Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | DEMOKRASİ: BİREY VE TARAFTAR FARKI

DEMOKRASİ: BİREY VE TARAFTAR FARKI

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Bütün demokrasilerin özünde eleştiri vardır. Demokrasi sadece eleştiri özgürlüğüne ve eleştirel dürtülere ihtiyaç duymakla kalmıyor. Onu asıl eleştirinin kendisi belirliyor… Ama eleştirinin akıldaki ruhun merkezi motifi olarak dünyanın hiçbir yerinde sevilmediği unutuluyor… Kim eleştirecek olursa, “birlik” tabusuna karşı günah işliyor demektir. Eleştirmen bölücü oluverir ve totaliter dönemde akıl bulandırıcı biri

THEDOR W. ADORNO Politik iddiası olan insanların en önemli silahı eleştiridir kuşkusuz. Politik kurumların ve ilişkilerin yüzeyde göründüğü kadar yalın/basit olmadığı, tam tersine karmaşık ve iç içe geçmiş ilişkilerden oluştuğu hesaba katıldığında eleştirinin gerekliliği ve önemi daha da artmaktadır.

Sağlıklı/aydınlatıcı bir eleştiri, ‘birey olmayı (Kant’ın deyimiyle ‘rüşt sahibi’ olmayı) gerektirir. Rüşt sahibi olmak, kendi adına düşünebilmek ve konuşabilmektir. Başkasının veliliğine/vasiliğine ihtiyaç duymadan aklını/iradesini ortaya koymak, rüşt sahibi olmanın zorunlu koşuludur. Birey (rüşt sahibi) olmak, dışardan dayatılan sınırlamalara karşı sınırsızca eleştiri hakkını verirken, sınırlamayı, toplumsal sorumluluğu gereği geliştirdiği oto kontrol mekanizması vasıtasıyla bireyin kendisi sağlar.

Son günlerde yaşanan ‘din’ ile ilgili tartışma, bireyin eleştiri hakkı ve sorumluluğunun önemini gösterdiği gibi, tartışmaya taraftar olarak katılmanın olumsuzluklarını gözler önüne sermesi bakımından da dikkat çekiciydi.

Mehdi Zana’nın, ‘Kürdler Müslümanlıktan dolayı kaybetti açıklaması ve sonrasında yaşanan tartışmalara göz attığımızda;

Gündem değiştirmek, olaylar arasında yanlış bağlar kurmak, Sorun yaratmak, Sorunları abartmak, gereksiz ve abartılı tepki göstermek v.s noktasında ne kadar becerikli insanlar olduğumuzu bir kez daha gösterdik.

Hatırlanacağı gibi Nasname’de, daha önce bu konuda yeteri kadar tartışmıştık ve gündemi daha fazla işgal etmemesi gereğinden hareketle din konusuyla ilgili olarak son kez yazacağımı söylemiştim. O zaman söylediklerim benim açımdan hala geçerli olduğundan, kısa hatırlatmalarla yetinerek tartışmaların daha sağlıklı olması için ne yapmalıyız noktasında tartışmak istiyorum…

Öncelikle Zana’nın değerlendirmesinin doğru olmadığını belirtmek gerekiyor. Zana’nın beyanını, ‘yanlış anlama’ olarak değerlendirmesi ve düzeltme gereği duyması olumlu ve olgun bir tavır olarak algılanmalı.

İslamiyet’in ortaya çıktığı toplumsal koşullar dikkate alındığında, Arapların kabile yaşamından çıkıp örgütlü bir toplum (halk) olmasında İslamiyet’in belirleyici rol oynadığı yadsınamaz. Ayrıca, İslam Peygamberinin söylemleri, toplumu düzenleme çabaları, ahlaki değerlendirmeleri de, (günün koşulları gözden kaçırılmadığında) önemliydi ve de ilericiydi. Bu gün Filistin halkının özgürlük mücadelesinde İslamiyet’in itici güç olduğu da inkar edilemez. Kürd Mzgürlük Hareketine öncülük etmiş bir çok şahsiyetin din kültürüyle biçimlendiğini de hepimiz biliyoruz. Sol/sosyalizm adına islamı mahkum etmeye kalkışmadan önce, sol kuramcıların konuya ilişkin değerlendirmelerine göz atmakta yarar var.

Bütün din ve inançları değerlendirirken bazı ayırımları dikkate almak gerekir.

Kapalı sistem olarak hiçbir din veya inanca olumsuzluk yükleme hakkımız yoktur/olmamalı. Toplumsal sorunlarla ilişkisinde din(ler), ilerici veya gerici olabiliyorlar; bu nedenle değerlendirirken yer-zaman ve toplumun yapısını hesaba katmalıyız.

Halkın dini ile politikleşmiş, politik sistemlerin egemenlik aracı olmuş din arasında mutlaka ayırım yapmak durumunda hissetmeliyiz kendimizi.

Bir inancı, (ki bu tüm kuramlar için de geçerlidir) uygulayıcı kişi ve kurumlardan hareketle mahkum etmek haksızlık olur. Madımak’ta insanları diri-diri yakanlardan, Al Kaide’den yada Türk-İslam sentezcilerinden hareketle İslamiyet’i yargılama hakkımız olmadığı gibi, kendilerine “sol” etiketi yapıştıran ırkçı faşistlerden hareketle de sol ve sol değerlere saldırma hakkımız olmamalı. Bu yaklaşım, T.C’nin, Kürd Halkının Özgürlük Mücadelesini Öcalan kişiliğinde mahkum etmeye kalkışmasından hiç de farklı değildir.

Zana tamamıyla haksız mıydı? Söylediklerinde hiç gerçeklik payı yok muydu? Gösterilen tepkiler abartılı değil miydi?

Kürd halkını egemenlik altında tutan sömürgeci devletlerin, Kürd halkının dini duyarlılıklarından yararlanarak onları ulusal sorundan uzaklaştırma çabası hep olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Sömürü ve baskı sistemlerini sürdürmek için din’i bir araç olarak kullanmalarına gösterilecek tepki dinin kendisine değil, uygulanış biçimine olmalıdır.

Bu noktada dindar insanlara önemli görevler düşmektedir. İnançlarının araç olarak kullanılmasına izin vermemek ve ulusal sorunun önünde bir set olmasına engel olmak için, onu, politik arenanın dışında tutmaları gerekiyor. Din politikleştiği andan itibaren her hangi bir ideolojiden farkı kalmayacağından, onu sert eleştirilerden koruma olanağı olmaz. Zana’nın değerlendirmeleri gereksiz ve yanlıştı, ancak hakaret içermiyordu. Bu nedenle kendisine gösterilen tepkiler abartılıydı. Özellikle tartışmaya taraftar olarak katılan bazı insanlar katkı sunmaktan çok, yapay bir gündeme ve gereksiz cepheleşmeye neden oldular. Yaşamın her alanında olduğu gibi politik tartışmalarda da, taraftarlar oyunculardan daha keskin ve yıkıcı olur.

Eleştiri ve özgürce tartışabilmek demokrasinin gerekli koşullarıdır. Ancak koşulların yerine getirilmesi birey olmayı gerektirir. Birey olduğumuz/olabildiğimiz sürece eleştirmekten ve tartışmaktan çekinmemeliyiz, aksine ısrarla sürdürmeliyiz. Demokrasiyi doğru algılayıp sindirdiğimiz ve ortak paydaya (ulusal soruna) yansıtabildiğimiz oranda farklılıkların bir aradalığına zemin hazırlamış oluruz. Bunun birincil koşulu ise birey olmaktan geçiyor.

“Sağlık/psikolojik” sorunlarını bir halkın kurtuluş mücadelesinin önene koyan insanı, iradesi, onuru, lideri gören ve halkı bu yolla köleleştirmeye çalışanların piyasada boy göstermeye başladığı bir ortamda birey olmak daha da anlam kazanıyor. Aforoz edilmiş gibi görünen başka birinin de, Ogün Samastları’ göreve çağırarak farklı düşünenleri tehdit etmesine inat, özgür bireyleri çoğaltmaya çalışmalıyız.

Şantajlarla, tehditlerle ve köle ruhlularla özgür bir gelecek sağlanamaz. Özgür bir geleceği ancak özgür bireyler sağlayabilir… 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0