Ciddiyetsizleri Ciddiye Alma Zorunluluğu
Öcalan ve yandaşlarına yönelik, işbirlikçi, hayın gibi gerçek sıfatlarını kullanma cesareti gösteremeyenlerin, ‘yapıcı, uzlaşmacı’ görünümlerine aldanmamak gerekiyor. Bu tip politik aktörlerin çekingenliğini, ikircikliğini anlatabilecek en hafif niteleme korkaklıktır. Korkakların, Ezilen bir halkın kurtuluşuna yapabilecekleri bir katkısı da olamaz. En az Öcalan kadar zararlı olmaya başlayan bu korkakların ‘akıl hocalığına’ soyunması ise ayrı bir komedidir. Bu komediye son vermek her yurtseverin/devrimcinin görevidir.
Bir insanı ciddiye almak, düşüncelerini, kişiliğini ve yaptıklarını önemsemek anlamına geliyorsa, söz konusu kişinin asgari düzeyde de olsa insani değerlere sahip olduğu sonucunu çıkarmak olanaklı mıdır?
Somut kişilere indirgenmediği ve sadece teorik açıdan bakıldığında, bu soruya çoğumuz rahatlıkla ‘evet’ diyebilir. Bu evet, toplumları etkileyenlerin elle tutulur düşüncelere sahip olduğu ve insanlığa olumlu bir şeyler katabilecek kadar da değer sahibi olduğu varsayımına dayanır.
‘Olan’ ile ‘olması gereken’ arasında örtüşmenin çok az yaşandığı ülkemizde, olması gerekenden yola çıkıp olanı değerlendirdiğimizde yanıl(t)mak kaçınılmaz oluyor.
Hem yaşadığımız coğrafyanın toplumsal/düşünsel yapısı hem de Kürdistan’ın özel durumu yanıl(t)malarla örülü bir yaşam alanına sıkıştırmış bizi.
Özellikle son otuz yılda yaşanan politik yanıl(t)maların yarattığı düşünsel tahribat, olanı (yalın, basit ve ortalama herkesin gördüğü) olduğu gibi seslendirmeyi meziyete dönüştürmüş; aynı zamanda devlet ve yerel ayaklarının hedefi olmayı kaçınılmaz hale getirmiştir.
Kemalist kimliğini, dolayısıyla ihanetini gizleme gereği duymayan, her gün yeni ve çelişkili kurtuluş reçeteleri sunan, kendi tanrısallığına boyun eğmeyen herkesi ihanetle suçlayan, insani hiçbir değeri olmayan ve bu nedenle de her türlü değere saldıran, tutarsız, tutarsız olduğu kadar da dengesiz ve psikolojik tedaviye ihtiyacı olan birini ciddiye alma zorunluluğu insana acı verse de gerekliliktir ne yazık ki.
Bu ciddiye alış onun kişiliği ya da değerleri değil, kitleler üzerinde hala ciddi bir etkiye sahip oluşundandır. Ciddiyetsiz bir kişiliği ciddi sözcüklerle eleştirmek ve belli bir düzey tutturmak oldukça zordur; bu zorluk, bütünlüklü ve anlaşılabilir bir dille yazmayı/anlaşılmayı engelliyor. Buna rağmen yazmak, teşhir etmek bilmenin insana yüklediği bir sorumluluktur diye düşünüyorum.
İsmine ‘görüşme notları’ denilen, ama kiminle ve hangi koşullarda görüşüldüğü bir muamma olan, yazılardan biri daha yayınlandı.
Bu yazıların, Doğu Perinçek, İlhan Selçuk, Yalçın Küçük, Genelkurmay ve envai türde Kemalist’in ortak katkısıyla yazıldığına dair tereddütler olsa da, yazıların, bu kişi ve kurumların düşüncelerini/çıkarlarını yansıttığı noktasında tereddüt edilmemeli artık.
İsimlerden yola çıkıp insanların Yahudi kökenine ulaşma ve Türkiye’yi Yahudilerin yönettiği düşüncelerinin patenti Yalçın Küçük’e aittir. Öcalan bunları dillendirmekle kalmıyor, Güney’deki kazanımlara saldırmak amacıyla Kürdleri de Yahudileştiriyor.
Kürdlerin Yahudi ya da başka bir inanç/milliyetle olan yakınlığını ‘artı – eksi’ olarak değerlendirmek en basitinden ırkçı bir anlayışın dışa vurumudur.
Öcalan’ın, kadınlara yine özel bir yer vermesini, Kadınların özgürlük mücadelesindeki ağırlığına bağlamak ve onların özgürleşmelerine verdiği önemle açıklamak ahlaksızlığa çanak tutmaktan başka bir şey değildir. Öcalan’ın bu konudaki zaafı ve pratiği, ‘Freud’u doğrulayan en tipik denek’ değerlendirmesini yapma hakkını veriyor bize.
Öcalan, geçmişe yönelik yaptığı bir değerlendirmede de, Kürd muhalefetinin geliştiğini ve kendi saltanatının tehdit altında olduğunu sezdiriyor. Bu korkusu yeniden “hain” kişi ve kurumlar yaratarak hedef göstermenin de işaretidir. Gösterilen hedef(ler), yurtsever/demokrat Kürdlerdir kuşkusuz. Tıpkı geçmişte yaptığı gibi, yine devlet politikasını devletten aldığı destekle hayata geçirme niyetini ortaya koyuyor Öcalan.
Yeni Özgür Politikanın 19 Nisan 2008 tarihli sayısında, Kürdistan’da sınırları kaldırdığını ileri süren Öcalan, engellerin kimler olduğunu ve nasıl aşıldığını da söylüyor:
KÜRDİSTAN’DA SINIRLARI KALDIRDIM
KCK Önderi, PKK’nin 70’li yıllarını şu cümlelerle değerlendirdi: “Ben otuz yıl önce de 1970’lerin ortalarında bu mücadeleyi geliştirmek istediğimde DDKO, KUK, Ala Rızgari gibi birçok engel çıkardılar karşımıza. Baktım ki bu örgütlerin hepsi bir şekilde bir yeri tutmuş, bunun gelişmesi için engel. Bu örgütlerin herbiri bir yeri tutmuş, birisi ‘Urfa-Bingöl hattının doğusuna geçemezsin’ diyordu, ben zorlayıp geçtim. Öteki bir taraftan Hakkari’yi tutmuş ‘burayı geçemezsin, birisi sınırı geçemezsin, öteki burayı geçemezsin, şurayı geçemezsin’ diyordu. Ben de hayır, sınırlar kalkmalı her yere geçebilmeliyiz, gelişebilmeliyiz dedim, onları zorladım, sınırları aştım.”
Tarihsel bilincin, kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı, olayların üst üste yığıldığı ya da tasnif edildiği bir geçmişin tasarımından ibaret olmadığını biliyoruz.
Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki etkileşim olarak algıladığımızda tarihsel bilinç, sadece geçmişten yararlanıp bu günü kurmada yardımcı olmaz, aynı zamanda bu günden bakıp geçmişi yeniden kurma olanağı da sunar bize. Bu günden bakıp geçmişi yeniden ve sağlıklı bir şekilde kurmak ise, hem bu günde hem de gelecekte sağlıklı adımlar atmamızı sağlar.
Bu anlayış gereği Öcalan’ın söyledikleri üzerinde durmak ve yakın geçmişi bir kez daha gözden geçirmek gerekiyor.
Açık ya da gizli Öcalancılar hariç, tüm Kürd yurtsever/demokrat/devrimcilerinin hemfikir olduğu bazı gerçeklikler var bu gün için.
Bunlar, Öcalan’ın ihanetçi bir kişilik olduğu; Devlet tarafından piyasaya sürüldüğü ve Gelişen Kürd ulusal hareketini tasfiye etme misyonunu üstlendiği; binlerce Kürd insanının katledilmesinden sorumlu olduğu; PKK içinde sayısını bilemeyeceğimiz kadar yurtsever/devrimci insanı iç infazlarla ortadan kaldırdığı; Kürd halkının kazanımlarına saldırdığını; Kendisine itaat etmeyen herkesi ihanetle suçladığını; Ulusal soruna dair duyarlılığı, potansiyeli kendi kişiliğinde eritmeye çalıştığını; devletin hizmetlisi olarak hizmetlerine devam edeceğini; Ulusal devrimci değerleri tahrip ettiğini; hastalıklı bir kişiliğe sahip olduğunu sayabiliriz.
Bu tespitler ışığında yakın geçmişi açıkça değerlendirmek ve bu değerlendirmeleri sesli olarak paylaşmak gerekiyor artık.
Öcalan’ın sözünü ettiği 70’li yıllarda birçok Kürd örgütü vardı. Bu örgütlerin yapısal bazı eksiklikleri de vardı kuşkusuz. Dönem dönem kendi aralarında bazı tatsızlıklar da yaşadılar. O döneme dair eleştirilerden her örgüte (aynı derecede olmasa da) ve birey olarak da hepimize bir pay düşer mutlaka. Bu eleştirilerde, Yapısal eksiklik, hata, yetersizlik, acemilik, yanlışlık, çocukluk ve benzeri nitelemeler kullanılabilir.
Bu örgütlere yönelik olarak “ihanet” suçlaması ise, sadece devletin ‘Vatan hainleri’ nitelemesiyle eşdeğer anlamda kullanılabilir ancak; tıpkı Öcalan’ın kullandığı gibi. Öcalan’ın, “engel” ve “hain” olarak nitelendirdiği örgütlerin ortak noktası, devlete karşı Kürd halkının özgürlük mücadelesini değişik platformlarda değişik anlayışlarla savunmaktı.
Öcalan ve PKK’sının farklı bir özelliği vardı tüm örgütlerden. Bu farklılık, Kürd halkına ihanetti. PKK, bu ihanetin gereğini, herkese saldırarak fazlasıyla yerine getirdi bu güne kadar.
Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK içinde baş gösteren sorgulamalar ve ayrılmalar; ayrılanlardan bazılarının geçmişi deşifre etmeye başlaması; Güney’deki olumlu gelişmeler ve bu gelişmelerin Kuzey’deki Kürd muhalif örgüt/gurup ve bireylerini umutlandırması sonucu yeniden toparlanma girişimlerinin hız kazanması; Öcalan’ın devlet ile organik bağının sesli bir şekilde dillendirilmesi gibi gelişmeler, birilerini telaşlandırmış anlaşılan.
Bu telaş, “tek lider, tek örgüt” saltanatının, dolayısıyla devlet denetiminin/çıkarlarının tehlikeye girmesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle Öcalan, geçmiş defterleri açma ve devlete karşı gelişebilecek Kürd muhalefetini bastırmanın düşünsel alt yapısını hazırlamaya çalışıyor.
Unutulmamalıdır ki, Öcalan’ın denetimi dışında gelişebilecek ulusal karakterli her Kürd örgütlenmesi (amacı, yöntemi, programı, anlayışı ne olursa olsun) devleti rahatsız edeceği gibi Kürd halkı açısından da bir kazanım olacaktır. İşte, bu kazanıma karşı geçmişte olduğu gibi bu gün de harekete geçmeye hazır bekleyen bir gücün adını doğru koymamız gerekiyor artık.
Öcalan ve PKK’sına, Devlet orjinli faşist bir yapılanma denilemediği için Kürd halkı ağır bedeller ödedi bu güne kadar.
Olanı olduğu gibi dillendirme cesareti gösteremeyenler, hem geçmişten bu güne kadar yaşanan cinayetlerde hem de bundan sonra yaşanacaklarda pay sahibidirler. Hem geçmişte yaşananları hem de bundan sonra yaşanabilecek çatışmaları “kardeş kavgası” veya “iç hesaplaşma” olarak değerlendirmek, Öcalan ve devlete yapılabilecek en büyük katkıdır.
Biliyoruz ki, devlete karşı gelişebilecek her Kürd hareketi, karşısında Öcalan ve benzerlerini görecektir; tıpkı geçmişte gördükleri gibi. Bu nedenle, Öcalan’ın 80 öncesinde oynadığı çirkin rolü görmek ve seslendirmek gerekiyor. Bu yapılmadığı içindir ki, Öcalan hala geçmişte oynadığı çirkin rolü övebilmekte ve devrimci değerlere/hareketlere dil uzatabilmektedir.
Öcalan ve yandaşlarına yönelik, işbirlikçi, hayın gibi gerçek sıfatlarını kullanma cesareti gösteremeyenlerin, ‘yapıcı, uzlaşmacı’ görünümlerine aldanmamak gerekiyor. Bu tip politik aktörlerin çekingenliğini, ikircikliğini anlatabilecek en hafif niteleme korkaklıktır. Korkakların, Ezilen bir halkın kurtuluşuna yapabilecekleri bir katkısı da olamaz. En az Öcalan kadar zararlı olmaya başlayan bu korkakların ‘akıl hocalığına’ soyunması ise ayrı bir komedidir. Bu komediye son vermek her yurtseverin/devrimcinin görevidir.
İşbirlikçiye İŞBİRLİKÇİ, korkağa KORKAK, ajana AJAN diyebilme, başka bir deyişle olanı olduğu gibi söyleyebilme cesareti gösterebildiğimiz oranda Kürd halkının özgürlük mücadelesine katkı sağlayabiliriz. Bu katkıya hazır olmayanların köşelerine çekilip huzurlu bir yaşam sürdürmeleri, ‘akıl hocalığı’ yaparak gerçekleri gölgelemelerinden çok daha onurlu bir davranış olacaktır.



Yorumlar (15 gönderildi):
Madem size göre Öcalan ciddiye alincak bir kisi degil, ozaman siz ve yazar arkadaslariniza sormak gerekir, sizin ikidebir Öcalani "Kürt özgürlügünü tahrib amaciyala gönderilimis bir ajan" olarak suclamaniz nekadar ciddi bir iddia?
Sahi, Devlet niye beli bükülmüs, örgütsüz, daginik olan Kürtlere bir PKK kurdursun? PKK ve öcalandan önce daha güclü bir hareket olsaydi, ve PKK buna karsit olarak ciksaydi(Hizzbullah gibi), ozaman bu söyledikleriniz üzerinde düsüne bilinirdi. Ama tarih sizin söyledikleriniz onaylamiyor sayin Boti. Öcalan ve PKK söyle bir yana birakin, sizin kürtlere sunacak neyiniz var, bunu ögrenelim!
…………..
Belki alakasiz olacak ama. Su Aysel Tugluk`un yine bu son mesaji varya "Kürdlere devlet haram" diye kanima dokunuyor. Bu kadindan ve onun asil akil hocasi "Cilmo" dan nefret etmemek ve onlarin pesinden giden koyunmu desem (gerci koyunlara hakaret olurya) milletende nefret etmeye basladim. Ha birde bizim bu Meshur AYDINlar varya. Aysel xanimi elestirirler ama asil bu düsüncenin arkasinda olan kisiye ve kisilere dokunma cesareti bulamazlar. Al sana Yasar KAYA. Kürd ihanetcilerinden bahs eder, Kemalizimin zararlarindan sitem eder ama gercek fikir sahibi olan "CILMO" dan bahs etmez. Korkar. Korkan AYDIn, Aydin ola bilirmi desem belki bazilari diyecek."Erkeksen" acik adin ile yaz. Bakalim "SÜMÜKCÜ………takimi seni ne yapar. Ha tam anlamiyla Kürdlerin Handicapida("Dilemma" si) bu iste.
Kürdler bu "Cilmo" nun etkisinden cikmadan özgür düsünemezlerde. Cünkü hep kendini ve kimligini kapali tutarak elestirme mejburiyetinde birakilirsin. Ve kimliksiz birisinin, nasilki kimliksiz bir halk ciddiye alinmiyorsa, düsünceleride ciddiye alinmaz. Ha acik kimlikle yazan (Yasar Kaya, Hasan Bildirici bunlar bazilari) yazarlarda elestirilerini acik ve net yapamiyorlar. Dogrudur korktuyorlar. Ve böylece bir sonucada varamiyoruz.
Biraz uzadi kusura bakmayin. Ama su Aysel kanima dokunuyor. Bir insan bu kadar …… olur. Kususuruma bakmayin. Midem bulaniyor bu mahlukun düsüncelerini okudugumda.
DÜSÜNCEYYE BAKIN "HITLERI YAHUDILER YARATI" vay babo. Bu Yarinda "KÜRDLER KATLIAMI HAK ETI, cünkü devlet istediler" derse hic sasirmayin.
Bala xwe bidinê, mixabin li bakur hêzeke kurdî ji xeynî xwe nehishtin û ji nuha û serê bîst salanin, ew dest û dev davêjin bashûr. PKK jêdera birakujiyê û parchekirina civaka kurdiye, ku bi sherê birakujî bi hezaran pêshmerge kujtin û zaroyên wan sêwî hishtin û kurdên bakur û bashûr dixwase berdin hev!
Em ji serkarên PKK bipirsin;
Madem hûn ewqasî mêrxasin, bo chi ev 30 salin hûn li chiyayên bashûrin, û li wir jî hûn li ser tixûbin? Serokê we ji tirsa nehat chiyayên welêt, hûn jî ditirsin vegerin chiyayên bakur? Serkarên PKK, ne shervanên PKK!
Ji malbatamin, birayê min bi armanca cenga azadî û serxwebûna Kurdistanê tev li PKK bû, lê belê ew ajotin ser Pêshmerge (erê PKK êrish bir ser PDK, ikinci 15 agustos atilimi,26 tebax 1996) Birayê min yê di nava PKK ,di sherekî bi Kurdan re, ji bo PKK jiyana xwe ji dest da. Hey PKK, hûn difikirin ku hemû kiryarên we ewê ji we re bimîne! Bizanin hûn chawa wek mar bi mirovan vedidin henin mirov ku bi we vedin...Wek we bi dizî û veshartî û ji nishka ve!
Kurtulus yakinda!Rizgarî nezik e!
Imrali TV`de yayinlanan "Carsamba Komedisi" dizisinde "Qe$merê çar$em" bu defa Ekonomik konulara el atmis.Eksik olmasin!Kurd halki bu konuda mizgîn bekliyordu,nihayet beklenen oldu...
Abdo bir sureden beridir kafayi Yahudiler, Urfa, Akademi,GAP ve AKP`nin "Golden Boy" u Mehmet Simsek`e takti.Bu konularda habire atip tutuyor.
(Ustadi Y.Kucuk gibi)
Abdo once "Biz ekonomik problemleri siyasetle asacagiz" diye buyurdu(Ne demekse?).
Ancak Ekonomik Paket, GAP`i tamamlama paketi vs.gundeme gelince direk ekonomistlige soyunmaya karar verdi.
Kiskanclik evrensel bir duygudur.Fakat Abdo bu konuda No 1.Mehmet Simsek`in kolay yutulur lokma olmadigini biliyor.Bana gore Kurdlerin Uluslararasi Arenaya evrensel olculere gore Irak Disisleri Bakani Xosyar Zebarî ile birlikte cikarabildigi iki Diplomat-Burokrat sîmadan biri(Kendisinin politik hatti bir yana).
Abdo damardan girmeyi sevdigi icin Ergenekon agziyla Yahudilerden basliyor,Urfa`da 10 milyon issize 10 gunde is bulmayla bitiriyor.Dilin kemigi var mi?
Muritlerine tavsiye: Bu "Carsamba Komedilerini" baslica dunya dillerine tercume edip belli basli Medya organlarina gondersinler.Mesela Wall Street Journal, Le Monde , Financial Times,Chinese Economic Review gibi.Biz Abdo`nun ekonomik goruslerinden yararlanamiyor isek bari Dunya yararlansin.Mesela simdi Dunyada var olan "Tahil Kitligini da" Urfa`dan arada halledemez mi?Bu konuda Gelecek Av-Gor`de kendisinden cozumler bekliyoruz!
Simdi bazi okuyucular bu yorumlari asiri karikaturize, hatta bayagi bulacaklardir.Isin dogrusu ben de biraz oyle buluyorum.Ancak bir "Kalitesiz Komedi" ye iliskin yapilacak ciddi yorumda ne olcude ciddilik olur ki?
Bi silav u rez,
Sayın Ciwan, Eleştirilerinize katılmasam da, Soru işaretlerini gidermeye yönelik olduğu ve tartışmanın önünü açacağı için yorumunuzun anlamlı olduğunu düşünüyorum. Dahası düzeyli yaklaşımınız memnuniyet verici ve sağlıklı bir diyalog/tartışma ortamının sağlanması için de umut verici. Bu nedenle teşekkürler…
Birincisi, Yazının başlığında, ‘ciddiyetsizleri ciddiye almanın zorunlu olduğu yazılıyor! Ciddiye alınanın Öcalan olmadığı, etkilediği ciddi bir kitlenin varlığından dolayı söylediklerinin ciddiye alınması gerektiği yazılıyor. Sanırım yanlış bir anlama var burada.
İkincisi, sizin,’beli bükülmüş, örgütsüz, dağınık olan Kürtler’ değerlendirmeniz, yazıda da vermeye çalıştığım gibi, 80 öncesinin yanıltmalar sonucu yanlış bilindiğini ispatlıyorsunuz bu tespitinizle. Kuzey Kürdistan’da yaklaşık yüz yıldır örgütlü mücadele veriliyor. Her yenilgiden sonra kısa bir sessizlik dönemi yaşanıp tekrar ve daha güçlü bir şekilde ortaya çıkılıyor. Tarihsel birikimin doğası gereği her yeni hareket geçmişin birikimleri üzerine kurulur.(Öcalan, Kürd tarihini kendisiyle başlatarak, tarihsel materyalizmin özünü inkar ediyor olsa da) 80 öncesinde sanılanın aksine çok ciddi bir potansiyel vardı ve bu potansiyeli örgütlemeye çalışan bir çok da örgüt vardı. Sadece Diyarbakır’ı ele alırsak, Bireysel bir oy potansiyeli olmayan bir insanı Diyarbakır’da belediye başkanı seçtirecek kadar yurtsever bir potansiyel vardı. Üstelik binlerce Kürd gencinin ölümü üzerinden ‘şehit edebiyatı’ yapılmadan’. Ayrıca, Diyarbakır’daki dernek, sendika ve Fakültelerin o dönemdeki yönetimlerine bakarsanız bu günden çok daha örgütlü olunduğunu göreceksiniz. Faşistlerin (başları Türkeş dahil) o dönemde giremediği Diyarbakır’da, Öcalan’ın yok saydığı örgütler etkiliydi. Örgütlerin örgütleyebildiğinden çok daha fazla bir potansiyel de vardı. Devletin de korktuğu ve denetim altına alamayacağını düşündüğü dönemin örgütleri ve potansiyeliydi. Öcalan gibi birinin piyasaya sürülmesinin nedeni buydu.
Üçüncüsü, ‘Kürtlere sunacak neyiniz var’ diyorsunuz… Kimseyi kandırmamak gibi bir duruşumuz var. Gençleri ölüme gönderip onların sırtından ağalık yapmama gibi bir dürüstlüğümüz var. En önemlisi de, halkımızın yaşanan yanılsamadan kurtulması için ve gerçek olanı görmesi için maskeleri düşürme amacımız var. Gerçeklik olduğu gibi algılandığında, Kürd halkının ne bize ne de her hangi bir kurtarıcıya zaten ihtiyacı olmaz. Emin olun halk bu haklı davasının gereği olarak gereken örgütlülüğü de o zaman kendisi sağlar. Yeter ki birileri onu Kemalizm veya başka bir sapma ile aldatmasın….Hoşçakalın.
Yazdiklariniza katiliyorum..Bir sorum var...Böyle bir kisilik nasil oluyorda hala kürdistanda ciddi bir kitleyi etkileyebiliyor.?
sölediğinizin haklılığının anlaşılması için çokça zaman gerekeçek heralde kürt halkı üzerinde oynanan politikların etkisizleşmesi çok zor!!!kaçımız şuan çıkıpta abdonun üzerimiziden oyun ıyndığını söyleyebiliyoruz bu zorluğun yanında bunu özgürce dile getirmek bile çok zor olsa gerek...herşeyden önce fikirlerimizi karşı bir hoşgörü prensibi yok öcalan ayakta durduğu sürece kürt halkıda onun esiri olmaya devam edecektir ve uyanamayacaklar....asıl sorunlardan biri ise kulaktan dolma bilgilerle öcalana ittat etmeler hız kazanıyor araştırma okuma bilgilenme olmadığı sürece bu halk böle devam edecek...günlerdir sinirime dokunan diğer bir konu ise şu yahudilik meselesi böyle bir kanıya nasıl varılıyor bilmiyorum heralde öcalanın takacak başka bir sorunu kalmadıda yahudilikle uğraşmaya başladı yahudilikten önce bakılması daha önemli olan sayın barzaninin siyasetidir...yazılarınız için tşk ederim umarım birgün bu gerçekler tüm kürt halkı tarafından benimsenecektir sağlıcakla kalın...
Cesaretinizden ve saglikli dusuncenizden dolayi sizi kutluyorum.TC'nin Kurt ve Kurdistan halkinin ozgurluk haklarini,taleplerini yok etmek icin bu talepleri daha atesli bicimde savunuyor gorunen parti ve dernekler kurdugu tamamiyle bir gercektir zaten olmamasida mumkun degildi. TC ve ondan onceki Turki devletler binlerce yildir diger halklari yonetmeye alismislar.Yani Bu konuda deneyimleri de var. TC Devleti Kurt halkinin psikolojisini,tepkilerini,nasil oyuna getirilebilecegini,nasil kontrol ve yok edecegini hemde bilimsel olarak arastirip,tespit edip uyguluyor. Yani TC halkimizi biz Kurt aydinlarindan daha iyi taniyor. TC'nin sosyologlari,ajitasyon ve propaganda merkezleri,istihbarat merkezleri,parasi,ajanlari kisaca her turlu imkanlari var. Bu kadar olan bitenden sonra siz ve diger namuslu,akilli ve bagimsiz dusunebilen Kurt aydinlarina dusen en onemli gorev ,hemen halktan tepki cekmemek icin kestirmeden kisi ve kurumlari suclamadan once veya bu suclamalarla birlikte somurgecilerin bu suclamalara konu olan oyunlarini aciklamak,aciga cikarmaya calismak ve bunlari kisa net ve anlasilir olarak mumkunse belgelerle Kurt halkinin gözleri onune sermek olmalidir.
Bir Kurt aydini olarak ta benim onerim:
1- ABD,AB ulkelerinin Kurdistan ve TC ile ilgili gizli parlamento kararlarini ve TC Milli Guvenlik Konseyinin kamuoyundan gizlenen kararlarini desifre edip bunlari Dunya kamuoyuna duyurmak gerekir
2- Bu tarihi belgelerle birlikte Turkiye Kurdistanindan toplanacak milyonlarca imza ile Kurdistan ve Kurt halkinin kendi kaderini tayin etme hakkinin oldugunu ve acik bir kultur ve etnik soykirimiyla karsi karsiya kaldigini ve bunun onlenmesi icin de Birlesmis Milletlere, Avrupa Adalet Divanina en kisa zamanda hukuken basvuruda bulunulmasi gerekir.
3- Turkiye Kurdistanindaki butun okullarda okuyan Kurt ogrenciler ve ailelerinin en guzel kiyafetlerini giyerek ,muzik ve ciceklerle birlikte okul onlerinde Dunya televizyonlari karsisinda bariscil oturma eylemi yapmalari, Yok edilmeye calisilan anadilleriyle egitim alma haklarinin ve ulusal kimlik ve kulturlerinin korunmasini,Dillerinin yapilacak bir referandumla tespit edilecek - Kurtlerin buyuk cogunlukta oldugu- yerlerde resmi dil olmasini talep etmeleri ve nihayet butun halklarla kardes olduklari gibi Turk halkiyla da kardes olduklarini ancak yoneticilerinin Kurt soykirimcisi olduklarini haykirmalari ve bunun onlenmesi icin de hukuken ilgili her yere basvuruda bulunmalari ve bu bariscil eylemlerini de sonuc alincaya kadar durmaksızın yinelemeleri gerekir. Saglik ve basari dileklerimle.
20 Mayis 2008 gunu Bask ulkesinde 40 yildir aktif ETA orgutunun 2006 yilindan beri Liderligini yapan "Thierry"lakapli Lopez Pena
3 yoldasi ile birlikte Fransiz ve Ispanyol polisinin ortak operasyonu ile Fransa`nin Bordeux kentinde yakalandi.
2004 yilinda ise eski tarihi lider Mikel Albizu yakalanmisti.
"Thierry" ve orgut yoldaslari kelepcelenip ile sorgu merkezine goturulurken Espanyol TV`si kameralarina "Gora ETA!Nous vaincrons!" ;"
"Yasasin ETA;Kazanacagiz!"diye slogan haykirdilar.Eski Lider Mikel Albizu da ayni slogani atmisti...
Degerli Nasname okuyuculari!
Abdo`nun "Turk devletine hizmete hazirim;benim anam Turktur!" slogani ile Thierry`nin "Yasasin ETA;Kazanacagiz!" sloganlari arasindaki farki farkediyorsunuz degil mi?
Ne kadar acik ve basit...
Bi slav u rez
Yorum yaz