Berzan Botî: İhanetin Belgesi Olur Mu?
Mevcut yanılsamalı duruma karşı net tavır almayanlar/alamayanlar, ilerde kitleler sokaklara çıkıp 'sömürgeci olan ve ülkemizi işgal eden T.C. Değil, İsrail'dir'dediklerinde şaşırmasınlar ve bu yanılsamalı aynı zamanda sömürgeci devletlere hizmet eden düşüncenin yerleşmesinde kendilerinin de sorumlu olduklarını unutmasınlar! Sahi Kürdlerin İsrail ile ne sorunları var? Görüldüğü gibi, ihanet dahil herşeyin belgesine ulaşmak olanaklıdır. Yeter ki bize sunulanı değil yalın gerçeği görebilelim ve yorumlayabilelim.
Yakın geçmişte “Rüşvetin belgesi olur mu” sorusu epey tartışma konusu olmuştu.
Bu günlerde ise, Taraf gazetesinde yayınlanan ve “AKP ile Gülen'i bitirme planı” olarak anılan belgenin gerçek olup olmadığı tartışılıyor.
Bu tartışmalarda dikkat çekici nokta, sistemden beslenen çevrelerin ikiyüzlü, çelişkili tutumlarıdır. Söz konusu çevrenin doğru/yanlış belirlemesi hiçbir zaman objektif kriterlere dayanmadı bu güne kadar. Tutumlarının tek belirleyicisi, “kimin yaptığı ve kime karşı yapıldığı” oldu hep.
Sistem savunucuları, binlerce insan “faili meçhul” cinayete kurban giderken, (kadın-yaşlı-çocuk ayrımı yapılmaksızın) gece baskınlarıyla insanlar evlerinden alınıp işkencelere tabi tutulurken, yargısız infazlar rutin uygulamalardan sayılırken her ne hikmetse hukuk diye bir kurumun varlığını hatırlatma ve uygulamaların hukuka uygun olup olmadığı sorusunu sorma gereği bile duymadılar.
Ama bu çevreler, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay gibi Ergenekoncular gözaltına alındığında onları korumak adına yerel ve evrensel hukukun tüm avantajlarından yararlanmaktan da geri kalmadılar.
Bu çevreler, bir Kürd (Kürdlüğünden dolayı) ya da sisteme muhalif birileri gözaltına alındığında, suçlu olup olmadıklarını hiç dikkate almadan MİT tarafından servis edilen bilgilerden yola çıkarak onları peşinen “terörist”, “hain” ve “suçlu” ilan etmede sakınca görmedi.
Ama aynı çevreler askerin darbeci anlayışını yansıtan belgenin gerçek olup olmadığı üzerinde hararetli bir tartışma yaratabiliyor.
Türkiye gibi bir ülkede ve özellikle de belirli konularda olumsuzlukları görmek/kabul etmek için belge aramak, aleni suçları meşrulaştırmaya çalışmak ve mağdurlara hakaret etmek anlamına gelir.
özellikle 12 Eylül döneminde (dönem dönem yoğunlaşıp hafiflese de sistemli bir uygulama olarak hep var olmuştur) işkencenin yapılıp-yapılmadığını tartışmak, işkencecileri aklama çabası yanında işkenceye maruz kalanlara da ikinci bir işkencedir.
Türkiye'de rüşvetin varlığını tartışmak, rüşvet alanlara cesaret verirken vermek zorunda olanlara da “başka seçeneğiniz yok” mesajı veriliyor.
Son yüz yıldır darbe kültürünün egemen olduğu ve darbenin/darbecilerin kahraman görüldüğü, kutsandığı Türkiye'de, askerin darbe yapma hevesini, girişimini bilmek için belge aramak, abes olduğu gibi darbe mağdurlarına da bir hakarettir.
Kürdlere yönelik asimilasyon uygulanıp-uygulanmadığını tartışmak/belge aramak, Dersim, Koçgiri, Ağrı, Zilan Katliamlarını/soykırımlarını yaşanmamış kabul etmektir.
Hıristiyan halklara karşı yapılan 1915 Soykırımının yapılıp-yapılmadığına karar vermek için belge aramak, bu halklara yeni ve yeniden acı çektirmektir.
Sistem tarafından yaratılan “toplumsal hafıza kaybı” sayesinde politikada, ilke, ahlak ve tutarlılığın aranmaz olduğu, Demirel'in “dün dündür bugün bu gündür” sözünün geçerli/egemen bir anlayışa dönüştürüldüğü bir toplumda, belgelerin gerçek olup olmadığı neden bu kadar önemli oluyor ki?
Devletin bu kadar aleni ve pervasızca suç işlediği bir ülkede halkın çoğunluğu hala devleti kutsuyorsa, her hangi bir belge kitlelerde, devlete dair olumsuz bir düşüncenin gelişmesine neden olabilir mi?
Şimdiye kadar birçok “belgeli” insanlık suçuna rağmen, iktidarlar (hem Türkiye'de iktidardan beslenenler hem de Kuzey Kürdistan'daki yerel iktidar) bunun hesabını verdiler mi?
Ya da halk, iktidarlardan bunun hesabını sordu mu?
Görünen o ki, egemenlerin geniş kitlelerden yana fazla bir kaygıları yoktur. Bunun nedeni de halkın düşünebilme, sorgulayabilme araçlarının elinden alınmış olmasıdır.
Türkiye'de yüz yıllık bir geçmişe sahip olan “tek tipleştirme” politikaları, son otuz yılda da Kuzey Kürdistan'da farklı bir biçim, farklı bir söylem ve farklı bir amaç görüntüsüyle hayata geçirildi.
Ahlaki hiçbir kaygı taşımayan yerel Kemalistler, tüm değerleri alt-üst etmekle kalmadılar; insanın en özel yanı olan düşünebilme, görebilme ve sorgulayıp mahkûm edebilme becerisini de elinden aldılar.
Düşünme ve sorgulama açısından geleneksel tarikatlardan hiçbir farkı olmayan, sadece biçimce farklılık gösteren “modern” bir tarikat işlevi gören bir yapı oluşturdular; tıpkı Kemalistler gibi...
Böyle bir tarikat kurduktan sonra gerçek amaçlarını adım adım ve açıktan hayata geçirmeye başladılar.
Burada sorgulanması, suçlanması ve hesap sorulması gereken kitleler değildir kuşkusuz.
Başta, sistemin oluşmasında ve devamından nemalananlar (bilinçli tercih yapanlar) olmak üzere, sisteme karşı dik duramayan, tereddüt yaşayan ve bunca olumsuzluğa rağmen “başka seçenek yok”, “her şeye rağmen desteklenmeli” diyen (korkak yada iyi niyetliler) ”okur-yazar” takımıdır.
Pratikte ve teoride işlenen sayısız suçları yok sayalım biran için.
Bu günlerde birileri tarafından çokça önemsenen gerçek belgelerden sadece ikisini sorgulayalım ve sorularımıza cevap arayalım.
Yerel Kemalistlerin “her şeye rağmen” desteklenmesi gerektiğini ileri sürenler, bu belgeli olayların hesabını verebilir mi?
Bu belgelerin altına imzalarını atarlar mı?
1- Eğitim-Sen, 2005 Temmuz ayındaki olağanüstü kongrede, “Ana dilde Eğitim”i tüzüğünden çıkardı mı? Evet.
Bu karar, PKK ile Sendikal birlikçilerin (İşçi Partisi, CHP gibi Kemalistlerden oluşuyorlar) işbirliği ile alındı mı? Evet.
Anadilde Eğitim gibi en doğal hakkı bile savunamayan bir sendikanın solculuğundan/demokratlığından söz edilebilir mi? Hayır!
Kürdistan halkının özgürlüğü söyleminden beslenen bir hareketin, bu söylemin hayat bulmaması için her türlü ırkçı/faşizan yola baş vuran partilerle (Kürdlerin en temel hakkının yok sayılması noktasında) işbirliği yapmasının anlaşılır bir açıklaması var mı? Hayır!
Ortalama insanın bile savunmaya başladığı “Anadilde Eğitim” gibi doğal bir hakkın sendika tüzüğünden çıkarılması yönünde tutum belirleyen ( ki bu tartışmada karşı çıkanlar da olmuştu; özellikle Dergi çevreleri) bir anlayışa “Kürdlerin özgürlük hareketi” diyebilir miyiz? Hayır!
2- Sömürgeci devletlerce oluşturulan yapay sınırların, söz konusu devletler lehinde daha işlevsel olması için yerleştirilen mayınların tek hedefi Kürdistan halkıdır kuşkusuz.
Hükümet tarafından alınan “mayınların temizlenmesi” kararına en sert tepki sağ ve sol Kemalistlerden geldi.
Genelkurmayın “mayınları temizlemek için yeterli teknik donanımımız yok” açıklamasını, mevcut durumun devamında ısrarcı olmak dışında başka bir yoruma tabi tutmak olanaklı değildir. Askerin bu tutumu, inkarcı, katliamcı politikalarıyla tutarlılık gösteriyor.
CHP ve MHP'nin, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmalarının altında yatan gerekçe de Genelkurmay'ınkinden farklı değildir.
Mayın temizleme yasasına yapılan itirazlar, üç aşamalı olan 2. maddeye yöneliktir.
Maddenin birinci aşaması “Genelkurmay'ın görüşü ile NEMSA'ya temizletilmesi” dir.
İkinci aşaması “Maliye Bakanlığı'nın kendi bütçesi ile Temizletmesi”dir.
üçüncü aşaması da “ilk iki aşama yapılamaz ise, yap-işlet-devret modeliyle temizletilmesi, temizleyen firmaya bu toprakların 44 yıllığına Kiralanması”dır.
Kemalistlerin kaygısı/korkusu, 'ilk iki aşamanın eleneceği ve üçüncü aşamanın yürürlüğe konulacağı, ihaleyi alacak firmanın da İsrail orijinli olacağı' yönündedir. Bu iddia doğruysa, Kemalistlerin kaygı ve korkuları anlaşılır. çünkü, Kemalistler açısından önemli olan bu sunî sınırların ne pahasına olursa olsun korunması ve devlet lehinde güvenliğin garanti altında tutulmasıdır.
Kürdistan halkı açısında bakıldığında, binlerce insanın ölümüne neden olan, akrabalarıyla aralarındaki iletişimi engelleyen, ulusal bütünlüğü parçalama işlevi gören ve sömürgeci devletlerin amacına hizmet eden bir settir mayınlar.
Toprakların temizlenip halka verilmesi en doğrusu ve de en adil olanıdır kuşkusuz. Ama öncelik mayınların bir an evvel temizlenmesindedir.
Halk açısından bakıldığında, mevcut durumun devamı ile toprakların temizlenerek bir şirket tarafından (kim olursa olsun) kullanılması seçenekleri arasında, hiçbir tereddüt yaşanmadan “temizlenmeden” yana tercih yapılacağı ortadadır; doğrusu da budur.
Devletin çıkarları nasıl ki mevcut durumun devamında ise halkın çıkarı da tam olarak karşıtındadır.
DTP'nin devletin çıkarlarından yana tutum belirlemesi şaşırtıcı değildir. Ama bunu yaparken (halkı kandıracak farklı gerekçeler ne olursa olsun) halktan yana ve özgürlüğün taşıyıcısı olduğunu iddia etmesi anlaşılır değildir.
İsrailli bir firmanın (ya da dünyadaki her hangi bir firmanın) Kürdistan'da varlığı T.C.nin varlığından daha kötü olabilir mi?
Kürdler adına hareket ettiğini iddia eden DTP, Amerika'nın Irak'a müdahalesinde de aynı çevrelerle birlikte yine aynı amaçla karşı tutum belirlemişti. Bu tutum, “Kürdler Amerika ile işbirliği yapmasın, Saddam'ın zulmü altında yaşamaya devam etsin”den başka bir anlama gelmiyordu.
DTP, MHP ve CHP ile birlikte Anayasa Mahkemesine başvururken de, “Mayınlar temizlenmesin ve sömürgeci devletlerin egemenliğine helal gelmesin” anlayışıyla hareket ediyor.
Yaratılan toplumsal yanılsamaya karşı radikal tavır alınmadıkça, halk adına halka karşı Devletçi/Kemalist politikalar daha çok hayata geçirilecektir.
Mevcut yanılsamalı duruma karşı net tavır almayanlar/alamayanlar, ilerde kitleler sokaklara çıkıp “sömürgeci olan ve ülkemizi işgal eden T.C. Değil, İsrail'dir” dediklerinde şaşırmasınlar ve bu yanılsamalı aynı zamanda sömürgeci devletlere hizmet eden düşüncenin yerleşmesinde kendilerinin de sorumlu olduklarını unutmasınlar!
Sahi Kürdlerin İsrail ile ne sorunları var?
Görüldüğü gibi, ihanet dâhil her şeyin belgesine ulaşmak olanaklıdır. Yeter ki, bize sunulanı değil yalın gerçeği görebilelim ve yorumlayabilelim.
berzanboti@hotmail.com



Yorumlar (7 gönderildi):
Sayın Boti yazılarınızı (Nasname'de yayınlanan) düzenli takip ediyorum. Kaleminiz ve insani yönünüz güçlü. Her ne kadar fikirlerinizin % 90'nına katilmasam da.
Hazır böyle bir makale yazmışken benimde kafama takılan iki soru(n) var onları soracağım, ama birincisi okuyuculara ikincisi size . Birinci sorum konuyla pek alakalı değil ama uzun zamandan beridir sormak istiyordum. Bu vesileyle onu da sorayım.
Soru 1-
Bu sorum dini bütün olan Müslüman Kürt kardeşlerimedir. Son zamanlarda bu sitede dini inancı ağır basan kardeşlerim bayağı yazmaya başladı. İyi de yapıyorlar, seslerini duyurmak açısından. Ancak burada küçük bir not düseyim, 1992-94 arası Hizbullah tarafından katledilen Kürt gençleri olayını görmezden gelerek çünkü bu olayda tarafım, hem ailemden hem de arkadaşlarımdan katledilen oldu. Hadi bu bir cahillikti diyelim.( Neyse bunu es geçiyorum şimdilik). Bu konuyu daha sonra tartışmaya açarım.
Dikkatimi çeken bir nokta oldu bu dini yönü ağır basan kardeşlerimin yorumlarında. Simdi yorumlarında genelde „İslami Amed, İslami Kürdistan, v.b." terimler kullanıyorlar. Anladığım kadarıyla eğer Kürdistan bu arkadaşların öncülüğünde kurulursa bir İslam cumhuriyeti olacağı kesin. Diyelim ki öyle bir şey oldu. Bu arkadaşların farklı inançlara sahip olan insanların hem ibadet hem de yaşam tarzlarına saygı duyacaklarından kuşkum yok diyelim. Bir de Kürtlerin nerdeyse % 30'u Alevi. Bizim aleviler bilirsiniz, yaşam tarzları bayağı farklı. Bunlara nasıl yaklaşılacak? Çünkü bunlara saygı duyulmaması Kürtlerin % 30‘una saygı duyulmamasıdır.
Diyelim bunlara da saygı duyuldu. Peki benim gibi herhangi bir dini inanca aidiyet duymayan, ama her türlü dini inancın yaşatılması gerektiğini düşünen, ateist demeyeyim, çünkü ben o kelimeden hoşlanmam, kısacası hiç bir dini inancı olmayan, artık dinsiz mi dersiniz, yada Ey Raqip taki gibi " din iman u a iman her nistiman= dinim imanım Vatanimdir" düşündeşinde olan bireylere, ki kanaatimce bu Kürtlerin neredeyse belki çeyreği böyledir, nereye koyacaksınız? Sürgünlerde mi yaşattıracaksınız? İnançsızlıklarına saygi mi duyacaksınız? Eslerinin baş örtüsüz dolaşmalarına izin vereceksiniz mi?
Evet bu soru çok geneldir. Ve bunu belli bir nizama sokacak dini bir kurumumuz olmadığı için de kendini bu sorunun muhatabı olarak gören dini bütün Kürt kardeşlerimin hepsi fikir belirtebilir.
Soru 2-
Bu sorum da sayın Botinin yazdığı konuyla alakalıdır. Şimdi ben hiç bir halka düşman olmadığım gibi hiç bir halka dosta değilim. Hele hele sloganik söylemlere kanarak "yok efendim şunlar dünyayı kasıp kavurdular onları bitirmek gerekir, ya da yok efendim bunlar çok çile çektiler kendimizden ödün verelim acılarını dindirelim" gibi söylemlere siyaset zemininde asla inanmam. Bizim atalarımız hep böyle duygusal düşündükleri için ne bize bir Kürdistan bırakabildiler, ne de siyasi bir miras bırakabildiler.
Şunu da belirteyim, ben kesinlikle radikal çevrelerin, İsrail'i yok etme, Yahudileri denize dökme fikrine şiddetle karşı çıkıyorum. Çünkü Yahudiler de en az Kürtler kadar çeken bir halktır ve onların da egemen ve bağımsız bir devlete sahip olmaları en doğal haklarıdır. İsraillilerle Filistinliler arasındaki soruna ne tarafım ne ortağım. Kaldı ki o bir Yahudi-Arap sorunudur.
Neyse konuyu bu yönde çok dağıtmadan soruma geleyim. Bu konuda sadece temel fikirlerimi beyan etmek istedim.
Dünyadaki sadece Yahudi ve Ermeni diasporası Kürt ve Kürdistan sorununu dünya gündemine koysalar, sizce 10 yıl gibi bir sürede Kürdistan kurulmaz mi, hem de uluslararası topluluğun desteğini alarak. Şimdi ben Avrupa'da yaşayan biri olarak onların ne kadar güçlü olduklarını biliyorum.
Bu soruya benim cevabim evettir hem de kesin bir şekilde.
Mantıken baktığınızda niye öyle yapmadıkları insana çok saçma geliyor. Halihazırda İsrail'in 3 büyük düşmanı olan Irak, Iran, Suriye aynı zamanda Kürdistanı da işgal eden 3 devlettir. Bu gün Kürdistan kurulursa, ebediyete kadar demeyeyim ama bir kaç yüzyıl boyunca bu ülkeler üzerine de büyük tehdit oluşturacaktır. Peki bu İsrail'in işine gelmeyecek mi? Bal gibide gelecek.
Tarihin en faşizan soykırımlarından birini Ermeniler üzerine uygulayan Türklerin yanı başındaki bir Kürdistan değil bir kaç yüzyıl bir kaç bin yıl boyunca Türkler ve Türkiye üzerinde stratejik bir tehdit oluşturmayacak mi? Ve bu Ermenistan'ın güvenliği açısından Ermenistan'a derin bir nefes aldırtmayacak mi? Aldırtacak, hem de bal gibi.
Peki hal böyle iken İsrail'in, sadece kendi cumhurbaşkanlarına, Türk başbakanı tarafından biraz hoyratça bağırıldığında, yakılan 4000 Kürt köyünü akıllarına getirmeleri, onun dışında uluslararası arenada kıllarını kıpırdatmaları neyin veya nelerin alametidir?
Yine hal böyle iken, Ermenilerin Kürtlere bir dost eli uzatarak onların ulusal bütünlüklerini sağlamada; Kürdistan'a bir kara komşusu olarak her türlü stratejik desteği vermeleri gerekmez mi. Ama gel gör ki Ermenistan Bilimler Akademisi (EBA) gün be gün Kürtler arasındaki ihtilaflar derinleştirmekte.
Evet Boti arkadaş analizime katılır misiniz katılmaz misiniz bilmem ama bir çok pencereden baktığım için durum bu. Bak mesela Kürtler arasına sokulan bazı söylemler var.
" yok efendim Kürtler Yahudilerin kayıp 12. kabilesiymiş"
"yok efendim Kürtlerin nerdeyse tamamı Kripto Ermenileridir"
Niye kimse Kürtleri Kürt olarak kabul etmiyor?
" Sizlerle ( Türk, Arap, Faris) yaşamaktansa Ermenilerle yaşarız, Yahudilerle yaşarız daha iyi"
Yahu kardeşim niye onlarla bunlarla yaşayacağız. Biz kendi ülkemizde krallar gibi yaşamak isteriz. Buna aklimiz, zekamız, sayımız, coğrafyamız bilmem neyimiz yetmiyoru mu ? Bal gibide yetiyor.
Bu işgalci 4 devlet uluslararası toplumun veya belirli odakların desteğini almadan Kürdistan'da tarihin en büyük barbarlıklarını yapabilirler mi?
Bu soruya cevap verirken şunları da göz önüne alin. Kürdistan'ın Jeostratejik konumu, Kürdistan'ın dünyanın en verimli topraklarına sahip olması, Kürdistan'ın çok zengin tatlı su kaynaklarına sahip olması, Kürdistan'ın çok zengin yeraltı zenginliğine sahip olması.
Evet cevaplarınızı lütfen siyaset zemini üzerinden herhangi bir duygusallığa kapılmadan cevap verin.
Selamlar
brusk arkadaşa katılıyorum.biz gazi Muhammedlerin seyit rızaların ihsan Nurilerin sex saidlerin ..... Çocuklarıyız. istemlerimiz kendi kendimizi yönetebileceğimiz bir sistem.biz böyle bir şeyden vazgeçsek bile bizim çocuklarımız bu istemlerde bulunacak.
Soru sorarken amaç karşı tarafın düşüncelerini öğrenmek ve bunun üzerinde tartışmaksa, sağlıklı/verimli bir tartışma zemini oluşur.
Ancak, sorumuza aldığımız cevap ne olursa olsun, yeniden bir değerlendirme yapma gereği duymuyorsak, dahası verilecek cevaplar (içeriği ne olursa olsun) kendi doğrumuzu olumlu-olumsuz etkilemiyorsa, kısır bir tartışma ve kişisel atışmalardan öte bir şey elde edemeyiz.
Sayın Tanık, diyorsunuz ki:
"Dünyadaki sadece Yahudi ve Ermeni diasporası Kürd ve Kürdistan sorununun dünya gündemine koyalar, size 10 yıl gibi bir sürede Kürdistan kurumaz mı, hem de uluslararası topluluğun desteğini olarak. Şimdi ben Avrupa'da yaşayan bir olarak onların ne kadar güçlü olduklarını biliyorum. Bu soruyu benim cevabim evettir hem de kesin bir şekilde."
Bu soru ve değerlendirmenize karşı, öncelikle kendimize şunu sormalıyız: Ermeni ve Yahudilerin bizi desteklemesi için gereken güveni onlara verdik mi bu güne kadar?
Şayet Araplardan çok Kürdler Yahudi düşmanlığı yapıyorsa, Yahudiler neden bizi desteklesin ki? (ki bunun direkt ya da dolaylı olarak devlet yönlendirmesi olduğu, en azından T.C.'nin politikalarına hizmet ettiği aşikârdır.)
Devlet tarafından soykırıma uğramış ve bu nedenle de kendi topraklarından koparılmış/yok edilmiş Ermenilere karşı gerekli hassasiyeti gösterdiğimizi söyleyebilir miyiz?
Hele hele soykırımda devlet politikalarına alet olmuş bazı Kürd aşiretlerin rolünün de olduğu hesaba katılırsa, iki halk arasında güven sorununu çözmek için Kürdlere daha çok sorumluluk düşmüyor mu?
Her halkta olduğu gibi, Ermeni ve Kürd halkı içinde de aşırı uçlar, tepkisel/duygusal yaklaşıma sahip unsurlar vardır kuşkusuz. Bu uç söylemlere dayanarak birçok değeri ve kaderi paylaştığımız Ermeni halkını suçlama hakkımız var mı?
Ermenileri suçlarken, devletin yüz yıllık argümanlarına sarılmamızın Kürdlük adına anlaşılır bir nedeni var mı?
Bizler hala kendi coğrafyamızda yaşıyoruz ama Ermeniler bu coğrafyadan hemen hemen silindiler. Bu durumda bazı Ermenilerin (abartılı da olsa) tepkilerini anlama ve bunu düşmanlığa dönüştürmeme noktasında sorumlu davranmamız gerekmiyor mu?
Sanırım çoğumuz hala hikâyeci tarihin etkisinden kurtulmuş değiliz. Dahası olayları değerlendirmede bazı önyargılardan kurtulmuş değiliz.
Sayın Tanık'ın Başka Bir Yanılgısı:
Sayın Tanık, Nasname'de geçen bir tartışmada şu değerlendirmede bulunuyorsunuz: "Bir iki ay önceydi sanırsam bu sitede misafir yazarlardan biri yezidi katliamı hakkında öyle şeyler yazmıştı ki, Kürdistan'da doğduğu köy dışında (belki köyünü bile görmemiş) bir yer görmediği belliydi. Özet olarak söyle yazmıştı "Viranşehir'de yurtsever olan Yezidiler devletinde desteğini alan Dudukanlilar aşireti tararından büyük bir baskıya maruz kaldılar". Bilende konuşuyor bilmeyende konuşuyor. Görende anlatıyor görmeyende anlatıyor. Simdi Ne orda ne de Kürdistan'ın başka yerinde dudukanlilar diye bir aşiret yok. Dodikiler var. Onun "Dudukanlilar diye isimlendirmesi hangi kaynaklardan faydalandığını açık şekilde gösteriyor. Neyse..
Dodikilerin yarısı yurtsever yarısı korucu. Ne olacak. Nereye koyacağız onları? Polpot gibi mi yapalım? Sömürge olmak nedir? Sadece coğrafya mi sömürülüyor? Yoksa en başta beyin ve kişilik?"
Sayın Tanık, sözünü ettiğiniz yazının sahibi 'misafir' yazarlardan biri değil, bendim.
Yazı ,"ÊZÃŽDÃŽLER: Soykırım Kültürü Hala Yaşıyor" başlığıyla yayınlandı ve yazı halen Nasname 'de mevcuttur. O kadar net ifadelerle yazıyı ve yazan kişiyi mahkûm etmeye kalkışmışsınız ki, en basit gerçekliği dahi görmek istememişsiniz. Söz konusu yazıyı yazmadan önce iki kez Viranşehir'e gittim (on gün arayla) Olayın içinde olan ve ayrıntılı açıklamalar yapan insanlarla görüştüm. Dahası orayı en az sizin kadar bilme ve sürekli gidip-gelme olanağına sahibim. Tuhaf olan iddialarınızı yurt dışından yapıyor (yurt dışında yaşadığınızı kendiniz yazmışsınız) olmanız ve gerçekler ifade edildi diye hakaretlerde bulunmanızdır.
Sayın Brüska'nın şu tespiti çok önemlidir: Son Ermenistan meselesinde Yezidi Kürd bir ailenin "katledilmesi" mevzusu daha sıcak dikkate değer bir örnek, bu olayda en az öldüren kişiler kadar Müslüman atalarım kadar kendimi sorumlu hissediyorum, zira Yezidi'lere Kuzey'de ve yahut Güney Kürdistan'da yaşam hakkı verilmiş olsaydı, belki o insanlar katledilmeyecekti"
Sayın Tanık, Êzidiler en büyük haksızlığı T.C ve Sünni Kürdlerden gördü. Bu tarihsel gerçekliği, aynı zamanda ayıbı görmemek ve başka halklara saldırmak tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Nasıl ki, 1915 Soykırımında 'Hamidiye Alayları' T.C ile işbirliği yaparak hem Hıristiyan halklara hem de Êzidi Kürdlere karşı suç işlediyse, bu gün de benzer bir şekilde bazı korucular (Viranşehir'de olduğu gibi) devletten aldıkları destek ile Êzidilere karşı suç işliyorlar. Aynı şekilde Alevi Kürdlere karşı bu güne kadar işlenen suçlarda da, devlet ve işbirlikçisi bazı Kürdler birincil derecede sorumludurlar.
Bu açık gerçekliği, dolaylı argümanlarla görmemize engel olmaya çalışmanız üzücüdür.
Hamdiye alaylarını savunmak ile köy korucularını savunmak arasında bir fark yoktu. (ZATEN İKİSİNİ DE DOLAYLI DA OLSA AKLAMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ NE YAZIK Kİ) Ve bunları savunmak ile Kürdistan halkının özgürlük mücadelesini savunmak arasında da hiçbir olumlu ilişki yoktur/olamaz.
Lütfen! Olayları sağlıklı tahlil etmeden mutlak yargılara varmayalım ve halklar arasında anlamsız sürtüşmeler yaşatmayalım. Bunca acıdan en çok ders çıkarması gereken bizleriz sanırım.
Herseyden önce yorumumu cevapladiginiz icin tessekürler. Biz ortadogulularin bir tartisma kültürü var. "Karsidaki benim fikirlerimi benimsemedikce yanlis yoldadir". Osya tartisma , ortak akli bulmadir, cözüm bulmadir, yasanan acilarin bilince cikartilip bir daha yasatilmamasidir.
Ilk basta Bu Ermeni-Kürt-Israil iliskileirne geleyim. Bu konuda haklisiniz, bizim güven vermemiz lazim. Ama nasil? Siyasal anlamda bir devletimiz yokki, güvence verelim. Ama bunun arkasinida siginip bu halde bile yapilabilecekleri yapmamazliktan gelemeyiz. Bakin her Arap Birligi toplantisinda Israil-Filistin sorununun bir Arap-Yahudi sorunu oldugu vurgulanir. Ama hernedense Kürtlerin cogu kendini taraf olarak görür. Yahu kardesim elin 22 devletli arabi diyorki "SANA NE". Neyse Bu israil-filistin meselesi cok derindir. Bir yorumla acikliyacak degilim.
Bircok dünya devleti PKK yi terörist olarak lanse ederken ve Türkiyeyi savasabilmesi icin para ve silaha bogarken, Ermenistanin PKK ye bir cok imkan tanimasi biz Kürtler icin mütessekür olmamaiz gereken bir yaklasimdir.
Simdi nasil güven verecegiz, inan bu konuda fikrim yok. Daha dogrusu biz Kürtlerin imkani kisitli.
Ermeni soykirimina gelince; bu gidisle herhalde nerdeyse sanki bu isin tek sorumlusu ben ilan edilecegim. Bakin cok acik yaziyorum; Bu güne kadar bende dahil hic bir Kürdün bu soykirimi inkar ettigini görmedim. Veya bu konu mevzi bahis olunca zevk aldiginida duymadim. Ama gel görki Türklerde bu konu gecince adamlar utanmadan "geri kalan ermenileride bitiririz" diyecek kadar pervazislasiyor.
Simdi benim bu konuya yaklasimimi cesitli vesilelerle belirttim. Benim amacim cok acik. Yasanilalanlarin bir daha yasanmamasi. Bu nasil yapilir? Tarihi olaylar tarafsiz bir sekilde mercek altina alinir. Ve o soykirma adim adim giden sürec iyi analiz edilir, herkes yaptigi hatayi kabul eder ve bu hem kitlesel hemde resmi anlamda bilinc düzeyine cikarilir.
Simdi bir örnek vereyim. Dünyada üc asagi bes yukari sinav sistemleri ayni mantik üzerine hazirlanir. Cok SIKLI sorularda genelde ya 3 yanlis yada 4 yanlis bir dogru götürür. Ki ben diyorumki 1890 dan 1914 e kadarki sinavda dönemin Ermeni liderlerinin yanlislari cok olmasaydi böylesi bir felaket belkide 1915 te yasanmazdi. Bu, Ermeni halkinin kesinlikle hak etmedigi, akli üc karis havada bir kac Ermeni liderin neden oldugu ve bütün Ermeni halkina ödetilen bedeldi. Ama siz bir sekilde sadece 1915 i ele alirsaniz o zaman ben bu tartismada yokum. Ermeni soykirimiyla ilgili anlatmak istediklerimin bir türlü anlasilmamasi beni gina getirdi artik.
Sayin Boti ben Hamidiye alaylarina farkli yaklasiyorum. O dönemin kosullari ile bu günkü kosullar arasinda okyanuslar kadar fark var. Bu konu basli baslina tartisilmasi gerektigi icin simdilik kapatiyorum. Bir cok vesileyle Hamidiye alaylarini Kürtler acisindan pozitif olarak gördügümü beyan ettim, hamidiye alaylarini kuran Sultan Abdulhamittir, ama gel görki bazi fikir odaklari beni ittihat ve Terrakicilikle (ITC) sucluyor. Oysa ITC ciler abdulhamide darbe yapan adamlaridr. Yani b ir insan nasil olurda ayni anda hem Kiliseye hemde Camii ye gider'. Simdiki koruculara gelince, yahu kardesim ne yapalim, hepsini vurulammi, paul pout gibimi yapalaim.
Sayin boti istediginiz kadar viransehire gidin, istediginiz kadar orda yezidileri ziyaret edin, kusura bakmayin ama bu konuda benim kadar ne tarafsiz olabilirsiniz nede dogru bilgi edinebilirsiniz. Eger bir daha imkaniniz olursa ordaki Yezidilere sorun "Kimler sayseinde sehire girebiliyordular ve buna ragmen kimlerle isbirligi yapiyordular",. Siz bu soruyu sorun o zamanda verecekleri cevaba göre söz hakkim dogar. Ne kadar giderseniz gidin sonucta en fazla, bir kac yüz Yezidi göreceksiniz. Onlarda artik ebediyete kavusmaya gün saymak icin orda olanlardir. Bu konuyla ilgili net veriler vererek yazdim. O yorumumu okumususnuz.
Sayin Boti bir cok konuyu kisa kisa yazdim. Keske imkanimiz olsaydida bunlari yüz yüze tartissaydik. Dogrusu ben klavye basinda yazmayi pek sevmem.
Ben tarihe hangi mantikla yaklasitigimi bir daha yaziyorum. Yasanan acilarin bir daha yasanilmamasi icin verilerin tarafsizca ortaya cikarilmasi.
Sayin Boti inanki bütün samimiyetimle bu olaylari elimden geldigi kadar tarafsizca degerlendirmeye calisiyorum. Ve Kürdistandaki bütün azinliklarin ne cektigini iyi bilyirum. Acilarini paylasiyorum.
Onun icin diyorumki eger bir gün Kürdistan kurulursa bizde söyle yapalim , misal olarak " son 200 yilda Kürdistandan göcertilen herkesin Kürdistanda oturma hakki var" evet bunu bütün samimiyetimle söylüyorum.
Ama buna ragmen yüz yil önceki gibi birileri "hayir efendim buralar bizimdir, sizleri sürecegiz" derseler, benim yapacagim hic bir sey yok. Bu olsa olsa atesle oynamadir.
Cevabiniz icin size bir kez daha tessekür ediyorum sayin Boti
Selamlar
Bu gercek tarihe mal olmustur, yadsinamaz. Bu gercekligin isiginda soruyorum, müslüman kürtler ne zamandan itibaren yezidi soydaslariyla sorun yasamaya basladilar? Tc nin ulus varlik kazanmasiyla degil mi? Islamiyet hic bir zaman ayri dinlerden halklara zülmü reva görmez ve cevaz vermez, aksi islamiyeti karalama zihniyetidir cabasidir. Arastirmadan baliklama atlama ayni zamanda islamiyete haksizlik degilmi? Islamiyet tarihini bütünlüklü okursan bu tür yok etme hadiselerinin karsisinda seriatin ceza kurallarinin ne kadar acimasiz oldugunu müsahade edersin. Islamiyet eritme degil yasatma eksenli bir dindir.
Peygamberin veda hutbesinde su 5 unsuru güvence altina aldigini görürsün analiz yaparsan. Bunlar namus (kadin),irk (arabin arap olmayandan üstünlügü yoktur diyor)mal (kimsenin mali kimseye helal degildir),can(öldürme yasaktir) din ( zorlastirma müslümanliga karsidir). Bu 5 parametre islamin muhafazasindadir. bunlarin bilincinde olan bizler yezidilere karsi nasil davraniriz, sen karar ver.
Yorum yaz