Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Özgürlüğün Sınırlarını Bilmek Özür Dilemektir

Özgürlüğün Sınırlarını Bilmek Özür Dilemektir

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Özür dilemek, insanlığımızın göstergesidir

Toprağından/tarihinden zorla kopartılan halkların geri dönmesi ve eşit koşullarda özgürce birlikte yaşaması için ‘herkesin özgürlüğü aynı yerden başlar aynı yerde biter' anlayışının benimsenmesi ve buna uygun davranılması gerekiyor

         

                  

Hem tanımlanmasında hem de sınırlarının ‘nerde başlayıp nerde bittiğine dair' çizilmesinde farklı yaklaşımlardan en çok nasibini alan kavramlardan biri de özgürlüktür.

Bu farklı yaklaşımlara, aynı tanımlamayı benimsemelerine rağmen farklı  algılamalar nedeniyle ayrışan insanların çokluğu da hesaba katıldığında ‘özgürlüğe dair' ortak anlayışta, algıda buluşan insan sayısının oldukça az olduğu görülür.

Ortak anlayışın, algının pratiğe yansıma biçiminde de görüş farklılıkları ortaya çıkınca ilginç aynı zamanda üzücü bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Ortaya çıkan tablo, ortak sorunlar/söylemler/beklentilere rağmen ortak ve yapıcı bir dil kuramayan, birlikte hareket edemeyen küçük grupların ve tek tek bireylerin ayrışmış, ayrışmadan dolayı da etkisizleşmiş çabalarıdır.

Mevcut olumsuzluğun yaşanmasındaki etkenlerden birisi de, sistem(ler)in baskılarına karşı mücadele eden insanların (en azından çoğunluğun) yine sistem tarafından tanımlanan, içi doldurulan kavramları referans almalarıdır. Başka bir deyişle, sistem, kendisine karşı mücadele eden insanların hangi silahları (düşünceleri) nasıl kullanacaklarını kendisi belirlemektedir.

Ortaya çıkan bu paradoksal durumu aşmak için, söz konusu kavramlarla köklü bir hesaplaşmaya girmek ve ezilenlerin taleplerini gerçek anlamda karşılayacak şekilde, onları yeniden tanımlamak ve içini doldurmak gerekiyor.

                    özgürlüğün Sınırları Nerde başlar, Nerde Biter? 

Sıkça karşılaştığımız ve yaygın bir kabul gören, ‘Birinin özgürlüğünün başladığı yerde bir diğerininki biter'  

Veya aynı anlama gelecek şekilde, ‘başkasının özgürlüğünün başladığı yerde sizin özgürlüğünüz biter' anlayışıdır.

İlk etapta olumlu bir çağrışım yaratan bu yaklaşım, özgürlüğün sorumsuzluk olmadığı; isteyenin istediği gibi hareket etmek demek olmadığı; başkalarını rahatsız edecek, özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde koşulsuz bir hareket serbestisi olmadığı gibi bir anlam etkisi yaratıyor. Böyle bir algılamanın söz konusu özgürlük anlayışını onaylaması anlaşılır bir durumdur.

Ancak, özgürlüğün sınırları birileri tarafından önceden çizilmişse ve bu çizimi yapanlar, insanlar/gruplar/sınıflar ve uluslar arasında ayırım yapıp egemenlerin lehinde olacak şekilde bir karar vermişse, söz konusu özgürlük anlayışının doğallığı ortadan kalkar ve bir tuzağa, baskı aracına dönüşür.

özgürlüğün sınırlarını çizenler, ortak alandan kendilerine mümkün olan en büyük payı ayırırlar. Ortak olan her hangi bir şeyde yapılan bölüşüm eşit değilse, birileri hak ettiğinden fazla almışsa, başka birilerinin hak gaspı kaçınılmaz olur.

İnsanlığın yaşadığı bütün sorunların temelinde, ortak alanların (düşünsel, ekonomik, siyasal, sınıfsal, ulusal, cinsel, bireysel… düzeyde) eşit bir tarzda bölüşülmemesi yatıyor. Başka bir ifadeyle, sorunların kaynağı, alan genişletme ve bununla bağlantılı olan alan daraltmadır diyebiliriz.

Kendilerine en geniş alanı hak olarak gören ve buna uygun bir paylaşım gerçekleştiren güçlü devletleri sorunun tek sorumlusu, alan daraltan tek güç olarak görmek, kısmi özgürlüklerin, haklı alan genişletmelerin önünü kesmektir.

Türkiye'de, ‘Emperyalizme karşı ortak mücadele' söyleminin, başta Kürdler olmak üzere hem ulusal hem de sınıfsal ve bireysel düzeyde ‘kısmi' alan genişletme çabalarının önünü kesmesi gibi.

Alan genişletme-daraltma noktasında en çok söz sahibi olanların emperyalist devletler olduğu bir gerçektir. Emperyalist devletlerin, kendi aralarında bile güçleri oranında alan genişletebildikleri ve eşit bir alana sahip olmadıkları da bir gerçektir.

Alan genişletme-daraltma, en güçlü devletlerden en güçsüzlerine, en güçlü sınıflardan/katmanlardan/gruplardan en güçsüzlerine, en güçlü bireylerden en güçsüzlerine kadar herkesi kapsar ve yaşanan olumsuzluklara (güçleri, etkileri oranında) herkesi ortak eder.

En güçlüsünü dışında tutarsak, ( Ki en güçlüsü de, güvenlik, mevcut durumu koruma, korku gibi nedenlerden dolayı farklı bir boyutta da olsa ikili bir role sahiptir) her devlet/kurum/sınıf/grup/birey ikili bir rol oynamaktadır.

Bu rollerden biri, daraltılmış alanı genişletmeye yönelik özgürleştirici bir özellik taşırken, diğeri de, başkalarının alanını daraltmaya veya daraltışmış alanı korumaya yönelik baskıcı bir özellik taşımaktadır.

Emperyalistler, üçüncü dünya devletlerinin alanını daraltırken, alanı daraltılan ve sömürgeci bir yapıya sahip olan bazı üçüncü dünya ülkeleri de ezilen halkların/ulusların alanını daraltmaktadır. Alanı oldukça daraltılan (özellikle ulusal açıdan) sömürge bir halk içindeki bazı güçlü gruplar görece daha güçsüz olan diğer grupların alanlarını daraltmaktadırlar. Aynı şekilde, insani açıdan birçok mahrumiyet yaşayan ve komşusuna göre daha güçlü olan bir aile de yaşadığı köyde bir başka ailenin alanını daraltabilmektedir.

Büyükten küçüğe, devletten bireye doğru kesintisiz bir alan daraltma anlayışı, aile içine kadar kendisini göstermektedir; kadının alanını erkek daralttığı gibi, kardeşler arasında bile kendisine daha çok alan açan diğer kardeşinin alanını daraltabilmektedir.

Bu çerçevede baktığımızda, yapılmış ve yapılan büyük haksızlıkların/alan daraltmaların yanında çok basit kalsa da, hemen hemen herkes bir başkasına haksızlık yapmış veya yapabilecek durumdadır. Bu nedenle, başta ‘sömürgenin sömürgesi olmaz' gibi klişeleşmiş ve özgürlüğün, insanın ikili rolünü göz ardı eden bütün yaklaşımların gerçeği yansıtmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

                           özür Dileyebilmek Bir Erdemdir 

Herkes haksızlık yapabiliyor(muş) gerçeğinden hareket edersek, haksızlık yaptığımız/alanını daralttığımız insanlardan özür dilemek gibi ahlaki bir sorumlulukla karşı karşıya kalırız.

Bu ahlaki sorumluluğu yerine getirebilmek, bunun olması gereken olduğu noktasında tereddütsüz olmak için de düşünsel alanda özgürlüğe dair yanlış anlayışları aşmamız gerekiyor.

“Herkesin özgürlüğü aynı yerden başlar ve aynı yerde biter” önermesini ilke düzeyinde kabul ettiğimizde, hem egemenlerin dayattığı özgürlük anlayışlarının etkisinden kurtuluruz hem de haksızlık yaptığımız/alanını daralttığımız insanlardan özür dilemenin bir lütuf değil insan olma iddiamızın geçerliliğini sağlayan bir koşul olduğunu görürüz.

Güçlüden/alan daraltanlardan özür dilemek, haksızlık yapmış olma duygusuyla açıklanamaz; olsa olsa korkaklık, çıkar, gelecek endişesi gibi nedenlerle açıklanabilir; böyle olduğu için de bu tür özür dilemelerin erdemliliğinden söz edilemez.

Buna karşın, daha ‘güçlü' olmaktan kaynaklı olarak haksızlık ettiğimiz/alanını daralttığımız ve bize maddi/somut bir getiri sağlayamayacak durumda oldukları için de mağdurlardan özür dilememiz medeni bir cesarettir, erdemliliktir…

Doğru bir özgürlük anlayışının yerleşmesi için, küçükten büyüğe, basitten karmaşığa doğru adım atmakla başlayabiliriz: Erkek, eşinden ve çocuğundan- Güçlü kardeş, diğer kardeşinden- komşu, komşusundan- güçlü grup, diğer bir gruptan özür dileyerek ilk adımları atmaya başlarsa, en tepedeki güçlülerin yaptığı haksızlıklara karşı birlikte mücadele etmek için sağlıklı bir zemin oluşturmuş oluruz.

                         özür Dileme Kampanyası Ve Gösterilen Tepkiler 

Bir grup aydın tarafından başlatılan özür Dileme Kampanyasına gösterilen tepkilerin nedensel farklılığı, onları ayrı ayrı değerlendirmeyi gerektiriyor.

Birincisi; her türlü olumlu değişime direnen, demokrasinin önünü açabilecek ve halklar arasında barış yolunu açabilecek her adıma, ‘bölünme, dış güçlerin oyunu, vatan elden gidiyor' gibi gerekçelerle tepki gösteren çevrelerdir. Bu çevrenin ‘özür Dilme Kampanyasına' gösterdiği tepki, Kemalist Cumhuriyetin seksen beş yıllık politikasının dışa vurumuydu ve beklenen bir tepkiydi.

İkincisi; özür dileme kampanyasına, sorunun tanımlan(ama)ması (soykırım) ve kapsamın (soykırıma uğramış diğer halkları kapsamaması) darlığı nedeniyle tepki gösterenlerdir.

Bu tepkiyi gösterenler, atılan adımın olumlu olduğunu, bu nedenle desteklenmesi gerektiğini, ama yetersizliğinden dolayı da eleştirilerek aşılmasını ve daha gerçekçi bir yaklaşımın sergilenmesi gerektiğini dile getirdiler. Bu kesim, özür dilemeye karşı çıkmadı, bunun daha ciddi bir biçimde ifade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Sayın İsmail Beşikçi'nin, bildiriyi imzalaması ve ardından bildirinin eksikliklerini vurgulama gereği duyarak ‘Büyük Felaket” mi, Soykırım mı' başlıklı yazıyı kaleme alması anlamlıydı.

 Bu yaklaşım, iyinin, doğrunun, ilericiliğin yaşanan toplumsal koşullardan bağımsız ele alınamayacağını, belli koşullarda bazı olaylar değerlendirilirken, mutlak olarak olumlama/olumsuzlama yerine,  iyi, doğru, ilericilik gibi kavramlara ‘göreli' bir anlayışla yaklaşılmasının önemini göstermesi bakımından öğretici bir işlev gördü.

‘özür Kampanyasına' Kürd politik çevrelerinden farklı kaygılarla farklı tepkiler geldi.

Kaygıyı da barındıran tepkilerden biri, ‘Soykırımın sorumlusu devlettir. Bireysel anlamda bazı Kürdler soykırımda rol oynamışsa da, bu, Kürdlerin özür dilemesini gerektirmiyor. özür dilemek Osmanlı'nın suçlarına ortak olmayı kabullenmektir' şeklinde özetlenebilir.

Bu anlayışta olanların haklı oldukları taraf, ‘soykırımdan devlet sorumludur' görüşüdür. Soykırımlar örgütlü yapılar tarafından ve belli amaçlarla yapılır kuşkusuz. Böyle olmasaydı insanlık tarihinin uzun bir döneminde bir birlerine karşı şiddet uygulayarak yok etmeye çalışan kabileler/halklar soykırımcı ilan edilirdi ve tarihsel arka plan dikkate alındığında da soykırımcı olmayan bir halka rastlamak hemen hemen olanaksız olurdu.

örgütlü yapılarla halk ayırımı yapıldığı için “Almanlar soykırımcıdır” denilmiyor (ki diyen çıksa da yanlışlığı vurgulanarak eleştirilir.) bunun yerine doğru olarak, ‘Naziler/Hitler/Dönemin Alman devleti soykırım uyguladı' deniliyor. Aynı şekilde 1915 ve devamı soykırım ve katliamlardan dolayı da,  ne Osmanlı idaresindeki halklar ne de Türk halkı ‘soykırımcı' olarak anılıyor; Osmanlı devleti ve Türkiye Cumhuriyeti devletidir soykırım ve katliamlardan sorumlu olan.

Yakın tarihte yaşanan Halepçe'deki Kürd soykırımından dolayı da, Arap halkını suçlamak mümkün değildir. Suçlu, Saddam/Baas rejimi/Dönemin Irak devletidir kuşkusuz.

Bu örnekler, ‘özür dilemek, Kürd halkını da soykırım suçuna ortak eder' kaygısı taşıyan Kürdlerin gereksiz bir kaygı içinde olduklarını gösteriyor.

Başka bir kaygı ise, ‘soykırımda bazı Kürdlerin de rol aldığını kabul etmek ve bundan dolayı özür dilemek, başka talepleri (tazminat, toprak gibi) gündeme getirir. Ayrıca, Devlet/devletçiler bundan yararlanarak kendilerini aklama yoluna gidecek ve Kürdleri soykırım yapmakla suçlayacaktır' Anlayışıdır. Bu anlayış ile devletin Kürd sorununa yaklaşımı arasında paralellik olması dikkat çekicidir.

Bilindiği gibi devlet/devletçiler, ‘ Kürdlerin varlığını kabul edersek, kendi dillerini/kültürlerini yaşamaları gerektiğini de kabul etmek zorunda kalırız. İstekler, zincirleme olarak ayrı bir devlet kurmaya kadar gider' anlayışını sıklıkla dile getirmektedirler. Ve bu nedenle de, en temel doğruyu (Kürdlerin varlığı gibi) bile inkâr etmek zorunda kalıyorlar.

Doğruyu, ‘ne getirir ne götürür' kaygısı taşımadan savunabilmeliyiz. Birileri kullanacak diye doğruyu savunmaktan vazgeçersek, devletin, her türlü haklı talebi “terörizm, dış güçlerin maşası, hain” gibi nitelemelerle mahkûm etmeye çalışmasından dolayı da, her türlü ulusal-demokratik taleplerimizden/doğrularımızdan da vazgeçmemiz gerekiyor o zaman.

Devletin, yapacağı propaganda ile Batılı devletleri yanlış yönde etkileyebileceği ve böylece Kürdlerin soykırımdan sorumlu gösterilebileceği kaygısı da yersizdir. Sanki Batılı devletler 1915 ve sonrasında yaşananları bilmiyormuş gibi bir yaklaşım içinde olmanın naiflik dışında bir açıklaması olamaz.

İngiliz işgalinden sonra İttihat ve terakki mensuplarının yakalanıp soykırımdan dolayı yargılandıkları; bu yargılama sonucu Ermeni soykırımından suçlu bulunan Boğazlayan kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in idam edildiği; tutuklanıp yargılanan ittihatçıların bir süre sürgüne (Malta'ya) gönderildikten sonra İngilizlerin eğitimi ve onayıyla tekrar önemli görevlere iade edildikleri bilinen gerçekliklerdir. 

Bundan dolayı dönemin olayları hakkında Batılı devletlerin (özelliklede İngiltere'nin) bizden çok daha fazla bilgiye sahip olduklarını rahatlıkla söylenebilir.   Dahası, 1915 soykırımının örtbas edilmesinde Batılı devletlerin rolünü görmemek, bu rolden dolayı Türkiye Cumhuriyetinin hala diyet borcunu neden ödediği gerçeğini de doğru değerlendirememek olur.

Sonuç olarak; 1915'te İttihat-Terakki ile başlayan, onun devamı olan T.C ile devam edip günümüze kadar gelen soykırım ve katliamların sorumlusu devlettir kuşkusuz. 

özellikle gayrimüslimlere karşı uygulanan soykırımda bazı Kürdlerin de rol aldığı gerçeğini tartışmak ise abestir.  

Binlerce Kürdün büyük annesinin gayrimüslim olduğu ve bu akrabalığın gönüllülük esasına dayanmadığını da hepimiz biliyoruz. 

Ermeni, Süryani, Keldani, Yezidi ve diğer gayrimüslim halkların mallarına el konulduğu; kiminin bu coğrafyadan silindiği kiminin de silinmek üzere olduğu da tartışmasız bir gerçektir. 

Türk aydınlarının başlattığı özür dileme kampanyası, eksiklerine karşın olumlu bir girişimdir. Bu girişimi aşmak ve daha gerçekçi bir yaklaşımla olayları değerlendirmek, uygun somut adımlar atmak insan olmaktan kaynaklı bir yükümlülüktür. 

 özgürlük için en çok bedel ödeyen halklardan biri olan Kürdler,  soykırımın ortakları/onaylayıcıları olmadıklarını somut adımlarla göstermelidirler.  

özgür bir Kürdistan'ın gerçeklik kazanması, Kürdistan'da yaşayan her inancın, her halkın en az Müslümanlar/Kürdler kadar özgür olmasıyla olanaklı olacaktır.

Toprağından/tarihinden zorla kopartılan halkların geri dönmesi ve eşit koşullarda özgürce birlikte yaşaması için ‘herkesin özgürlüğü aynı yerden başlar aynı yerde biter' anlayışının benimsenmesi ve buna uygun davranılması gerekiyor. 

Soykırımın tanınması tazminat ve toprak iadesini gerektirir. Birçok insanın bu kaygıyı taşıdığı da bir gerçektir. Tazminatın ve toprak/mal iadesinin muhatabı devlettir kuşkusuz. Ancak, bireyler de, geçmişte komşuluk yaptığı insanların geri gelmesi ve toprağında özgürce yaşayabilmesi için küçük adımlar atabilmelidir. Geçmişte komşusuna ait olan ama bu gün kendi mülkiyetinde olan toprağı bölüşmeye hazır olmalıdır en azından. Bunlar küçük, ama insani adımlardır. Tıpkı alan daraltmalarda oynadığımız küçük roller gibi olumsuzluğun telafisinde de küçük roller oynayabilmeliyiz.   

Bu coğrafyada yaşayan herkesin, geçmişte yaşayıp yok edilen veya bugün (az sayıda da olsa) yaşayan ve alanı daraltılan insanlara karşı bir özür borcu vardır; hiçbir komplekse kapılmadan bu özür dilenebilmelidir.

               

Yorumlar (6 gönderildi):

Harpagos .. 27 Dec, 2008 10:46:09
avatar
Sayın Boti yazınızın içerik teması bayağı doyurucu,bir sürü felsefi ve sosyolojik verilerle,emek verilerek açıklanması olayı netleştiriyor.

Ama...?

Gerçekten değer mi bu konuya bu kadar emek sarfetmek!.

Kendimi bildim bileli iki konudan uzak durdum. Biri Kıbrıs sorunu diğeride Ermeni Soykırımı.

Bu iki konu haberlerde,gazetelerde,tv... gördüğümde her zaman nedenini açıklayamadığım düşünsel içgüdülerim ile ES geçerim.

Haa az çok farkındayım konuların ama daima bir samimiyetsizlik,sahtelik,oyun,light..vb. bityeniği olduğundan kesin yakınırım.

Yani diyeceğim Ermeniler diğer kıta savaşlarda resmi olarak gerçekleşen ama osmanlıda apolitikçe gerçekleşen bu fenomeni ne Ermenilerin Türkiyeye dayattığı şekilde, ne Türklerin hiç olmamış itiraz şekli ne de aydınların ne amaca hizmet edeceği belli olmayan light şekli özür dilemesiyle yaralar sarılır,sorun çözülür.

BİZ KÜRTLER BU GÜNDEMLERDEN UZAK DURMAMIZ EN MANTIKLISIDIR BENCE.
Saygılar.
Ali Merwan .. 28 Dec, 2008 03:22:05
avatar
sayın Boti yazınız için teşekürler ancak bu özür dileme kampanyası beni hiç sarmadı.çünkü ezen ulus milliyetçileri kendi egemenliği altındaki gasp ettikleri ve sömürgeleştirilmiş halktan özür dilemezse özrü kabul edilmez.Osmanlının doğumundan günümüze kadar soykırımlar ve katilamlar hala devam ederken Ağrı,Dersim,koçgiri,zilan,Şeyh sait ve 12 Eylülden günümüze kadar yapılan soykırımlardan özür dilemeyecekse benim için onların özrü kabahatından beterdir.Çünkü ben önce Kürdüm,Milliyetçiyim sonra devrimciyim ezilen ulus devrimcileri milliyetçi olmadan devrimci olamazlar.
Dikran .. 07 Feb, 2009 05:21:52
avatar
sevgili harpagos sana bi hikaye anlatayım
bir gün bir ermeni papazı bir kürt ve bir türk yolda yürürlermiş ve birden susamışlar etraflarına bakmışlar ne yapabiliriz die, sonra haman yanlarındaki bahçeyi fark etmişler ve ve bahçeye girip ağaçta toplanmamış meyveleri yerek susuzluklarını gidermeyi düşünmüşler. ermeni papazı kürt ve türk meyve ağacındaki meyveleri yemeye başladıklarında bahçenin sahibi gelir. bahçenin sahibi önce ermeni papazına yaklaşır ve 'sen nasıl cesaret edersin bir müslüman ve türkün bahçesine girip meyvesini yemeye, buna nasıl cesaret edersin' der ve başlar papazı dövmeye. diğer kürt ve türk papazın dayak yemesine sessiz kalmışlardır, kendilerinin bu durumdan zarar görmeden kurtulacağını düşünmektedirler, daha sonra bahçenin sahibi kürdün yanına yakllaşır ve ona der 'tamam sende benim gibi müslümansın ve dinimiz aynıdır, peki sen bir kürd olarak nasıl cesaret edersin bir türkün bahçesine girmeye ve meyvesini yemeye' der ve dayaktan oda kurtulamaz oda ermeni papaz gibi bi güzel dayak yer. türk bu durumada paçayı kurtardığını sanar ve dayak yemeden kurtulduğunu düşünerek kıs kıs gülmeye başlar. tam bu sırada bahçenin sahibi türkün yanına yaklaşır ve ona der 'sende benim gibi müslüman ve türksün peki sen neden izin veriyosun bir ermeninin ve kürdün, bir türkün bahçesine girip meyvesini yemesine'der ve başlar türkü de bi güzel dövmeye. ermeni papazı ve kürd gibi dayak yiyen türk kürdün yanıan yaklaşarak der ki '' papazı dövdürtmeyecektik'''
şimdi sevgili arkadaşım şunu unutmaki yan başında ezilen biri varken sessiz kalmak susmak bu acıları kabullenmektir. kürdler haklı talepleri için birçok alanda mücadele verirken sen sadece kendi haklarını düşünüp kendi çıkarın için biz susmalıyız dersen unutmaki sen mücadelende asla başarılı olamazssın bu ülkeye demokrasi anacak nezaman gelir sana söyleyeyim. kürtler ve ermeniler birlikte hareket etmedikleri sürece haklı davalarını kaznalamarı bana çok geliyor çünkü ikisininde sorunu da aynı. demokratikleşme sorunu. ermeni soykırımı kabul edildiği zaman bilki kürdlerin sorunu da çözülecek yada kürdlerin sorunu çözüldüğü zaman ermeni soykırımı da kabul edilecektir. tarihte de hatta yakın tarihimizde de kürdler ve ermeniler birlikte hareket etmişleridir. düşünsene 1980lerde 'kürd' kelimsei ve 'ermeni soykırımı' tabu iken şimdi hak arama mücadelesi içine girmişiz. aslında örnekler çoktur.
sana sadece şunu söyleyeyim susmak gerçekten kabullenmektir ve asla bir çözüm yolu değildir
aram tepeyan .. 07 Feb, 2009 09:15:32
avatar
önce dikrana selam.Saygideger baskin hoca ve digerlerini selamliyor basarilar diliyorum,aydin olmak budur iste.harpagos seni geciyorum.Gönul isterdiki bu özür kampanyasikürdistan-Hayastanda dalga dalga gelissin cünkü bugün yasadigimiz topraklarda daha düne kadar ermeiler yasiyorlardi her dagin her tasin altinda bir ermeni cenazesi var,bugün onarin baginda bahcesinde hatta evlerinde kürtler oturuyor hangi bir kürt babasindan dedesinden ermenilerle ilgili bir hikaye duymamistir.Kürtler ermeniler farslar hem ari hemde zerdüstidirler binlerce yil beraber yasamislar en cok kürtlerin konusmasi gerekiyor ama halen tabu olarak bakiyorlar.Mesela DTP niye bir sokaga ermenice bir isim veremiyor veya niye bir bu suryanide olabilir aday gösteremiyor.Zaten bircok yerin isimleri ermenicedir örnek Sasun,XARPET;PALUVI yani PALU;VANG; VARTAN yani varto,ERDIGARIN; CABAKCUP yani bingöl ve daha bircok köylerimizin isimleri. ARARAT demek URARDU demektir.
Harpagos .. 14 Feb, 2009 05:16:36
avatar
Sayın Aram ve Dikran, benim ermenilerle sorunum yok kesinlikle.
Benim eleştirim şu an dünya kamoyundaki Kıbrıs ve Ermeni soykırımı politik savunucuları
halktan gelme olmayan, salt büyük kapitallerin arkasında olan lobi,örgüt..vb çevrelerin elinde olmasıdır. İnanın BM ve turk ordusu elinde olan bir kıbrıs sorunu ile ABD deki ermeni lobilerin elinde olan ermeni soykırımı politikaları bu kimliğe ait halklara hiç bir huzur ve çözüm vermeyeceklerinden eminim.

Ermeni soykırımından tutmak temel çelişki değildir.Önce ermeniler bağımsız politikaya yani kendilerini lobilerden sıyırıp kendi iradesiyle siyasetini yapması lazım.
Şu an ermeni halkı devletteki mafya ile boğuşuyor ve fakirlikle.
Ermeni halkının yanındayım ama ermeni soykırımı politikalarının değil.

Şu an T.C.nin özür dilemesi ermenistanın demokratikleşmesine hiç bir yararı olmayacaktır.

Yanlışam yinede özür dilerim sizlerden.
Selim .. 16 Feb, 2009 08:47:03
avatar
Sayin Harpagos yorumlariniz çeliskilerle dolu,Ermeni ve Kibris konusuna duyarsiz olmaniz sizin sorununuzdur ama benzer bir talebi Ermeniler'den istiyor olmaniz mantik disidir.
Kurdler sadece Ermeni Soykirimi konusuna degil kendilerini ilgilendiren sorunlarada duyarsizdir. Benim Irakli Kurd arkadaslarim var, Turkiye'de Kurd orgutleri içinde Suriyeli, Irakli ve Iranli Kurdler'in Turkiyeli Kurdlerin davasi için mucadele etmelerine ragmen, Turkiyeli Kurdler'in kendilerini ilgilendiren konulara sessiz kaldigini soyluyorlar.

Turkiye Kurdleri Ermeni ve Suryani Soykirimlarin'da zaten hep Osmanli cephesinde yer aldilar, yine Turkiye Kurdleri 1925 Piran ,1938 Dersim katliamlarini sadece uzaktan izlemekle yetindiler.
Ulusal anlamda kendi orgutlerinden çok Turk Partileri etrafinda birlestiler ,yerel seçimlerde kendi adaylarini degil Turkçu adaylari desteklerdiler.

Bir ornek daha verecegim ,Benim Belçikali arkadasim bir keresinde soyle demisti "Turkiye 200.000 Kurd ile bas edemiyor" bende cevap verdim "Kurdler 200.000 degil 40 Milyonluk nufusa sahipler" arkadasim sasirdi "o halde niye devletleri yok?"
Kurdler'in niye Devleti olmadigini Ermeniler'in ve Suryaniler'in neden yok edildigini mualesef Kurdlere sormak gerek.

Ermeni Soykirimi sana gore bir dayatmaysa Kurdler'in kendi ulusal haklarini talep etmeleride Turkiye'ye yonelik dayatma olmuyor mu?
Konulari mantiklica ele aldiginizda dusunsel olarak çok gerilerde yer aldiginizi goreceksiniz.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: