Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | İç Hesaplaşma Ve Kürdler

İç Hesaplaşma Ve Kürdler

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

                                   

Teorik tartışmalarda sıkça kullandığımız, kaynağını, bağıntılarını, farklı kullanımlarını/anlamlarını ve uğradığı değişimleri zorlanmadan aktarabildiğimiz belirli kavramlar vardır.

 Söylem düzeyinde haşır neşir olduğumuz bu kavramlar, somut toplumsal olaylar söz konusu olduğunda işlevsizleşirler.

Kavramlarımızın somut olaylarda işlev görmemesini iki nedene bağlamak mümkündür.

Birincisi, düşüncelerimizle toplumsal gerçeklik arasında örtüşme olmadığı için işlevsizlik söz konusudur.

 Bu durum, somut koşullarımızı sağlıklı olarak tahlil edemediğimiz ve ütopik yaklaşımlarımızı zorla toplumsal gerçekliğe dayatmaya çalıştığımızı gösterir.

 Böyle bir sonuçla karşılaştığımızda, toplumsal koşullarımızı tekrar tahlil etmek ve gerçekliğimizle örtüşecek yeni kavramsal dizgeler oluşturmak koşuluyla açmazdan kurtulma yoluna gidebiliriz ancak.

İkincisi, kavramları soyut düzeyde algılamışız ve somutlaştırma becerisi gösteremiyoruz.

 Bu durum, teori ile pratik arasındaki karşılıklı kopmaz bağı ve etkileşimi göz ardı ettiğimizi, birini diğerinden kopararak tek taraflı bir yaklaşım sergilediğimizi gösterir.

 Toplumsal gerçekliği ‘kavramlara başvurmadan anlama yoluna gitmek ve algı ile yetinmek’ nasıl ki kaba bir yaklaşımı kaçınılmaz kılıyorsa, ‘somut gerçekliği dikkate almayan, kavramlarla sınırlı bir yaklaşım da ütopik’ olmaktan öte bir anlam ifade etmez.

 Konu bağlamında Kant’ın, ‘ kavramsız algılar kör, algısız kavramlar boştur’ sözü anlamlı ve açıklayıcıdır.

AKP ile Kemalistler arasındaki iktidar mücadelesinde doğru bir tutum takınmak için, hem toplumsal gerçekliği doğru algılamak hem de gerçeklikle örtüşen kavramları işlevsel kılmak gerekiyor.

Sorunu, ‘demokrasiden yana olanlar ile demokrasiye karşı olanlar’ şeklinde değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur.

Farklı isim ve biçimdeki Kemalistlerin demokrasi karşıtlığı, ırkçılığı, militaristliği tartışma gerektirmeyecek kadar açıktır. Kemalizm’i aşmaya çalışmanın demokrasi adına bir kazanım olduğu da açıktır; aşmaya çalışanların eksiklikleri, olumsuzlukları bu aşma çabasının doğruluğunu ortadan kaldırmaz.

AKP,  ‘Kemalizm’i aşmak mı istiyor yoksa daha çok mevzi kazanarak iktidar ortaklığını pekiştirmek mi istiyor’ sorusuna net bir cevap verilemese de, Kemalistlere göre AKP’nin konumlanışının daha demokratik olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Burada, ‘görelilik’ kavramı çok önemlidir.
 Zaten AKP, şu ana kadar sergilediği pratikle demokrasiyi bir bütün olarak benimsemediğini ve sindiremediğini gösterdi.

Bir şeyin başka bir şeye göre daha iyi olması, kötünün iyisi olması bir sınırlılığı gösterir; sınırlı iyiliktir bu. Bu sınırlı ve geçici iyiliği mutlaklaştırıp, ‘iyi’ demek ve ona göre tutum belirlemek hem iyiye hem de iyinin temsil ettiği kavramlara, düşünce sistemlerine haksızlık olur.

Erdoğan, DTP’lilerin görüşme talebine, ‘PKK’ye terörist demezseniz görüşmem’ koşulunu dayatmadı mı?

Kamuoyundan aldığı önemli desteğe rağmen, demokratik ve herkesin kendini özgürce ifade edebileceği yeni anayasa çalışmalarını askıya alıp ‘türban’ serbestisini tüm özgürlüklerin önüne koyup MHP ile uzlaşmadı mı?

AKP, Ordu ile sivil faşistler ( CHP-MHP) arasında gerginlik başladığında “paşaları” savunan, onları onure eden açıklamalar yapmadı mı?

AKP, altı yıllık iktidarı süresince, ‘anti demokratik yüzde on barajı ve siyasi partiler yasasını’ değiştirmeyip, kapatılma davası açılınca MHP ile çıkış formülleri üzerinde görüşmelere başlamadı mı?

Birkaç gün önce Batman’da yapılan mitingde Erdoğan, mevcut sistemin temelini oluşturan ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak’ nakaratını, üstelik Kürdlerin gözlerinin içine baka baka haykırmadı mı?

AKP’ye dair, anti demokratik ve Kürd halkının beklentileriyle uyuşmayan söylem ve icraatları çoğaltmak mümkündür. Bütün bu olumsuzluklar AKP’nin ‘göreli iyiliğini, demokratlığını’ yine de ortadan kaldırmaz.

 Böyle bir değerlendirme, birçok insan tarafından, ‘çelişkili, tutarsız’ olarak görülebilir. Böyle görenlerin gerekçesi de, ’bir yandan savunuyor, bir yandan eleştiriyor, kimi ve neyi savunduğu/eleştirdiği belli değil’ olacaktır. Çünkü bu bakış açısına sahip olanlara göre eleştirmek, karşı durmak, karalamak, kötünün içinde iyiyi görmemek; savunmak ta, yanlışları, eksiklikleri görmemek, doğrularla birlikte yanlışları da olumlamak demektir.

 Bu fanatik bakış açısı, takım tutanların düşünce yapısından pek de farklı değildir; ölümüne sevmek ile öldüresiye nefret etmek gibi iki uç ve arabesk anlayışı yansıtır.


AKP’nin kapatılması için açılan dava, (Danıştay baskını, E-muhtırada olduğu gibi..) biçimce farklı görünse de özü itibarıyla bir darbe girişimidir. Bu nedenle de davanın “hukuki” yanı, iddianamenin haklılığı/haksızlığı üzerinde durmak anlamsızdır. Birileri istedi diye bu dava açıldı demek, ne yargıya ne de başsavcıya yapılmış bir haksızlık olur.

Yargıtay, Danıştay gibi Kemalist kurumların tarafsız/bağımsız olma gibi bir lüksleri yoktur. Nereden bakılırsa bakılsın, bu davaya hukuki veya başka bir kılıf bularak AKP’ye sorumluluk yüklemek haksızlık olduğu gibi, Kemalizm’in ömrünü uzatmak anlamına da gelir.

 Bu ve benzeri darbe girişimlerinde, girişimde bulunan hangi kurum olursa olsun aynı nedenle aynı anlayışla hareket edilmektedir. Bu nedenle de karşı durmak gerekiyor.

 ‘Ergenekon’ soruşturması çerçevesinde, PERİNÇEK, ALEMDAROĞLU VE SELÇUK gibi “aydın” görünümlü Kemalistlerin gözaltına alınması olumludur. Bu ve benzeri insanların hem teorik olarak hem de pratikleriyle sistemin tüm çirkinliklerinde pay sahibi olduklarını biliyoruz.

 Operasyonun kapatılma davasından hemen sonra olması kafalarda soru işaretleri yaratıyor.

 AKP, ‘beni kapatırsanız elimde bulunan suçlarınızı deşifre eder sizi zor durumda bırakırım’ mesajı mı vermek istedi?
Şayet mesaj buysa, AKP’nin uzlaşma zemini aradığını, kapatılmamaya karşılık bazı suçları sümen altı edeceğini anlamak gerekiyor. Bu ihtimal can sıkıcı olsa da şaşırtıcı olmamalı.

 Hem Türkiye’deki demokrasi güçleri hem de Kürd halkı adına en olumlu ihtimal, AKP ile Kemalistler arasında geri dönülmez ve sonuna kadar gidilecek bir hesaplaşmanın başlamış olmasıdır.

İstenilen ve demokrasinin gelişimine katkı sunacak olan böyle bir hesaplaşmada ne yapmalı?
AKP’nin Kemalizm’i aşmak için sonuna kadar mücadele edeceğini ve bu mücadelede başarılı olacağını varsayarsak;
Hem arabesk anlayışı aşmamız hem de yaşanan iç hesaplaşmada doğru bir tutum takınabilmemiz için, bilgi daracığımızda saklı tuttuğumuz ‘diyalektik’ kavramını işlevselleştirmemiz gerekiyor.

Diyalektiğin yasalarından biri olan, yadsımanın yadsınması, söz konusu hesaplaşmada ufuk açıcı bir rol oynayabilir.
 
Mevcut durumda, Kemalizm’i yadsınan AKP’yi de yadsıyan olarak görmek gerekiyor.
Kemalizm’in yadsınması ileri bir adımdır ve bu süreçte yadsıyanı (AKP) desteklemek gerekiyor. Çünkü Kemalizm’in hem demokrasi güçlerinin hem de Kürd halkının en büyük ve en tehlikeli düşmanı olduğu gerçeği ortadadır.

Kimin tarafından, nasıl yapıldığına bakılmaksızın, ‘Kemalizm’e vurulacak her darbe demokrasi ve Kürd halkı açısından bir kazanımdır’ gerçeğinden hareketle yadsıyanı desteklemek gerekiyor. Ancak bu destek, yadsıyanın anti demokratik yönlerini, Kürd sorununa yaklaşımdaki olumsuzluklarını ve genel ideolojik duruşunu kapsamamalı.

Kemalizm ile hesaplaşmasında, AKP bir yandan desteklenmeli bir yandan da eksiklikleri (özellikle de Kürd sorunu konusunda) eleştirilerek halk için kalıcı bir umut olmasına katkı sunmamalı. Böyle bir katkı, Kürd halkının mevcut potansiyelini AKP şemsiyesi altında eritmek anlamına gelir.

AKP’nin, Kemalizm’i yadsıma süreciyle sınırlı olarak ilerici bir rol oynadığı, Kürd halkının beklentilerine cevap vermediği/veremeyeceği için onun da yadsınması gereğinden hareket edilmeli. Bu anlayışla hareket etmek, Kürdleri, taraftar olarak kalıp hesaplaşmanın sonucunu beklemekten kurtarır; iç dinamiklerle oluşturulacak güçler aracılığıyla da ulusal demokratik hedeflerden sapmanın önüne geçilebilir ancak…  

Yorumlar (1 gönderildi):

Süleyman Akkoyun .. 24 Mar, 2008 04:44:42
avatar
Değerlendirmeniz yerindedir. Hiç kuşkusuz Kürdlerin AKP'ye, Kürd halkının kurtarıcısı misyonunu yüklemesi çok yanlış ve ulusal bünyemizde onarılması güç handikaplara neden olacaktır. Ancak, sizin de vurguladığınız gibi, Kemalizm'in aşılması sürecine Kürdlerin seyirci kalması veya ideolojik saplantılara takılarak çağdışı rejimin değirmenine su taşıması da tarihi bir yanılsama olacaktır ki, halkımızın başına bela olarak piyasaya sürülen PKK’nin de yaptığı budur. PKK’nin; otoriter Kemalist elit yerine, AKP’ye saldırmakta odaklanmış olması boşuna olmadığı gibi çok kapsamlı değerlendirilmelidir.

Oysa, Kemalist Rejim’in açılması ve AB sürecinin sürdürülmesi noktalarında, Kürdlerin; AKP’yi geçici bir mütefik olarak görmesi ve Kürd Ulusal Siyasi İradesi’nin yaratılması çalışmalarında yoğunlaşması, hem bölgenin nesnel durumu dolayısıyla, hem de uluslararası konjonktürün sunduğu avantajlar açısından da doğru ve süreç ile uyumlu bir karar olacağı kanısında olduğumu tekrar ifade etmek istiyorum.

sevgilerimle...

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin