Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Kürdler Hedef İse Kriz Aşılacak

Kürdler Hedef İse Kriz Aşılacak

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

  

 

Türkiye’de sistem tıkandığında,’tarihi bir dönemden geçiyoruz, birlik ve beraberliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var, iç çelişkileri bir tarafa bırakıp uzlaşmalı - kucaklaşmalıyız, büyük bir oyunla karşı karşıyayız… v.s’ söylemler devreye girer.

 

İşin ilginç tarafı, sistemin baskısından, sömürüsünden etkilenen ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olan kesimler de, bu propagandadan etkilenerek, devleti ve mevcut istikrarı(!) koruma, kurtarma adına “yeniden kurtuluş mücadelesi”ndeki yerlerini alırlar.

 

Birlik ve beraberliğin gereği sıkça vurgulandığı her yer ve zamanda, gizli bir faşizm ve sömürü ağının döşeli olduğu, bu ağın tehlikeye atılmaması düşüncesinin yönlendirici olduğunu biliyoruz.

 

Geçmişte, “komünizm tehlikesi, Yunan tehditi” söylemleriyle oluşturulan birlik-beraberlik ruhu, yerini son zamanlarda “irtica ve Kürd tehlikesi”ne bırakmış durumda.

 

Geçmişte telaffuz edilmemesine karşın, ‘Kürdlerin özgürleşmesi tehlikesi’ tüm dış ve iç tehdit algılamalarında gizil olarak vardı ve temel bir tehdit idi Türkiye cumhuriyeti açısından. Gelinen aşamada artık dolaylı yollara başvurulmadan, ‘Kürd tehlikesi’ne işaret ediliyor ve bu tehlikenin bertaraf edilmesi için iç çelişkilerin dondurulması gerektiği açıkça dile getiriliyor.

 

Militarizmin sivil alanı kontrol etmek için piyasaya sürdüğü, “Türkçü-İslam” patentli, (TOBB, TİSK, KAMU-SEN, TÜRK-İŞ, TESK, TZOB ve HAK-İŞ'v.s) Sivil Toplum Örgütlerinin(!)  Sağduyu çağrısı da, ‘Kürd tehlikesine karşı uzlaşılmalıdır’dan başka bir anlam ifade etmiyor.

 

Sağduyu çağrısı yapan örgütlerin açıkça dillendiremediği, ‘esas tehlike Kürdlerdir’ örtük düşüncesinin, MİT geleneğinden gelen ve kariyerini de bu kirli ilişkilere borçlu olan biri tarafından, (Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan) sesli olarak dillendirilmesi, Kürdler açısından yeni bir tehlikenin habercisidir.

 

AKP iktidarıyla birlikte telaşlanan Kemalistler, ‘darbe girişimleri, E-muhtıra, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet mitingleri ve çete organizasyonlarıyla’ her türlü anti-demokratik silaha başvurdular bu güne kadar.

 

 İktidarı kaybetme korkusu yaşayan Kemalistler, AKP’yi tasfiye etmek için, tüm kozlarını kullanmalarına karşın hala umduklarını bulmuş değiller. Her başarısız girişimden sonra daha çok telaşlanan ve telaşlandıkça daha çok saldırganlaşıp pervasızlaşan Kemalistler, son çare olarak belli çıkar çevrelerini devreye sokarak AKP ile uzlaşma zemini arıyorlar. Gelişmeler, AKP’nin de uzlaşmaya eğilimli olduğunu gösteriyor.

 

 Demokrasinin uzlaşma rejimi olduğu sıkça vurgulanır. Bu yaklaşım, demokrasinin inşa edildiği ve temel insan haklarının hayata geçirildiği ülkeler için geçerlidir. Ancak, demokrasinin sadece biçimsel olarak var olduğu, demokratik denilen kurumların militarizmin hayranı/sözcüsü olduğu, demokrasi karşıtlarının çeteleşerek her kurumda etkili olduğu Türkiye gibi bir ülkede uzlaşmak demek, demokratik açılımların durdurulması, inkarcı-faşizan anlayışın yaşamasına olanak verilmesi demektir.

 

 Demokrasi, demokrasi karşıtlarıyla uzlaşılarak değil, tam tersine onlarla keskin bir mücadeleye girişilerek inşa edilebilir. Batı demokrasilerinin inşasında yaşanan keskin ve kanlı hesaplaşmalar bunun en açık göstergesidir.

 

AKP, riski göze alarak, Kemalist çetecilerin üstüne gitmekle demokrasinin önünü açabilir ancak. Bunu yapmayıp uzlaşmaya gittiğinde ise, devletin derinliklerinde birkaç mevzi kazanarak demokrasinin önünü tıkamış olur. Bu derinlerdeki uzlaşı, AKP’nin de tarihin derinliklerine gömülmesi demektir.

 

AKP ile Kemalistlerin uzlaşması demek, Kürd halkına yönelik yeni bir saldırı projesinin hayata geçirilmesi demektir. Türkiye’de çıkarları çatışan farklı anlayışların tereddütsüz anlaştıkları tek konu, ‘Kürd halkının insanca yaşamaması’ gereğinden hareket edilmesidir.

 

Türkiye’de, Ümmetçilik, enternasyonalizm, liberalizm gibi farklı ve çatışan dünya görüşlerinin tümünde ortak nokta, Kürd halkının Ulusal taleplerinin reddidir. Bu ortaklığın, kendi dünya görüşleriyle çelişmesine rağmen sağlanabilmesi,  Kürd halkına karşı besledikleri kin ile açıklanabilir. Bu kin ve tutarsızlık, “ Sol faşizm, İslami faşizm, Modern faşizm” gibi ilginç kavramların kullanılmasını da kaçınılmaz kılıyor.

 

 Türkiye’de uzlaşı, istikrar ve sağduyunun hakim kılınabilmesi için, Kürdistan’da kargaşa, çatışma ve kaosa ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi için de, geçmişte olduğu gibi Taşeron örgütler devreye sokulacaktır. Son dönemlerde yaşananlara bakılırsa bazı kişi ve kuruluşların bu taşeronluğa hazırlatıldığı görülebilir.

 

Yerel Kemalistlerin, ‘laikliğin güvencesi biziz, Kürd hamas’ı yaratılmak isteniyor’ gibi söylemleri yanında, son günlerde ‘imam ve kuran şov’ larla dini duyarlıklardan yararlanmaya çalışması, çete başının son görüşme notlarında, ‘ilahiyat akademisi’ kurulmalı (tıpkı M. Kemal’in imam hatip okullarını açarak dini kendi diktatörlüğünün aracı yapması gibi) çıkışları yaşanacak çatışmaların habercisidir.

 

Buna karşın İslami çevrelerde, hiç yeri yokken anti-komünist söylemin hız kazanması, Kemalizm’i ve yerel ayaklarını eleştirilerinde, (ırkçı, inkarcı, diktatör, putperest, işbirlikçi ve Kürd düşmanlığı gibi uygun tanımlamalar varken) onları komünist diye niteleyip yüklenmesi düşündürücü ve ürkütücüdür. Geçmişte, komünizm tehlikesine karşı kurulan oluşumların nasıl bir işlev gördüğü ve kimlere hizmet ettiği unutulmamalıdır.

 

 Öcalan’ın sorgulanmaya başlanması, İslami kesimin ulusal soruna ilgisinin artması ve diğer anlayışlarla (sosyalist, liberal, milliyetçi) yakınlaşması sistemi ürkütüyor. Bir gücü yok etmek yerine, içine sızıp yönlendirme politikası güden T.C,  geçmişte, PKK-HİZBULLAH vasıtasıyla yaptığı gibi, yeni bir iç çatışmadan medet ummaktadır. Türkiye’de uzlaşı girişiminin başarıya ulaşması, Kürdistan’da iç çatışma için uygun zeminin oluşması için girişimleri hızlandıracaktır…

 

Bu oyunu bozmak için, kale fetihlerine katılmamak, ‘birlik zamanıdır’ söylemlerine aldanmadan ve kısa süreli kazanımların cazibesine kapılmadan hareket etmek gerekiyor.İcazetli ve karanlık kişi/kurumlarla  birlik oluşturmak, Kürd halkının ulusal duyarlılığını ve mevcut potansiyelini devlet denetiminde eritmek demektir.

 

Evet, bu oyunu bozmak ve ulusal demokratik mücadelede kazanımlar elde etmek için birlik gerekiyor. Bu birlik, ulusal soruna öncelik tanıyan ve farklı anlayışları kucaklayan bir anlayışa sahip olmalıdır. Bu birliğin oluşabilmesi ve başarısı, PKK ve HİZBULLAH gibi işbirlikçilerin teşhir edilmesine, dışlanmasına bağlıdır. Bunun için de  herkese, özellikle de samimi müslümanlara ve sosyalistlere görev düşmektedir....

      

Yorumlar (2 gönderildi):

Adar .. 28 Mar, 2008 12:45:53
avatar
Son derece doğru bir analiz. Fakat samimi müslüman ve sosyalistleri nerden bulacağız ve hangi çatı veya çatılar altında birleştireceğiz. Gördüğüm kadarıyla böyle organizasyonlar yok. Meydan işbirlikçilerin elinde. Ve bu işbirlikçiler daha bunların kokusunu almadan olmayan (her ne demekse 'kürd hamması') veya ortaya çıkması muhtemel olan bir şeyi şimdiden kendilerine göre 'işbirlikçi' ilan ettiler bile.
Eruhlu Kurd .. 28 Mar, 2008 02:07:59
avatar
Sayın Botî,

Sizin bu kısa, net, anlaşılır ve hedefi belli makalenizı okuduktan sonra geleceğe dair umut dolu bir gülümseme belirdi yüzümde.

Kürtler kavram karmaşası ve saçmalık dolu ajitasyon yazılarından hiç hazetmediler. Okumadılar. Okumadıkları için de birileri atı aldı ama üsküdarı geçemeyeceklerini anlayamıyorlar!

İşçisi, köylüsü, kentlisi, efendisi, ağası, paşası, öğrencisi, müslümanı, yezidisi, alevisi, sünnisi, aydını, cahili, solcusu ve sağcısı bütün renklerdeki Kürdistanlılar adına sevgi ve selamlar.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin