HALEPÇE: İNSANLIĞIN TEST EDİLDİĞİ YER
“İnsan nedir”? temel sorusundan hareketle araştırmalarını yürüten insan felsefesi (felsefi antropoloji), insanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerini, geçici ve özsel niteliklerini belirlemeye çalışır. Bunu yaparken de, başta antropoloji olmak üzere doğa ve sosyal bilim alanlarının verilerinden yararlanır.
İnsana ilişkin farklı tanımlara karşın “akıllı varlık” tanımı hemen hemen tüm tanımların ortak özelliğidir.
“Akıllı varlık” tanımında aksiyolojik (değer yükleyici) bir yaklaşım olmadığı için, iyi-kötü, insani olanla-insani olmayan ayırımını yapma olanağı olmuyor. Bu nedenle Hitler, Saddam, Evren gibi diktatörlerle bu diktatörlere karşı mücadele eden insanları aynı kategoride değerlendirmek gibi bir sıkıntı çıkıyor ortaya. Bu sıkıntıyı aşmak için,
1- “değer yaratan varlık”, “değer koruyan varlık”, “değerleri olan varlık”, “değerleri uğruna fedakarlık yapan varlık” ile
2- “değer harcayan varlık” “değerden yoksun varlık” arasında ayırım yapmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Birinciler, insani olana uygun davranmakla bütünlüklü, gerçek ve anlamlı bir insan kişiliği oluştururken; ikinciler, insani olanın dışında davrandıkları için insanlıklarında eksiklik barındırırlar.
Değer sahibi olmanın ve değer korumanın başlıca kriteri, insanın türdeşine karşı takındığı tutumdur. Gerek bireylerin gerekse toplumların yaşadığı insanlık dışı uygulamalara karşı verdiğimiz tepkiler oranında (gerçek anlamda) insan olup olmadığımız çıkıyor ortaya. İnsanlığımızın test edildiği ve insanlığın ortak sorunu olan bir çok olay yaşandı bu güne kadar:
Hitler, Yahudileri fırınlara/gaz odalarına atarken;
dünyanın her hangi bir yerinde ve herhangi bir insana işkence yapılırken; İsrail, Filistinli/Lübnanlı çocukları bombalarken; Afrika’da insanlar açlıktan ölürken; yoksulluktan dolayı insanlar çöplükten beslenirken; Türkiye’de bazı halklar ulusal kökenlerinden yada dinsel inançlarından dolayı katliama/soykırıma uğrarken; ve binlerce Kürd Halepçe’de kimyasal/biyolojik silahlarla yok edilirken, insanlığımız hep test edildi. Bu olaylara karşı tutumumuzla ne kadar insan olduğumuz anlaşılmış oldu..
İnsanlığa karşı işlenen suçlarda, aynı türün üyeleri olmaktan kaynaklanan ortaklığımız ve insan olmamızın gereği olarak tepki verebilmeliyiz. Bu tepki, yer – zaman – din – dil – milliyet ayırımı yapılmaksızın evrensel bir nitelik taşımalıdır. Aksi durumda evrensel olanla bağını koparmış bir yerelliğin sınırları içinde buluruz kendimizi. Bu durumda da kendimizi dinsel bağnazlığın yada ırkçılığın bataklığına sürüklemiş oluruz.
Evrensel olanla yerel olan birbirini dıştalayan karşıtlar değildir. Aksine birbirini tamamlarlar. Ne yazık ki bu bağ, Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da sağlıklı bir şekilde kurulamıyor. Ya evrenselliğe abartılı bir anlam yüklenerek yerel (ulusal) görmezlikten geliniyor; yada yerel olan yüceltilerek evrensel olana sırt çevriliyor. Bu ikilem, özellikle de Kürd halkı söz konusu olduğunda kendini gösteriyor ve her iki seçenekte de Kürd halkı aleyhine bir sonuç ortaya çıkıyor.
İnsanlığın yaşadığı en büyük trajedilerden biri olan “Halepçe katliamı”na karşı şimdiye dek ciddi bir tepkinin verilmemiş olması insanlığımızdan kuşkulanmamızı gerektiriyor.
“Sosyalizm” ve “din” adına Irak işgaline yoğun tepki gösterilirken, Halepçe’nin unutulmasını/unutturulmasını ‘eksik insanlığın’ ve ırkçı-gerici anlayışın sonucu olarak görmek gerekiyor. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında devletin yüz yıllık politikaları belirleyici olmuştur kuşkusuz.
“Sol” ve “siyasal İslamı”, bazı kişi ve kurumlar vasıtasıyla kendi meşrutiyetinin aracı haline getiren devlet, onları Kürd sorununa, dolayısıyla insanlıklarına karşı duyarsızlaştırabilmiştir. Bu duyarsızlaşmanın aşılacağı ihtimali/umudu belirdiğinde de başka bir araç bir kez daha devreye sokulmuştur. Kürd halkı adına piyasaya sürülen bu etkili araç, bir çok şeyi önemsemesine karşın, (her ne hikmetse) Kürd halkının sorunlarını önemsememektedir. Kürd halkı, diğer halklar gibi özgür olmayı, Kerkük’e saldırı tehdidini, Güneydeki kazanımları ve Halepçe’de katledilen binlerce insanı önemserken, o, yaşadığı mekanın duvarlarını önemseyerek insani değerlerden yoksunluğunu bir kez daha gösteriyor.
Halepçe’de, ‘değer sahibi varlık’ olarak insanlığımızı tescil etmek ile duvarları önemseyeni önemseyerek, ‘değerden yoksun varlık’ olarak insanlığımızdan biraz daha uzaklaşma seçenekleriyle karşı karşıyayız bu gün.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz