Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | ÖCALAN – DEVLET İLİŞKİSİNE ‘ERDEMLİ’ YAKLAŞIM

ÖCALAN – DEVLET İLİŞKİSİNE ‘ERDEMLİ’ YAKLAŞIM

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Erdem, Antikçağ Yunandan günümüze dek farklı anlamlar yüklenen bir kavramdır. Erdemle bilgi arasında zorunlu bir bağ kurulduğu gibi, (Sokrates) erdemli olmak, ‘kendini yönetmek’ olarak da görülmüştür. (Protagoras) ‘İnsanın insanlığına güveni’ ve ‘halkın çıkarını kişisel çıkarın üstünde tutmak’ da erdemli olmanın özellikleri olarak dile getirilmiştir. Bu tanım ve yaklaşımların hepsinde de günümüzde sahiplenilecek bazı yanlar vardır kuşkusuz. Ama, kapsayıcılığı ve sürekliliği dikkate alındığında, “kendini aşma” en anlamlı erdem anlayışıdır sanırım. Bireyin yaşamla ilişkisinde sürekli artan bir bilgi söz konusudur. Yeni bilgiler kişi ile çevresi arasındaki ilişki biçiminin gözden geçirilmesini gerekli kılar. Bu ilişki biçiminin gözden geçirilmesi, aynı zamanda kişinin kendisini de gözden geçirmesi anlamına gelir. Süreklilik arz eden değişime bireysel olarak ayak uydurmak, tutuculaşmaya engel olduğu gibi, ilke düzeyinde tutarlı olmanın gerekli koşuludur da aynı zamanda. Kendini aşma eylemine süreklilik kazandıran bireyler, kendi bireysel tarihiyle barışık olmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal sorunların çözümüne de olumlu yönde katkı sunarlar. Bireyin özgürleşmesi, kendisi olması, ‘kendini aşmasıyla’ olanaklı olduğuna göre söz konusu bireyin kutsallıklarla karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olur.

Kürd halkının en büyük “kutsallarından” biri Öcalan’dır kuşkusuz. Kuşkuya yer bırakmayan başka bir gerçek ise, Öcalan’ın Kürd halkının özgürlük mücadelesi önünde en önemli engellerden biri olduğudur. Öcalan- Pilot Necati ilişkisinin Türk basınında da yankı bulması olumlu bir gelişmedir. Öcalan-devlet bağının başından beri varolduğu gerçeğinin Kürd-Türk aydınlarınca yüksek sesle dile getirilmesi sorunların çözümünde olumlu ve belirleyici bir rol oynayacaktır. Özellikle son dönemlerde bu yönde yaşanan yoğun tartışmalar/bilgi alışverişi verimli ve umut vericidir.

Boyun eğmenin ve tarihin üstüne örtü çekme çabasının hala revaçta olduğu bir ortamda, Sayın Gülmüş’ün, yakın tarihin aydınlanması ve kutsallıkların sorgulanmasına yönelik yoğun çabası dikkat çekicidir. Yazılı belgelerle ve tanıklarla iddialarını doğrulamaya çalışan Sayın Gülmüş’e, PKK içinde üst düzey sorumluluklar üstlenmiş ve bu gün ayrıldıklarını söyleyenlerin eşlik etmemesi üzücü ve düşündürücüdür. Gerek halka yönelik eylemler, gerekse iç infazların yoğun olarak yaşandığı dönemlerde karar merciinde olanların suskun kalması, kendilerine yönelik şüphe ve güvensizlik beslenmesini kaçınılmaz kılıyor.

Devletin ahtapot gibi, muhalefetin olduğu/olabileceği her alana el atıp kendine çektiği/çekmeye çalıştığı bir ortamda, Kürdlük adına piyasaya sürülen devlet bağlantılı unsurların teşhir edilmesi yurtsever/devrimci ve de insan olmanın gereğidir.
İnsan olmanın gereğini yerine getiren kişi, kendi bireysel tarihiyle yüzleşmekten kaçınmadan ve kendi payına düşeni de üstlenmesi koşuluyla erdemli olabilme olanağını da yakalamış olur. Ortaya çıkan ilişkilere rağmen sorunu sadece Öcalan ile sınırlı bir çerçevede değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. Öcalan’dan ayrık bir PKK söylemi gerçekçi değil. Çünkü, Öcalan başından beri kendi anlayışını yansıtan bir örgüt oluşturdu ve bu anlayışın dışında olanları da değişik şekillerde ortadan kaldırdı. Sayın Behlül Arami’nin, ‘Şimdide Beni Dinleyin’ başlıklı yazısında ifade ettikleri bu bağlamda anlamlıdır:

“Siz hiç; her şeyin BİRİNİN iki dudağı arasında çıkacak sözle idare edildiği bir parti gördünüz mü? Görmediniz. Biz de görmedik. O zamanki adı geçen PKK daha doğuş aşamasındayken, daha embiryonken, öldürüldü. Onun yerine TEKŞEF’in hakimiyetinin sürdüğü, diğerlerinin işlevsiz bırakıldığı bir şekli PARTi oldu. Bunun da, PKK’yidi ama önüne bir sıfatla: Abdullah Öcalan’ın ANKARA-PKK’si..”

Gelinen aşamada Öcalansız PKK hayalinden vazgeçilmelidir. Çünkü Öcalan’ın, dolayısıyla devletin şekillendirdiği bir yapılanma onlarsız kendisi olmaktan çıkar ve bambaşka bir şey olur. Bunu yapmak yerine Öcalan ve PKK’sını mahkum etmek, PKK içinde mücadele etmiş ve hala mücadele eden devrimci bireylerin mücadelesine saygı duymak ve sahiplenmek gerekiyor. T.C., asker, polis, diğer resmi ve gayri resmi görevlileri suçüstü yakalandığında, ‘kurum/devlet suçlanamaz, bu işi yapan birkaç çürük yumurtadır, temizlenir’ söylemiyle karşımıza çıkıyor.

Şayet bizler de, Öcalan ve etrafındaki birkaç çürük yumurtayla yetinip yapının kendisini sorgulamaktan kaçınırsak, yapının, dolayısıyla Öcalan-devlet anlayışının bir süre daha etkili olmasına katkı sağlamış oluruz.
Öcalan-devlet bağlantısının ortaya çıkarılıp halka anlatılması, Kürd halkının özgürlük mücadelesinde bir dönüm noktası olacaktır. Bunun gerçekleşebilmesine en çok katkı sağlayabilecek insanlar ise, PKK içinde yer almış, özellikle de sorumluluk almış olanlardır. PKK’dan ayrılıp “yeni” bir yapıyla yollarına devam etmeye çalışanlar, bu sürece olumlu katkı yaparak erdemli yaşamanın ön koşulunu da yerine getirmiş olacaklar. Bunu yapmadıkları sürece karanlık tarihin karanlık bir parçası olarak anılacaklardır. Temennimiz birinciyi, yani erdemli yaşama olanağını sağlayacak olan yolu seçmeleridir.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0