Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | ATİLLA YAYLA: BURJUVAZİNİN DEVRİMCİ YÜZÜ

ATİLLA YAYLA: BURJUVAZİNİN DEVRİMCİ YÜZÜ

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 AKP tarafından düzenlenen Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin toplumsal etkileri konulu panele konuşmacı olarak katılan Atilla Yayla’nın, Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” ve “ İleride artık bizlere ‘neden her yerde bu adamın heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar sözleri, Kemalizm tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Kutsallıkların/dogmaların en büyük düşmanları, onların tartışılmasına zemin hazırlayanlardır kuşkusuz. Bu nedenle, hikayeci bir tarih anlayışıyla kutsallıklar yaratan ve bu kutsallıklardan beslenen kesimler, kutsallıklarının tartışılma ihtimali belirdiğinde, bu zemini hazırlayan kişilere karşı saldırganlaşırlar. Bu saldırganlaşmadaki belirleyici etken, varlık koşullarının ortadan kalkma tehlikesidir kuşkusuz. Daha önce Orhan Pamuk, Elif Şafak ve Hrant Dink’e karşı, sistemin bekçileri tarafından gösterilen tepkilerin benzerleri Atilla Yayla da gösterildi. Ancak, Kemalist odaklar son olayda umduklarını bulamadılar.

Atilla Yayla olayı, diğer olaylardan farklı bazı özelliklere sahiptir. A. Yayla, söylediklerinin arkasında durarak tutarlı bir aydın tavrı sergiledi. GALILEI benzetmesi abartılı olsa da, geri adım atmaması, uzlaşma yolunu seçmemesi ve tartışmayı teorik bir zemine çekmesi kendisine destek sunulmasında önemli bir etken oldu. Akademisyen kimliği her ne kadar kendisine bir avantaj sağlamışsa da, esas avantajın liberal kimliğinde yattığını söylemek mümkün. Kemalistlerin yoğun tepki gösterdiği bir anda, Yayla’nın 32. Gün Programına çıkarılması ve kendini ifade etme olanağının sağlanması, liberal kimliğiyle dolayısıyla sermayenin desteğiyle açıklanabilir. A. Yayla’nın çıkışını Burjuvazinin bir sınıf olarak oynamak istediği rolün bir parçası olarak görmek gerekir, aksi takdirde sağlıklı bir değerlendirmeden yoksun kalırız.

Başta asker ve bürokrasi olmak üzere, asalak ve zorunlu ortaklarından kurtulmaya çalışan burjuvazi, özellikle son yıllarda artan bir şekilde politikada ağırlığını koymaya çalışıyor. Bu çabanın somut göstergelerinden biri de, Cem Boyner başkanlığındaki Yeni Demokrasi Hareketinin 1995 seçimlerine katılmasıydı. Cem Boyner ile yaptığı çıkıştan umduğunu bulamayan burjuvazi, TÜSİAD aracılığıyla kendi politikalarını hayata geçirme çabası yanında, T.E.S.E.V gibi sivil toplum örgütleri vasıtasıyla da Kemalist sistemin çözülüşüne yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Mevcut sistem, Burjuvazinin gelişimine ayak bağı olduğu için, aralarındaki uzlaşmaz çelişkilerin kendilerini dayatmasıyla, açık veya gizli bir hesaplaşma yaşanması kaçınılmazdır. Sermayenin Kemalist rejimle hesaplaşması kendi sınıf çıkarlarının gereği olsa da, mevcut toplumsal yapı ve burjuvazinin tarihsel rolü dikkate alındığında, burjuvazinin devrimci/ilerici bir rol oynadığını söyleyebilecek durumdayız. Sermayenin, Gerek Kürd sorunu gerekse demokratikleşme konusunda Kemalistlerden (Kemalizm’in açık veya gizli savunuculuğunu yapan “sol” örgütlerden) daha ilerici tutum takınması anlaşılır bir durumdur.

 İttihat-Terakki’nin (1908) sürecini bir burjuva devrimi olarak değerlendirenler olsa da, bunun klasik burjuva devrimlerinden farklı olduğunu ve sadece kapitalizmin özgün bir biçimi olduğunu söylemek daha sağlıklı/doğru bir yaklaşım olur. Burjuvazinin Avrupa’da (18 ve 19. yüzyıllarda) oynadığı devrimci rolü, Türkiye’de yeni yeni oynamaya başlaması, 1908’den beri işleyen sürecin farklı ve eksik olmasıyla açıklanabilir.

Kaynağını İttihat- Terakkiden alan mevcut sistem, birlikte yola çıktığı müttefiklerini (inkar ve imha yoluyla) devre dışı bırakarak, dinsel-etnik (Türk-İslam) açıdan tekçi/faşist bir anlayışı benimsemiş;böylece, burjuvazinin tarihsel devrimci rolünden uzaklaşmıştır. Kemalist anlayışın, Mevcut toplumsal koşulların gerisinde kalarak gelişimine engel olması, çatışmayı kaçınılmaz kılarak burjuvazinin (gecikmeli olarak) devrimci rolünü oynamasına zemin hazırlamıştır. Başka bir deyişle, nesnel ve öznel koşulların yeni yeni olgunlaştığını söyleyebiliriz.

Atilla Yayla olayını değerlendirirken, a)bireysel olanın toplumsal olanla bağını/etkileşimini göz ardı etmemeli…b) kuramların doğruluğu/yanlışlığı nesnel koşullar oluştuğunda anlaşılabileceğini… c) kuramların göreli ve evrensel özelliklerini ayırt etmemiz gerektiğini… d) tarihsel-toplumsal gelişim yasalarını ve bu yasaların farklı toplumsal koşullardaki işleyişini hesaba katmak durumunda olduğumuzu unutmamalıyız..

Bu geniş çerçeveden baktığımızda, Atilla Yaylayı yüceltmeden, abartmadan desteklemek gerektiği; Kemalist rejime karşı farklı kesimlerin birlikte hareket edebileceği; Liberalizmin, evrensel-mutlak doğru bir anlayış olmadığını,(Liberalizmin dünyada neden olduğu yıkım,açlık,sefalet unutulduğunda, kendi insanlığımızdan da uzaklaşırız kuşkusuz) sadece belli dönemlerde ilerici bir rol oynadığını; Kemalizm ve destekçilerinin kendilerine yakıştırdıkları sıfatlara saldırmak yerine, onları, gerçek, faşist kimlikleriyle mahkum etmeye çalışmak gerektiği ortaya çıkar.

Birilerinin kendilerini nasıl gördüğü önemli değil, gerçekte nasıl oldukları önemlidir. Öcalan üstünden Kürd halkına ve devrimci değerlere saldırmak nasıl ki yanlış ise, Kemalizm ve onun “sol” etiketli destekçileri üstünden Marksizm’e saldırmak da yanlıştır. Öcalan sosyalist olduğu için değil, aksine işbirlikçi ve despot olduğu için eleştirilmelidir.

Aynı şekilde Kemalizm ve “sol” da, sosyalist oldukları için değil, aksine faşist, gerici oldukları için eleştirilmelidirler. Bu ayırım bariz olmasına karşın, bazıları fırsatçılık yaparak bazıları da bilgi eksikliğinden kaynaklı olarak, sol değerlere saldırma gereği duymaktalar. Buna neden gerek duyduklarını anlamak ise oldukça zor…

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0