Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Devlet, Aracılar Ve Devrimci Duruş

Devlet, Aracılar Ve Devrimci Duruş

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Berzan BOTÎ

Bağlantılı olan bu iki algılama, AKP öncesini “altın çağ” olarak gösterme ve Kemalist devleti aklamayı amaçlıyordu kuşkusuz. Bu bilinçli çabayı CHP, MHP gibi devleti en iyi yansıtan partilerin sürdürmesi anlaşılırdır ve tutarlılıklarının/misyonlarının da göstergesidir. Ancak, kendilerine sosyalist/komünist diyen kesimler ile Kürdistan halkının sözcülüğüne soyunanların bu çaba içerisinde olmalarının ne anlaşılır bir tarafı vardır ne de söylemleriyle pratikleri arasında bir tutarlılıktan söz edilebilir.




 

 

berzanboti@hotmail.com

Reel politika, “politika nedir” sorusuna verilen farklı cevaplara aldırmadan ve belirli alanlarda farklı yorumlanmalara fırsat vermeden, pratiğiyle ne olduğunu çok net olarak ortaya koymaktadır. Bu ortaya koyuşta itiraz edemeyeceğimiz bazı doğrular var. Bu doğrulardan biri, reel politikanın hedefinde ‘insan’ın olduğu ve bu hedefin etkilenmeye açık olduğudur.

Düşüncesi, amacı, dünyayı algılayışı ne olursa olsun politik kurum ve kişilerin hedef olarak seçtiği kitle ile ilgili bir tasarımı da vardır. Bu tasarımda insan, etkilenmeye açıktır; açık olduğu için de değişme potansiyelini içinde barındırıyor. Politikaların ve politikacıların farklılığı, insandaki bu potansiyelin hangi amaçla kullanılacağı noktasında ortaya çıkar. Bu durumda politika, insandaki potansiyelin dışa vurumunu sağlayan veya engelleyen bir araç işlevi görüyor.

Egemenler bu aracı (politikayı), ilk olarak insandaki değişim potansiyelinin dışavurumuna engel olmak için kullanırlar. Çünkü dışavuran potansiyelin mutlak bir şekilde kontrol edilmesinin ve kendileri açısından zararsız hale getirilmesinin garantisi yoktur. Hem birey hem de toplum dinamik olduğu için, potansiyelin dışavurumunun kalıcı bir şekilde veya uzun süreli engellenmesi olanağını vermez egemenlere. Bunun bilincinde olan egemenler, mümkün olduğunca süreci durağanlaştırarak uzatmak isterler. Artık mevcut durağanlığın sürdürülemeyeciğini gördüklerinde ise “değişimden yana” zoraki bir tutum takınırlar.

Ulusal ve sınıfsal konumları değişimden yana olmaya ve devrimci bir tutum takınmaya olanak vermediği, kitlelere de bu yönde inandırıcı gelmedikleri için de bu aşamada farklı ‘aracılara’ gereksinim duyarlar.Aracılar, bir yandan bireysel/toplumsal potansiyelin dışa vurumunun özgürleştirici, devrimci sözcülüğüne soyunurken, diğer taraftan da bu potansiyelin hedefini şaşırtmak ve gerçek egemenlere zarar verecek riskleri ortadan kaldırmak gibi ikili ve aynı zamanda zor bir görevi yerine getirmeye çalışırlar.

Devrimci duruş ise, varolan potansiyelin dışavurum sürecini hızlandırmak ve bu potansiyelin gerçek hedefine yönelmesini sağlamaktır. Bunu başarmak, egemenlerle olduğu kadar egemenlere dolaylı yollardan hizmet eden aracılarla da keskin bir düşünsel hesaplaşmayı gerektirir...

Hem Kürtler hem de sömürülen, baskı altında tutulan sınıf ve katmanlar açısından bakıldığında gerçek hedefin devletin/sistemin kendisi olduğu açıktır. Genel olarak biçimsel demokrasilerde hükümet ile devletin özdeş olmadığını biliyoruz. Hele hele Türkiye gibi militarist/tekçi ülkelerde hükümet ile devletin aynı şey olmadığı gerçeğini ortalama insanlar bile görebilecek durumdadır. Hükümet olmanın devlet olmaya yetmediğini, devletin çıkarlarına hizmet etmeyen hükümetlerin nasıl bir sonla karşılaşabileceklerini en çok sosyalist gelenekten gelen insanlar bilir.

Şili-Allende deneyimi, sadece trajik sonuçlarıyla değil, aynı zamanda neden olduğu yoğun tartışmalarla da (hükümet-devlet farklılığına dair) hafızalardaki yerini hala koruyor ve öğretici olmaya devam ediyor.

