Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | MAĞDURLAR VE SUÇLULAR

MAĞDURLAR VE SUÇLULAR

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Siyasal suç, egemen anlayışa, onun yasalarına, kurumlarına ve çizdiği sınırlara karşı bir duruşu ifade eder. Bu karşı duruş yasalara uymamakla sergilenebileceği gibi söz konusu yasaları ve kurumları değiştirme/dönüştürme ya da ortadan kaldırma şeklinde de kendini gösterebilir. Yasalara uymamak suretiyle karşı duruş sergileyenlerin bir kısmı davranışlarının bilincinde iken bir kısmı da bu bilinçten yoksundur. Bilincinde olanlar yasalara uymamakla pasif bir eylem sergiliyor olsalar da, sisteme karşı rahatsızlıklarını dışa vuruyorlar.

 Bu bilinçli duruşu sergileyenlerin Türkiye gibi bir ülkede bazı yaptırımlara uğraması kaçınılmazdır. Bu yaptırımlara maruz kalan insanların kendilerini mağdur olarak görmesi (her ne kadar eylemlerinin bilincinde olsalar da) anlaşılır bir durumdur. Çünkü sistemle ve onun yasalarıyla mutlak/keskin bir hesaplaşma içine girmemişlerdir; rahatsızlığa rağmen sistemden yana umutlarını tüketmemişlerdir.

Son zamanlarda Türkiye’de ve de Kuzey Kürdistan’da, ‘mağduriyet’, ‘mağdur olma’, ‘mağduriyetin giderilmesi’, ‘bedel ödeme’ gibi söylemlerle sıkça karşılaşıyoruz. Kullanılan kavramlar ile söylemde amaçlanan hedef arasında belirgin bir tutarsızlık varsa, (ki olduğu yadsınamaz) kavram ile bilinçaltı (ya da gerçek niyet) arasında bir ilişki aramak gerekiyor.

Politik söylemler genellikle örtüktür. Böyle olduğu için de çözümlenmeye ihtiyaç duyarlar. Politik alanda, İnsanın gerçek amacını/niyetini kitlelere yönelik söylemlerinde aramak ve bununla yetinmek eksik ve yanlış anlamayı da beraberinde getirir. Söylem ile pratik arasında bir tutarsızlık varsa, doğru veri olarak dikkate alınması gereken öncelikli yan pratiktir. Ancak, pratik tek başına sağlıklı bir değerlendirmeye olanak vermiyorsa, kullanılan örtük kavramlardan yararlanarak daha kapsayıcı ve açıklayıcı bir değerlendirme yapma koşulu yaratabilir insan.

2002 seçimleri öncesinde, Tayyip Erdoğan’ın okuduğu bir şiirden dolayı ceza alması ve kısa süreliğine cezaevi ile tanışması, halk nezdinde mağdur olarak algılanmasını sağladı. Bu algı az da olsa AKP lehine seçimlere yansıdı. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananlar da yeni bir mağduriyet algısı sağladığı için, önümüzdeki seçimlere de bir etki yapması şaşırtıcı olmamalı. Çünkü, akıldan çok duygularla hareket edilen bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunun bilincinde olan politik aktörler bundan yararlanmaktan geri durmazlar.

Tıpkı AKP’nin mağdur olma durumundan yararlanmaya çalışması gibi. Mağdur olduğunu ya da hakkının yenildiğini düşünenler, mağduriyete neden olan kişi ve kurumlardan ‘adil davranmaları gerektiği’ yönünde beklentiye de sahip olduklarını gösteriyorlar. Daha çok bireysel olan bu tür mağduriyetlere maruz kalanlar, kendileriyle ilgili sorun çözüldüğünde sistemle olan çelişkilerini/çatışmalarını da sona erdirirler.

Mağdurların mağduriyetlerini dile getirmesi ve haksızlığın ortadan kaldırılması için çaba sarf etmesi anlaşılır bir durumdur. Dahası bunda eleştirilecek, yadırganacak bir şey yoktur. Sorun, mağdurluk edebiyatı yapanların aynı zamanda ezilen bir halkın sözcülüğüne, liderliğine soyunarak, “özgürlük” vaat etmeleridir.

On yılı aşkın bir süredir Sırrı Sakık, Kürd sorununun tartışıldığı her platformda,’Milletvekilliliğimiz elimizden alındı, mağdur edildik’ söylemiyle karşımıza çıkıyor. DTP yöneticileri, cezaevi yatan DEP eski milletvekillerinin mağdur edildiklerini, onları aday yapıp, tekrar meclise göndererek bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğini dile getirdiler. Sedat Yurttaş, DTP’den onay alacağını düşünerek adaylık için önce başvurdu; adaylığını çekmek zorunda bırakılınca da ‘benim hakkımdı, ama oyları bölmemek adına çekiliyorum’ diyerek büyük bir “fedakarlık” yapmış mağduru oynayabiliyor. Bu anlayışın en tepesindeki kişi, hücre cezasından yakınıyor, klimanın sağlığını bozduğunu söylüyor, bütün dünyanın sağlığıyla ilgili harekete geçmesi için talimatlar veriyor; bulunduğu “zor” koşulların düzeltilmesi için gençleri, ‘fedai eylemlerine’ çağırabiliyor; Kendisini anlayamayan devlete sitem ederek, mağduriyetinin giderilmemesi durumunda halkların birbirlerini boğazlayacağını söyleyebiliyor.

 Bu mağdurların sistemle uzlaşmaz çelişkilere sahip olmamaları anlaşılır bir durumdur. Çünkü, onlar mağdurdurlar, sisteme yaptıkları katkıların karşılığını alamamışlar. Dahası bazı yaptırımlara uğramışlar. Sitemlerini ve mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmelerini anlamak mümkün. Ancak, mağduriyetlerinin giderilmesi için Kürd halkından fedakarlık beklemeleri haksızlıktır. Çirkin ve kabul edilemez olanı ise, mağduriyetlerinin telafisi için Kürd halkının özgürlük, bağımsızlık taleplerinden vazgeçmesini dayatmalarıdır.

Sömürge bir halkın kendi ülkesinde egemen olan sömürgeci kurumlara/yasalara karşı takındığı tutum, söz konusu halkın özgürlüğe, ulusal kurtuluşa yüklediği anlamla bağlantılıdır.

 Ulusal kurtuluş mücadelesinin özü, durumu daha önce başkaları tarafından belirlenmiş bir halkın mevcut durumdan rahatsızlığı ve bundan sonra kendi durumu/geleceği/kaderi hakkında söz sahibi olma isteğinden ibarettir. Bu istek/amaç, egemen olan sömürgeci yasaların egemenliğinin sona erdirilmesi ile gerçeklik kazanabilir ancak.

 Bunun için egemen yasalara karşı kısmi ve pasif değil, bütüncül ve keskin bir duruş sergilenmelidir. Bu duruş bilinçli ve devrimci olduğu için mevcut yasalara göre ‘suç’ işlemeyi gerektirir. Bilinçli ‘suç’ işleyenlerin, işledikleri suçlardan dolayı baskıya maruz kalması mağduriyet olarak değerlendirilemez. Böyle bir değerlendirme, devrimciliği bir yaşam biçimi olarak tercih edenlere yönelik bir hakareti içeriyor. TOLSTOY, ‘Esaretin yasalarla korunduğu bir ülkede, onurlu insanlar için en uygun yerlerden biri cezaevidir.’ derken, haksızlık üzerine kurulu sistemlere karşı suç işlemenin onurlu olmakla olan bağına vurgu yapar…

Kürd halkının inkarına ve her türlü insanlık dışı uygulamaya dayanak teşkil eden T.C yasalarına göre suçluyuz. Bu yasalar uygulamadan kalkıncaya kadar da suç işlemeye devam edeceğiz. Yaşadıklarımızdan dolayı sitem etmeye hakkımız yok/olmamalı. Çünkü bilinçli tercih yaparak suç işledik. Dolayısıyla da mağdur değiliz. Mağdurların mağduriyeti ortadan kalkınca sistemle çelişkileri biter; suçluların ise, egemen yasalar yürürlükte olduğu sürece çelişkileri ve suçlu konumları devam eder. Mevcut T.C. yasalarına göre suçlu olmak onurlu olmanın doğal sonucudur. Önemli olan, insanlığa ve onun evrensel değerlerine karşı suçlu olmamaktır…

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0