FAŞİZMİN “AKILLI OL” ÇAĞRISINA “DELİCE” HAYIR DEMEK
Homo, modern insanı ve akrabalarını da içeren insan cinsine verilen addır. Akıllı varlık anlamına gelen ve modern insanı temsil eden Homo Sapiens dışındaki Homo cinsinin diğer türler artık yaşamıyor.
Yaşamış ve yaşayan tüm insanların primat adlı bir takım içinde yer aldığı bilinmektedir. Omurgalı ve memeli olan bu takımın genel bir yaklaşımla, yarı maymunlar, maymunlar, insansı maymunlar ve insanlar olarak dört kümeden oluştuğu kabul edilmektedir. Maymunların değişen dış koşulların etkisiyle evrimleri çeşitli yönlerde olmuştur. Bir kısmı (Makak, Gibon gibi ) gerçek maymunlar olarak gelişirken; başka bir kısmı da ( Şempanze, Goril gibi ) insansı maymunlar olarak oluşmuşlardır. Bu bağlamda Hominidlerin yani insansıların ve insanların, Şempanze, Goril gibi insansı maymunlarla aynı atadan geldikleri kabul edilmektedir. İnsanları diğer varlıklardan farklı kılan özelliklerin neler olduğu, bu özelliklerden hangilerinin öncelikli olduğu tartışma konusu olsa da, üç temel özelliğin sınır çizgisini oluşturduğu noktasında bir uzlaşı söz konusudur.
Bu sınır çizgisi;
a) Dik yürüme
b) Ellerin serbest kalması
c) Gelişmiş bir beyin olarak kabul ediliyor ve bu ölçüye hominid karakteristikler üçlüsü”deniliyor.
Başka bir sınır çizgisi de Sir Arthur Keith tarafından formülleştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre insansı ile insan arasında sınır çizgisi, beyin büyüklüğünün 800 cm3 olmasıdır. Keith’in bu tespiti ilgili kesimlerce genel olarak kabul görmektedir. Bu yaklaşıma göre insan olmanın ölçütü, beyin büyüklüğünün 800 cm3’ten fazla olmasıdır. Beynin büyüklüğü ile akıl arasındaki doğrusal orantı insanlaşmanın ilk evreleri için geçerlidir sadece. Belli bir aşamadan sonra bu zorunluluk ortadan kalkmıştır. Artık gelişen bilgi ve akıla karşın beynin büyümesi değil, iç işleyişinin yeniden yapılanması söz konusudur.
Doğal varlıktan doğal-kültürel varlığa geçişte bir çok etken söz konusu olmasına karşın, kopuş, genel olarak akıl sahibi varlık’, ‘düşünen varlık’ olarak dile getirilir. Akıl ile bilgi arasındaki bağ ve etkileşim göz ardı edilmediğinde, ilk insanların sınırlı bilgisinin aklın sınırlarını da önemli ölçüde belirlediğini kabullenmemizi gerektirir.
İlk insanların doğal ihtiyaçlarıyla sınırlı ve tamamıyla pratikten gelen bilgisine karşın, günümüz insanı muazzam bir bilgi birikiminden yararlanma olanağına sahiptir. Hazır ve genellikle yazılı olarak bulduğumuz bu bilgi birikiminden herkesin aynı oranda yararlandığını söylemen olanaklı değil.
Aklın kaynağı, tanımı, işlevi, sınırları gibi konularda farklı yaklaşımlar olsa da, akıl-bilgi arasındaki olumlu ilişkiye pek itiraz edilmez. Bu kriterden hareket edildiğinde kimin kimden daha akıllı olduğunu/olmadığını belirlemek zor olmasa gerek.
Hrant Dink’in katledilmesi ve sonrasında yaşananlar, ‘egemen aklın’ niteliği üzerinde durmamızı gerekli kılıyor. Yasin Hayal’in,”Orhan Pamuk akıllı olsun” narasından sonra, Alaattin Çakıcı’nın Can Dündara yönelik ‘akıllı ol’ uyarısı düşündürücü olmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlık (akıl) adına da utanç vericidir. Verilen mesaj açıktır: “Ya akıllı olursunuz yada ölürsünüz. Tıpkı Hrant Dink’in “akıllı” olmadığı için öldürülmesi gibi” Egemenlerin baskı-sömürü-inkar ve katliamları öngören kuralları, Platon’dan beri ‘akıl’ olarak sunulmakta ve egemen anlayışa karşı çıkmak ‘akla’ karşı çıkmakla eş tutulmaktadır. Egemenlerin akla yüklediği bu anlama göre, Y. Hayal’in kendisini Orhan Pamuk’tan, A. Çakıcı’nın kendisini Can Dündar’dan ve O. Samast’ın da kendisini Hrant Dink’ten akıllı bulması şaşırtıcı olmamalı…
Kendi aklını kullanma becerisi gösteremeyen ve bu nedenle de aklını başkalarının klavuzluğuna terk eden zavallıların (Samast, Hayal ve Çakıcı v.s) kendilerini “akıllı” sanması, akla temkinli yaklaşılmayı zorunlu kılıyor. Felsefe ve bilimin yüklediği anlamdan tamamıyla farklı ve onurlu insanın sahip olmak istemediği bir “akıl” tanımıyla karşı karşıyayız. Bu akıl, egemenlerin aklıdır-geçerli olan akıldır. Bu akla uygun davranmak, işkenceye, baskıya, sömürüye onay vermektir; katliamları, soykırımları inkar etmektir; gerçeği ters yüz ederek kurmaca bir tarih anlayışını benimsemektir; farklılıklara yaşam hakkı vermemektir. Bu aklın egemen olduğu coğrafyada yaşayan onurlu insanlara düşen görev, ‘akla’ başkaldırarak deliliği seçmektir. Öyleyse deli olmaktan korkmamalı…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz