Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Dersim Soykırımı ve Sünni Kürdlerin Tutumu Üzerine Dersim Soykırımı ve Sünni Kürdlerin Tutumu Üzerine ================================================================================ Berzan Botî on 24 Nov, 2009 12:14:00 -------------------------xxx-------------------- Dersim Soykırımı ve Sünni Kürdlerin Tutumu üzerine Her ne kadar gerçek ismiyle (soykırım) anılmasa da Dersim Katliamı'nın Avrupa Parlamentosuna taşınması hem demokrasi güçleri adına, hem de Kürdler adına olumlu bir gelişmedir kuşkusuz. Bu olumlu gelişmeye karşın soykırımın “Dersim 1937-38, Aleviler-Yaşananlar ve Devletin Rolü” başlığıyla tartışılıyor/tartışılacak olması düşündürücüdür. Tartışılacak bölüm başlıklarına bakıldığında: “Osmanlı dönemi”, “Cumhuriyetin kuruluşu”, “Kürtler”, “Aleviler”, “Devletin uygulamaları” ve “Kıyımlar”, “Cumhuriyet döneminde uygulanan alevi politikası”, “Türkiye”nin inanç politikası ve farklılıklar ile Osmanlı İmparatorluğu döneminde çoğunluğun uyanışı” Kürd ve Alevi kavramlarının birbirinden soyutlanmaya çalışıldığı görülüyor. Bu iki kavramı ayrıştırma noktasında devletin bilinçli politikaları belirleyici olsa da, Kürd politik çevrelerinin de bu konudaki olumsuzlukları azımsanmayacak derecededir. Kürdler genel anlamda soykırımlara karşı olması gereken duruşu sergileyemediler ve egemen anlayışın etkilerini kıramadılar bu güne kadar. İnanç kaynaklı olarak ciddi bir Kürd kesiminin hala Osmanlı'yı aklama çabasında olması büyük bir talihsizliktir. Belli bir kesimin de işbirlikçi dedelerini (bazı Kürd aşiretlerini) aklama çabası, 1915 soykırımına karşı net bir tutum takınmalarına engel oluyor. Bu ikircikli tutum; devletin, Kürdleri bir bütün olarak dünya kamuoyunda “vahşi”, “saldırgan” ve “tüm olumsuzlukların sebebi” olarak sunmasına engel olmaması bir yana, böyle bir sunuma katkı da sağlamaktadır. özgürlük için bu kadar bedel ödeyen ve katliamlara, soykırımlara maruz kalan bir halka yapılabilecek en büyük kötülük, (neden ne olursa olsun) genel anlamda soykırımlara karşı gerekli tepkiyi göstermemek ve ikircikli bir tutum benimsemektir. Birinci paylaşım savaşı sürecinde, büyük devletlerin ekonomik/stratejik çıkarları için halkları tahrik etmesi, birbirine karşı kullanması ve gerektiğinde onları feda etmesi gibi konular tartışılabilse de, başta Ermeniler olmak üzere Asuri-Süryanilerin, Rumların ve êzidilerin soykırıma uğradığı gerçeği tartışma gerektirmeyecek kadar açıktır. Hiçbir gerekçeye sığınmadan soykırımı görmek, bu insanlık suçunda rol oynayan hiç kimseyi ayrık tutmadan lanetlemek herkesten önce Kürdlerin görevi olmalıdır. Tıpkı bugünkü T.C. ve işbirlikçilerini lanetlemeleri gerektiği gibi. Dersim Soykırımı ve Alevilerin ötekileştirilmesi Dersim soykırımını somutlaştırmak için ‘BM Soykırım Suçunun önlenmesi Ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin 2. maddesi e) fıkrasına bakmak yeterlidir: 2. Madde: "ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.” Diyor. 2. maddenin e) fıkrasında; “Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek” tanımlanması var. Dersim'de kaç bin insanın katledildiği, hangi insanlık dışı yöntemlerin kullanıldığı gibi konulara girmeden sadece, e) fıkrasıyla yetinilse bile soykırımın yapıldığı gerçeği ortaya çıkar. Bilindiği gibi soykırım sırasında Dersimli küçük kız çocukları Asker ailelerine nakledilmişlerdi. Tıpkı geçmişte Ermeni çocukların yetimhanelere ve bazı ailelere nakledilmesi gibi… Bu gün uygar insanların soykırım diye niteleyip lanetlediği, ‘“bir gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek” uygulama Osmanlı'da olağan bir anlayıştı. Osmanlı'daki devşirme sistemi, yani Müslüman olmayan çocukların ailelerinden zorla koparılarak Müslümanlaştırılması tam da soykırım sözleşmesindeki 2. madde e) fıkrasına denk düşmektedir. 1915 soykırımını, Dersim soykırımını ve bu soykırımların öncesi/sonrası tüm insanlık suçlarını değerlendirirken, Osmanlı'daki bu düşünsel kaynağı göz ardı etmemek gerekiyor. Bu anlayış, biçim değişikliğine uğrasa da, öz olarak varlığını günümüze kadar koruyabilmektedir ne yazık ki. Asıl olan bu zihniyetle keskin bir hesaplaşmaya girmek ve mahkûm etmektir. Kürdler içinde hala ciddi bir Osmanlı hayranlığının olması, Dersim'in (Alevilerin) ötekileştirilmesinde çok önemli bir etkendir. Kürd kimliğinden çok önceleri Alevi kimliğinden dolayı Osmanlı'nın saldırılarına maruz kalan Dersimliler, haklı olarak Osmanlı zihniyetini düşman olarak görmektedirler. Osmanlı'yı savunmak, Alevilerin uğradığı baskıları onaylamaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Alevilerin bu anlayıştaki Kürdlere güvenmemesi anlaşılır bir durumdur ve haklı gerekçelere de dayanıyor. Bazı Aleviler Kemalizm'i sığınak olarak görüyorsa, sorumlu, Kemalizm'den daha çok güvence veremeyen Sünni Kürdlerdir. Sistem her zaman Alevilere şu mesajı verdi: “sizi korumasam Sünniler hepinizi yok eder” Sistem, Alevilere karşı ‘Demokles'in kılıcı' işlevini Sünnilere yüklemiştir. Sünniler bu işlevi yerine getirmeyeceklerine dair Alevileri inandırmadıkça, bazı Alevilerin Kemalist kimliğini eleştirme hakkına da sahip olamazlar. Ulusal birlik, her hangi bir dinin/mezhebin anlayışı temel alınarak sağlanamaz. Olsa olsa yeniden keşfedilmeye çalışılan Osmanlı-Türkçü anlayışa hizmet olur. Bu nedenle dindar olmak ile dinsel bakışı toplumsal sorunların çözüm adresi ve ulusal birlik reçetesi olarak sunmak arasındaki farklı net olarak ortaya koymak gerekiyor. Bazı Kürdlerin sorunlarımızı inanç merkezli yaklaşımlarla çözemeyeceğimizi görmeleri için, İnançlarının Türkiye'deki temsilcilerine bakmaları yeterlidir. Osmanlı anlayışının Gerçek temsilcileri (bu günkü hükümet) bile inancı toplumsal sorunların çözümünde dayanak olarak görmekten vazgeçmiş durumdadır. çünkü toplumsal gerçekliğin inançla açıklanamayacağını ve sorunların inançla çözülmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Buna rağmen bazı çevrelerin bir mezhepsel yaklaşımı “her şeyin ilacı” olarak sunması ve fırsatçılık yaparak devrimci değerlere saldırması, halkı ilkel düşünüş biçimlerine hapsetme çabasından başka bir şey değildir. Bu gün hala mezhep tartışması yapıyorsak ve ulusal birliğin oluşmasına engeller çıkarabiliyorsak, birilerini suçlayarak rahatlama yerine, mevcut olumsuzlukta oynadığımız kötü rol ile hesaplaşmamız gerekiyor. Dersim'e ikinci darbe ve ötekileştirme de, başta PKK/öcalan olmak üzere Kürd sol çevreleri sayesinde gerçekleşti. Dinsel nedenlerden farklı olsa da, dersim (Alevilik) kimliğine yönelik saldırılarda öcalan, en az bağnaz dinciler kadar olumsuz rol oynadı. Düşünen, sorgulayan ve bireyselleşmiş insanlara karşı genel anlamda alerjisi olan PKK'nin, bu özellikleri en çok taşıyan Dersimlileri hedef alması şaşırtıcı değildir. PKK dışındaki diğer sol Kürdlerin de sık sık “Aleviliğiniz Kürdlüğünüzden/devrimciliğinizden önce geliyor” yönlü eleştirileri Dersimlileri anlamamanın ve ötekileştirmenin başka bir göstergesidir. Türk solu “enternasyonalliği” ile övünürken Kürdlerin ulusal olanı dillendirmesini “ilkel milliyetçilik” olarak mahkûm etmeye çalıştı. Ulusal sorunu olmayan Türklerin ulusal olana vurgu yapmaması doğaldır. Buna karşın ulusal sorunu çözülmemiş Kürdlerden de bunu istemesi samimi ve gerçekçi değildir. Türk solunun Kürd solunu anlamaması gibi, Kürd solu da Dersimlileri anlayamadı veya anlamak istemedi. Dinsel kimliğinden dolayı baskı görmeyen Sünni Kürdler, Alevileri “Alevi kimliğine vurgu yapıyorlar” diye eleştirirken; ya gerçekçi değiller, ya da samimi değiller. Marksist kimliğimize rağmen, şayet Sünni inanca yönelik bir baskı olsaydı, bizler Sünni kimliğimizi canlı tutmak ve korumak zorunda kalırdık. Bu, saldırıya uğrayan kimliğin korunması güdüsüdür. Bu güdüsel, doğal tepki aynı zamanda düşünsel tutarlılıkla ve baskılara karşı durmakla da örtüşmektedir. Eğitim, bireyselleşmek ve özgürce düşünebilmek için yeterli neden değildir, ama bireyselleşmek için zorunlu bir koşuldur. Sadece Kürdistan'da değil Türkiye genelinde de eğitim alanında özellikli bir yere sahip olan Dersim, cemaat/tarikat ilişkilerinden en çok sıyrılan bölgedir. Onur öymen nezdinde CHP'ye gösterilen tepki de Dersim'in özgün yanını, gelişmiş bilincini gösteriyor. Dersim'de bazı Kemalistlerin varlığı, bazı derneklerin Kemalist kimliği veya kişisel çıkarı için Dersim potansiyelini kullanan birilerinin olması, Dersim'e Kemalist bir kimlik biçme hakkını kimseye vermez. Kılıçdaroğlu, Kamer Genç gibi olumsuz kişilikleri bahane edip Dersim'e saldırmak, özel olarak Alevi- Kürdlere genel olarak ta devrimci değerlere yönelik bir saldırıdır. Bilinçli-bilinçsiz de olsa bu saldırıyı yapanlar sadece sisteme hizmet etmektedirler. “Gericilerimiz, farklı inançlara tahammül edemedikleri; solcularımız da, komplekslerinden, yetersizliklerinden dolayı Dersim'e saldırıyor” demek dışında haklı bir neden bulmak oldukça zor. Dersim Soykırımı'nın tanınması, Dersim'in Kürd-Alevi kimliğinin birbirini dışlamaması, Alevi inancının da Sünni inanç kadar rahat bir alan bulması ve Kürdistan'da ulusal-demokratik birlikteliğin kurulması için herkese sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluğun yerine getirilmesi için de ilk adım olarak herkesin kendisine yönelmesi gerekiyor. berzanboti@hotmail.com 23 Kasım 2009