BAĞIMSIZ / BÖLÜNMÜŞ KÜRDİSTAN
PKK tarafından ilan edilen ateşkes, öncesi ve sonrasıyla, yapılan görüşmeler ve açıklamalarıyla, Kürd halkı açısından yeni bir sürecin başladığına dair bir çok ipucu sunuyor. Ancak bu yeni sürecin neler getireceği ve nasıl sonuçlanacağı konusunda net bir şeyler söyleyebilmek oldukça zor. Bu zorluğu sağlayan en önemli neden, süreçte aktif olarak rol oynayan aktörlerin çokluğudur.
Amaç ve beklentileri farklı olan tarafların çözüm konusunda net ve uzlaşı içinde olduklarını söylemek olanaklı görünmüyor. Müdahillerin çıkarlar noktasında, en az ortaklıklar kadar çatışmaları da söz konusu olduğu için, her müdahilin kendi adına istediği sonucu elde etmesi olanaklı görünmüyor. Böyle bir durumda mümkün olduğunca amaçlanan hedefe yaklaşmak tarafların isteği olur. Karmaşık sorunların sağlıklı yorumlanabilmesi, soruna taraf olan güçlerin belirlenmesi; bu tarafların beklentileri, avantaj/dezavantajları; sorunun insanlık tarihiyle ilişkilendirilerek değerlendirilmesini gerekli kılıyor…
Özel temsilci atayarak aktif bir rol üstlenen Amerika’nın bu hamlesini, Büyük Ortadoğu Projesi ile bağlantısında ele almak gerekiyor. Varlık koşulu sömürü olan bir devletin sorunlara yaklaşımında çıkar belirleyici bir rol oynar.
Demokrasi,Özgürlük, insan hakları gibi değerlerin kendi başına bir amaç olarak benimsendiği insan merkezli anlayışların aksine, varlık koşulu sömürü olan anlayışlar açısından bu değerler sadece bir araçtır ve çıkarlarına hizmet ettiği veya en azından engel teşkil etmediği ölçüde bir anlam ifade eder. Bu çerçevede bakıldığında ABD’nin söylemlerine itibar etmek yerine, çıkarlarının gereğini yapacak olması gerçeğini gözden kaçırmamak gerekiyor.
Çıkarları Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde yatan Amerika’nın, yeni şekillenmeden yarar uman ve bunu onaylayan kesimlerle ittifaklar geliştirmesi anlaşılırdır.
Kürd halkının göreceli özgürlüğü, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinden yana olması için geçerli bir nedendir. Amerikanın Güneyli Kürdlere yaklaşımına insancıl bir anlam yüklemek ciddi bir yanılgı olur. Devletlerarası ilişkilere dostluk’, ‘dayanışma gibi insana özgü değerleri yüklemek, devletin temel özelliklerini göz ardı etmek anlamına gelir. Ancak, Kürd halkının yaşadığı olumsuz koşullar dikkate alındığında, Amerika ile yakınlaşmasını (‘sol’, ‘din’ veya başka bir şey adına) eleştiri konusu yapmak haksızlık olduğu gibi, dört sömürgeci ülkenin politikalarına hizmet etmek anlamına da gelir.
Amerika çıkarı gereği, Kürdler ise zorunluluktan dolayı yakın ilişki içindeler ve birbirlerini kaybetmek istemiyorlar. Olması gerekene yeteri kadar yaklaşılmamış olsa da, Güney Kürdistan’daki durum Kürd halkı açısından çok önemli bir kazanımdır; Güneydeki Kürd liderler, bu kazanımı korumak için ‘kuzey Kürdlerinin Türkiye ile entegrasyonuna onay verebilirler. PKK’nin bazı yüzeysel iyileştirmelerle sınırlanan talepleri ve Türkiye’nin üniter yapısı içinde sorunun çözümü(!) için gösterdiği çaba, bu olasılığın gerçekleşmesini daha da kolaylaştırmaktadır.
Amerika’nın tamamıyla gözden çıkarmak istemediği bir başka güç ise, T.C dir. Kürd halkının hak gaspı ve inkarı üzerine inşa edilmiş olan Türkiye, Kürdlerin özgürleşmesi oranında güç kaybedeceğinin bilincindedir. Gelinen noktada dayanılan temelin ortadan kalkmaması için ufak sarsıntılara razı olmak zorunda kalan bir Türkiye söz konusudur; tümden kaybetmek yerine kısmen kaybetmek ve sömürü sürecini mümkün olduğunca uzatmak…
Her üç tarafın (Amerika, Türkler ve Kürdler), arzularına tam olarak denk gelmese de, içinde bulunulan koşullar ve güç dengeleri hesaba katıldığında, Güneyde bağımsız bir Kürd devleti, Kuzeyde ise Türkiye’nin egemenliğinde kalacak Kürdistan parçası” onay verebilecekleri bir projedir.
Ateşkes öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler böyle bir olasılığın ihtimal dahilinde olduğunu söyleyebilme olanağı veriyor. Ancak bu olasılığın bir çok olasılıktan sadece biri olduğu gözden kaçırılmamalı. Böyle bir projenin hayata geçirilmesinin olanaksız olmadığı, İRLANDA ÖRNEĞİNDE görülebilir. Klasik, böl ve yönet anlayışının sonucu olarak, David LIoyd George biri Kuzey İrlanda, diğeri Güney İrlanda için olmak üzere iki parlamento kurarak kontrolü elinde tutmaya çalıştı. Güneyde (1921) bağımsız İrlanda’ya karşın, kuzeyde hala devam eden İrlanda sorunu, Kürdler açısından önemli bir deneyim ve ders çıkarma imkanı sunuyor.
Kürdistan’ın mevcut durumu ile İrlanda’nın parçalanma aşamasındaki durumu kıyaslandığında, bazı ortak yanlar dikkat çekicidir. Toplumların evriminde (özgünlüklere karşın) yaşanan aşamalar benzerlikler gösterir; bir ülkede yaşanan aşamaya yüz yıl sonra başka bir ülkede rastlanabilir. Bu durum, tarihten olumlu dersler çıkarabilme açısından oldukça önemlidir.
İnsanlığın tarihsel deneyimlerinden gerektiği gibi yararlanabilmek, tarihe yüklenen anlamla bağlantılıdır. Tarihi, özellikli ve üstün insanların eseri olarak görenler (Öcalan ve izleyicileri gibi) olduğu gibi; Doğaüstü bir gücün kendini gerçekleştirmesi (bilimi, mistik düşüncelerle, vahilerle açıklamaya çalışanlar gibi) olarak görenler de vardır. Bu anlayışların sağlıklı bir değerlendirme yapması beklenemez.
İnsanların amaçlarını gerçekleştirme isteği ve bu istek doğrultusunda çabalamasının eseri olarak tarih, doğadan farklı olarak insanlar tarafından yapılır. Tarihin hem yasalı hem de müdahale edilebilir olması, insanın verili, önceden belirlenmiş koşulların içine doğmasıyla açıklanabilir;insan kendi tarihini yaparken istediği gibi yapma olanağına sahip değildir.
Önceden belirlenmiş koşulları ortadan kaldırma olanağına sahip olmayan insan, gidişat üzerinde etkide bulunma ve olumlu değişimler yapma potansiyeline sahiptir. Toplum tarafından belirlenen bireyin toplumu etkileyebilmesi ve değişimine katkı sağlayabilmesi, diyalektiğin karşılıklı etkileşim ilkesinin gereğidir. Tarihten ders çıkarma ve yararlanma, onun bilimsel olarak değerlendirilmesiyle olanaklıdır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz