklı mücadelesini desteklemek zorundadır; aksi bir tutum ancak nasyonal sosyalizm olur; tıpkı Kemalist Sol gibi...

Arkadaşımız Berzan Botî'nin Sosyalist Mezopotamya dergisinde yayınlanan "Nasıl Bir Sosyalizm" başlıklı yazısını okuyucularımızla paylaşırken, hem Marksist sol ve sol görünümlü ırkçı Kemalistler arasındaki farkı, hem de  referandumda solun nasıl bir tavır alması gerektiğine dair bir fkir edinme noktasında yararlı olacağını düşünüyoruz. Nasname/Haber

---------------------------------------------------------------------------

 

Nasıl Bir Sosyalizm? 

Nasıl bir sosyalizm sorusu, sosyalizmin farklı farklı yorumlanabileceğine ve yer, zaman, topluma göre değişiklik gösterebileceğine işaret etmektedir.

Hem Marksizm öncesi (ütopik sosyalizm gibi) hem de Marksizm sonrası (nasyonal sosyalizm gibi) “sosyalizm” adı altında farklı hatta karşıt anlayışların varlığı, “nasıl bir sosyalizm” sorusunu kaçınılmaz kılıyor.

Aynı düşünsel kaynakları referans almalarına karşın geçmişte SSCB, ÇİN, ARNAVUTLUK gibi ülkelerin farklı uygulamalara, “sosyalist” anlayışlara sahip olmaları da “nasıl bir sosyalizm” sorusunun önemini göstermektedir.

Türkiye özeline bakıldığında, kendilerine sol/sosyalist diyen çoğu kesimin içinde bulunduğu düşünsel düşkünlük onları öyle bir noktaya getirmiş ki, pratikte Kemalist/faşist sistemi korumak adına her yola başvurabilmektedirler; bazen direkt, bazen de utangaçça...

Sistemle iç içe geçmiş bu “sosyalistlerin” yegane silahı işçi sınıfının çıkarlarından yana tutum alıyor görünmeleridir. Sosyalizm savunusunu işçilerin ekonomik çıkarlarına indirgeyen bu anlayış, sınıf bilincinden yoksun, sistemle politik bir hesaplaşmaya girmekten özenle kaçınan ve sistemi rahatsız eden farklı gelişmeler yaşandığında “kazanımları korumak adına” acilen devreye girip sistemle dayanışma içerisine giren ‘devletçi sendikaları’, dolayısıyla sistemin kendisini meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Sosyalizmin ilk etapta ve herkesten önce işçileri çağrıştırması doğru ve anlaşılırdır. Ancak işçilerin sadece bazı ekonomik kazanımlarıyla sınırlı ve diğer ezilen kesimlerin sorunlarına kayıtsızlığın ismi sosyalizm olamaz; olsa olsa nasyonal sosyalizm olur. Bu açıdan da bakıldığında “nasıl bir sosyalizm” sorusu hayati bir önem taşıyor; özellikle de Kuzey Kürdistanlı komünistler için.

Türkiye’de, Kemalizm ile bağlarını koparmamış kesimlerin (en azından bir kısmının) kendilerini “ulusal sol” olarak tanımlamaları, kendilerine yönelik olarak kullanılan/kullanılacak olan ‘nasyonal sosyalist’ tanımlamasını bir suçlama/itham olmaktan çıkarıp, sadece olanı olduğu gibi gösterme çabasına dönüştürmektedir. Kendilerine “ulusal sol” demeseler de, Kemalizm’i dolaylı yollardan (Kemalizm’i güncelleştirmeyi amaçlayanlar veya Kemalist cumhuriyeti anti-emperyalist(!) bir ulusal kurtuluş hareketinin ürünü olarak gören herkes bu kapsama giriyor) savunan diğer kesimlere de ‘utangaç nasyonal sosyalistler’ demek haksızlık olmasa gerek. Bu kesimleri çıkmaza sürükleyen ve sistemin yedek gücü haline getiren şey, (bilerek ya da bilmeyerek) altyapı-üstyapı ilişkisini mekanik/kaba bir tarzda algılamaları sonucu ‘altyapı üstyapıyı belirler’ gibi klişeleşmiş bir yargıdan beslenmeleri ve her şeyi ekonomi ile açıklamakla "ekonomizm” bataklığına saplanmalarıdır...

Türkiye’deki “sosyalist basın”a bakıldığında haber ve yorumların büyük çoğunluğu ekonomi ile ilgili olanlardır. Bir işçinin işten atılması veya küçük bir iş yerinde alınan bir grev kararı, Türkiye’nin Güney Kürdistan’ı bombalamasından ve işgal senaryolarını açıkça dillendirmesinden çok daha önemli olabiliyor.

İşçilerin (ekonomik alanla sınırlı olsa da) kazanımları, diğer ezilen kesimlerin insanca yaşama talebiyle/özgürlük sorunuyla çelişmediği sürece anlam kazanır ve sosyalizmin genel özgürleştirici özelliğini yansıtır. 

Ancak, başka halkları yok sayan/inkar eden, katliam/soykırım uygulayan ırkçı bir devletin aynı anda işçilere bazı haklar vermesini/vermek zorunda kalmasını sol/sosyalizm adına “kazanım” olarak gören anlayışın bir tek ismi vardır; nasyonal sosyalizm ...

Bu anlayışın dışavurumuna verilebilecek en somut örnek 1960 darbesi ve darbe ürünü 1961 Anayasası’dır. İşçilere bazı sendikal hakların verilmesini, örgütlenme önündeki bazı engellerin kaldırılmasını “sol” adına alkışlayanlar ve militaristlere/ırkçılara ilericilik sıfatı yakıştıranlar, aynı darbecilerin Kürtçe ve Ermenice yer isimlerini yasakladığını/Türkleştirdiğini görmezden geliyorlar ve görülmesine de engel olmaya çalışıyorlar...

Bilindiği gibi 1910 yılında İttihat-Terakki ile başlayan coğrafi yer isimlerinin değiştirilmesi anlayışı, 13 Mayıs 1913 tarihinde çıkarılan "İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi" adlı genelge ile resmileşti. (Bu girişim aynı zamanda tüm halkları kapsayan Türkiye solunun ‘Türk solu’na dönüştürüldüğü ve gericileştiği dönemdir.) Cumhuriyet dönemine de olduğu gibi geçen bu Türkleştirme anlayışı 1960 darbesinden sonra çok kapsamlı, sistemli bir şekilde hayata geçirildi...

Yakın zamanda “Tekel direnişi”ne yüklenen anlam da o kadar abartılıydı ki, sanki sosyalist bir devrimin arifesindeymişiz gibi ve yine sanki Tekel işçileri muazzam bir sınıf bilinciyle sisteme karşı mücadele ediyormuş gibi bir hava yaratılmaya çalışıldı...

Oysa Tekel işçilerinin büyük çoğunluğunun “tek bayrak, tek devlet, tek millet” paradigması üzerine inşa edilen faşist/Kemalist sistemle hiçbir politik sorununun olmadığı gerçeği görülmek istenmiyordu. Yaşar Okuyan gibi faşistliği tescilli insanların bile “Tekel direnişi”ne destek vermesi, eylemin sınıf bilincinden yoksun ve genel anlamda sosyalist bir eksende yürümediğini anlamamız bakımından yeterli göstergelerdi. Sistemin iç hesaplaşmasına alet edilen Tekel işçilerine verilen ihtiyatsız destek, sistemin en ırkçı kanadı olan Kemalistlerin mevzi kazanmasının aracı haline getirildi ne yazık ki. İşçilerin sorunu sadece ekonomikti ama onları destekleyenlerin farklı farklı amaçları vardı. Sadece ekonomik olan taleplere sosyalizm adına bu kadar abartılı anlam yüklenmesini, tarihsel materyalizmin kaba yorumlanmasına bağlamak gerekiyor...

Bilimsel sosyalizmin bilimsellik iddiasının dayanağı, Tarih bilimini/tarihsel materyalizmi referans almasındandır. Marksist felsefenin en önemli ve aynı zamanda en “sorunlu” kavramlarından biri olan Tarihsel Materyalizmin farklı farklı algılanması sadece bugüne özgü değildir. Marks-Engels’in, yaşadıkları dönemde bile bu kavramın çarpıtılması/kabalaştırılması karşısında yaşadıkları sıkıntıları sıkça dillendirme/eleştirme gereği duymaları da ‘yanlış algılama’ ya da bilerek çarpıtma sorununun derin ve geçmişe dayandığını göstermektedir...

Tarihte belirleyici etkenin son kertede gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimi olduğunu belirten Engels, kendisinin ve Marks’ın da bundan daha çoğunu hiçbir zaman ileri sürmediklerini belirtir. “Bundan ötürü, herhangi bir kimse ekonomik etken biricik belirleyicidir dedirtmek üzere bu önermenin anlamını zorlarsa, onu, boş, soyut, anlamsız bir söz haline getirmiş olur” diyerek, tarihsel savaşımların gidişi üzerinde etkide bulunan hukuksal, siyasal, felsefi teoriler ve dinsel görüşlerin iç bağıntılarının ve karşılıklı etkileşimlerinin değerlendirmelerde göz ardı edilmesinin sakıncalarına dikkat çeker. (Engels’ten Joseph Bloch’a, 21 Eylül 1890)

Engels’in 120 yıl önce gençlere yönelik bir başka eleştirisi de, bugünün Türkiye’sinde (hiç de genç olmayanlar) ekonomik yana abartılı anlam yükleyenlere bir cevap niteliğindedir adeta:

Gençlerin zaman zaman ekonomik yana gerektiğinden daha çok ağırlık vermelerinden Marx’la benim de kısmen sorumlu tutulmamız gerekir. Hasımlarımız karşısında, onların yadsıdıkları ana ilkeyi vurgulamamız gerekiyordu ve etkileşime katılan öbür etkenleri onlara uygun ölçüde vurgulayacak ne zaman, ne yer, ne de fırsat bulabildik. Ama bir tarih kesimini sunmak, yani, pratik uygulamaya geçmek söz konusu olur olmaz sorun farklıydı ve hiçbir yanılgıya yer yoktu. Ama, ne yazık ki, yeni bir teorinin ana ilkelerini, her zaman doğru bir biçimde olmasa bile, benimser benimsemez o teoriyi tamamıyla anladıklarını sananlar pek sık görülüyor. Şimdilerde yeni ‘Marksist’ olmuşların birçoğunu bu kınamanın dışında tutamam; çünkü en şaşırtıcı saçmalıklar o çevrede üretiliyor...” (21-22 Eylül 1890, Engels’ten Joseph Bloch’a.)

Türkiye’de kendilerine sosyalist diyenlerin çoğunu Engels’in bu eleştirilerinin dışında tutmak olanaklı olmadığından, bu kesimlerle keskin bir düşünsel hesaplaşmaya girmek ve tereddütsüz bir kopuşu hayata geçirmek Kürdistanlı komünistlerin önceliklerindendir.

Engels’in ekonomik yana ağırlık verme gerekçeleri de, Kürdistanlı komünistlerin yaşadığı başka bir sıkıntıyı anlatır gibi... Engels’in, “Hasımlarımız karşısında, onların yadsıdıkları ana ilkeyi vurgulamamız gerekiyordu ve etkileşime katılan öbür etkenleri onlara uygun ölçüde vurgulayacak ne zaman, ne yer, ne de fırsat bulabildik” yakınmasını benzer bir şekilde, ulusal sorunda bizler yaşıyoruz.

Kürdistanlı devrimciler açısından da, en önemli ve öncelikli sorun olan ulusal sorun, Türkiye’deki “sosyalistler”in büyük çoğunluğu tarafından yadsındığı için ısrarla bu nokta üzerinde yoğunlaşmak zorunda kalıyoruz. Ulusal soruna yoğunlaşmamız diğer sorunların önemsizliğini göstermez kuşkusuz. Ulusal soruna yoğunlaşmamızın nedeni oldukları için kendi şoven yaklaşımlarını gözden geçirmeleri gerekenlerin bizleri “ilkel milliyetçi, burjuva milliyetçisi” olarak suçlamaları da, “halkların kardeşliği” söylemlerinde ne kadar samimi olduklarının göstergesidir.

Kürdistan’da nasıl bir sosyalizm?

a- Evrensel olan ile yerel olanın birliğini sağlamak. İndirgemeci anlayışlardan uzak durarak, Marksizm’i, bugünkü Kürdistan’a sorunsuz uygulanabilecek bir teori olarak görmemek. Marksizm’in temel ve aynı zamanda evrensel olan ilkeleri ile Kürdistan’ın özgün koşullarından kaynaklanan ve yerel olan sorunlarının birliğini sağlamak. Yerel ve evrensel olanın birbirini dışlamadığı gerçeğinden hareketle birini diğerine feda etmeden onların birliğini sağlamak...

b- Türkiye solunun Türk soluna dönüşmesiyle tutuculaşmasına benzer bir sapmaya girmemek. ‘Kürt solu’ yerine ‘Kürdistan solu’ olmak. Aynı coğrafyayı paylaştığımız diğer halkları/kültürleri Kürtleştirmeden, farklılıklarını korumaları ve geliştirmelerinin, ulusal, kültürel ve dinsel taleplerinin güvencesi olmanın adresi olmak...

c- Türkiye’de yaşanan/yaşanacak olan militarizm-sivilleşme hesaplaşmasında militarizme karşı tavır alan kesimlerle (geçici ve sınırlı da olsa) ittifaklar geliştirmek. Bu anlayışı Ortadoğu’da yaygınlaştırmak için çaba sarf etmek...

d- Sömürge bir ülkenin öncelikli sorununun ulusal haklar olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, ulusal soruna duyarlılık kriterinden hareketle ilişkiler geliştirmek...

e- Halkların dayanışmasını, Ortadoğu’daki gerici rejimlerle dayanışmaya dönüştürmemek; İran gibi sömürgeci/gerici devletlerin bazı emperyalist devletlerle yaşadığı özel sorunlardan dolayı onları olumlamamak ve sömürgeci/gerici konumlarını meşrulaştırmamak...

f- Emekten yana bir tutum benimserken “ekonomizm” bataklığına saplanmamak. Ülkenin özgün koşulları, kültürel etmenler, bilinç düzeyi vs. faktörleri dikkate almak ve buna göre tutum belirlemek...

g- Her ne kadar kapitalizmin araçları, ürünleri Kürdistan’a girmiş olsa da, üretim araçlarının henüz gelişimini tamamlamadığı ve iç dinamikleriyle gelişen bir kapitalizmden söz edilemeyeceği ortadadır. Kapitalizme özgü tüm olumsuzlukların (ekonomik alanda) yaşanmasına karşın, burjuvazinin “tarihsel devrimci rolü”nü henüz oynamadığı, dolayısıyla cemaat kültüründen bireyselleşmeye, özgür bireye geçişin henüz sağlanamadığı gerçeği, Kürdistan’da iktidar veya iktidar ortağı olmayı (belli bir süre için) öncelik olarak görmemek. Bunun yerine iktidarlar üzerinde baskı yaparak emekten yana kazanımlar elde etmeye çalışmak... Bu tutum, iktidar ilişkilerinin yarattığı yozlaşmalardan korunmayı sağlayacak ve bir şeyleri koruma kaygısıyla yaşanan tutuculaşma tuzağına düşmeyi engelleyecektir. Aynı zamanda bu tutum, eleştirel anlayışı sürekli kılacağı için sosyalist eksenden kaymanın da önünü kesecektir... 

 

Berzan BOTÎ

berzanboti@hotmail.com

KAYNAK: Sosyalist Mezopotamya

    

Yorumlar (5 gönderildi):

bekci murtaza .. 12 Jul, 2010 06:25:23
avatar
türkiyededeki hangi sosyalist legal yada illegal faretmez kurt ulusal sorununu gözardi etmis ki?tüm sosyalist hareketler yillardir sunu bagirir ve mücadelesini verir:
1.Dogunda ulusal zulme son
2.Kendi kaderlerini tayin hakki da dahil "kurdara azadi"
yazar niye böyle sacmaliyor.lütfen yazsin bir "sosyalist harekette "biz de bilelim.Kimmis onlar.yoksa amac sosyalizme camur atmak mi?
Yalana ve kara propagandaya hayir!!!!!
Berzan Botî .. 12 Jul, 2010 02:40:37
avatar
sayın Bekçi Murtaza, Kendilerine "sosyalist" diyen birçok parti ve hareketin özünde Kemalist/faşist olduğunu ve T.C'nin bekçiliğini yaptığını, devletin argümanlarıyla Kürdistan sorununa baktığını ispatlamak için özel bir çaba sarfetmeye gerek yoktur. Aksini ispat etmek için yaptığınız eleştiri ve değerlendirmede kendiniz bunu ispatlıyorsunuz zaten. Yorumunuzda "Doğu'da ulusal zulme son" cümlesi tek başına çok şeyi açıklıyor. Orası doğu değil Kürdistandır ve Kürdistan'ın Kuzey parçasıdır. Bu basit gerçekliği bile bilmeyen, görmeyen ve dillendirme cesareti gösteremeyenler sosyalist sıfatını hak etmiyorlar; olsa olsa nasyonal sosyalizm'e denk düşerler.. Hoşçakalın.
Dr.Ali GÜN .. 12 Jul, 2010 06:32:42
avatar
Sayın Boti,

120 yıl önceki teoriler bugünkü insanlığın geldiği aşamada yetersiz kalıyor kanaatindeyim.

Değişmeyen tek şey değişimdir.

Kanaatimce, Bilim ilkeleri ve Evrensel Hukuk öncülüğünde taslağı çizilen genel teori ışığında uygulanabilir aşamaya getirilmiş yeni siyaset teorilerine ihtiyaç var.

Kürdistan için çözüm ilkeleri bellidir.

Kesinlikle Evrensel Hukuk ilkeleri içinde kalınarak çözülecektir.

PKK modeli şiddet ve kirli karanlık organizasyonlar tamda Ergenekon'un istediği ve yarattığı yöntemlerdir.

Bu yöntemler barbarların uzmanlık alanlarına girer.

Evrensel hukuku, demokratik siyasi mücadeleyi savunmak ve onlara uygun hareket etmek tek çözümdür.

Sağlık ve başarı dileklerimle
Berzan Botî .. 12 Jul, 2010 10:15:25
avatar
Sayın Ali Gün,
Genel olarak duruşunuz, duyarlılığınız ve yorumlardaki düzeyinizle tartışma kültürümüze olumlu katkı yapıyorsunuz; teşekkürler.

Uygulamalardan yola çıkıp kuramları, inançları değerlendirdiğimizde/eleştirdiğimizde insanlığın elinde hiçbir değer kalmaz.
İslam'ı Bin Ladin ile mahkum etmek ne kadar yanlışsa, Sosyalizmi de Stalin veya başka bir uygulayıcıdan hareketle mahkum etmeye çalışmak yanlış bir yaklaşımdır.

Türkiye'de bugüne kadar Marksizm bilinçli olarak çarpıtılmış, Kemalizme ve pozitivizme hizmet edecek şekilde içeriği boşaltılmıştır; tıpkı demokrasi, laiklik, Liberalizm, İslam gibi...

Bu nedenle bizim tepkisel veya duygusal değerlendirmelerden kaçınmamız gerektiğine inanıyorum...

Düşünceleri, kuramları doğru kılan zamansal olarak "eski" oluşları değildir. Öyle olsaydı marksizmden çok önce ortaya çıkmış olan İslam inancı ve evrensel hukuk ile klasik demokrasinin kaynağı olan Liberalizm daha önce terk edilmeliydi. Bugün Kürdistan halkının ulusal- demokratik talepleri burjuva bir taleptir. Bu burjuva talep hem evrensel hukuka hem doğal hukuka hem de insan haklarına uygunluk arz etmektedir. İster Marksist isterse Liberal isterse de Dindar olsun herkes Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerine öncelik vermek durumundadır; tabiki samimiyse...

Bu yazıda, sosyalizm adına birilerinin Halkımızın doğal haklarını görmemesini eleştirdim ve sosyalist olmanın ulusal-demokratik taleplerin önceliğini savunmaya engel olmadığını vurgulamaya, ispat etmeye çalıştım... Selamlar, Sevgiler
Dr.Ali GÜN .. 16 Jul, 2010 04:04:21
avatar
Sayın Boti,

Yazınızı zenginleştirmek için yaptığım katkıya açıklama getirmeniz ve bana gösterdiğiniz teveccühe teşekkürler.

Yazınızı zenginleştirmek ve okuyucular içinde bir düşünme jimnastiği olsun diye tekrar ilavelerde bulunabilirim(z).

Bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmeler yeni bir bilim felsefesini ve yeni ideolojik anlayışları zorunlu kılıyor.

Bütün bu gelişmeler elbetteki insanlığın bu güne kadar yaptıklarının üzerinde yükselecektir. En azından insanlığın hangi aşamalardan hangi aşamalara geldiğini gösteren birer objektif ölçü-değerlendirme kriterleri olacaklardır.

Bütün dinler teorik olarak hep iyi şeyler önerir. Aksi mantıksızlıktır. Ancak dinlerin bugüne kadarki uygulamalarından kopuk yeniden teorik kaynaklarına yönelmek anlamsızdır ve asla sonuç getirecek bir durum yaratmaz.

Dinlerin sadece inanan kişinin yaşam kalitesine de zarar vermemesi şartıyla tamamen kişiyle ve cemaatiyle sınırlı bir inançlar kalıbı olarak kalması gerekir ve zaten ayrıca bu bir zorunluluktur da.

Dinler için belirttiğim düşüncelerim mevcut ideolojiler içinde geçerlidir.

Eski bir model arabayı ne kadar değiştirsenizde asla yeni model bir araba olamayacağı gibi dinler ve mevcut ideolojiler içinde bu geçerlidir.

Ergenekon ile mücadele hedefimizden asla geri durmamak şartıyla düşüncelerimizi paylaşmaktan mutluluk duyarım.

Sağlık ve başarı dileklerimle.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: