Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Zerdüşt Kime Ağladı?

Zerdüşt Kime Ağladı?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
                                 

                                     

 

Bazı düşünürleri tanımlamak, nereye ait olduklarını ve neye hizmet ettiklerini anlamak zor değil. Bu tür düşünürler, belli düşünce kategorilerinden birini o kadar iyi yansıtıyorlar ki, onları, daha önce bilinen ve üzerinde çokça konuşulan söz konusu kategorilerden birine yerleştirmek kalıyor insana.

 

 İnsanı yormayan bu düşünürlerin yalınlığı, yeni bir şey üretemedikleri, sadece var olanı tekrarladıkları anlamına gelmez/gelmemeli…

 

Yorucu olmayan düşünürlerin aksine, karmaşık bir söylem biçimini benimseyen, çatışmalı kişiliğini düşüncelerine yansıtan, farklı ve çatışan düşünceleri aynı anda kafasında barındıran düşünürler de vardır…

 

 Yorucu, yorucu olduğu kadar da zor anlaşılanlar sıralamasında ilk sıralarda yer alacak düşünürlerden biri de  NİETZSCHE’dir.

Nietzsche, ‘en bilge insan, çelişkilerle en zengin olan kişidir’ diyerek çelişkili düşünce/yaşamına olumlu bir anlam yükler ve bu yönde gelebilecek eleştirileri önemsemediğini de ortaya koyar.

 

 Hayranları kadar nefret edeni de fazla olan Nietzsche, özgünlüğünden ve eleştiride sınır tanımamasından dolayı bu keskin duyguların hedefi olmuştur.

Olaylara, düşüncelere ve insanlara hayranlık duymak da nefret etmek de objektif bir değerlendirmeye olanak vermez; hayranlık yanlışı nefret de doğruyu gölgeler.

 

Bu nedenle Nietzsche’ye, hayranlık-nefret duygularının ötesinde, artı ve eksileriyle birlikte yönelmek gerekiyor. Bu yaklaşım, her olay ve düşünceden olduğu gibi, Nietzsche’den de yararlanabilme olanağı verir. Nietzsche’nin doğruluk ve değer anlayışına katılmasak da, bilgi ile cesaret’ arasında kurduğu ilişkiye ve doğrunun göze alınmasını ‘asıl değer’ olarak görmesine itirazımız olamaz.

 

Nietzsche’nin, tarih, ahlak ve insan anlayışındaki olumsuzlukları bu tespitini:

“Bilgide her kazanç, ileriye atılan her adım yüreklilikten gelir, kendi kendine karşı sertlikten, dürüstlükten gelir.” gölgelememeli. (NİETZSCHE, ECCE HOMO, Say yayınları, 1996)

Hem en çok tartışılan kavramları olduğu hem de ülkemizdeki kulluk siyasetiyle paralellik gösterdiği için, Nietzsche’nin “köle – efendi ahlakı” ve bununla bağlantılı “üstüninsan” anlayışı üzerinde durmak gerekiyor.

 

Bütün ahlak sistemleriyle keskin bir hesaplaşmaya girişen Nietzsche, karşıt iki ahlak örneği görür: Efendi ahlakı, Köle ahlakı… Bu iki ahlak örneğine Avrupa uygarlığının başlangıcında rastlandığını öne süren Nietzsche, her şeyin üstesinden gelen üstüninsanların ahlakının en güzel biçimiyle Romalılarda görüldüğünü ileri sürer.

 

Romalıların gösterdiği kahramanlık, yılmazlık, erkeklik ve yürekliliği, erdemlilik için delil olarak gösteren Nietzsche, bu sert ahlak anlayışının karşıtını doğurduğunu ve bu karşıtın da, acıma, miskinlik, yumuşaklık barındıran Hiristiyan ahlakında kendini gösterdiğini söyler.

 

Geleceğin insanı olarak tanımladığı üstüninsanın, geleneksel ahlakı aşmasıyla var olabileceğini söyleyen Nietzsche, acıma, merhamet gibi insani duyguları aşağılayarak acımasızlığı, sertliği ve duyarsızlığı yüceltir. Bu anlayışı dikkate alındığında, kendisine yönelik, ‘faşizmin düşünsel hazırlayıcılarından biri’ nitelemesinin çok da haksız olmadığı söylenebilir.

 

Üstüninsan ile insan arasındaki farkın insan ile maymun arasındaki fark kadar olduğunu ileri süren Nietzsche, halka karşı duyduğu nefreti, tiksintiyi ve acımasızlığı ayrıntılarıyla ortaya koyar.

  

 Nietzsche’nin, ‘insan, ahlak ve tarih anlayışı’ insanlık tarihi tarafından mahkum edilmiş olsa da, hem üstüninsan olma iddiasını sürdüren hastalıklı kişiliklerin hem de bu kişilikleri var eden köle ruhluların varlığı da inkar edilemez.

 

Günümüz politik ilişki ve duruşlarda ağırlığını hissettiren ‘kölelik ruhu’ durumunun kaynağını Osmanlı’ya, ‘kulluk’ anlayışına kadar götürmek gerekiyor. Kemalizm ile “modern” bir biçim kazanan kulluk anlayışı, Öcalan ile de, “Kürdlük”, “sosyalizm”, “neo Kemalist” biçimlerle varlığını fazlasıyla hissettiriyor hala.

 

Nietzsche’nin köle ahlakı ile bizdeki kulluk anlayışının ortak yanı, yüceltilenlere, üstün görülenlere (bu üstün ve sorgulanamaz olanlar somut varlıklar olabildiği gibi, soyut kavramlar da olabiliyor) karşı kayıtsız şartsız boyun eğilmesidir. Bu benzerliğe karşın çok önemli farklıklarda vardır. Nietzsche’nin köle ahlakında genel anlamda bir tepkisizlik, pasif duruş ve acıma duygusu varken, Bizdeki kullarda bu duygular sadece üstekilere karşı beslenir. Üstlere karşı beslenen bu duygulara karşın, kendi içindeki ve dışındaki ‘üstün olmayan’ insanlara karşı abartılı bir tepki, şiddet ve acımasızlık söz konusudur.

 

 Kemalistlerin yaşamın her alanında hissedilen şiddeti; PKK’nın iç işleyişinde ve farklı seslere karşı uyguladığı şiddet; Hizbullah’ın iç hesaplaşmadaki acımasızlığı ve kendi dışındaki insanlara karşı sığınaklarda uyguladığı ilkel işkence yöntemleri gibi…

 

Bizim köle ruhlularımız ikili bir karaktere sahiptir; bir yandan halka karşı, üstüninsana özgü şiddet ve acımasızlığı bir yandan da üstlere karşı, kölelere özgü boyun eğiş ve pasifizmi aynı anda kişiliklerinde barındırırlar. Bu yönüyle, egemenlerin sistemine daha çok katkı yaptıklar için, Nietzsche’nin köle ahlakından çok daha geri ve tehlikeli bir anlayışı temsil ederler.

 

Pazar yerinde toplanan halka seslenen Zerdüşt,

“ Üstün insanı öğretiyorum ben sizlere. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için sizler ne yaptınız?”  (Nietzsche, Zerdüşt böyle diyordu, varlık yayınları) diye seslenir. Zerdüşt’ün üstüninsanı, zeki, cesur, meydan okuyan ve boyun eğmeyen bir kişiliğe sahiptir.

 

Zerdüşt’ün üstüninsanından farklı olarak, tıpkı köle ruhlularımız gibi üstüninsanlarımız da ikili bir karaktere sahiptir. Acımasızlık, cesaret ve şiddet halka karşı uygulanırken, daha üst olarak görülene karşı itaatkar, yapıcı ve uzlaşmacı davranırlar.

 

Zerdüşt’ün üstüninsanı halka karşı olduğu gibi kendisine karşı da katıdır. Bizim üstinsanımız ise kendisine karşı acıma duygusuyla yoğrulmuş, nazik ve zor koşullara dayanamaz; gözlerindeki bant çıkarılırken sonsuz bir acı duyar; karpuzun bir dilimiyle yetinemez üzülür; klimadan rahatsız olur; kimyasal madde içeren duvar boyalarından etkilenir ve sağlığı bozulur; sağlığının düzelmesi için moral desteğe, kurbanlara ihtiyaç duyar; Köle ruhlular bu ihtiyacı karşılamak, özgürlük, onur, birlik-beraberlik ve kazanımları korumak için birkaç genci feda ederler hemen.

 

Görebilseydi eğer, bu durum en çok Zerdüşt’ü üzerdi kuşkusuz.

Zerdüşt, geleceğin güvencesi, değer yaratan, boyun eğmeyen, cesur ve sert olarak tasarladığı üstüninsanının, korkaklık, değer harcama, kendisine acıma/acındırma ve zavallılık durumunu görseydi ağlardı belki de. Çünkü, insana  ve yaşama dair tüm hesaplarının alt üst olduğunu görmekle kalmaz, üstün düşünsel mimarisinin de yıkıldığını fark edecekti.

 

Nietzsche’nin aksine, değer yaratanlar, insanlıktan nefret edip ve onu yok etmeye çalışan acımasız, güçlü, duygusuz diktatörler ( Nietzsche’nin üstüninsanı) değil, dayanışmacı, türdeşini yaşatmak için fedakarlık yapan ve merhamet duygusu taşıyıp kişisel beklentisi olmadığı halde başkasının sorunlarına sıkıntılarına ortak olan insanlardır…

Artık çirkin, çirkin olduğu kadar da trajikomik bir hal alan Öcalan-Av. Görüşmeleri ve açıklamalar, herkesi açık tavır almaya zorluyor. Bu saçmalıkları, ağır başlı ve ciddi bir tarzda eleştirmek de gittikçe zorlaşıyor.

 

 Tabanı üzmemek adına bu eleştirilerden kaçınmak, tabanı daha fazla kurban vermeye teşvik anlamına gelir. Tabana ve tabanın yarattığı değerlere (tabi Öcalan’a rağmen hala değerden söz edilebilinirse) sahip çıkmanın yolu, Öcalan’ın hastalıklı kişiliğini ve Kemalist anlayışını teşhir etmekten geçiyor. Birlik söylemi adı altında PKK/DTP ile geliştirilecek her türlü kurumsal ilişki de, Öcalan’a ve devlete hizmet etmekten başka hiç bir anlam ifade etmeyecek.

 

 Mevcut durumu görmemek yapıcılıkla, iyi niyetle veya körlükle açıklanamaz artık. Olsa olsa korkaklıkla açıklanabilir. Unutulmamalıdır ki, bilmek sorumluluk yükler insana. Bu sorumluluk da bildiğini söylemek cesaretini göstermekle yerine getirilebilir ancak.

 

 Öcalan ve kullarına karşı yapılan eleştirilerden yararlanmaya ve bu amaçla geçmiş çirkinliklerini, vahşetlerini unutturmaya çalışanlara karşı da dik durmak gerekiyor. Hizbullah’ın bu karmaşadan yararlanmaya çalışması dikkat çekicidir. Bir yanlışa karşı çıkarken başka bir yanlışı meşrulaştırmak, doğruyu ilke düzeyinde savunmak anlamına gelmez. Hizbullah, pratiğiyle ‘hem Kürd halkına hem de insanlığa karşı’ suç işleyen ve devlet bağlantılı bir organizasyon olduğunu fazlasıyla ispatladı bu güne kadar.

Buna rağmen PKK ve Öcalan’a karşı ağır eleştirilerde bulunanların, Hizbullah’a karşı aynı tavrı sergilememeleri kafalarda haklı olarak soru işaretleri yaratıyor. Bu soru işaretlerinin başında da, ulusal soruna ve demokrasiye dair söylemlerinde ne kadar dürüst ve samimi oldukları geliyor…

 

Yorumlar (8 gönderildi):

Cosmo_polit .. 06 Apr, 2008 04:30:25
avatar
Kurdistanin bagimsizligi icin verilen bir büyük birde kücük savas vardir. Büyük savas düsmana karsi, kücük savasta iceriye karsi verilen savastir.Icerdeki savasi kazanmadan, disaridaki savasi kazanmak mümkün görünmuyor. Düsmanimiz Tc akilli oynadi/oynuyor. Icerdeki savasimiza Kemalist ajanlarini sizdirarak bizi yanlis ayak üzerinde zamansiz yakalayip 30 yildir oyaliyor. Öcalan gibi köle ruhlular, tilki kurnazlari biz köle ruhlu zavallilari kontrol altinda tutuyor.
Kurd halkinin gelenegi baba gibi bir patriarka total yönetme gücü vermistir.
Icerdeki savasta cocuk ve kadin, özgürlügünü kazanmadigi sürece bagimsiz bir kurdistan hayal gibi görünüyor.
Bu güzel yazi icin tessekurler, Berzan Botî.
xwezi Yar .. 06 Apr, 2008 07:29:20
avatar
Yazinizda temel dogrulara deginmissiniz ama cozumde bence yanilgiya dusmussunuz.Zerdestin ustuninsani turunden bir birey varmi toplumda, varsa ne yapiyor ve nerdedir! Ocalana yuklenmissiniz, onu savunacak degilim ama onun kadar israrla kendi davasina sahip cikip israr eden bir ustuninsanimiz yoksa toplum ne yapsin! Kurbanlarini yanlis tarafa vere vere bekleyecek ta ki ustuninsan dediginiz birileri cikip israrla mucadeleye cagiran ve toplumu dogru yola kanalize ednceye kadar! Ocalan yanlis ise doru olan kimse var mi! varsa niye Ocalan kadar israrli ve takipci degil!? Bir de Zerdestin ogretisini bir de su acidan degerlendirebilir miyiz bilemiyorum: o Kurtleri siyasi hirs ve kiskancliktan alikoymus gibi, devrimcilerinden vaz gectik burjuvazisi bile kiskanc olamiyor, baksana Guney Kurdistana, adam elinde bir ulke var ye zengin ol guc kazan ama nerde, o illa da turke, araba farsa pekes cekecek!? Bence arastirmaya deger bir konu olarak bugun Kurtlerin icinde bulundugu durumdan Zerdustun ogretisi sorumludur! Saf ve essek kafali bir halk yaratmistir.

Sayın XWEZİ YAR, sanırım bir yanlış anlama var. Yazıda geçen Zerdüşt, NİETZSCHE'nin 'Zerdüşt Böyle Diyordu' adlı felsefi-edebi kitabının kahramanıdır. Ve yazıda Nietzsche'nin üstüninsanına olumlu bir anlam yüklenmemektedir, aksine tarihsel bir yanılgı olduğu, bu üstüninsana özenen kişiler olduğunu ve köle ruhluların da buna çanak tuttuğunu söylemeye çalıştım. Zerdüşt'ün üstüninsanına özenenlerin onun yüklediği anlama uygun davranamadığını, bu noktada da en çarpıcı örneğin Öcalan olduğunu vermeye çalıştım. Sanırım yanlış anlamanın oluşmasında, yeteri kadar açık ifade etmemekle/edememekle benim payım vardır, bundan dolayı da özür dilerim... Berzan BOTÎ
Aliser .. 07 Apr, 2008 12:08:55
avatar
Kanimca,bütün kötülüklerin temeli insanlardaki özel mülkiyet düskünlügüdür; dünyada siniflar ortaya ciktigindan günümüze kadar,bu hep böyle olagelmis ve korkarimki bu anlayis daha yüzlerce yil devam edecektir ta ki insanlar "bu bana yeter ben fazlasini ne yapayim"diyene kadar.

Düsünün bir ;Dünya zenginleri kazaclarinin sadece ve sadece %1 ni fakir insanlara bagisladiklari taktirde aclik okuma yazma ,saglik ve daha bir dizi temel sorunlari cözümlenmis olacak ve dahada önemlisi bu kadar savas ve göz yasi olmayacak...geri insan geri toplum sizin deyiminiz ile Hasa "esek"bir halkimiz olmayacak ...ve dahasi günümüzdeki kadar halklarimizin basina bu kadar tabu apo,put,musalat olmayacak..yani demem o ki lafin özcesi;orman durur iken agaclara saldirma cahaletinden ne kadar erken kendimizi siyirirsak bu hem bizim icin ve hemde toplumumuz icin daha iyi olur...
muhammed .. 07 Apr, 2008 11:17:34
avatar
sayin boti, yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. hizbullahi hareketi ne derece tanıyorsunuz bilemiyorum ama malum çevre ve medya ağzıyla sürekli aynı eleştirileri kürdistanın gerçeği olan ve azımsanmayacak bir tabana sahip bir harekete yöneltmeniz ne derece doğrudur? tabiki hata yapan eleştirilecek ama varsayım ve duyumları temel doğruymuş gibi algılayarak keskin cizgilerle eleştiri yapmanın etik olmadığını düşünüyorum. halkımıza bir şeyler vermek endişesi taşıyorsak daha duyarlı olmalı ve önyargılardan uzak tarafsız yazmalıyız diye düşünüyorum... selamlar iyi çalışmalar..
jan .. 11 Apr, 2008 06:50:53
avatar
once bilgi ustaliginizdan dolayi saygilar. NIETZSCHE nin tarih, ahlak ve insan kavramlariyla ilgili goruslerini insanlik tarihi mahkum etmistir cumleniz, yazilarinzdaki bilgisel ve dusunsel derinlige aykiri, ve bilgilenme ediminin gerektirdigi dogal notr durusu bozan kendini izah etmeyi referans ve otoriteye dayanarak yapmakla eseger olan ideolojik kaliplara tutsak kisiligin gizli emareleri ni tasidiginizin gostergesi olarak geldi bana. NIETZSCHE ve ZERDEST simge ve gercekligi uzerinde halka veya bazi kulaklara seslenmeniz sorumluluk getiren bilmek ve sorumlulugun altindan kalkmak cesareti icin erdemli, bilgilendirici bir davranis. umuyorum ki kurd halkindan daha guclu dusmanin kurt halkina giydirmekte olum kalim savasini goze aldigi kefenin olçù usakligi gorvini apoya verdigini anlariz, anlamamiz lazim anliyormusunuz? yoksa arkadasin dedigi gibi degil, apo davasinda israr etmiyor. dusmanin verdigi gorev su an ona dayatilmis. o da biz de zavalli durumdayiz
berzan BOTÎ .. 12 Apr, 2008 01:18:31
avatar
Sayın Muhammed, kısmen sitem içeren eleştirel yorumunuz üzerine bir şeyler yazmak istedim. Sitem, ortak bazı kaygıların varlığı ve sorunların çözümü noktasında diyaloga açıklığı gösterdiği için anlamlı ve önemlidir benim için. Bir yıl önce bir yazı yazmıştım. Bu yazının içeriğini eleştiren bir arkadaş, 'Eminim hiç Kürdistan'a gitmemişsin' demişti ve eleştirilerini bu varsayım üzerine inşa etmişti. Oysa ben o zamana kadar yurt dışına hiç çıkmamıştım...

Siz de, 'medya ağzıyla ve önyargıyla yazdığımı düşünüyorsunuz. 1991 - 1996 yılları arasında Diyarbakır ve Batman'da yaşadığımı, hem Hizbullahın iç hesaplaşmasında (İlim- Menzil) hem de Hizbullahın dışarıya karşı eylemlerinde birebir tanıdığım insanların hayatını kaybettiğini söylemem, birilerinin ağzıyla ya da önyargıyla olaya yaklaşmadığım noktasında sizi ikna eder mi? Umarım eder. O karanlık dönemde bir çok Kürd gencinin hayatını kaybettiğini ve bunun da sadece devlete yaradığını hepimiz biliyoruz. Benim endişem, benzer tezgahların tekrar hayata geçirilme çabasının başarıya ulaşması ihtimalidir. Bunu engellemek için, o dönemi ve o dönemde yapılan yanlışların açığa çıkarılması gerekir diye düşünüyorum.

O dönemde illegal alanda süren çatışmaların legal alanda sürdüğüne ve keskinleşebileceğine dair ciddi belirtiler var. Yerel Kemalistlerin son dönemlerdeki (devlet kaynaklı) çıkışları endişelenmemiz için yeterlidir diye düşünüyorum. İslami kesimin Devlet ile arasına mesafe koyması ve Kürd ulusal sorununa ilgi göstermesi sistemi rahatsız ediyor.

DEMOKRATİK BİR ZEMİNDE MÜCADELE EDECEK VE KÜRD ULUSAL SORUNUNA DUYARLI FARKLI KESİMLERLE YAKINLAŞACAK OLAN (Kİ CİDDİ ANLAMDA BU SAĞLANMAYA BAŞLANDI DİYE DÜŞÜNÜYORUM) İSLAMİ KESİMİ ÖCÜ GİBİ GÖSTERME ÇABALARI OLACAKTIR. BUNUN İÇİN DE ESKİ YÖNTEMLERİ (KEZZAP DÖKME, SATIRLI SALDIRILAR VE PKK DIŞINDAKİ YURTSEVER KESİME YÖNELİK FAİLİ MEÇHULLERE) TEKRAR BAŞVURACAK BİRİLERİNİ DEVREYE SOKACAKTIR. EL KAİDE TARZI ÇAĞDIŞI BİR ANLAYIŞLA YEREL KEMALİSTLER ARASINDA SEÇİM YAPMAYA ZORLANACAKTIR HALK. İSLAMİ KESİMİN BUNU ENGELLEMESİ VE DEMOKRATİK BİR ZEMİNDE MÜCADELE ETMESİ,DAHA DA ÖNEMLİSİ HALKA BU NOKTADA GÜVEN VEREBİLMESİ İÇİN, SÖZ KONUSU KARANLIK DÖNEMDE ROL OYNAYAN ANLAYIŞI MAHKUM ETMESİ GEREKİYOR. HİZBULLAH'IN O DÖNEMDE OYNADIĞI OLUMSUZ ROLÜ GÖRMEMEK, UNUTTURMAYA ÇALIŞMAK YENİ TEZGAHLARA ÇANAK TUTMAKTAN BAŞKA İŞE YARAMAZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BENZER OLUMSUZLUKLARIN YAŞANMAMASI ORTAK DİLEĞİMİZ İSE, O DÖNEMİ DEŞİFRE EDİP MAHKUM ETMEK TE ORTAK ÇABAMIZ OLMALIDIR. UMARIM KAYGILARIMI ANLATABİLMİŞİMDİR....
Berzan BOTÎ .. 12 Apr, 2008 02:01:55
avatar
Sayın Jan, Bildiğiniz gibi Nietzsce’nin “Üstüninsanı” değer yaratan, geleceği kuran insandır; onun tasarımına uygun olan, Hitler, Atatürk, Saddam ve benzeri insanların değer yaratmak yerine değer harcadıkları ve yenildikleri ortadadır.

Nietzsche’nin bu anlayışı, ‘tarih tarafından mahkûm edilmiştir’ yargısı öznel olmayıp nesnel gerçekliktir diye düşünüyorum.
Ayrıca, Nietzsche’ye yaklaşımda, nefret ve hayranlığın ötesinde yaklaşmak gerektiğini, böyle bir yaklaşımla ancak olumlu/olumsuz yanlarını görebileceğimizi belirtmem de, dar ideolojik kalıpların dışında bakmaya çalıştığımın göstergesidir sanırım. Ancak dışardan bakan birinin daha iyi görebileceği gerçeğini de göz ardı etmiyorum. Bazen, bazı kalıplardan sıyrıldığımızı sansak da, farkına varmadan yine o kalıpların tuzağına düşebiliriz. Sizin gibi dostların eleştirileri ve katkılarıyla daha dikkatli ve daha objektif yazma olanağını yakalama çabamın olacağından ve bunun sürekli bir anlayış olacağından kuşkunuz olmasın. Doğruya hep birlikte ulaşmak umuduyla….
erganili .. 05 Jun, 2008 03:51:24
avatar
belki konuyla alakasız olacak ama hizbullahla ilgili üç beş söz söylemek isterim..hizbullah örgütü malesef halkın islamı bilmemesinden istifade ederek halka din adına istediği eylemleri yaptırmıştır..90-96 yılları arasında binlerce faili meçhul cinayette hizbullahın imzası vardır..güneydoğuda pkk devlet çatışmasında zaten gun yüzü görmeyen halk hizbullahın eylemleriyle iyice bunaldı..hizbullahın yaptıgı hiçbir olumlu iş yoktur..halkı dinden soguttu ve sebep oldukları tahribat halen tamir edilebilmiş değil..batman valisinin kaybettiği silahlar sonradan hizbullahın eylemlerinde kullanıldıgı ortaya çıktı..yeniden hizbullah çalışmalar yapıyor güneydoguda belki de eski günler geri gelecek..kan gözyaşı kaos yeniden gelecek..gencecik insanlar tekrar sokak ortasında infaz edilecek..halkı bunlara karşı uyarmak lazım..

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin