“HEPİMİZ KİMİZ” TARTIŞMASININ NERESİNDEYİZ?
Pozitif bilimlerde bilginin doğruluk kriteri deneydir. Sınanabilecek şekilde oluşturulan hipotezler, deney sonucunda doğrulandığında bilgi dağarcığımıza yeni ve geçerliliği bilim çevrelerince kabul gören bir şeyler katar; yanlışlandığında ise, hipotezin doğru oluşturulmadığı ortaya çıkar. Bu durumda hipotez, eksik olduğu düşünülen yönleri giderilerek yeniden oluşturulmaya çalışılır yada oluşturulmuş hipotezin realitede karşılığı olmadığına karar verilerek tümden vazgeçilir. Pozitif bilimlerdeki kuram-deney ilişkisinin toplumsal alandaki karşılığı teori- pratik tir.
Teorinin daha yalın biçimiyle söylemin doğruluğu - yanlışlığı belli toplumsal olaylarda ortaya çıkar. Ortaya çıkan doğruluk - yanlışlık kadar önemli olan başka bir şey de, söylemlerimizde samimi olup olmadığımızın da ortaya çıkmasıdır.
Hrant Dink’ in katledilmesinden sonra yaşananlar herkesimi, “biz kimiz”, “biz neyiz” sorusuyla karşı karşıya bıraktı. Bu soruya verilen cevaplar aynı zamanda söylemlerimizin doğruluk ve samimiyet derecesini de ortaya koydu/koyuyor. Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı soykırıma bir tepki, aynı zamanda Yahudilerle dayanışmayı ifade eden, “hepimiz Yahudiyiz” söyleminden esinlenen, “hepimiz ermeniyiz”, “hepimiz Hrant’ız” sloganına gösterilen tepkiler oranında ‘insan’ olduğumuz anlaşıldı/anlaşılıyor.
Etnik, dinsel veya başka bir farklılıktan dolayı baskıya uğrayanların yanında olmayı ifade eden, “hepimiz buyuz” söylemine kimler, neden itiraz etti/ediyor?
İtiraz edenlerin gerici, faşist olması anlaşılır bir şeydir. Çünkü, 1908’den beri ‘Türk-islam’(*) egemenliği ve bu egemenliğin nimetlerinden yararlanma söz konusudur. Bulundukları konumu korumak için, diğer halklara karşı her türlü insanlık dışı uygulamaya başvuran egemen anlayışın, halkların dayanışmasından/kardeşliğinden rahatsız olması doğaldır. Hangi gerekçeyle olursa olsun, Hrant Dink’in cenazesinde dile getirilen, “hepimiz Ermeniyiz” söylemine karşı çıkmak, sistemin yanında yer almaktan başka bir şeyi ifade etmez. Karşı çıkanlar, açık yada gizli olarak kendilerini diğer halklardan üstün (etnik ve dinsel olarak üstün görme, biyolojik-kültürel veya mitolojik orjinli olabiliyor) görerek faşizme giden yolda birleşirler.
“Hepimiz buyuz”, ezilenlerle dayanışmayı ifade ettiği için, neden “hepimiz Türk’üz”, “hepimiz müslümanız” denilmiyor? Eleştirisi anlamsızlaşıyor. Türkiye’de ölen/öldürülen, Türk-islamcilar egemenliğin dolayısıyla haksızlığın bekçileri oldukları için onlarla özdeşleşmek olanaklı değildir. Bunun Türklükten ve İslamlıktan kaynaklanmadığı, günümüzde egemen anlayış olmalarından kaynaklandığını belirtmek gerekiyor. Farklı koşullarda ve zamanlarda bunu doğrular olaylar görülmüştür. Geçmişte Filistin saflarında farklı halklardan ve dinlerden insanların yer almış olması, Almanya’da ırkçılar tarafından katledilen Türk işçilerine sahip çıkılması bilinen örneklerdir. Ancak mevcut koşullarda, “hepimiz Türk’üz”, hepimiz müslümanız” söylemi, halkların eşitlik ve kardeşliğine hizmet etmez. Tam tersine egemen olan Faşist- gerici ittifaka hizmet eder.
Hrant Dink’in ölümünden sonra yaşananlar, (kendi içindeki farklılıklara karşın) genel olarak iki cephenin oluşmasına doğru yol alıyor:
1- İnkar, ihanet ve katliamların sıkça yaşandığı bir geçmişe sahip olan T.C. ve devamından yana olanlar…
2- gerçek anlamda eşitlikten, özgürlükten ve halkların kardeşliğinden yana olanlar… Bu cephede yer almak, Madımakta ALEVİ-Halepçede KÜRD-1915’te ve inanç kaynaklı diğer katliamlarda, ERMENİ, ASURİ, SÜRYANİ, KELDANİ, YEZİDİ, RUM- Hrant Dink katledildiğinde de HRANT olabilmektir..
(*)Kullanılan İslam, sunni mezhebiyle sınırlıdır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz