İsrail ile Hamas Kıskacında Politika Yapmak
Filistin halkının özgürlük taleplerini pazarlayan ve bundan siyasi rant elde eden Türkiye ve diğer sömürgeci ülkelerin ortaya çıkan “filistin aşkı” yeni bir pazarlığın ve siyasi rantın göstergesidir sadece. Bu ahlaksız oyunlarına Kürdleri de ortak etmek isteyen devletler ve anlayışlar, baş düşman olduklarını unutturmak için İsrail’i hedef olarak göstermektedirler.
Kavramların/düşünce ve inançların egemenler/politik çevreler tarafından bu kadar hoyratça kullanıldığı, anlamlarının değiştirildiği, egemenliklerine hizmet edecek şekilde çarpıtıldığı günümüzde, egemenlerin değerleri kullanmasına karşı çıkmak yerine tam da onların istediği şekilde insanca yaşamı öngören değerlerin kendisine yönelmek/saldırmak onlardan uzaklaşmak gibi yanlış bir tutum içerisine giriyoruz.
İster inanç kökenli, ister ideolojik, isterse de bilimsel olsun her insanın mutlaka bir dünya tasarımı ve bununla bağlantılı bir insan anlayışı vardır. Aynı zamanda her insanın yaşadığı toplumda da, kendisine özgü toplumsal sorunları vardır. Bu toplumsal sorunları çözme çabası insanların dünya görüşünden bağımsız değildir.
Evrensel olma iddiası taşıyan düşüncelerin, inançların yerel olan toplumsal sorunları çözme girişimi, yerel ile evrensel olan arasında bir çatışmaya neden oluyorsa, ya insanın yerel olana yüklediği anlamda bir sorun/yanlışlık vardır ve düzeltmesi/değiştirmesi gerekir, ya da evrensel olanın evrensellik iddiası doğru değildir ve sorgulanmayı/vazgeçilmeyi gerektirir..
Kürdistan halkının devletleşme isteği yerel bir talep olmasına karşın hem insani, hem doğal, hem de benzer konumdaki hemen hemen her halkın sahip olduğu bir haktır. Dahası bu hak aynı zamanda evrensel bir haktır. Bu açıdan bakıldığında Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerini evrensellik iddiası olan hiçbir düşünce/inanç yadsıyamaz; yadsırsa evrensellik iddiaları doğru değildir o zaman.
Türkiye’de devlet ile bağlarını koparamamış ve bilinçaltlarında “Osmanlı’yı hortlatma” ya da “İttihat-Terakki”yi yeniden canlandırarak umut (!) haline getirtmeye yatan; siyasal İslam-Kemalist sol, açıkça retçi bir yaklaşım yerine dolaylı yollardan Kürdistan halkının doğal haklarını kullanmalarına engel oluyorlar. Bu dolaylı engellemede evrensellik yüklenen ümmetçiliğe ve sosyalizme sığınılıyor.
Bu ve benzer değerlere sığınarak insani/doğal bir hakkı tanımayanlara karşı tutum alırken, sığındıkları değerlere/düşüncelere saldırmak yerine, onların içinde bulundukları çelişkileri, devletle olan düşünsel bağları teşhir edilmeli ve egemen politik argümanları çürütülmelidir.
Direkt veya dolaylı olarak bu doğal hakkın gerçekleşmesine engel olan herkesi, insanlık değerlerini kriter alarak mahkum etme ve insanlık dışı tutumlarını teşhir etme hakkımız vardır.
Bu çirkinliklerin eleştirilmesini, ”inanca/düşünceye” saldırı olarak lanse edenler; İslam’a ve Sosyalizm’e sırt çevirme olarak göstermeye çalışanlar iyi niyetli olamazlar. Onlar, halkın hassasiyetlerinden yararlanarak devlete hizmet ediyorlar sadece. Bu nedenle de bu tür insanların eleştirileri samimi olmadığı için ciddiye de alınmamalıdır.
Kürdistan’ı işgal etmiş ve sayısız katliam/soykırım uygulamış devletlere sempatiyle bakanların “insanlık dersi” vermeye kalkışması çirkin, çirkin olduğu kadar da ikiyüzlücedir. Filistin halkının özgürlük taleplerini pazarlayan ve bundan siyasi rant elde eden Türkiye ve diğer sömürgeci ülkelerin ortaya çıkan “Filistin Aşkı” yeni bir pazarlığın ve siyasi rantın göstergesidir sadece.
Bu ahlaksız oyunlarına Kürdleri de ortak etmek isteyen devletler ve anlayışlar, baş düşman olduklarını unutturmak için İsrail’i hedef olarak göstermektedirler.
Dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa uğrayanlarla dayanışma içinde olmak doğru bir tutumdur. Ancak Kürdler gibi en ağır koşullarda yaşayan ve en temel sorunları hala çözülemeyen halklardan kendi düşmanlarını/sorunlarını unutmalarını, başka hedefe yönelerek başka halkların kurtuluşuna öncelik vermelerini istemek en basitinden ahlaksızlıktır.
Sömürgeci devletler dururken Kürdleri İsrail’e yönlendirmek, ulusal taleplerin karşılanması noktasında Filistinlilerden çok daha geri olan Kürdlerden Filistin davasına odaklanmalarını istemek sadece ahlaksızlık değil aynı zamanda ırkçı/gerici anlayışların devamına hizmet etmektir.
Bugün Türkiye’de ümmetçilik ve enternasyonalizm adı altında bu ahlaksızlık fazlasıyla yapılmakta ve gerici/ırkçı anlayışa hizmet edilmektedir.
Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerini savunmak, inançlı veya sosyalist olmaya engel değildir. Aynı anlama gelecek şekilde sosyalist veya inançlı olmak Kürdlerin ulusal taleplerinin önceliğini savunmaya engel değildir. Engel olan devletçi, gerici ve ırkçı zihniyetin kendisidir.
Hem Sosyalist Kürdler, hem de Müslüman (özellikle de medrese kültürü almış olan) Kürdler, ulusal soruna öncelik vererek yerel ile evrensel olanın birliğinin kurulabileceğini birçok örnekle gösterdiler bu güne kadar. İnancını/düşüncesini devletin bu ırkçı, gerici zihniyetinden kurtarmak isteyenler, savundukları ve evrensellik addettikleri inanç/düşünceler ile Kürdistan halkının ulusal-demokratik talepleri arasında bir uzlaşı sağlamak zorundadırlar.
2 Haziran 2010
Not: Konu ile bağlantısından dolayı, Newroz gazetesinde ve Mesop’ta yayınlanan (Kürdistan’da Komünist Olmak) başlıklı yazımı aşağıda vererek tartışmaya katkı sunmak istiyorum..
Kürdistan’da Komünist Olmak!
12 Eylül öncesinde Kuzey Kürdistan’da faaliyet gösteren politik oluşumların hemen hemen hepsi sol/sosyalist bir programa sahipti. Farklı bir çizgide gelişimini sürdüren T-KDP de, 1977 kongresinden sonra sosyalist bir söylem benimseyerek bu eksen içindeki yerini aldı.
12 Eylül’de ağır bir darbe yiyen ve bir daha ciddi bir varlık gösteremeyen Kuzey Kürdistan devrimci hareketlerinin bu yenilgisini sadece içsel sorunlarına/eksikliklerine bağlamak haksızlık olur. Kürdistan’ın özel konumu, sadece sömürgeci yerel devletlerin değil, başta emperyalist devletler olmak üzere uluslararası birçok gücün ekonomik/politik hesaplar yapmalarını, dolayısıyla da müdahil olmalarını sağlıyor. Bu nedenle 12 Eylül’den sonra yaşanan yenilgiyi, uluslararası sermaye ile sömürgeci devletlerin (yerel işbirlikçiler vasıtasıyla hayata geçirdikleri) uzun erimli projelerinden bağımsız düşünmek/değerlendirmek olanaklı değildir. Zaten ortaya çıkan karmaşık ilişkiler de, Kürdistan’daki devrimci değerlerin/dinamiklerin nasıl ortaklaşa yok edildiğini gösteriyor.
Bu gerçekliği görmeden ve ortakların tümüne karşı net bir tutum almadan yeniden örgütlenme çabalarında başarı sağlanamaz.1980 öncesi devrimci hareketlerin bünyelerinden kaynaklı bazı eksiklikleri olsa da, söz konusu hareketlerin Kürdistan tarihinin en önemli aydınlanmasını sağladıkları gerçeği yadsınamaz.
Otuz yıl öncesinin önemli ve bugün için de umutlu olmamızı sağlayan özelliği, sosyalist bir anlayış ile ulusal taleplerin önceliğini savunmanın olanaklı olduğunu göstermesidir. Yoksulluğun, işsizliğin, açlığın bu kadar yoğun olduğu ve sınırsız sömürüye rağmen iş sahibi (işçi) olmanın “kurtuluş” olarak görüldüğü Kürdistan’da, sosyalist söylemin/örgütlenmenin kapsamını işçilerle sınırlamak doğru olmadığı gibi başarı şansı da yoktur. Zaten ulusal kurtuluş mücadelesi veren Kürdistanlı sosyalistler/komünistler, işçileri aşan ve onları da kapsayan daha geniş bir çerçeveye sahip olmak zorundadırlar ve farklı sınıf/katmanlarla (geçici de olsa) ittifaklar kurmak durumundadırlar.
Türkiye’de sol/sosyalist olduğunu iddia eden hareketlerin olumsuzlukları, Kürdistan’da sosyalist söyleme sahip bir örgütlülük önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.
Bu hareketlerin, Kemalizm ile olan düşünsel bağları, İttihat-Terraki’nin devamı ve emperyalist bir proje olarak varlık kazanan TC’ye yükledikleri “anti-emperyalist” rol ve Kürdistan halkının ulusal taleplerine karşı duyarsızlıkları, Kürdistan halkının sosyalist söylemlere mesafeli durmasında en büyük etkendir.
Sosyalist değerlerin “sosyalistler” tarafından bilinçli olarak dejenere edildiği, sosyalizme sırt çevirmenin ve ondan kaçmanın adeta “moda”ya dönüştüğü bir ortamda, yeniden sosyalizm anlayışıyla ortaya çıkmak çok anlamlıdır. Bu anlamlı çaba içerisinde olan arkadaşların ‘hangi gelenekten geldiği gibi’ basit tasniflere/ayrıştırmalara girmeden çabalarını ortaklaştırmaları tarihsel bir sorumluluktur.
Bu sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için öncelikle herkesin “ne yapmalı” sorusuna açık, net ve dolaysızca cevap araması gerekir. Bu cevap arayışı, değişmez/mutlak yargılar yerine bir tartışma ve bilgi alış verişi olarak görülmelidir.
Tüm olumsuzluklara karşın Kürdistan’da güçlü bir sosyalist damar olduğuna inananlardanım. Bu damarın yakalanması ve geliştirilmesi için yapılması gerekenleri kısa başlıklar halinde paylaşırken, bu paylaşımın tartışılmaya gereksinim duyan öznel yaklaşımlar olduğunu, nesnel, mutlak doğru olma iddiası taşımadığını özellikle belirtmek istiyorum...
a- Kürtler adına politika yapan ve şu an için belirleyici güç olanların her yönüyle değerlendirilmesi ve konumlarının (hiçbir kaygı taşımadan) doğru bir şekilde tanımlanması gerekiyor..
b- Örgütlenmede katı merkeziyetçi anlayış aşılarak, bireyin özgünlüğü/farklılığı korunarak, tek tipleşmeye izin verilmemeli; örgütün/partinin disiplin adı altında bireyi yönlendirme, yönetme ve istekte bulunması yerine, nasıl bir bağ kuracağı ve nasıl bir katkı sunacağı noktasında bireyin özgürce karar vermesinin gerekliliği anlayışı benimsenmeli...
c- Türk solunun şovenizm batağından kurtulamayan kesimleriyle her türlü ilişki koparılmalı ve teşhir edilmeli; Kemalizm’in ırkçı/faşist niteliğine dair tereddüt yaşayan ve TC’nin kuruluşuna “anti-emperyalist” söylemle ilerici bir anlam yüklemeye çalışan kesimlerle hiçbir platformda ve hiçbir gerekçeyle bir araya gelinmemeli.
d- Sosyalizmi fabrikalara/atölyelere hapsetmeden, kapsayıcı ve genel anlamda özgürleştirici yönü ön plana çıkartılmalı...
e- Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerine öncelik verilmeli ve bu talebi paylaşan kesimlerle tereddüt yaşamadan ittifaklar geliştirilmeli...
f- Parti ve liderlerin niteliği ne olursa olsun Güney Kürdistan’daki sınırlı kazanımların sahiplenilmesi ve geliştirilmesi noktasında hassas davranılması; “işbirlikçi”, “feodal” gibi gerekçelerle Güney’e saldıran kesimlere karşı net bir şekilde tavır alınması...