Sorunların gerçek sorumlusu bu kadar net bilinmesine ve hükümet ile devletin aynı şey olmadığı görülmesine karşın, birilerinin mevcut potansiyeli devlete değil de sadece hükümet(ler)e yöneltmesini, ‘aracılık misyonunun yerine getirilmesi’ dışında bir gerekçeye dayandırmak gerçekçi olmayacaktır.Mevcut ve değişime yönelmiş potansiyeli, devletin/düzenin kendisine değil de sadece onun bir uzantısına, uyum sorunu yaşadığında kesilip atılabilen bir organına yöneltmenin iyi niyetli bir açıklaması olamayacağına göre, bu yönlendirmeyi yapanları gerçek misyonlarıyla adlandırmaktan kaçınmamak gerekiyor.

Son seçimlerde, Kemalist/militarist kesimlerin öncülük ettiği ve kendilerine “sosyalist” diyen bazı kesimlerin de direkt veya dolaylı destek verdiği kampanyada temel yaklaşım, ‘AKP gelmesin de kim gelirse gelsin’ idi. Çünkü AKP dışında hükümete gelebilme ihtimali olanlar devlete daha sadık, daha yakındılar.

Başta Kürt/Kürdistan sorunu olmak üzere Kemalist cumhuriyetin kuruluş felsefesinden kaynaklanan tüm olumsuzlukların sorumlusu sanki AKP hükümetiymiş gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Böyle bir algılama, ‘AKP hükümet olmazsa tüm sorunlar çözülecek’ algılamasını da zorunlu olarak beraberinde getiriyor.

Bağlantılı olan bu iki algılama, AKP öncesini “altın çağ” olarak gösterme ve Kemalist devleti aklamayı amaçlıyordu kuşkusuz. Bu bilinçli çabayı CHP, MHP gibi devleti en iyi yansıtan partilerin sürdürmesi anlaşılırdır ve tutarlılıklarının/misyonlarının da göstergesidir.

Ancak, kendilerine sosyalist/komünist diyen kesimler ile Kürdistan halkının sözcülüğüne soyunanların bu çaba içerisinde olmalarının ne anlaşılır bir tarafı vardır ne de söylemleriyle pratikleri arasında bir tutarlılıktan söz edilebilir.Seçim sürecinde TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi) Mersin il binasına asılan ve üzerinde “ABD’ye, AKP’ye ve Barzani’ye hayır!” yazılı pankart, potansiyeli yanlış hedefe yönlendirip Kemalist devleti (gerçek hedefi) aklama çabasına verilebilecek en çarpıcı örneklerden birisidir. Yakın zamanda Ahmet Türk’e karşı yapılan ırkçı saldırıya EMEP’in gösterdiği tepki de, asıl hedefi göstermekten uzak, Kemalist devlete hiç dokunmayan bir içerik taşıyordu. Söz konusu 13 Nisan 2010 tarihli ve “Ahmet Türk’ü açık hedef haline getiren de, saldırının sorumlusu da hükümettir” başlıklı yazıda, Ergenekon türü Kemalist çetelerden hiç söz edilmemesi düşündürücüdür.

Ahmet Türk’e yönelik saldırının bir benzerinin bir hafta sonra bir bakana yapılması da, gerçek faillerin Kemalist, faşist çeteler, yani en büyük çete olan devletin kendisi olduğunu çok net olarak ortaya koydu...Potansiyeli sisteme değil de başka hedeflere yöneltme konusunda verilebilecek başka bir örnek ise, kısa, net ve yorum gerektirmeyecek açıklıktadır; Öcalan: “Kürt sorununun çözümü önündeki engel AKP’dir, devlet değil.”

Aracılar aracı olmaktan rahatsızlık duymuyorsa ve giderek daha cüretkar bir şekilde bu misyonlarının gereklerini yerine getiriyorlarsa, onların konumunu ve oynadıkları ikili rollerini söylemekten çekinmek yapıcılık değil, devrimci değerlerin daha çok aşınmasına seyirci kalmaktır.

Kaynak. Newroz Gazetesi/Mesop

Yorumlar (6 gönderildi):

kalo .. 18 May, 2010 03:54:34
avatar
Doğrudur.

Bir takım liberal-sol bireyler ve Ak Parti dışında demokrasi isteyen yok.

Bu konuda Kemalistler AK Parti'yi kurt kapanına koymuş durumda.

Hiç bir gurup veya parti demokrasi çerçevesi çizmiyor.

AB ve ABD Türkiye ve Kürdistan için şunu söylüyor: Demokrasi istemi açısından bütün partiler kötü, ama AK Parti kötünün iyisi.

Buna katılmamak elde değil.

Maalesef gelinen nokta bu...

Yazık ki ne yazık.

Hala demokrasi tarifini yapmaktan aciz 70 milyon insan.
Aliser .. 18 May, 2010 10:18:36
avatar
Sayin Boti,bizim gibi disa bagimli ülkelerde hic bir hükümet kendi basina,efendilerinin izni olmadan hükümet olamaz, bu güne kadarda olamamistir .
Dolayisi ile Akp yi hükümet yapanda esas olarak Abd dir.Abd nin temel cikarlarini savunmayan hic bir güc bu ükede iktidar olamaz.
Akp nin de bu devlet ile öyle sanildigi gibi temel bir ayriligi da yoktur.Ideolojik olarak,sinifsal olarak oda bu devletin devamindan yanadir.Tek fark;85 yillik kemalist iktidar yerine,Tayip iktidarinin geciyor olmasidir.Kemalist ideloji yerine ,Türk/Islam düsüncesini savunmasidir,Ergenekon derin devletinin yerini Akp derin devletinin gecmesidir,yani özcesi;ikiside sömürücüdür,sömürgecidir ikiside ezen siniflarin en sadik bekcileridir.Dolayisi ile,SIli ve Allende örnegi ile kesinlikle bir benzerlikleri yoktur.Silide Allende,sosyalizmi savunurken,Pinocet fasizmi savunuyor idi,yani aralarindaki fark nicel degil,nitel esaslara tekabül ediyordu.
Oysa kemalistlerle Akp arasindaki fark nitel degil niceldir.Akp nin göreceli olarak bazi "ileri "adimlar atmasi ve bazi sözde iyi seyler savunmasi kimseyi yaniltmamalidir.
Sinifsal olarak ve idelojik olarak ülkenin en geri komprador sinifina dayandiklari icinde,Akp nin halktan yana bir demokrasi getirmesi beklenemez.Böyle bir kesimin bu güne kadar dünyanin hic bir ülkesinde demokrasi getirdigi görülmemistir.
Aslinda Akp hükümetine, bu devletin ömrünü uzatmak istiyor demek daha dogrudur.Cünkü kemalistler,ister Abd nin marifetleri ile olsun ve isterse baska nedenlerle olsun artik miadini doldurmak üzereler ve tabi bu iyi seydir.Onlari atatürkte mezardan kalkip gelse bile kurtaramaz.
Dolaysisi ile ezen cesitli sinif ve katmanlardan olusan egemenlerin ,sömürücülerin bunlarin arasindaki kavgalardan medet ummalari anlasilir bir durumdur.keza pastadan daha fazla pay almak istiyorlar.Ancak kürdlerin ve ezilen diger kesimlerin bu kavgada öyle fazla abartilacak bir gücleri olmadigi icin,pastadan pay alma kapma sanslari nerede ise yok gibi bir sey.Bu durumda onlarin herhangi bir kesimini ehveni ser temelindede olsa desteklemeleri lükstür ve bu böylesi bir tutum uzun vadede de sadece kendi davalarina zarar verir.
Ayrica Akp hem hala bir tabu olarak görülen Islami savunmasi ve hemde sinif olarak ayni ezen kesimleri savunmasi ve hemde daha dinamik "gelismeye"acik olmasi kisa vadede olmasa bile uzun vadede kürdler ve ezilen diger kesimler icin daha tehlikelidir.
Bu bakimdan" haddim"olmadan size yapacagim en nacizane tavsiyem,birakin egemenler kendileri ile ne halt ediyorlarsa etsinler,siz asil kendi isinize gücünüze bakin...bunlarin arasindaki hirlasmalara kafa yoracaginiza,kendi sorunlariniza,sorunlarimiza kafa yorsak daha iyi seyler yapabiliriz kanatindeyim,aksi taktirde tepisen fiillerin ayaklari altindan ezilen cimenlerden bir farkimiz kalmaz...ki nitekim bu güne kadarda olan bu olmustur, bari bundan sonra ayni hataya tekrar düsmeyelim...
Selamlar
SERDEST .. 18 May, 2010 12:26:08
avatar
YENİLİKLERDEN YANA OLMAYANLAR GERİCİDİR.
Çağı iyi okumak dünyayı anlamak içinde yaşadığın toplumu yorumlamak ve objektif bir değerlendirme yapabilmek için yaşanan sürecin gerisinde kalmamak gerekir.
Maddi hayata değişmeyen tek bir şey varsa oda değişimdir sözünde hareketle dünyada var olan bütün canlı ve cansız cisimlerin nicel veya nitel değişime uğradığı öğretisi doğru olarak kabul edilmektedir.
Karakter yapısı itibarıyla devrimciler ilerici olmak zorundadır.Değişim.Düşüşüm ve ilerlemeyi hedeflemeyen birey veya sosyal yapı veya yapılanmaların ilerici olarak sıfatlandırılması doğru bir tanımlama değildir.
Bu genel çerçeveden bakıldığında türk devrimci hareketi her ne kadar kimlik olarak devrimci görünüyorsa*da pratikteki uygulamaları tam bunun tersini göstermektedir.Kürt halkının ulusal mücadelesi karşısında kendi ulusal egemenleriyle aynı fotoğraf karesinde yer almaları bunun somut göstergesidir.
Bu zihiyeti taşıyan gurup veya gurupcukların PKK üzerinde büyük bir etkisi olduğu herkesçe manidardır.Burada arzulanan temel amaç kürt halkı ve siyasi öncülerini kendi ulusal benliğinde kopartıp var olan sistemlerine entegre etme uğraş ve çabalarıdır.
Sistemle şu veya bu şekilde bağı olan bazı kurum veya yazarların sürekli olarak PKK yi savunur şekilde görünmelerinin altında artniyet aranmalıdır...
AKP ile bunlar arasındaki farka bakıldığında AKP Pratikte bunlardan daha çağdaş ve ilerici bir konumdadır. onlar tamamen statukoyu savunmakta sistemin değişmemesi için büyük bir direniş göstermekteler. bundan dolayı ilerici misyonlarını yetirmiş ve gericileşmişlerdir..
Dr.Ali GUN .. 18 May, 2010 02:33:05
avatar
Sayın Boti,
Türkiye'de AKP,Hak-Par ve Kadep te fazla etkin olmayan ancak bunların dışındaki bütün partilerde etkin olan güç Ergenekon'dur.

Ergenekon ise iskeletini yani ana yapısını Turk ordusunun olusturdugu ve bunun yanısıra militarizmi,Türk'çülüğü savunanların destekledikleri bir oligarşik yapı.

Devlet genel bir terminoloji. Yazınızda kastedilen devlet Ergenekon'dur.

Yargılanan Ergenekon görünen buz dağıdır. Asıl buzdağı ordunun buyukçe bir kısmıdır. Tabiiki bunun içinde Emniyet,MİT,Partiler ve her katmandan faşist ve hırsızlarda yer alırlar ve almışlardır.
Nûçewan .. 18 May, 2010 05:26:36
avatar
Cok bildigini sanan biri vardi.

Ya$adigi evinin cevresinde ne zaman bir gurultu olsa " Yaw bo$verin;it dala$idir,biz i$imize(!)bakalim"derdi.Ozellikle kapi$an iki kopekten biri kendisini her gordugunde"kuyruk sallarken" digeri vah$ice hirlardi.Hatta bir kac kez du$man kopek cok bilmi$e saldirmak istemi$, ancak dost kopegin mudahalesi sonucu kurtulmu$tu. Fakat bizim cok bilmi$ icin ikisi de kopekti,aralarinda bir fark yoktu.

Bu sozunu sanki hic kimse duymami$ gibi tekrar edip dururdu.Bir gun gene gurultuler ba$ladi.Sonra aniden gurultuler kesildi.Bizim cok bilmi$ kendi kendine "acaba ne oldu da it dala$i kesildi?" diye sorup di$ari cikti.Dost kopek yerde yatiyordu.Etrafi kolaçan ederken birden du$man kopegin saldirisina ugrayip yere yikildi.O arada dost kopekle gozgoze geldi.Sonra girtlagina keskin di$lerini gecirmi$ vah$i kopekle bogu$urken kendi kendine " Ke$ke it dala$ina seyirci kalmasaydim, bir tekme de vah$i kopege ben atsaydim!Ayrica bir havlama bile $imdi beni kurtarirdi" dedi ve nallari dikti...

Kendi ***** ba$kalarini ortak etmek isteyen cok bilmi$ler, ba$kalarininin isirilmasini isteyenlerdir.

Yeni olarak soyleyecek sozu olmayan beyni paslanmi$ ki$iler savunduklarini sandiklari ancak gercekte A sini bile bilmedikleri bir ideolojiyi deforme ettiklerinin bile farkina varmazlar.

Gericilik, yeniyi kavramamakla ba$lar.
Serhad Temir .. 19 May, 2010 10:58:06
avatar
Kek Barzan Botî,ev nivîsa te gelek balkéş û dîrokîyi...Zor sipas bo cenabé te û nivîsate...

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: