ÖCALAN KARDEŞLERLE UZLAŞ(MA)MAK
İnsanların değişmezliğini iddia etmek, onların atalarından kalıt olarak aldıkları özelliklerin değişmediğini , kendilerine yeni bir şey katmadıklarını/katamadıklarını söylemektir. Bu anlayış, biyolojik belirlenimciliğin, ırkçı - faşist söylemlerine temel dayanak oluşturur.
Hayvanlarda bile bazı değişimlerin olabileceğini; daha önce şartlı olan bazı reflekslerin zamanla şartsız reflekslere dönüşebileceğini Pavlov’un çalışmalarından biliyoruz. Doğa ile tek taraflı ve edilgen bir ilişki içinde olan hayvanların bile (az da olsa) değişimi söz konusuyken, insanların değişmezliğini iddia etmek mantıksal açıdan olanaklı değil. Hayvanların doğal yanına karşılık, doğal- kültürel etkenlerin etkileşiminin ürünü olan insan, değişimi yapısında barındıran bir varlık olma özelliği taşıyor.
Bu belirlemeler ışığında bakıldığında ÖCALAN kardeşlerin de (Abdullah ve Osman) değişebileceğini, dönüşebileceğini varsaymak zorundayız. Çünkü, (etik bir anlam yüklememek koşuluyla) insanı tanımlayan doğal – kültürel varlık belirlemesi Öcalan kardeşleri de kapsıyor. Önemli nokta, Değişim ile gelişim arasındaki farklılıktır; her değişim olumlu yönde olmak zorunda değildir; bazen de değişim olumludan olumsuza doğru yol alır ve bu yol alış karşıtında da son bulabilir…
Osman Öcalan’ın, Abisinin denetimindeki partiden (hangi ismin kullanılacağına insan karar veremiyor, pkk mı, kkk mı, kongra gel mi?) ayrılması, ayrılıp oluşumuna katkı yaptığı yapı’dan da ayrılması, abisi tarafından azarlanıp-affedilmesi v.s. gelişmelerden sonra yeni söylemiyle kamuoyunun karşısına, sıkça çıkmasına tanık oluyoruz bu günlerde.
Özellikle son günlerde Sayın Gülmüş nezdinde, abisinin denetimi dışında hareket eden insanlara yönelik suçlamaları dikkat çekicidir. Osman Öcalan ne yapmaya çalışıyor? Gerçekten değişti mi? abisiyle çelişkileri(!) inandırıcı olabilir mi? kendisini çok mu zeki sanıyor veya insanları çok mu aptal sanıyor? Onu kim/kimler yönlendiriyor ve amaçları nedir? Uzlaşma çağrıları ciddiye alınmalı mı? Çoğaltılabilecek benzer sorulara, cevap aramak için başka kaynaklara başvurmaya gerek duymadan, kendisinin kaleme aldığı varsayılan, UZLAŞMA KAZANDIRIR KAVGA KAYBETTİRİR adlı son yazısından yararlanarak bazı soru işaretlerinin giderilmesine çalışılacak…
O.Öcalan:
“Ulusal hareketin başarısız grup ve kişileri çeşitli gerekçeler ileri sürerek düşmanlık yaparlar.Başarısızlıklarının gerçek nedenini görüp gidereceklerine Öcalanların başarısını kendi başarısızlıklarının nedeni olarak görürler .Her şeyi bir tarafa bırakıp enerjilerini Öcalan düşmanlığı için kullanırlar
Görüldüğü gibi Osman Öcalan abisini sahiplenmekle kalmıyor, kendilerini başarılı da buluyor! Bu yaklaşımı, pkk’ya yönelik eleştirisini geçersiz kılıyor ve bu eleştirisinde samimi olmadığını gösteriyor:
O.ÖCALAN
“Kuzeyde Kürt siyasetinin etkin gücü PKK tekelci anlayışta ısrarlı.Kürt sorunun çözümünü kimseyle paylaşmak istemiyor.Başka siyasi güçlerin gelişmesine son derece tahamülsüz .Ne varki kendisi işin altında kalkamıyor.Kürt siyasetinin eski-yeni çok sayıdaki diğer grupları ise güç olmaya yeltenmiyor.Kurdukları itifaklar PKK’nin aşılması üzerinedir.İtifaklar iç kavgaları besleyen bir mantığa dayanıyor
Osman Öcalan’ın tutarsız beyanlarından çok, kendilerini başarılı bulması insanı derinden üzüyor. Başarıları, binlerce kürd gencini ölüme göndererek onların kanı üzerinde yer edinmeye çalışmakta mı? Disiplin adı altında (sayısı bilinmeyecek kadar çok) devrimcileri iç infazlarla yok etmelerinde mi? bağımsız-birleşik Kürdistan’dan –demokratik cumhuriyete varmalarında mı? miadı dolmuş Kemalizm’i canlandırma çabalarında mı? binlerce Kürd anası ağlarken, şehit analarından özür dilemelerinde mi? yoksa annelerini Türkleştirmelerinde mi acaba? Ortada bir başarı var gerçekten, ama bu Kürd halkının hanesine yazılabilecek bir başarı değildir; bu başarı, Genelkurmayın, Ağar’ın, Kemalizm’in, derin devlet’in hanesine çoktan yazılmıştır bile.
O Öcalan:
“ Çözüm sürecinde ulusal safları kavgaya mahkum etmek, uzlaşma ve dayanışmayı red etmek Kürt düşmanlarından başkasına hizmet etmez .Kürd her zamandan çok uzlaşmaya ve dayanışmaya muhtaçtır.Uzlaşma ve dayanışma;gerek PKK, gerekse önderi Abdulah Öcalan ın hatalarıyla mücadele etmeyi yadsımaz. Kemalizm konusundaki sapmaya herkesten daha şiddetli tepki gösterdim.İçe yönelik siyasal terörü kararlıca mahkum ettim.Güney Kürdistan güçlerine karşı düşmanlık siyasetini boşa çıkarmak için yoğun çaba sarf ettim. Diğer birçok konuda tutum takındım.Bugün ihtiyaç duyarsam tavır almaktan geri durmam.Ama bu düşman olmamı gerektirmiyor.
Abisinin hatalarıyla mücadele edilebileceğini( her ne kadar gerçekçi olmasa da) söylemesi, Osman Öcalan ve abisi açısından önemli bir gelişmedir. Çünkü, Osman Öcalan, tanrılarında hata yapabileceğini dolaylı da olsa söylemeye çalışıyor. Ancak unuttuğu bir şey var, tanrı hata yaparsa tanrı olmaz olsa olsa insanbiçimli (Zeus ve diğerleri gibi) tanrı olur, onların da geride kaldığını, varlık koşullarının kalmadığını kabullenmekten başka çaresi yok gibi.
Osman Öcalan, abisinin üç hatasına vurgu yapıyor ve bu hatalara rağmen uzlaşmaktan söz ediyor. Ancak, hata ile suç’u karıştırıyor galiba! Kemalizm-iç infazlar ve Kürd halkının kazanımlarına saldırıyı hata olarak gören Osman Öcalan’a, bunların hata değil, ihanet olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bu ihanetleri yapan en az T.C kadar suçludur ve bu suçlularla uzlaşılmaz-mücadele edilir..
O. Öcalan:
“Kürt işbilikçileri, ajan ve ihbarcılar devlet devlet kadar Öcalan`lara düşmandır.Çoğu kez yaranmak amacıyla düşmanlıkta devleti bile geride bırakırlar. Bunları azgın düşman statüsünde görmek gerekir
Saltanatlarına karşı duranları ‘ajan’, ‘işbirlikçi’ gösterme alışkanlıkları devam ediyor anlaşılan Öcalan kardeşlerin. Ya boyun eğilecek yada ajan, işbirlikçi ilan edilecek mesajı veriliyor O.Öcalan tarafından. Ajanların başkalarını ajanlıkla suçlaması artık etkili olmuyor; Kuzeydeki değişimleri Osman Öcalan’a aktaran olmamış anlaşılan. Osman Öcalan’ın son zamanlarda sık-sık ve özellikle kullandığı, ÖCALAN AİLESİ ile ilgili bir şey söylemeye gerek yok sanırım, sadece övünülecek bir aileye sahip olmanın çok da kolay olmadığını hatırlatmalı.
Felsefenin bir disiplini olan epistemoloji (bilgi teorisi), doğru bilgi nedir? Kaynağı, geçerliliği gibi sorulara cevap bulmaya çalışır. Filozofların farklı yaklaşımları arasında Hegel’in, “ÖZ KENDİSİNİ GÖRÜNÜR KILAR anlayışı, konumuz bağlamında dikkat çekicidir. Bu anlayışa göre, öz ve görünüş farklı şeylerdir, ama aralarında kopmaz bir bağ var. Bu bağ sayesinde öz’e ulaşma olanağı doğar. Çünkü görünüş, öz ile ilgili ipuçları verir; bu ipuçlarından yararlanarak öz hakkında doğru bilgiye ulaşmak mümkündür. Yani görünüşten öz’e yönelerek kaynağa gidebiliyoruz. Öcalan kardeşlerin pratiği ve samimiyetleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmasaydık da, öz ve görünüş arasındaki etkileşimden yararlanarak az da olsa bir fikir sahibi olabilirdik onlarla ilgili olarak. İki kardeşin resimleri yan yana konulup bakıldığında, ortalama bir insanın onlara güven duyması oldukça zor görünüyor. Görünüşleri de öz’leri de gizlenemeyecek kadar teşhir olan Öcalan kardeşler Çırpındıkça batıyorlar. Öcalan kardeşlerin durumu, “yüz kızartıcı suç işleyenlerin ahlak dersi vermeye” kalkışmalarına benziyor. Utanmayı bilmek, olumlu yönde değişmek için gerekli ilk adımdır. Kimsenin (Öcalan kardeşler dahil) olumlu yönde değişimine engel bir şey yok; ‘utanmayı öğrenme’ koşulunu yerine getirdikleri sürece.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz