Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: PKK’nin Referandum Oyunu Ve Kürd Muhalefetinin Tutumu Üzerine PKK’nin Referandum Oyunu Ve Kürd Muhalefetinin Tutumu Üzerine ================================================================================ Berzan - Botî on 09 May, 2010 01:43:00 Anayasa değişikliği sırasında yaşanan açık/gizli ittifakların mucize bekleyen çevrelerde şaşkınlık yaratması, herkesin misyonuna uygun tutum takındığı ve her partinin kendi içinde tutarlı bir politika izlediği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Asıl şaşırtıcı olan şey, bunca çirkinliğe, aleni ilişkiye ve somut delile rağmen birilerinin halâ olanı değil, olması gereken politikayı kurgulaması ve bu kurgudan hareketle beklenti, özlem ve duygularıyla politik değerlendirmelerde bulunmasıdır. BDP ve aynı anlayışla kurulan önceki legal partilerin tümü açıkça iradesiz olduklarını pratikleriyle göstermekle kalmadılar, iradesizliklerini sözlü ve yazılı basında açıkça ifade de ettiler. Bu nedenle BDP’yi tartışmak ve ondan yola çıkarak değerlendirmelerde bulunmak yerine, işin tek sahibi ve karar mercii olan Öcalan üzerinde durmak daha gerçekçi bir yaklaşım olur. AKP iktidarıyla birlikte PKK, Kürd/Kürdistan sorununun temelinde Kemalist devletin tekçi/ırkçı anlayışının olduğunu unutturmak için bilinçli bir çaba içerisine girdi. Bu çabasında PKK, adeta devleti unutturarak sadece Hükümete yöneldi ve sanki hükümetin devrilmesiyle sorun çözülecekmiş gibi bir algı yaratmaya çalıştı. Öcalan’ın. “Çözümün önündeki engel AKP’dir, devlet değil” sözü yaratılmak istenen algının ikrarından başka bir şey değildir. “30 Nisan görüşme notlarında” Öcalan, Anayasa değişikliği ile ilgili direktiflerini çok net olarak BDP’ye iletti. Söz konusu görüşme notlarında; a) Hiçbir koşulda AKP ile birlikte hareket edilmeyeceği, b) Gerekirse CHP, MHP ile birlikte hareket edilebileceği, c) HAK-PAR ve KADEP’in DTK’ya (Demokratik Toplum Kongresi) katılması gereğini açıkça ifade ediyor Öcalan. Ecevit gibi Kemalist cumhuriyetin en sadık savunucusu olan bir kişinin övgülere boğulduğu söz konusu görüşme notlarında Öcalan, son günlerde yaşanan olayların olası referanduma yönelik bir stratejinin parçası olduğunu çok net olarak gözler önüne seriyor. Öcalan’ın talimatlarından ikisi (a ve b şıkları) tereddütsüz yerine getirilirken, c) şıkkı için gerekli adımlar da atılmış durumdadır. DTK’ya Kürd muhalefetinin de davet edilmesi ve yakın zamanda BDP’nin HAK-PAR’ı ziyaret etmesini, “Kürdlerin bir araya gelme ve birlikte ortak bir tutum takınma” girişimi olarak değerlendirmek çocukça bir saflıktan başka bir şey değildir. PKK’nin dönem dönem taktiksel olarak ortaya attığı “Kürdler arası birlik” söylemi, hem yurtsever/devrimci tabanın kafasındaki soru işaretlerini giderip Öcalan’a bağlılıklarının devamını sağlıyor, hem de Kürd muhalefetini tekrar umutlandırmaya (kandırmaya) yarıyor ne yazık ki. Hem kendi içinde hem de kendi dışındaki Kürdlerin farklı sesler çıkarmaması için binlerce insanı katleden PKK’nin “birlik” konusunda samimi olamayacağını anlamak için kâhin olmaya gerek yoktur. PKK’nin “birlik” arayışının tek nedeni, Kemalist Kurumlarca önceden hazırlanan ve olası bir referanduma yönelik olan bir planın hayata geçirilmek istenmesidir. Çünkü Anayasada yapılacak değişikliklerin niteliği, boyutu ne olursa olsun, PKK Referandumda engelleyici bir rol oynamaya karar vermişti peşinen. Bu nedenle BDP’nin değişiklik önerileri ve “muhatap alınmadık” gibi sitemleri anlamsızdır. Kemalistler, Anayasa mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararını al(a)maması, çatışma, suikast veya darbe türü girişimlerin de sonuçsuz kalması durumunda son kozları olan referandumun taşıdığı önemin farkındadırlar. Bu nedenle de PKK’yi önceden bu duruma (referanduma) hazırlamışlar. Ergenekon ve PKK ‘nin koordineli götürdüğü çatışmalar referandum yaklaştıkça hız kazanacaktır. Çünkü PKK, çatışma ortamı olmadan halkı “referandumda hayır” veya kayıtsızlık için ikna edemez. Her şeye rağmen PKK’nin referandumda hayır yerine sandığa gitmeme kararı alması güçlü bir olasılıktır. Böylece hem statükoya açık destek vermesinin yaratacağı iç huzursuzluklardan kurtulacağını, hem de sandığa gitmeyen bütün oyları kendi hesabına yazarak “hala güçlüyüm” mesajını vereceğini hesaplayacaktır. Kemalist sistemin ve PKK’nin ortak projesi olan “referandum oyunu” nun hayata geçirilmesi önündeki tek engel, PKK dışında kalan demokrat/yurtsever Kürdlerin tutumudur. PKK dışında kalan hemen hemen bütün Kürd yapıların/politik aktörlerin tutumu, “AKP’nin eksiklerine, kurnazlıklarına ve küçük hesaplarına rağmen referandumda hayır demek veya tarafsızlık olmak Kemalizm’in lehine, Kürdlerin zararınadır. Bu nedenle kerhen de olsa evet demek gerekiyor” yönündedir. Bu tutum sesli bir şekilde dillendiril(e)mese de, PKK içinde yer alan ve yönetim kadrosu dışında kalan büyük çoğunluğun da duyguları/düşünceleridir. Bunun bilinciyle hareket eden Öcalan, Kürd muhalefetinin tutumundan kaynaklanan bu engeli ortadan kaldırmak için “birlik”, “Kürdler arası ilişkileri düzeltme” senaryosunu büyük bir pişkinlikle oynamaya çalışıyor. Çünkü PKK’nin “hayır” veya “sandığa gitmeme” kararına karşın diğer Kürd hareketlerinin “evet” diyecek olması, PKK tabanında ciddi anlamda huzursuzluğa, uzun vadede de kaymalara neden olacaktır. Çünkü taban yurtsever ve samimidir; kendi anlayışını temsil eden daha sağlıklı bir yapı ortaya çıktığında ve güç olma yönünde umut verdiğinde buna kayıtsız kalmayacaktır... Birliğe susamış olan Kürdlerin ve Kürd politik çevrelerinin, birlik girişimlerine kayıtsız kalmaması anlaşılırdır. Girişim düzeyinde de kalsa, PKK tabanıyla aynı amacı paylaşıyor olmanın yüklediği sorumluluk gereği aradaki buzların erimesi ve tabanla sıcak ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemlidir “birlik” çabaları.. Ancak “birlik” girişiminin Kemalist sisteme hizmet edecek şekilde Öcalan tarafından ortaya atıldığı ve referanduma yönelik bir stratejisinin parçası olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu oyun dikkate alınmadığında, hem Öcalan’ı sorgulama süreci zafiyete uğrayacak, hem Kürd muhalefetinin bir güç olarak ortaya çıkma süreci uzayacak, hem de uzun vadede AKP’nin Kürdistan’da ciddi bir güç olmasına zemin hazırlanacaktır. Öcalan’ın “güçlü bir hayır bloku” dediği şey, başta marjinal “sol” gruplar olmak üzere envai türde Kemalistlerin yer aldığı bir yapı olacaktır. PKK dışında kalan Kürd siyasal kişi ve oluşumları da bu “güçlü blok” içinde yer alırlarsa Kemalizm ve AKP’den oluşan iki seçenekle karşı karşıya kalacak Kürdler. Böyle iki seçenekle sınırlı bir ortamda, kötünün iyisi olarak AKP Kürdlerden ciddi ve kalıcı bir destek bulacaktır. Yani PKK dışında kalan Kürd oluşumlarının doldurması gereken boşluğu AKP doldurmuş olacak... Ne Yapmalı? PKK’nin ne yapacağı belli olduğuna göre, diğer Kürdler ne yapmalı sorusuna cevap aramak gerekiyor. Aranan cevabın sağlıklı olması için yaşanan hesaplaşmada tarafların rolünü/konumunu doğru tespit etmek gerekiyor. AKP ile Kemalizm arasındaki farkı anlamak için yaklaşık yüz yıl geriye gitmek ve Jön Türkler içindeki iki kanadın (Ziya Gökalp İle Prens Sabahattin) farklılığına bakmak yeterlidir. Sonuçta hem AKP, hem de Kemalistler sömürgeci devletin temsilcileridirler ve Kürdistan halkının ulusal-demokratik taleplerine cevap olamazlar. Ancak sömürgeci devlete rengini veren, soykırım kültürünü İttihat-Terakki’den devralıp günümüze kadar kesintisiz bir şekilde bu güne taşıyan Kemalistler her açıdan daha kötü ve özgürlük önünde daha büyük bir engeldir. Bu nedenle, Kürdistan halkı açısından öncelikli hedef Kemalistler olmalıdır. Kemalist kurumlarda açılacak her gedik özgürlüğe giden yolda bir nefes olacaktır. Kemalizm’e darbe vuracak şekilde tutum belirlemek, AKP kuyrukçuluğunu gerektirmediği gibi, onu meşrulaştırma ve umut gibi sunmak ta gerekmiyor. Hem Kemalizm’e darbe vuracak, hem de AKP’yi Kürdistan’da kalıcı bir güce dönüştürmeyecek politik bir tutum belirlemek zorundadır Kürd muhalefeti. Benzer, iki boyutlu ve çözülmesi gereken başka bir sorun da, tabanı rencide etmeden, ulusal güçlerden uzaklaştırmadan PKK’nin çirkin yüzünü deşifre etmenin yollarını bulmaktır. Her türlü kişisel ve grup çıkarı bir kenara bırakılıp, Ulusal Demokratik talepler ön planda olursa bu zor iki görevi de yerine getirmek olanaklı olur. Politika, sorunları, özellikle de zorlu sorunları çözebildiği sürece doğru politika olur. 08 Mayıs 2010 berzanboti@hotmail.com