KERKÜK KUZEY KÜRDİSTAN’DAKİ DENGELERİ SARSACAK MI?
Uzun zamandır devam eden Kerkük bağlantılı tartışmalar son günlerde iyice kızıştı. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da siyasetin ayrışmasında ve yeniden şekillenmesinde Kerkük’ün ciddi bir etken olacağına dair belirtiler göze çarpıyor.
DTP Diyarbakır il başkanı Hilmi Aydoğdu’nun, Kerkük-Diyarbakır arasındaki kültürel ve siyasal bağa vurgu yapması ve Türkiyenin Güney Kürdistana yönelik tehditlerine tepki göstermesi anlamlıdır; anlamlı olduğu kadar da yeni ve hızlı siyasi gelişmelerin de habercisidir aynı zamanda.
Aydoğdu’nun tutuklanmasından sonra (kurumsal ve bireysel olarak) gösterilen tepkiler Kuzey Kürdlerinde dayanışmaya ve yakınlaşmaya önemli bir zemin hazırladı. Aydoğdu’nun farklı ve geniş bir Kürd çevresi tarafından sahiplenilmesi, Kerkük-Diyarbakır özdeşleştirilmesiyle sınırlı değildir kuşkusuz.
Aydoğdu’nun, Öcalan’ın etkisinde bir yapı içinde yer alıyor olması (Öcalan’ın özelde Güneye genelde de Kürd ulusal sorununa karşı bilinen olumsuz yaklaşımı dikkate alındığında), Öcalan’ın etkisi kırılıyor (mu) umudunu da Kuzey Kürdlerinde oluşturdu.
Aydoğdu’nun açıklaması içerik olarak önemlidir ve sahiplenilmelidir. Ancak daha önemli olan bu söylemin Öcalan anlayışına karşıt bir içeriğe sahip olmasıdır. Öcalan’ın dolayısıyla Genelkurmayın etkisi dışına çıkacak PKK tabanının ulusal birlik içinde yer alma ihtimali söz konusu açıklamayı daha önemli ve daha anlamlı kılıyor.
Güney’deki olumlu gelişmelerin ve özellikle de Barzani’nin sağlam, güven veren duruşunun Kuzey Kürdlerini olumlu yönde etkilediği bir gerçek. Bu gerçeklikten rahatsız olan devlet, bir yandan özgür Kürdistana yönelik kaba/ilkel tehditlerini düzeysiz bir tarzda dışa vururken, öbür taraftan da Öcalan’ın etkisizleşmesinin önünü almaya çalışmaktadır.
Kürd halkına yönelik çok yönlü hesapların yaşandığı bir ortamda olayları bir çok açıdan değerlendirmek gerekiyor. Bu çerçeveden bakıldığında Aydoğdu’nun açıklaması ve sonrasında yaşananlar, başka ihtimalleri ve hesapları da dikkate almak gerektiğini gösteriyor bize. Özellikle iki ihtimal üzerinde durmak gerekiyor:
Devlet-öcalan ortaklığına karşı bir tavır ve Güney ile dayanışmaya yönelik bir gelişme. Bu ihtimal, genel olarak Kürd halkının özlemlerine/beklentilerine cevap verdiği için Aydoğdu bu denli sahiplenilmiştir.
Aydoğdu’nun bu tavrını sürdürmesi, Kerkük- Diyarbakır özdeşliği çerçevesinde ulusal birlik zemininin hızlı bir şekilde oluşmasını da beraberinde getirir. DTP’nin Aydoğdu’yu sahiplenmesi ve Newroz kutlamalarına Barzani ile Talabani’yi davet etmesi bu iyimser ihtimal çerçevesinde değerlendirilebilir.
Aydoğdu bireysel bir çıkış mı yaptı, Yoksa DTP’yi etkisi altına alan yeni ve olumlu bir anlayışın sözcülüğünü mü yaptı? Henüz net olarak bilinmiyor. Bu iyimser ihtimalin gerçek olması Kürd halkının ortak temennisidir. Bu iyimser ihtimalin gerçek olup olmadığını kısa sürede görmek mümkündür. Bunu gösterecek önemli işaretlerden biri, Öcalan ile araya konulacak mesafedir. Çünkü son avukat görüşmesinde Öcalan, devletin üniter yapısına ve kurumlarına olan sadakatını bir kez daha vurgulama gereği duydu… ikincisi de, Kürd Ulusal Demokratik Çalışma Grubunun 04/03/2007 de Diyarbakır’da yapacağı ‘Kerkük Konferansı’ toplantısına karşı gösterilecek olan ilgidir…
1- Son zamanlarda saldırgan ve düzeysiz bir üslupla Güneye ve liderlerine kinini kusan Türkiye, Son MGK toplantısında,ilişkilerin geliştirilmesi için diplomatik çaba açıklamasıyla farklı bir söylem geliştirdi. Her yeni söylemle birlikte yeni uygulamaların da devreye girmesi doğaldır. Bu uygulamalardan birinin de, Öcalan ve anlayışının kan kaybını önlemeye yönelik olabileceğini hesaba katmakta yarar vardır. Kürdlerin ulusal soruna olan ilgisini frenleyemeyen devlet, bu sorunla bağlarını iyice gevşetmiş (hatta koparmış ta denilebilir) olan Öcalan ve anlayışını, tekrar ulusal sorunun bir parçası gibi gösterme gayreti şaşırtıcı olmamalı. Aydoğdu’nun açıklamasına bu kadar sert tepki gösterilmesi ve tutuklanması; Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’a 1 yıl altışar ay ceza verilmesinin eşzamanlılığı dikkat çekicidir. HAK-PAR, PADEK VE KUDÇG nun Kerkük ile ilgili açıklamaları Aydoğdu’nun açıklamaları ile benzer içeriğe sahip olmasına karşın aynı yaptırımlarla karşılaşılmaması ayrıca düşündürücüdür. Devlet’in, DTP’ye baskı yaparak duyarlı Kürdleri bu yapı çevresinde kenetlenmeye sevk etmek istemesi; bunun sonucunda muhalefeti denetim altında tutarak ulusal sorundan uzaklaştırmak istemesi anlaşılır bir durumdur. Bu ihtimalin gerçek olması temenni edilemez,ama göz ardı etmemekte yarar var. Çünkü devlet’in çok yünlü entrikaları ve Öcalan’ın geçmiş pratiği böyle düşünmemiz için yeteri veri sunmaktadır.
2- Ne olursa olsun Aydoğdu sahiplenilmeli. Kendisi geri adım atsa da, (ki temennimiz geri adım atmamasıdır) söylemi sahiplenilerek geliştirilmelidir. Beklenti, birinci ihtimalin gerçekleşmesidir, ama ne yazık ki beklenti ile gerçeklik her zaman örtüşmeyebiliyor. Böyle olduğu için de kötü ihtimallere hazırlıklı olmakta yarar vardır…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz