Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: İsrail ile Hamas Kıskacında Politika Yapmak İsrail ile Hamas Kıskacında Politika Yapmak ================================================================================ Berzan - Botî on 02 Jun, 2010 08:11:00 Kavramların/düşünce ve inançların egemenler/politik çevreler tarafından bu kadar hoyratça kullanıldığı, anlamlarının değiştirildiği, egemenliklerine hizmet edecek şekilde çarpıtıldığı günümüzde, egemenlerin değerleri kullanmasına karşı çıkmak yerine tam da onların istediği şekilde insanca yaşamı öngören değerlerin kendisine yönelmek/saldırmak onlardan uzaklaşmak gibi yanlış bir tutum içerisine giriyoruz. İster inanç kökenli, ister ideolojik, isterse de bilimsel olsun her insanın mutlaka bir dünya tasarımı ve bununla bağlantılı bir insan anlayışı vardır. Aynı zamanda her insanın yaşadığı toplumda da, kendisine özgü toplumsal sorunları vardır. Bu toplumsal sorunları çözme çabası insanların dünya görüşünden bağımsız değildir. Evrensel olma iddiası taşıyan düşüncelerin, inançların yerel olan toplumsal sorunları çözme girişimi, yerel ile evrensel olan arasında bir çatışmaya neden oluyorsa, ya insanın yerel olana yüklediği anlamda bir sorun/yanlışlık vardır ve düzeltmesi/değiştirmesi gerekir, ya da evrensel olanın evrensellik iddiası doğru değildir ve sorgulanmayı/vazgeçilmeyi gerektirir.. Kürdistan halkının devletleşme isteği yerel bir talep olmasına karşın hem insani, hem doğal, hem de benzer konumdaki hemen hemen her halkın sahip olduğu bir haktır. Dahası bu hak aynı zamanda evrensel bir haktır. Bu açıdan bakıldığında Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerini evrensellik iddiası olan hiçbir düşünce/inanç yadsıyamaz; yadsırsa evrensellik iddiaları doğru değildir o zaman. Türkiye’de devlet ile bağlarını koparamamış ve bilinçaltlarında “Osmanlı’yı hortlatma” ya da “İttihat-Terakki”yi yeniden canlandırarak umut (!) haline getirtmeye yatan; siyasal İslam-Kemalist sol, açıkça retçi bir yaklaşım yerine dolaylı yollardan Kürdistan halkının doğal haklarını kullanmalarına engel oluyorlar. Bu dolaylı engellemede evrensellik yüklenen ümmetçiliğe ve sosyalizme sığınılıyor. Bu ve benzer değerlere sığınarak insani/doğal bir hakkı tanımayanlara karşı tutum alırken, sığındıkları değerlere/düşüncelere saldırmak yerine, onların içinde bulundukları çelişkileri, devletle olan düşünsel bağları teşhir edilmeli ve egemen politik argümanları çürütülmelidir. Direkt veya dolaylı olarak bu doğal hakkın gerçekleşmesine engel olan herkesi, insanlık değerlerini kriter alarak mahkum etme ve insanlık dışı tutumlarını teşhir etme hakkımız vardır. Bu çirkinliklerin eleştirilmesini, ”inanca/düşünceye” saldırı olarak lanse edenler; İslam’a ve Sosyalizm’e sırt çevirme olarak göstermeye çalışanlar iyi niyetli olamazlar. Onlar, halkın hassasiyetlerinden yararlanarak devlete hizmet ediyorlar sadece. Bu nedenle de bu tür insanların eleştirileri samimi olmadığı için ciddiye de alınmamalıdır. Kürdistan’ı işgal etmiş ve sayısız katliam/soykırım uygulamış devletlere sempatiyle bakanların “insanlık dersi” vermeye kalkışması çirkin, çirkin olduğu kadar da ikiyüzlücedir. Filistin halkının özgürlük taleplerini pazarlayan ve bundan siyasi rant elde eden Türkiye ve diğer sömürgeci ülkelerin ortaya çıkan “Filistin Aşkı” yeni bir pazarlığın ve siyasi rantın göstergesidir sadece. Bu ahlaksız oyunlarına Kürdleri de ortak etmek isteyen devletler ve anlayışlar, baş düşman olduklarını unutturmak için İsrail’i hedef olarak göstermektedirler. Dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa uğrayanlarla dayanışma içinde olmak doğru bir tutumdur. Ancak Kürdler gibi en ağır koşullarda yaşayan ve en temel sorunları hala çözülemeyen halklardan kendi düşmanlarını/sorunlarını unutmalarını, başka hedefe yönelerek başka halkların kurtuluşuna öncelik vermelerini istemek en basitinden ahlaksızlıktır. Sömürgeci devletler dururken Kürdleri İsrail’e yönlendirmek, ulusal taleplerin karşılanması noktasında Filistinlilerden çok daha geri olan Kürdlerden Filistin davasına odaklanmalarını istemek sadece ahlaksızlık değil aynı zamanda ırkçı/gerici anlayışların devamına hizmet etmektir. Bugün Türkiye’de ümmetçilik ve enternasyonalizm adı altında bu ahlaksızlık fazlasıyla yapılmakta ve gerici/ırkçı anlayışa hizmet edilmektedir. Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerini savunmak, inançlı veya sosyalist olmaya engel değildir. Aynı anlama gelecek şekilde sosyalist veya inançlı olmak Kürdlerin ulusal taleplerinin önceliğini savunmaya engel değildir. Engel olan devletçi, gerici ve ırkçı zihniyetin kendisidir. Hem Sosyalist Kürdler, hem de Müslüman (özellikle de medrese kültürü almış olan) Kürdler, ulusal soruna öncelik vererek yerel ile evrensel olanın birliğinin kurulabileceğini birçok örnekle gösterdiler bu güne kadar. İnancını/düşüncesini devletin bu ırkçı, gerici zihniyetinden kurtarmak isteyenler, savundukları ve evrensellik addettikleri inanç/düşünceler ile Kürdistan halkının ulusal-demokratik talepleri arasında bir uzlaşı sağlamak zorundadırlar. 2 Haziran 2010 berzanboti@hotmail.com Not: Konu ile bağlantısından dolayı, Newroz gazetesinde ve Mesop’ta yayınlanan (Kürdistan’da Komünist Olmak) başlıklı yazımı aşağıda vererek tartışmaya katkı sunmak istiyorum.. Kürdistan’da Komünist Olmak! 12 Eylül öncesinde Kuzey Kürdistan’da faaliyet gösteren politik oluşumların hemen hemen hepsi sol/sosyalist bir programa sahipti. Farklı bir çizgide gelişimini sürdüren T-KDP de, 1977 kongresinden sonra sosyalist bir söylem benimseyerek bu eksen içindeki yerini aldı. 12 Eylül’de ağır bir darbe yiyen ve bir daha ciddi bir varlık gösteremeyen Kuzey Kürdistan devrimci hareketlerinin bu yenilgisini sadece içsel sorunlarına/eksikliklerine bağlamak haksızlık olur. Kürdistan’ın özel konumu, sadece sömürgeci yerel devletlerin değil, başta emperyalist devletler olmak üzere uluslararası birçok gücün ekonomik/politik hesaplar yapmalarını, dolayısıyla da müdahil olmalarını sağlıyor. Bu nedenle 12 Eylül’den sonra yaşanan yenilgiyi, uluslararası sermaye ile sömürgeci devletlerin (yerel işbirlikçiler vasıtasıyla hayata geçirdikleri) uzun erimli projelerinden bağımsız düşünmek/değerlendirmek olanaklı değildir. Zaten ortaya çıkan karmaşık ilişkiler de, Kürdistan’daki devrimci değerlerin/dinamiklerin nasıl ortaklaşa yok edildiğini gösteriyor. Bu gerçekliği görmeden ve ortakların tümüne karşı net bir tutum almadan yeniden örgütlenme çabalarında başarı sağlanamaz.1980 öncesi devrimci hareketlerin bünyelerinden kaynaklı bazı eksiklikleri olsa da, söz konusu hareketlerin Kürdistan tarihinin en önemli aydınlanmasını sağladıkları gerçeği yadsınamaz. Otuz yıl öncesinin önemli ve bugün için de umutlu olmamızı sağlayan özelliği, sosyalist bir anlayış ile ulusal taleplerin önceliğini savunmanın olanaklı olduğunu göstermesidir. Yoksulluğun, işsizliğin, açlığın bu kadar yoğun olduğu ve sınırsız sömürüye rağmen iş sahibi (işçi) olmanın “kurtuluş” olarak görüldüğü Kürdistan’da, sosyalist söylemin/örgütlenmenin kapsamını işçilerle sınırlamak doğru olmadığı gibi başarı şansı da yoktur. Zaten ulusal kurtuluş mücadelesi veren Kürdistanlı sosyalistler/komünistler, işçileri aşan ve onları da kapsayan daha geniş bir çerçeveye sahip olmak zorundadırlar ve farklı sınıf/katmanlarla (geçici de olsa) ittifaklar kurmak durumundadırlar. Türkiye’de sol/sosyalist olduğunu iddia eden hareketlerin olumsuzlukları, Kürdistan’da sosyalist söyleme sahip bir örgütlülük önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bu hareketlerin, Kemalizm ile olan düşünsel bağları, İttihat-Terraki’nin devamı ve emperyalist bir proje olarak varlık kazanan TC’ye yükledikleri “anti-emperyalist” rol ve Kürdistan halkının ulusal taleplerine karşı duyarsızlıkları, Kürdistan halkının sosyalist söylemlere mesafeli durmasında en büyük etkendir. Sosyalist değerlerin “sosyalistler” tarafından bilinçli olarak dejenere edildiği, sosyalizme sırt çevirmenin ve ondan kaçmanın adeta “moda”ya dönüştüğü bir ortamda, yeniden sosyalizm anlayışıyla ortaya çıkmak çok anlamlıdır. Bu anlamlı çaba içerisinde olan arkadaşların ‘hangi gelenekten geldiği gibi’ basit tasniflere/ayrıştırmalara girmeden çabalarını ortaklaştırmaları tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için öncelikle herkesin “ne yapmalı” sorusuna açık, net ve dolaysızca cevap araması gerekir. Bu cevap arayışı, değişmez/mutlak yargılar yerine bir tartışma ve bilgi alış verişi olarak görülmelidir. Tüm olumsuzluklara karşın Kürdistan’da güçlü bir sosyalist damar olduğuna inananlardanım. Bu damarın yakalanması ve geliştirilmesi için yapılması gerekenleri kısa başlıklar halinde paylaşırken, bu paylaşımın tartışılmaya gereksinim duyan öznel yaklaşımlar olduğunu, nesnel, mutlak doğru olma iddiası taşımadığını özellikle belirtmek istiyorum... a- Kürtler adına politika yapan ve şu an için belirleyici güç olanların her yönüyle değerlendirilmesi ve konumlarının (hiçbir kaygı taşımadan) doğru bir şekilde tanımlanması gerekiyor.. b- Örgütlenmede katı merkeziyetçi anlayış aşılarak, bireyin özgünlüğü/farklılığı korunarak, tek tipleşmeye izin verilmemeli; örgütün/partinin disiplin adı altında bireyi yönlendirme, yönetme ve istekte bulunması yerine, nasıl bir bağ kuracağı ve nasıl bir katkı sunacağı noktasında bireyin özgürce karar vermesinin gerekliliği anlayışı benimsenmeli... c- Türk solunun şovenizm batağından kurtulamayan kesimleriyle her türlü ilişki koparılmalı ve teşhir edilmeli; Kemalizm’in ırkçı/faşist niteliğine dair tereddüt yaşayan ve TC’nin kuruluşuna “anti-emperyalist” söylemle ilerici bir anlam yüklemeye çalışan kesimlerle hiçbir platformda ve hiçbir gerekçeyle bir araya gelinmemeli. d- Sosyalizmi fabrikalara/atölyelere hapsetmeden, kapsayıcı ve genel anlamda özgürleştirici yönü ön plana çıkartılmalı... e- Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerine öncelik verilmeli ve bu talebi paylaşan kesimlerle tereddüt yaşamadan ittifaklar geliştirilmeli... f- Parti ve liderlerin niteliği ne olursa olsun Güney Kürdistan’daki sınırlı kazanımların sahiplenilmesi ve geliştirilmesi noktasında hassas davranılması; “işbirlikçi”, “feodal” gibi gerekçelerle Güney’e saldıran kesimlere karşı net bir şekilde tavır alınması... g- Tarihle dolaysız bir yüzleşme sağlanmalı ve 1915 soykırımında devletle işbirliği yapan bazı aşiret ve çeteler teşhir edilirken, soykırım mağdurlarıyla dayanışma içinde olunmalı; aynı coğrafyayı paylaştığımız halkların/kültürlerin özgürce ve eşit koşullarda yaşayacaklarına dair güvence verilmeli... h- “Kürdistan’a federasyon/bağımsızlık - Türkiye’ye demokrasi/sosyalizm” söylemi dillendirilmeli ve Türkiye’de sadece bu anlayışı benimseyen demokrasi güçleriyle ittifaklar yapılmalı... Berzan BOTÎ