g- Tarihle dolaysız bir yüzleşme sağlanmalı ve 1915 soykırımında devletle işbirliği yapan bazı aşiret ve çeteler teşhir edilirken, soykırım mağdurlarıyla dayanışma içinde olunmalı; aynı coğrafyayı paylaştığımız halkların/kültürlerin özgürce ve eşit koşullarda yaşayacaklarına dair güvence verilmeli...
h- “Kürdistan’a federasyon/bağımsızlık - Türkiye’ye demokrasi/sosyalizm” söylemi dillendirilmeli ve Türkiye’de sadece bu anlayışı benimseyen demokrasi güçleriyle ittifaklar yapılmalı...
Berzan BOTÎ



Yorumlar (9 gönderildi):
dolaysiz, hillesiz ve gönül alma kaygisindan uzak takkiye edebiyatinin kenar süslerine yer vermeyen, kisacasi tasi gedigine oturtan cesur bir Berzan Boti yazisi. Tesekürler sayin Boti ve Nasname.
Yazilariniz, yayinlariniz ve cabalarinizla "Israil-Filistin-Mazlumluk" baglaminda olusturulan bilgi ve duygu kirliliginin asilmasina ve kürtlerin antisemitizm batagina saplanmasinin engellenmesine katkinizin devamini bekliyoruz. umarim kürtler ermeni, süryani vb trajedilerde oynadigi rolü bugün islamin sopasiyla israile karsi oynamaz.kürtlerin bas düsmanlari kürtleri sömürgelestiren devletlerdir ve bunlar ayni zamanda da müslümandirlar.
su bizim ümmetci kürtler aynada kendi ümmetci resimlerine bir zahmet baksinlar. kimyasal gaz bombalarini kürtlerin üzerine serpistiren gücler kimlerdi?
arafatin sadamla kucaklasmasini unutmamislardir elbette. özgür bir filistini desteklemek yahudi halkinin ortadogudaki yasam hakkinin reddinde gecmeyecegini, tam tersine kosulu oldugunu biince cikarmayan hic bir düsünce etik degildir. bizim bu filistin sevdalisi ümmetci kürtlerimiz dogru dürüst ümmetci olup ellerini kürt ulusal meselesinden cekmelidirler. hem perhiz hem lahana tursusu olmaz.
sakin bu filistin sevdasinin hamasla bir ilisliskisi olmasin?
korkarim ki öyledir. ama kürtler düne nazaran daha bilincidirler. hesap bilinc unsuruna carpip dagilmistir.
saygi ve selamlarima
Ülke icerisinde giderek prejtej kaybi yasayan bu sekizyüzlüler,bunu telafi etmek telas ve gayreti ile,son kozlarini ortadoguda oynamak istiyorlar.
Ülke icerisinde savunageldikleri sözüm ona"Demokratik acilim"oynunu bu kez Orta Doguda oynamak istiyorlar.
Ülke icerisinde bir cok insani nasilki bu oyunlarina alet ettiler ise,ve hakkini vermek lazim ki bu konuda nasilki epeyde basarili oldular ise,ayni seyi ortadogu acilimi konusundada yapmak istiyorlar ve inaniyorum ki bu konudada bir cok iyi niyetli insani peslerine takmayi basaracaklardir.Cünkü;adamlarda hic bir ahlaki degerin önemi kalmamis,yeterki ceplerine para dolsun,yeterki iktidar saltanatlari kalici olsun...
Bu son Gazeye veya Filistine yapilan sözüm ona "yardim konvoyunuda "bu cercevede degerlendirmek lazim.Bu güne kadar Filistin konusunda vurdumduymaz davranan bu sahtekarlarin birden bire Flistin halkinin koruyucu melegi rolüne soyunmalari sadece bir aldatmacadir,onyüzlülüktür.
Akp iktidar sahiplerinin gerek ülke icerisinde sözüm ona"Demkratik acilim"konusunda olsun ve gerek ise Kürdlere ve diger ezilen azinliklara ve farkli dinlere mensup kesimlere yönelik politikalarinda vaad ettiklerinin göstermelik seyler oldugunu,bunlari gercek manada hic bir zaman yapamayacagini keza;
1)Sinifsal olarak günümüzün en gerici,sömürgeci komprador feodal sinifina dayandiklari icin,sahi böyle bir sinifin bu güne kadar gercek manada burjuva anlamdada olsa demokratik bir yapi kurdugunu bilen varmi,varsa lütfen beri gelsin!!...
2)Idelojik olarak ,siyasi olarak günümüzün en geri Türk/Islam sentezini,degerlerini,kültürünü savunduklari icin...düsünebiliyormusunuz adam bir taraftan seh,aga derebey kültürünü(Giravat takmasi ,takim elbise giymesi sadece bir rol den ibarettir) savunacak,insanlari ona göre sekillendirip örgütleyecek,kadinlari bir köle gibi kullanacak,baslarini örtmezlerse baska yabanci erkekleri tahrik edecekleri idia edecekler,ve bütün bunlarida ilerici özgürlük talepleri diye insanlara yutturacaklar ve sahidende bir cok ...aydin kilikli kisilerde buna okey diyecekler"amman tanrim"bu aymazlik, sevgili A.Kayanin dedigi gibi ,simdi bu kalp cat diye catlamasinda ne yapsin...
3)emperyalizme tepeden tirnaga bagimli olduklari,kazaran onlar isteseler bile emp.girilen ekonomik ve siyasi iliskilerden ötürü,gercek manada demokratik hic bir acilimi gerceklestiremeyecklerini ,dolayisi ile bu konuda ileri sürdükleri bütün argümanlarin sadece kendi kirli cikarlarinin devamina dönük seyler oldugunun bilinmesi lazim.
Ayni seyleri bu son Gazeye yaptiklari sözüm ona"insani yardim"sahtekarliklari konusundada söylemek abartili bir tespit olmasa gerek.
Cünkü;1)kendisi anti emperyalist ve anti sömürgeci olmayan bir gücün(Akp nin),halihazirda güdükte olsa anti emperyalist ve anti sömürgeci bir mücadele veren Filistin halkinin bu mücadelesine verdigi "destek" konusunda samimi degildir ,bu sözüm ona destek olsa olsa onlarin mücadelesini gercek hedefinden saptirmaya dönük,esasende kendi pis cikarlarina alet etmek maksatlidir...
2)ve kaldiki gerek ülke icerisinde olsun ve gerekse kendi dindas komsulari olan gerici arap ve Farsi rejimlerin egemenliginde olsun basta kürdler olmak üzere ve diger ezilen mazlum azinliklara karsi yapilan onca hak ihlalleri ve barbarca iskence ve idamlar konusunda hic bir sey yapmayan ve yapmak istemeyen tam aksine o zalimleri adeta ödüllendiren Akp tam bir seytan politikasi izliyor..
Ama sira Gazeye" yardima"geldiginde birden bire yardim sever kesilmesi büyük bir sahtekarlik örnegidir.
Bu güne kadar Filistin halkinin mücadelesini adeta görmezliktengelen bu sekiz yüzlülerin,aniden Filistin halkinin koruyucu ve kollayici"melegi"kesilmeleri,esasen kendierini gözden cikaran ABD li efendilerine yaranmak amaclidir"bak istedigim taktirde bir cok araplari kandirip sana altin tepsi icinde sunabilirim,onun icin sadece Israile degil banada biraz usaklik payi ver"demek istiyor..ama nafile,nasilki bu güne kadar yaptiklari sekiz yüzlülüklerle bir cok kesimi kandiramamis zamanla giderek gercek yüzleri ortaya cikmis ise,efendileride artik onlarin gercek yüzlerini ögrendiler,ve dolayisi ile bu konuda gerekeni yapacaklardir..
Bütün bunlar ayan beyan ortada olmasina ragmen,hala bazilari bu sahtekarlarin pesinden gitmeye devam ediyorlarsa onlarin aklinda zoru var demektir, yada artik saflarini düsman tarafinda belirlemis demektirler..ancak hic kimse böyle bir seyi gercek Demokrat ve yurtseverden bekleme hayaline kapilmamalidir.
Hic kimse bu saattten sonra onlarin sömürgeci bayragi altinda,vatani kurtarma sahtekarlikarina alet olmayacaktir..bilinmeliki her kesin artik kendisine göre bir bayragi ve kurtalicak bir vatanlari vardir..
Bu satten sonra hic kimse Yurtsever ve Devrimcilerden,siyonist Israile karsi ,ezilen mazlum Filistin ulusuna kendi kaderini belirlemek icin verecegimiz destek ile onlarin gerici önderliklerine verecegimiz destegin ayni anlama gelmeyecegininde bilinmesi lazim.
Diger gerici rejimlerden hic bir farki olmayan bu önderliklerin rezillikleri desifre etmekte boynumuzun borcu olmalidir.
Ayni sekilde Israil siyonistlerine karsi verilecek mücadele ile,Yahudilere karsi mücadeleyi aynilastiran müslümanindan tutalimda hiristiyanina varana kadar bütün gerici kesimlerin bu konudaki irkciliklarini ayni kararlilikla mücadele tahtasina oturtmak bir insanlik götevidir...
Bir kac gündür Yahudi ulusuna karsi bu konuda gelistirilen ortak Dinler itifaki tek kelime ile igrectir,mide bulandiricidir..
Ve bu satten sonra ne adina olursa olsun hic kimse,ezilenlerden kürdlerden kendi gercek sorunlarini tali plana düsürme ve erteleme hayali yapmamalidir.
Nasilki her ailenin,zümrenin,asiretin,bölgenin ,ulusun öncellikleri var ise ve bunlarin gereklerini yerine getirmek o oranda mesru bir dogal hak ise,kürdlerinde bu haklarini savunmasi o orandi mesrudur.
Bu yardim seremonisini ayarlayan, elbette ki TC stratejistleri ve hukumetin kendisidir. Oteden beri çok kişi belirti ki, Amerika Turkiye`ye Islam devletlerine abilik rolu vermiştir, Turkiye de Davostaki "one minute" le bu role soyundugunu, once hîrîstîyan ve kadim duşman komşulariyla barişmaya başladi, sonra Iran`la ilişkileri guçlendirdi, şimdi de Israil manevrasiyla, artik Ortadogu onderi olabilir.
Diger yandan içerde, muhalefet, ordu ve Kemalist Ergenekon karşisinda konumunu daha da guçlendirdi. Anyasa degişikligi için yapilacak Referandumu şimdiden garantiledi.
Kurd dindarlarini da yanina alarak, Kurd muhalefetine karşi konumunu guçlendirdi. Bu arada Federe Kurdîstan Başkani ziyaretini de bu hengame içinde kazasiz belasiz geçiştirdi.
Birkaç hamasi nutuktan sonra, yarali ve oluleri getirdikten sonra, Israil`le ilişki, anlaşma ve aliş-verişlerini oldugu gibi birakti.
Olan yardim rolunu ustlenen şehidlere(!) oldu. Kullanilan da Filistin davasi ve şamar oglani Israile oldu.
Isin acayip yani Barzaniye tercunamlik yapan kisi hem Kurdce ve hemde Türce cerisini cok sakat ve eksik görgügümü aciklamak iastiyorum.
Isteyenler cimdi canli KTV ye baka bilirler.
Barzaniye yakismayan bir Tercuman! cok yazik:
Îsmaîl Girikî
Sağlıklı düşünceleriniz okuyucularınızı aydınlatıyor. Teşekkürler.
Önerilerim ve katkılarım olabilir mi?
Genel tespitlerinizi yazmak yerine yazınızın başlığında belirtilen konudan yola çıkarak somut örneklerden hareketle olay-olgu yani herşeyi adlandırarak,örneklendirerek yazabilseydiniz hem daha çarpıcı olur,hem sıcak yaşanan çelişkileri açıkça gösterdiğiniz için daha çok amacı(n,m)ıza hizmet ederdi kanaatindeyim.
Sağlıklı düşüncelerin en geniş bir kitleye ve doğru olarak aktarılması ortak kaygımız olduğu için bunu yazmak ihtiyacı hissettim.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Insan olan,barisci ve özgür insan savas
istemez.Gazza Hamasi yüzünden Türkiye neredeyse Israile savasa meydan okuyor.
Ne olur! söyleyin yillardir Kürt halkina ve diger azinliklara yapilan kirli savas
iskence ve baskilar son bulsun.Insan önce kendi gözündeki mertegi cikarsin taki baskalarinin acilarini gorebilsin.
Gazza aci ve zülum görüyorsa Amed"te ayni acilari yasiyor.
Sevgiler selamlar
Yorum yaz