Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Özgür birey ile Savrulmuş/nihilist birey arasındaki fark Özgür birey ile Savrulmuş/nihilist birey arasındaki fark ================================================================================ Berzan - Botî on 03 Dec, 2009 06:16:00 -------------------------xxx--------------------- özgür birey ile Savrulmuş/nihilist birey arasındaki fark berzanboti@hotmail.com Nasname'nin “özgür Bireyler Topluluğu” söylemi ve iddiası, hem çok farklı algılamalara hem de özgür bireye dair sıkça yazılara, vurgulara neden oldu bu güne kadar. Kutsalların bol olduğu coğrafyamızda, “özgür birey/özgür düşünce” kavram(lar)ının farklı algılanması doğal olduğu kadar, bu farklı algılamaları ortadan kaldırmak ve söz konusu kavram(lar)ı tarihsel içeriğine uygun tanımlamada ısrar etmek de doğaldır. Bu ısrar tekrarlara düşmeyi kaçınılmaz kılsa ve okuyucularda bıkkınlık yaratsa da bir gereklilik olduğu için kaçınılmazdır. Herkesin “kendine göre” doğruları olması ve bazı kavramların görelilik barındırması, yaşamın her alanına göreliliği yayma ve tüm kavramlara görelilik yükleme hakkını vermez bize. Göreliliği mutlaklaştırdığımız zaman; ne bilimden, ne ortak değerlerden, ne de toplumsal yaşamı olanaklı kılan ortaklıklardan söz edebiliriz.Özgür olmak ile özgür düşünmek arasındaki farkı net olarak ortaya koymadan, özgür bireyi doğru anlamak olanaklı değildir. özgürlük ile özgür düşünceyi aynılaştıranların dayanağını oluşturan “özgürlük toplumsal bir olgudur” önermesidir. En geri yaşam koşullarında, özgürlüğü kısıtlayan, yok sayan en katı rejimlerde bile özgürlük talebinin olabilmesi ve özgürlük için mücadele edilebiliyor olması, özgür düşüncenin toplumsal özgürlüğe zorunlu bir bağla bağlı olmadığının göstergesidir. Özgür bireyin/düşüncenin varlığını toplumsal özgürlüğe bağlı kılanları anlamak için mekanik ve diyalektik düşünce arasındaki farka bakmak gerekiyor. Toplumsal maddi koşullar ile bilinç arasında kurulan kaba/mekanik ilişki, “belirleyen ve ona bağlı belirlenen” anlayışından hareket ettiği için, özgürlüğün toplumsal bir olgu olması gerçeğine bağlı olarak geliştirilen “toplumsal özgürlük olmadan bireysel özgürlük olmaz” önermesini çarpıtarak, “toplumsal özgürlük olmadan özgür düşünce olamaz” gibi yanlış bir sonuca varmıştır. Bu anlayış, bireysel farklılıkları ortadan kaldırdığı gibi, bireyin önceden görme olanağını da yok sayar. Dahası, bireyin bilincini yaşanan maddi koşulların esiri/tutsağı yapar. Bu anlayışla kendimizi sınırladığımızda, yaşadığımız toplumsal koşulların ilerisinde ve ötesinde daha iyi, daha özgür bir yaşam talep etmemiz olanaklı olmaz. Yine bu mekanik anlayış, tüm toplum kesimlerinin aynı anda değişimini, tek tip düşünmeyi öngördüğü gibi ilerici-gerici ayırımını/farklılığını da ortadan kaldırır. Bu kaba anlayışın vardığı nokta, edilgin, kaderci, koşulları zorlamayan, koşulları değiştirmekten ziyade kendi dışında değişen toplumsal koşullarca (düşünce dâhil) zorunlu olarak değiştirilen ve gidişata müdahale edemeyen insan tipidir. Bu anlayışın öngördüğü insan, tarih/toplum ile etkileşim halinde olmayan, olup-bitene seyirci kalan insan tipidir. Bunların “özgür birey” olma koşulları olmadığı gibi, özgür bireyi anlama olanakları da yoktur.Düşünce tarihi bu mekanik anlayışı çürüten sayısız örneklerle doludur. Bugün, özgürlüğe dair düşüncelerimizi temellendirmek için birkaç yüzyıl, hatta iki bin yıl geriye gitmemiz ve o dönemin düşünürlerinden yararlanmamız da gösteriyor ki, özgür düşünceyi, herkesi kapsayacak şekilde belli bir yaşam tarzına indirgeyemeyiz. Özgür düşünceyi ve onunla bağlantılı olan özgür bireyi anlamamız için, maddi koşullar ile bilinç arasındaki ilişkiyi/etkiyi tek taraflı olmaktan kurtarmak, tek taraflı mekanik ilişkinin sınırları dışına çıkmak ve diyalektiğin karşılıklı etki, aktif bilinç anlayışından yararlanmak gerekiyor.Birçok kavram gibi özgür birey kavramı da sistem tarafından, anlamsızlaştırılmak, işlevsiz kılınmak için yoğun bir müdahaleye hedef oldu bu güne kadar. Bu müdahalelerden en çok etkili olanı, söz konusu kavramı “moda”ya dönüştürmek, farklı yaşam biçimlerine sahip kesimlere kullandırtmak ve apayrı anlamlar yüklemektir. 12 Eylül sonrasında yoğunlaşmış bir biçimde hayata geçirilen ve özgür bireyi/özgür düşünceyi hedef alan depolitizasyon politikaları etkisini fazlasıyla hissettiriyor. özgür düşünceyi en büyük tehlike olarak gören sistem, sadece fiziki saldırılarla yetinmeyip uzun vadeli şekillendirme projeleriyle de (ki bu alanda yaratılan tahribatlar fiziki olarak verilen zararlardan çok daha fazladır) amacına büyük oranda ulaştı ne yazık ki. Aradan 29 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül'de hayata geçirilen politikaların etkisi hala kırılmış değildir. Düşünce ve bireyin kişiliğine yönelik yapılan yatırımlar, sistemin kendi “özgür birey”ini yaratmayı da beraberinde getirdi. Yaşamda tutunamayanlar, bunalımlı yaşamayı ayrıcalıklı oluş olarak görenler, bir kişiyi putlaştırıp ona tapanlar, diktatörlerin önünde esas duruşa geçenler, tarikatların çizdiği yaşam alanlarının dışına çıkamayanlar ve toplumsal sorumluluktan kaçanlar da bugün kendilerini “özgür birey” olarak adlandırabiliyorlar. Bu durum sistemin anlamsızlaştırma ve farklı algılamalar yaratma konusundaki başarısını gösteriyor ne yazık ki. Bu farklı “özgür bireyler”, özgür birey dışında birçok tanımlamaya uygun olsalar da, bunların içinde yeri olmayacak tanımlamaların başında özgür birey gelir.Bu kesimler içinde özellikli bir yere sahip olan ve sayıları hayli fazla olan “kayıtsızlar”, “benciller” daha çok göze çarpmaktadır. “ben özgürüm istediğimi söylerim/yaparım” şeklinde özetlenebilecek bu “özgür bireyler”, toplumsal koşullara biçimce/şeklen baş kaldırıyor görüntüsünü verirken, aslında sistemin ayakta kalmasına en çok katkı sağlayanlar oluyor. Sistemi rahatsız etmeyen, ama yakın çevresiyle çatışma halinde olan, toplumsal sorumluluklardan kaçan bu kesimin normal insanlarla yaşadıkları uyum problemini “aykırılık”, “asilik” olarak yansıtması sistem tarafından da destek buluyor. Sistemin yaratmak istediği ‘zararsız, yararsız' insan profilini en iyi temsil eden bu kesimi “özgür birey” olarak tanımlamak özgür bireye yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bunlara özgür birey yerine savrulmuş, nihilist birey demek, hem doğru bir tanımlamadır hem de özgür bireye haksızlık yapılmamış olur. Başımızı en çok ağrıtan/ağrıtacak olan da, bu savrulmuş ve değerlerinden vaz geçmiş insanların politik arenada kendilerine yer bulma çabasıdır.Başta PKK olmak üzere “her şey lider için” anlayışının egemen olduğu katı örgütlenmelerden kaçan, kurtulan ve yollarını ayıran insanların bireyselliklerini öne çıkarmaları doğru ve anlaşılır bir durumdur. Bu kesimin "özgürlük adına" yaşadıkları itaat, ezik kişilik ve birey olarak değersizleşme sonucu özgür bireye/özgür düşünceye abartılı ve yanlış bir anlam yüklemeleri de yine anlaşılırdır. Ancak, bu tür insanların anlayışlarını “yeni” bir toplumsal kurtuluş reçetesi gibi sunma çabaları ise; sağlıklı, yeni ve yeniden politikalar üretme önünde çok ciddi bir engel teşkil ediyor. Bireysellikten çok bireyciliği, özgür düşünceden çok düşüncesizliği, özgür düşüncenin bireye yüklediği toplumsal sorumluluktan çok savrulmayı ve özgür bireyin yarattığı/yaratacağı değerlerden çok değersizliği yaşam felsefesi olarak benimseyen bu kesimi “özgür birey” olarak tanımlamak olanaklı değildir. Nihilizm'den, pragmatizm'den ve bireycilikten fazlasıyla beslenmiş bu kesim ile özgür bireyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Aksi takdirde, eksikliğini fazlasıyla hissettiğimiz özgür bireyi anlamsızlaştırmak ve işlevsiz kılmak gibi bir tehlike kaçınılmaz olacak.Özgür bireyin tarihte oynadığı rolü dikkate alarak özgür bireyin bazı özelliklerine (tekrar tekrar) vurgu yapmak, özgür birey ile onu anlamsızlaştırmaya çalışanlar arasındaki farkı görmek için yararlı olacaktır: Özgür Birey; kalıplardan sıyrılmış, kendi aklını kullanabildiği için özgürce düşünebilen bireydir. Özgür Birey; düşünsel alanda aydınlanmış aynı zamanda aydınlatma misyonunu üstlenmiş, dolayısıyla toplumsal sorumlulukları gönüllü olarak yüklenmiş bireydir. Özgür Birey; egemen düşünceyle bağlarını koparmış olmakla kalmayan aynı zamanda egemen anlayışın sunduğu tüm olanaklara da hayır diyebilen bireydir.Özgür Birey; doğruyu, sadece doğru olduğu için savunan; birilerine yaranmak ve kişisel bir getiri elde etme amacı taşımayan bireydir. Özgür Birey; koşulların sürüklemesiyle değil bilinçli bir şekilde sistemle hesaplaşan bireydir. Bu nedenle kin, nefret, intikam gibi duyguların esiri olmadan doğruyu savunan bireydir. Özgür Birey; katı bir şekilde belirlenmiş yaşam alanlarına hapsolmayı gerektiren kurallara sert tepki gösterirken, ilkeli yaşamayı gönüllü olarak ilke edinmiş bireydir. Özgür Birey; sistemle hesaplaşma sonucu yaşadığı olumsuzluklardan, sıkıntılardan dolayı sitem etmeyen ve “ödediği bedelin” karşılığı, telafisi gibi kişisel kaygılar taşımayan bireydir…. 03 Aralık 2009