Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kürdlere Yine Amigoluk Rolü Verilmek İsteniyor Kürdlere Yine Amigoluk Rolü Verilmek İsteniyor ================================================================================ Berzan - Botî on 08 Jun, 2010 11:21:00 Kürdlere Yine Amigoluk Rolü Verilmek İsteniyor Türk basınında yaşanan tartışma programlarında sıkça karşılaştığımız Türkçü egemen anlayışın, Kürd/Kürdistanlı tartışmacılara, “Önce PKK’nin terörist olduğunu söyleyin” ya da “PKK terörist mi, değil mi?” dayatması tartışmaların verimli geçmesine hep engel oluyor. Zaten bu dayatmada bulunanların amacı da sorunu insani boyutuyla tartışmak yerine, tartışıyor gibi yapıp sonuçta devletin ırkçı politikalarını haklı çıkartmaktır. PKK’ye yönelik mesafesi ne kadar uzak ve eleştiri dozu ne kadar fazla olursa olsun, bir Kürd yurtseverinin/demokratının bu dayatmaya boyun eğip “PKK teröristtir” demesi hem kişiliksizliğinin göstergesidir, hem de devletin ırkçı politikalarının yedeği olduğunun ispatıdır. Terörizm, “sivil, savunmasız insanlara karşı uygulanan şiddet” olarak tanımlanırsa, devletçilerin dayatmasına karşı verilmesi gereken cevap, “en büyük terörist devlettir” olacaktır. Bu cevap hem bir gerçeği ifade etmektedir, hem de sonuç olarak karşımıza çıkan ve tali olan hedeflere odaklanıp devleti aklama kurnazlığına prim vermemeyi sağlar. Bu tutum, PKK’yi savunmak, eleştiriden muaf tutmak değildir. Sadece büyük resmin, gerçek sorumlunun (devletin) gözden kaybolmasına ve katliamlarını/soykırımlarını unutturmasına izin vermemektir. Devletçiler, PKK eleştirisi yaparken ve onu mahkûm etmeye çalışırken, aynı zamanda Kürd/Kürdistan Sorununu da mahkûm etme, erteleme en azından soğutma gibi bir kurnazlığa başvuruyorlar. Bu noktada da devlet politikalarına hizmet etmemek için duyarlı insanların dikkat etmesi gereken şey, PKK eleştirisini devlet ağzıyla yapmamak ve PKK eleştirilirken Kürdistan halkının ulusal demokratik haklarının savunulmasında her zamankinden daha fazla ısrarcı olmaktır. Devletin inkârcı, ırkçı ve katliamcı politikalarına ısrarla vurgu yapmadan PKK’yi eleştirmek devlet politikalarına hizmet etmekten başka bir şey değildir. Türk devletinin öncülük ettiği ve İran, Suriye gibi sömürgeci/gerici devletlerin de içinde olduğu “İsrail karşıtlığı”nda da Kürdler, devletin amigoluğunu yapmadan kendilerine ait düşüncelerle değerlendirmelerde bulunmalı ve ona göre pozisyon almalıdır. Hangi tonda, kim(ler)e, nasıl bir tepki verileceğine Kürdlerin kendisi karar vermeli; soykırımcı devletin bekası için inancı alet eden Türk-İslamcılar değil. Filistin halkının ulusal mücadelesini/devletleşmesini koşulsuz savunan ve dönem dönem fiilen bu mücadelede yer alan Kürdistanlı devrimciler, Hamas gibi karanlık, geric bir örgütün “cihad” siyasetine alet olmak ile Filistin halkının meşru haklarını savunmanın aynı şey olmadığının bilinciyle hareket etmeliler. Filistin halkı kadar İsrail ve tüm dünya halklarının da özgürce, insanca ve korkudan uzak yaşamasını savunmak, hem vicdanlı olmanın hem de evrensel değerleri kriter almanın doğal sonucudur. İsrail devletinin insanlık dışı baskı ve katliamlarını kınarken, gericilerin İsrail halkını bir bütün olarak hedef alan ve Yahudi düşmanlığına dönüşen dinsel faşizmine alet olmamak gerekiyor. İsrail devletinin sivil, savunmasız insanlara karşı giriştiği her eylemi dün olduğu gibi bu gün de tereddütsüz kınarken, Hamas’ın da sivil insanlara yönelik şiddet eylemlerini tereddütsüz kınıyoruz. Bu noktada ikiyüzlü davranan Türk İslamcıların “vicdanlara seslenmesi” sadece vicdandan yoksunluklarını gösteriyor. Yüz yıldır Kürdlere katliam/soykırım uygulayan devletleri bile eleştirirken, Arap, Fars ve Türk halkını hedef almamamız doğru bir tutumdur; aynı tutumu İsrail halkına karşı almamız eleştiri konusu olamaz/olmamalıdır. Bu noktada eleştiri yapanlar devlet ile halkı özdeşleştiren ve halkı kutsal devletin tebası olarak gören gerici insanlardır sadece. Devletin fetihçi/gerici politikalarının onaylayıcısı olmamayı “İsrail hayranlığı” olarak lanse etmeye çalışan Türk-İslam’cılar, Kürdlerin dini duyarlılıklarını kullanarak devletlerine bir kez daha hizmet edilmesini sağlamaya çalışıyorlar. 1915’te (tıpkı bugün gibi) ortak inançtan yararlanarak Hıristiyan halklara karşı “cihad” ilan edenler, bazı Kürdlere amigoluk, tetikçilik rolünü vermeyi ve onları soykırıma ortak etmeyi başardılar ne yazık ki. Bu gün hala acısını, sıkıntısını her alanda çektiğimiz bu trajediden çıkaracağımız dersler olmalıdır. 1915 Soykırımının karar alıcıları, bu insanlık suçunun karşılığı olarak bir “Türk” devletine sahip oldular. Amigoluk, tetikçilik yapan bazı Kürdler ise, aynı karar alıcıların Kürdlere asimilasyon, katliam ve soykırım uygulamasının zeminini hazırlamış oldular. Aynı coğrafyayı paylaştığımız ve ortak kadere sahip olduğumuz komşularımızın/renklerimizin yok edilmesi sadece insani/manevi açıdan derin kederlere sebep olmadı; aynı zamanda büyük çoğunluğu Hıristiyan halklardan oluşan “orta sınıf” yok edilerek toplumsal gelişmenin de önüne geçildi. Soykırım kültürünü sindirmede özellikli bir yere sahip olan Türk devleti, ne Filistin halkının, ne de ezilen başka bir halkın insanca yaşama talebinin hesapsız destekleyicisi olamaz. Türk devleti de tıpkı diğer gerici Arap devletleri gibi, bugüne kadar hep Filistin halkının piyasadaki pazarlamacıları oldular ve piyasa yasalarına göre hareket ederek “ne kadar kazandırır” mantığıyla olaya baktılar. Bu pazarlamacıların “Filistin Aşkı” çok çirkin ve tüccar mantıklarının sonucudur. Bu çirkinliğe Kürdleri ortak etmek ile etmemek tartışması yaşanıyor bugün. Kürdlerin bu çirkinliğe ortak edilmesi, işgal güçlerine karşı gelişen/gelişmesi gereken tepkinin İsrail’e yönelmesi ve ulusal-demokratik taleplerden uzaklaşılarak devlete hizmet edecek olan “cihad” söylemine kanmasıyla olanaklı olur. İnançlarını sömürgeci ve ırkçı devlete/devletlere alet etmek istemeyen muhafazakâr Kürdler, herkesten çok bu çirkinliğe tepki vermelidirler. 2006’da yaşanan ve Lübnan’ın kısmen işgaliyle sonuçlanan “İsrail-Hizbullah” savaşı sırasında yaratılmaya çalışılan ortamla bugün yaratılmaya çalışılan ortam hemen hemen aynıdır. Yine bir yanda yerel gerici devletler (Türkiye, Suriye, İran v.s) diğer yanda Batı’lı emperyalist devletler. Ve yine işlenen “din kardeşliği” ile Kürdlerin sokaklara dökülmesi ve Halepçe’ye gösterilmeyen tepkinin/hassasiyetin Lübnan’a (Hizbullah’a) gösterilmesi. Devlet’in bu çirkin oyunu sık sık oynaması, oynanan oyunu görmede ve teşhir etmede yetersiz olduğumuzun göstergesidir. Dahası bu çirkin oyuna bazı Kürdlerin ısrarla alet olmasıdır. 2006’da yaşananlarla bu gün yaşananlar, devletin yaratmaya çalıştığı algı açısından aynı olduğu için, o dönemde yazdığım “ORTADOĞU’DA İŞLE(ME)YEN MANTIK” başlıklı yazı güncelliğini koruyor. Bu nedenle söz konusu yazı, bugünkü değerlendirmelerde tamamlayıcı bir işlev görebilir... http://www.nasname.com/Yazarlar/bboti/257.html 2006’da tıpkı bugün gibi kin kusan, “meydan okuyan” ve Kürdleri İsrail’e karşı sokaklara dökmeye çalışan Türk-İslam’cıların o tarihten sonra İsrail ile geliştirdikleri ilişkilere kısaca bakmak ve birkaç örnek vermek bile yaşanan çirkin oyunun, iki yüzlülüğün boyutunu göstermeye yetecektir: M60 tanklarının onarımı tamamlanıp Türk devletine teslim edildi; F4 ve F5’ler onarıldı, ekstra kameralar yerleştirildi; Türkiye-İsrail arasındaki ticaret hacmi 2007 de 2. 6 milyar dolar oldu ve bu ticaretin yüzde altmışını İsrail’den alınan silahlar oluşturdu.... Sorun, böyle ikiyüzlü bir devletin politikalarına alet olup olmama sorunudur. Sorunu, filistin halkının yaşadığı sıkıntılara karşı duyarlılık olarak göstermeye çalışan Türk-İslam anlayışının sözcüleri, Kürdistan’ı işgal altında tutan ve sayısız katliam/soykırıma imza atan T.C’yi mahkûm etmedikleri sürece kimseye insanlık dersi veremezler... PKK'ye terörist deyip Türk devletinin teröristliliğini gizlemeye çalışan Türk-İslam sözcüleri, İsrail'e de terörist deyip Hamas'ın teröristliğini gizlemeye çalışıyorlar. Hamas'ı "seçilmiş" gerekçesiyle meşru bir hareket olarak gören zihniyet, Kürdistan'da seçilmişleri içeri tıkmakta ve "terörist" damgası vurmakta sakınca görmemektedir. Kürdistan'daki savaşı, açlığı, çocuk ölümlerini görmeyen/görmek istemeyen"sivil toplum örgütleri"nin sivil ve herkese eşit mesafede olduklarına inanmamızı istiyorlar. Devlet politikalarına hizmet eden her eylemde göze çarpan bu "sivil toplum örgütleri", Filistin, Çeçen, Kuzey Kıbrıs, Azerbaycan ve Türk bayraklarıyla meydanları süslerken, din kardeşliği adı altında Kürdleri de bu çirkinliğe davet ederken bir tek Kürdistan bayrağı taşıma gereği duymuyorlar. Kürdlerin dindar kesimi Kürdistan bayrağıyla bu eylemlerde yer alacaksa ve diğer “din kardeşlerinden“ tepki almayacaksa bu organizasyonların devletten/devletçilerden bağımsız olduğuna inanabiliriz. Ama “din kardeşleri” Kürdistan bayrağına tahammül edemiyorlarsa, ırkçı ve fetihçi bir anlayışa hizmet edildiği gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Ve bir daha devlet politikalarına alet olmamak, amigoluk yapmamak için yeni bir duruş sergilemek durumundadırlar. Türk devleti, Kürdistan'ı işgal altında tutan ve Ortaçağ karanlığını aratmayan yöntemlerle Kürdleri yok etmeye çalışan çete başları Ahmedinecad ve Esat'ı dünya kamuoyuna sevimli göstermek için her türlü şaklabanlığı yaparken, Kürdlerin bu cellatlarıyla aynı saflarda, hatta onların önünde İsrail'e düşmanlık yapmasını isteyebiliyor... Asıl sorunu/asıl düşmanı unutturmak ve kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde Kürdleri başka hedeflere yöneltmek ne insanlığa, ne inanca ne de vicdana sığar. Filistin halkı, ulusal haklar noktasında Kürdlerden çok daha ilerdedir. Filistin halkının sahip olduğu hakların yarısına bile Kuzey Kürdleri sahip olsaydı yaşanan çirkin savaş yaşanmayacaktı bugün. Ulusal açlığı giderilmemiş olan Kürdistan halkının henüz karnı duymamışken/açlıktan zil çalarken, başka halkların (iyi-kötü, az-çok) yediği, karnını doyurduğu yemekten sonra 'hangi tatlıyı yemeleri gerekir' kavgasına sürüklenmesi, amigoluk yapmasının istenmesi ahlak - vicdan sınırlarının çok ötesindedir ve aynı zamanda da trajikomiktir.. Kürdler artık amigoluğu reddedikleri için birileri tarafından “haksızın yanında yer alınıyor” diye suçlanması ise ayrı bir komedidir. NOT: Yayın Kurulu imzasıyla yayınlanan "Ortadoğu kaynarken Kürdler yine ikilem yaşıyor" başlıklı yazı verimli tartışmalara neden oldu. Bazen kırıcı olsa da ve kişiselleştirilse de farklı yaklaşımların, anlayışların değerlendirmelerde bulunması hem tartışma kültürümüzün geliştiğini hem de dışardan dayatılan egemen düşüncelerin eskisi gibi etkili olamayacağını gösterdi. Düzeyden feragat etmemek koşuluyla yapılacak her tartışma mutlaka verimli olacaktır... berzanboti@hotmail.com 8 Haziran 2010