Kürd Sorunu: Doğal İle Tuzak Arasında Seçim
Genel anlamda sorun, olağandan sapmış, olması gerekenden farklı bir hal almış, dışardan müdahale sonucu doğası bozulmuş olarak tanımlanabilir.
Bu açıdan bakıldığında, ‘Kürd sorunu’ deyince, halklar açısından doğal, olağan ve olması gereken bir yaşam alanının Kürdler için var olmadığı anlaşılmalıdır. Başka bir deyişle ‘Kürd sorunu’ denildiğinde, doğal olanın Kürdlerden esirgendiği sonucu çıkarılmalıdır.
Sorun, doğal olandan sapma olduğuna göre doğal olanın ne olduğu önem kazanıyor burada.
Doğal olan nedir?
Doğal durumda insanlar eşit miydi gerçekten?
Doğal durumu, dolayısıyla eşitliği bozan nedenler üzerinde durmak, sorunun nasıl çözülebileceğine dair ipuçlarını da verir.
Doğal duruma ilişkin değerlendirmelerde, iki farklı ve karşıt düşünür dikkat çekicidir.
Hobbes, doğal durumu, kargaşa, ve savaş hali olarak değerlendirirken, “insanın bencil yapısını” buna gerekçe gösteriyordu.
Rousseau ise, doğal durumda insanların özgür ve eşit olduğunu ileri sürerken, “insanın doğuştan iyi olduğu” düşüncesinden hareket ediyordu ve eşitliğin bozulmasını da özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla açıklıyordu.
Özel mülkiyetin başlangıçtan beri var olmadığını, tarihin belli bir döneminde ortaya çıktığını ve doğal durumu ortadan kaldırıp eşitsizliği yarattığını söyleyebilecek durumdayız artık. Tarih ve antropoloji başta olmak üzere, bilimlerin ortaya koydukları veriler, Roussea’nun bu konudaki varsayımlarını genel hatlarıyla doğrulamaktadır…
“İlkel, yamyam” denilen ilk toplumlarla ilgili, antropologlarca yapılan incelemeler birçok önyargıyı yıkmakla kalmamış, söz konusu (Rousseau’nun doğal durum dediği) toplumlarda görülen eşitlikçilik, dayanışma ve paylaşma gibi değerlerin “modernlerden” çok daha insani bir boyutta olduğunu da gösterdi.
Özel mülkiyetin doğal durumu ortadan kaldırmasında olduğu gibi, halkların milliyetlerinden dolayı doğal ve diğer halklarla eşit olan durumunu kaybetmesi de tarihin belli bir döneminde oldu.
Kürd halkının, Kürd olmaktan kaynaklı olarak yaşadığı sorunlar da, geçmişte yaşadığı doğal durumun dış müdahaleler sonucu bozulmasıyla ortaya çıktı. Bu durumda sorunun kaynağı aynı zamanda sorunun çözüm adresi de oluyor.
Hem zamansal olarak hem de ekonomik, teknik ve yaşam koşulları açısından doğal duruma geri dönemeyeceğimize göre, doğal durumda geçerli olan ilişki biçimini günümüze taşımayı çözümün anahtarı olarak görmek gerekiyor.
Doğal durumda geçerli ilişki biçiminin günümüze taşınmasında, “Doğal Haklar Kuramı” referans olarak görülebilir. Ancak, söz konusu kuramın farklı değerlendirmelere tabi tutulabileceği; doğal olanın tuzağa dönüşebileceği gerçeği, Kürdleri uyanık olmaya mecbur kılıyor.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi dahil, demokratik bildirgelere, sözleşmelere ve anayasalara da kaynaklık eden doğal haklar kuramının özü, insanın doğuştan sahip olduğu haklarla ilgilidir. Devredilemez ve başkaları tarafından engellenemez olan bu haklar, din, dil, milliyet ayırımı yapılmaksızın herkesi kapsar.
Bu hakların kullanımı demek, insanın kendini özgürce ifade etmesi, gerçekleştirmesi demektir. Özgür olmayan bir toplumun bazı üyeleri zor da olsa özgürce düşünebilir. Bireylerin özgürce düşünebilmesi, onların özgürce yaşamasını ve kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayamıyor ne yazık ki. Özgürlüğün toplumsal bir olgu olması, bireylerin özgür yaşam alanı bulmasını da toplumsal özgürlüğe bağlı kılıyor.
Sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal kurumların oluşması ve bireysel özgürlüklerin hayata geçirilebilmesi için de, halkın kendi kaderi üzerinde söz sahibi olmasını gerektiriyor.
Bir toplumda, bağlı bulunulan sınıf/katmandan dolayı belli haklardan mahrum bırakılma söz konusuysa, doğal haklar kuramını ‘bireysel haklarla sınırlı’ bir yoruma tabi tutmak olanaklıdır.
Bu durumda özgürleştirici bir işlev göreceği de inkâr edilemez. Ancak sorun ve mahrum bırakılma farklı milliyete mensup olmaktan kaynaklıysa (ki Kürd halkının yaşadığı sorunun da farklı bir milliyet oluşundan kaynaklandığı bir gerçek) doğal haklar kuramını bireysel haklarla sınırlı olarak yorumlamak, özgürleştirici olamayacağı gibi özgürleşmeyi engelleyen bir tuzağa da dönüşebilir.
Bu değerlendirmeler ışığında bakıldığında, doğal haklar kuramının bireyler için öngördüğü hakların Kürdler açısından anlamlı olabilmesi için, içinde bulunulan toplumun özgürleşmesi/devletleşmesi gerekiyor.
Kürd sorununun çözümü noktasında “iyi niyetli” öneri/girişimde bulunan her kesimin ortak bir tutumla, soruna bireysel haklar çerçevesinde yaklaşmaları düşündürücüdür:
1-Devletle, bayrakla, üniter yapıyla bir sorunu olmayan ve Misak-ı-Milli’yi savunan anlayışın, “Demokratik özerklik” gibi belirsiz ve ısmarlama kavramlarla yapmaya çalıştığı şey, Kürd sorununu ulusal boyutundan koparıp bireysel haklara indirgemektir.
2-Ekonomik paketlerle, televizyon ve Kürd dilinin kullanımı önündeki engellerin kısmi olarak kaldırılmasıyla sorunu çözebileceğini düşünen AKP hükümetinin de, sorunu ulusal düzeyde görmediği/görmek istemediği ortadadır.
3-Avrupa Birliği ve onu kurtuluş reçetesi olarak görenlerin de, bireysel haklarla entegrasyonun sağlanabileceği, dolayısıyla sorunun çözülebileceği inancındalar. (Türkiye’nin Avrupa Birliği projesi, başta örgütlenme olmak üzere demokratik bazı hakların elde edilmesi açısından Kürdler için olumludur. Eleştiri konusu olan, AB’nin nihai çözüm adresi olarak görülmesidir/gösterilmesidir)
4-Tamda ‘bir tek sen eksik kalmıştın Kürdlere akıl vermeyen’ dedirtecek bir değerlendirme de ta Sudan’dan geldi. İslamcı teorisyen olarak bilinen Hasan Et Turabi, Darfur için federatif yapıyı uygun görürken, bunun Kürdler için uygun olmadığını belirtiyor. Gerekçesi de, Kürdlere federatif yapı verilmesinin Türkiye’nin gerçekleriyle örtüşmediği yönünde. Ve çözüm olarak ta, ‘Ana dilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması ve özel ekonomik önlemlerin alınmasını’ yeterli görüyor.( TARAF GAZETESİ, 24 NİSAN 2008)
Kürd halkının doğal durumundan koparılmasında, Türkiye başta olmak üzere Arap devletleri, İran, dönemin SSCB’si, ABD ve batı Avrupa’nın direkt ya da dolaylı olarak sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk aynı zamanda ahlaki bir boyuta da sahiptir. Bu ülkelerden ve bu ülke vatandaşlarından gelecek çözüm önerileri, Kürd halkının ulusal haklarını bireysel haklarla sınırladığı sürece, geçmişte sebep oldukları siyasi sorumluluktan onları kurtaramayacağı gibi ahlaki zaafiyetten de kurtaramayacaktır. Başka bir deyişle, yüzeysel çözüm önerileri ahlaksızlıklarının telafisi olamayacaktır. Bu yerel ahlaksızlar için de geçerlidir.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz