Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kürd muhalefeti utangaçlığı bırakıp PKK'ye karşı açıkça tavır almalıdır… Kürd muhalefeti utangaçlığı bırakıp PKK'ye karşı açıkça tavır almalıdır… ================================================================================ Berzan Botî on 10 Dec, 2009 05:08:00 -------------------------xxx--------------------- berzanboti@hotmail.com İttihat-Terakki geleneğini en iyi temsil eden ve onun birikimleriyle şekillenen PKK, “benden olmayan devletçidir”, “beni eleştiren ajandır”, “politikalarıma boyun eğmeyen haindir” argümanlarını sürekli kullandı ve ne yazık ki bunda da başarılı oldu. PKK, Kürdistan'da etkin bir güç olmaya başladığı 1984'ten beri Kürd devrimci/yurtsever kesimini ikilemde bırakmayı hep başarabildi. İkilem, devlet ile PKK arasında tercihe zorlanmaktan kaynaklandı. “Devletçi” görünme kaygısı/korkusu taşıyan insanlar ya PKK'li oldu, ya PKK'yi kerhen destekledi, ya da sessiz sedasız köşesine çekildi. PKK'nin çirkin bağlantılarını, karanlık yapılanmasını ve Kürdistan'daki devrimci dinamikleri yok etme misyonunu bildiği halde birçok insan “ajan” damgası yememek adına tavrını/tepkisini gerektiği gibi ortaya koyamadı; kendisini ifade etmek isteyenler ise bir “hain” olarak yaşama veda etti. Devlete sığınamayacak kadar onurlu olan insanların PKK'ye gereken tavrı alamamasını klasik anlamda bir “korkuyla” açıklamak doğru olmaz. çünkü söz konusu insanlar Sömürgeciliğe karşı mücadelede tereddüt etmemiş ve her türlü baskı, işkenceye rağmen inançlarından vazgeçmemişlerdi. Korku, PKK suçlamalarını çürütmeye ve doğruları ifade etmeye yarayacak bir platformun bulamamalarından kaynaklanıyordu. PKK'nin bir ahtapot gibi her alana yayıldığı ve basın-yayın alanında da tek ses olduğu (ki bu ortam yakın zamana kadar devam etti), Türk solunun da PKK borazanlığı yaptığı dönemler düşünüldüğünde insanların “kendilerini doğru ifade edememesi” sonucu yaşadığı sıkıntı/ikilem daha iyi anlaşılır. Biliyoruz ki bir devrimci için “ajan” damgası yemek, ölmekten çok daha ağırdır. Bu nedenle de Kürd muhalefetinin gerçek düşüncesiyle ortaya çıkıp “doğru budur” deme dışındaki tercihlere yönelmesi şaşırtıcı olmamalıdır. Yeni dönemde psikolojik yönlü yeni tehdit Uzun bir dönem tek sesliliği egemen kılmak için tehdit, şantaj, haraç, rehin alma ve öldürme dâhil her yola başvuran PKK, AKP iktidarıyla birlikte yeni bir tehdit yöntemini devreye soktu. Bu tehdit, AKP'nin her hangi bir politikasının olumlanmasını “mahkûm” etme amacı taşıyordu ve fiziki müdahaleden çok psikolojik olarak etkisiz kılmaya yönelik bir tehditti. Sistemin en ırkçı partileri (MHP-CHP gibi) ve siyasetin şekillenmesinde belirleyici güç olan Kemalist/faşist kurumları (Genelkurmay gibi) varken, sistemin görece ılımlı olan partisi AKP'nin tek başına hedef görülmesi/gösterilmesi düşündürücüdür. Görece ılımlı olmasına rağmen Sistem dışı olmayan AKP'nin adeta sistemden soyutlanarak hedef gösterilmesi, sistemi, özellikle de sistemin ırkçı/militarist kanadını güçlendirmeye yönelik bilinçli bir politikadır. PKK tabanının yurtsever olması ve olup-bitenin farkında olmaması bu politikaların bilinçli bir şekilde hayata geçirildiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu gerçek, başta öcalan olmak üzere PKK yöneticilerinin devlet eliyle piyasaya sürüldüğü iddiasıyla örtüşüyor ve bu iddiayı da pekiştiren bir özellik taşıyor. Sömürgeci sistemlerin görece ılımlı Partileri, bağımsızlık mücadelesi veren halklar açısından oyalayıcı bir işlev gördükleri için daha zararlı oldukları söylenebilir. Bu tür sistemlerde inkârcı, baskıcı partiler çelişkileri keskinleştirdikleri ve ayrıştırmayı hızlandırdıkları için bağımsızlık isteyenlerin bir anlamda işini kolaylaştırırlar. Bağımsız bir devlet kurma amacına sahip olunsaydı, ırkçı Kemalistler yerine AKP'ye yönelinmesini taktiksel veya başka bir şekilde yorumlamak mümkün olurdu. Ama Misakı-Milli'yi savunan, Federasyon talebini bile “ilkel milliyetçilik” olarak mahkûm etmeye çalışan PKK'nin bu tutumunu “devlete hizmet” dışında bir şeyle açıklamak olanaklı değildir. Son yıllarda özellikle de seçim dönemlerinde, “DTP'ye oy vermeyen AKP'ye hizmet eder” veya “AKP'ye oy veren Kürd değildir” gibi uç ve aynı zamanda sistemi hedef almayan söylemlerin bir sebebi de, Kürd devrimci muhalefetini ikilemde bırakmaya, işlevsiz kılmaya veya PKK/DTP'ye hizmet etmeye zorlamaktır. çünkü PKK/DTP açısından alternatifsiz olmak, “Kürdleri ulusal taleplerden uzaklaştırmak” başta olmak üzere devlete hizmet eden politikaları hayata geçirmenin en kolay yoludur. Dahası tüm handikaplarına rağmen Kürdistan'da iktidarlarını korumanın da yoludur alternatifsizlik. PKK/DTP'nin “AKP'lilik” tehdidi son seçimlerde fazlasıyla etkili oldu. öcalan'ın ihanetçi kimliği konusunda tereddüt yaşamayan insanların bile “DTP'ye oy verilmeli” ya da aynı anlama gelebilecek şekilde “AKP'ye oy verilmemeli” oyununa alet olduklarına şahit olduk. Oysa “ne AKP ne DTP” seçeneğini yaratmak veya var olan (HAK-PAR gibi) seçeneklere yönelmek gibi yollar da vardı. “AKP'lilik” tehdidinden en çok etkilen kesim de sol gelenekten gelen Kürdlerdir. Bunun başlıca nedeni ise, “dinci”, ”gerici” bir parti ile anılma endişesidir. Açılım ve Kürd Muhalefetinin utangaç tutumu öcalan'ın yakalanması ve yargılanması sürecinde takındığı onursuz tutum; PKK içinde yaşanan binlerce iç infazın deşifre olması; Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan çirkin ilişkiler; PKK'nin Kemalizm savunusu gibi etkenler PKK'nin gerçek yüzünün anlaşılmasında önemli rol oynadı. Ayrıca, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme projesi gereği güç dengelerinin/ittifakların değişmesi; yeni sürecin Türkiye'yi de değişime zorlamasıyla demokratik bazı adımların atılması; Güney Kürdistan'da fiili bir Kürd devletinin kurulması ve PKK'nin bu devlete karşı takındığı düşmanca tutum gibi etkenler de PKK'nin teşhir olmasında önemli rol oynadı. Bütün bu gelişmeler Kürdistan'daki muhalefete de sesini duyurma ve kendisini ifade edecek alan bulma olanağı yarattı. Henüz ciddi bir güç olamasalar da, PKK dışında kalan Kürdlerin yeniden örgütlenme çabaları (Devrimci Demokratlar, TEVKURD, yeni Ulusal-Demokratik Parti arayışları gibi) olumlu gelişmelerdir kuşkusuz. 12 Eylül'den bu yana Kürd muhalefeti açısından en uygun zeminin şimdi oluştuğunu söylemek mümkündür. Bu uygun zemine rağmen Kürd muhalefetinin gerektiği gibi etkili olamamasını sadece PKK'nin engelleyici politikalarına bağlamak doğru olmaz. Geçmişten devralınan örgütsel hastalıklar, bireyselleşememe sonucu grup anlayışının hala etkili olması, kendisini “lider” sanan bazı eski tüfeklerin benmerkezci yaklaşımları ve süreci doğru kavrayamamak ta etkili bir biçimde ortaya çıkamamanın nedenlerinden bazılarıdır. PKK'nin, “AKP'lilik tehdidi” açılım tartışmalarında da etkisini gösterdi. Bu etkiyle Kürd muhalefeti de açılıma karşı doğru bir tavır takınamadı. PKK dışında kalan Kürdler, dağınık görüntüleriyle, reformist görünme endişeleriyle ve muğlâk ifadeleriyle “Açılım” karşısında özgün bir tutum geliştiremediler. Doğru bir adımı olumlamak veya o adıma destek vermek ile adımı atanların politikalarını bir bütün olarak desteklemek/benimsemek farklı şeylerdir. Hatırlanacağı gibi İdam cezası kaldırıldığında MHP iktidar ortağıydı. İdam cezasının kaldırılması “ben insanım” diyen herkes tarafından olumlu bir gelişme olarak görülüp desteklendi. Bu destek, ne MHP'yi ve diğer iktidar ortaklarını meşrulaştırdı ne de onlara destek anlamına geldi. Ayrıca idam cezasının kalkmasıyla “Demokrasi yerleşti ve bütün sorunlar çözüldü” hayalciliğine de kapılmadı kimse. Sadece çağdışı bir uygulama ortadan kalkmış oldu. AKP iktidarının “Açılım” politikalarını da bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Hangi amaçla yapıldığına bakmaksızın, Kürdçe TV, yerleşim yerlerine eski (gerçek) isimlerinin geri verilmesi, eğitimde yetersiz de olsa Kürdçeye yer verilmesi gibi adımlar olumludur. Türkiye'de, “herkes Türk'tür”, “Kürdçe diye bir dil yoktur” gibi çağdışı, inkârcı bir anlayış değişimlere karşı çok ciddi bir direnç gösterirken bu küçük adımlar daha bir anlam kazanıyor. Başta Kürdler olmak üzere demokrasiden yana olan herkesin tereddüt etmeden destekleyeceği adımlardır. Açılıma destek vermek, ne AKP anlayışını savunmaktır ne de Kürd sorununu çözülmüş kabul etmektir. Doğru tutum, hem atılan adımları desteklemek hem de yetersizliğine ve daha ciddi adımların atılması gereğine vurgu yapmaktır. Bu yaklaşım, Kemalist Sistemin güç kaybetmesine katkı sunacağı gibi, AKP'nin de Kürd sorununun çözüm adresi olmadığı/olamayacağı düşüncesinin yerleşmesine de katkı sağlayacaktır. En önemlisi de, PKK'nin “AKP'lilik” şantajı da boşa çıkarılmış olacaktır. Yaşanan bunca olay ve tecrübe göstermiştir ki, güdümlü olmayan Kürd muhalefetinin ortaya çıkabilmesinin tek koşulu PKK'ye karşı net bir tavır almaktan geçiyor. “Yapıcı”, “uzlaşmacı” yaklaşımlar PKK'yi cesaretlendirmekten ve daha çok pervasızlaştırmaktan başka bir işe yaramadı/yaramayacak ta. Hem mevcut durum (Açılım) hem de genel olarak PKK şantajlarını/tehditlerini boşa çıkartmak için hem teorik hem de pratik açıdan yeteri kadar dayanak vardır. örneğin; Bir yandan AKP ile sistemin daha katı, baskıcı Kemalist kanadı arasındaki mücadelede AKP'yi demokrasinin gelişimi adına olumlamak, bir yandan da AKP'yi daha demokratik olmaya zorlayarak yetersizliğini gün ışığına çıkarmak… Bu yaklaşım, Diyalektiğin toplumsal koşullara uygulanmış “yadsınmanın yadsınması” ilkesinden başka bir şey değildir. Bu tutum aynı zamanda Türk sol çevreleri ve onların yerel temsilcilerinin AKP'yi “gericilik” ile suçlarken dayandıkları pozitivist felsefeye karşı Marksist felsefeyle cevap vermektir… “AKP'lilik” şantajından korkup etkisiz kalmak ve utangaç bir tutum benimsemek yerine bu şantajı yapanların içinde bulunduğu çirkin duruma dikkat çekmek gerekiyor. PKK ve yörüngesinden çıkamayanlara sormak lazım; AKP'li olmak; Kemalizm'i savunmaktan daha mı kötü? AKP'li olmak; can derdine düşüp “hizmete hazırım” demekten daha mı kötü? AKP'li olmak; Ergenekon ile ortak hareket etmekten daha mı kötü? AKP'li olmak; hastalıklı bir kişiye tapmaktan daha mı kötü? AKP'li olmak; iradeden feragat edip iradesizleşmekten daha mı kötü? AKP'li olmak; iç infazlarla binlerce yurtseveri katletmekten daha mı kötü? AKP'li olmak; karanlık birine “tanrısallık” atfedip Kürdistan halkına “önder” olarak dayatmaktan daha mı kötü? AKP'li olmak; öcalan'ın kaşıntısı, yer darlığı veya başka bir lüksü için çocukları tankların önüne atmaktan daha mı kötü? AKP'li olmak; Emine Ayna ve benzerleri tarafından temsil edilmekten daha mı kötü? AKP'li olmak; öcalancı olmaktan daha mı kötü………? Değil tabii… Bugün, Kürd muhalefeti kendisini ifade edebileceği platformlara sahiptir. PKK'nin kime, neye hizmet ettiği aşikârdır. PKK'nin "hain" gibi suçlamaları devletin "hain" demesinden hiç farklı değildir. Nasıl ki devlet tarafından "hain" ilan edilmek doğru bir duruşa sahip olunduğunun göstergesiyse, PKK tarafından suçlanmak ta doğru yolda olmanın bir göstergesi olarak görülmelidir. Kürd muhalefeti, yeniden ve sağlıklı bir şekilde çıkıp halkın özgürlük taleplerine cevap olmak istiyorsa daha cesur olmalıdır. Bu cesaret devlete karşı olduğu kadar PKK'ye karşı da dışa vurulmalıdır. Bu dışa vurumun ilk adımı ise, Kürtlerin özgürleşmesi önündeki en büyük engellerden birinin de PKK olduğunun kabul edilmesidir. Bu kabul, dolaylı yollardan ve utangaç bir tarzda değil, direkt ve haykırarak dillendirilmelidir. 10 Aralık 2009