BASKIN ORAN: EZBER BOZAN BİR AYDIN
Solda ‘Bağımsız Ortak Aday’ girişimi ilk etapta hiçbir beklenti ve heyecan yaratmadı. Dahası alışılagelmiş ittifakların bir tekrarı, hatta kuşkuyla yaklaşılması gereken bir girişim izlenimi de verdi. Hatırlanacağı gibi “Kürd muhalefeti” ile seçime yönelik ilk ittifak, İnönü başkanlığındaki SHP çatısı altında gerçekleşmişti. İnönü’nün, partisini ve liderliğini riske atacak kadar devletçi olduğu dikkate alındığında bu ve benzeri ittifakların amacı ve neye/kime hizmet ettiği de daha iyi anlaşılır. Bu ve benzeri ttifaklardaki temel amaç, Kürd hareketinin radikal yönlerini törpülemek yoluyla onu ehlileştirmek ve ‘Türkiyelileştirmektir’ kuşkusuz. ‘Türkiyelileştirme’nin, Öcalan ve DTP yöneticilerinin de amacı olduğu hesaba katıldığında kuşkulu yaklaşımların nedensiz olmadığı görülür.
PKK güdümlü legal Kürd hareket(ler)i Meclis seçimleriyle sınırlı olmayan, başta sendikalar olmak üzere, ‘Sivil Toplum Örgütleri’nde de devam eden ve süreklilik gösteren ittifaklar yaptı bu güne kadar. Bu ittifaklarda, ÖDP, EMEP, SDP ve Murat Karayalçın’ın SHP’si göze çarpan partiler oldu. Bu ve benzeri partilerin ortak özelliği, Kürd halkına mesafeli duruşlarına karşın PKK ve legal yansımalarına yakın olmalarıdır. Bu tutumları bir paradox gibi görünse de, aslında kendi içinde tutarlı aynı zamanda Öcalan ve devletin anlayışıyla örtüşen bir tutumdur.Bu partilerin Kürd halkıyla mesafelerinin, Devleti rahatsız etmeyecek düzeyde olması kendi içindeki tutarlılığın başka bir göstergesidir. Bu partilerin Kürdlere yaklaşımı, hakları gasp edilmiş bir halkın kendi kaderini belirleme hakkına saygı şeklinde olmayıp, aşılması ve sistem içinde çözülmesi gereken bir ‘sorun’ çerçevesindedir. Böyle olduğu için de, dil ve benzer bazı kültürel haklarla sınırlı kalınarak sorunu aşma anlayışındadırlar. Bu anlayışla, hem “sol” olmanın gereğini yerine getirdiklerini düşünüyorlar, düşündürtmeye çalışıyorlar hem de devletlerine bağlılıklarını korumuş oluyorlar.
PKK’nın, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük ile geçmişte yaşanan yakınlaşmasının farklı bir versiyonu denilebilir bu günkü yakınlaşmaya. Adı geçen partileri Perinçek ve Küçük ile aynı kefeye koymak haksızlık olsa da, onların biraz daha ilericileri nitelemesi haksızlık olmasa gerek. Bu partilere yönelik eleştiriler dayanaktan yoksun değildir. Söz konusu partilerin, Amerika’nın Irak’ı işgaline karşı gösterdikleri tepkiye karşın, Saddam’ın, başta Halepçe olmak üzere Kürd halkına karşı giriştiği katliamlara sessiz kalmalarının sol adına bir açıklaması olamaz. Olsa olsa Devlet politikalarına uygun bir tutum olarak değerlendirilebilir. Her türlü işgale ilke düzeyinde karşı durmak anlamlı olabilir ancak. Bu gün de, T.C’nin Güney Kürdistan’a yönelik tehditlerine ve işgal senaryolarına gereken tepkiyi vermeyen bu partilerin DTP ile seçim ittifaklarını, Kürd halkına yakınlık olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Bu ve benzeri ittifaklar bir çok açıdan düşündürtmeli insanı. Akın Birdal’ın Diyarbakır’dan adaylığı ise başlı başına bir soru işareti ve aynı zamanda da etik bir sorun kendisi açısından. Bu partiler Kürd halkına bu kadar mesafeliyken, DTP’nin çifte icazetliliğinden haberdar olmadıklarını, seçildiklerinde kime/neye hizmet edileceği öngörüsünde bulunamadıklarını söylemek saflık olur. Pratikleri, bağlantıları ve anlayışları ‘bağımsız ve sol’ söylemlerini inandırıcı kılmıyor.
Baskın Oran’ın Özgünlüğü ve İttifaktaki Özel Yeri
Ortak aday girişimine farklı bir heyecan ve anlam kazandıran Baskın Oran oldu kuşkusuz. Böyle bir ittifak içinde yer alması ilk etapta bazı soru işaretleri yarattıysa da, Oran, geçmişi, kişiliği, duruşu yanında, yaptığı açıklamalar ile kısa sürede soru işaretlerini gidermiş oldu. Baskın Oran’ın bağlantısız olması yanında, bağlantısız bireyler tarafından önerilmiş olması da anlamlıdır. İttifak yapan partilerin kendisini destekleme sözüne karşın, DTP’nin karşısına başka aday çıkarmasının nedenini anlamak zor olmamalı.
İmralı’dan, sol adaylara destek konusunda mesaj/direktif alan DTP yöneticileri Baskın Oran’a destek vermekte sakınca görmediler. Ancak, bağlantısız, bağımsız, ilkeli ve kendisi olabilen aydın bir bireyin varlığına tahammül edilemeyeceğini hesaba katmadılar. Ne İmralı ne de onun komuta kademesi, denetim altına alınamayacak ve gerçek anlamda ‘ezber bozacak’ birisini mecliste görmek istemiyordu. Onlar, ezbere karşı çıkıyor gibi görünen; gerçek ezberin özüne sadık kalarak ona yeni bir biçim vermekle yetinen; bu biçim değişikliğiyle egemen ezbere karşıtmış gibi görünüp onunla diyalektik birliğini koruyan; toplumda biriken tepkiyi/enerjiyi sisteme zarar vermeyecek şekilde yönlendiren; zaaflarıyla, bağlantılarıyla, kompleksleriyle, kişisel kaygılarıyla alınıp satılmaya müsait kişiliklere yatırım yaparlar ancak. Bu özelliklere fazlasıyla sahip birini Baskın Oran’a karşı aday göstermeleri şaşırtıcı olmadı/olmamalı.
Baskın Oran katıldığı bir Televizyon programında (SKY türk, 16 haziran, ‘Aykırı Sorular’ programı) söyledikleriyle, kendisine neden destek verilmek istenmediğini bir kez daha ortaya koydu. Programda söyledikleriyle Oran, şimdiden ezberleri bozmaya başladığını gösterdi. Sunucunun ısrarla Milliyetçi söyleme çekmeye çalıştığı Oran, temel konulardaki yaklaşımından ve evrensel sol değerlerden taviz vermeden değerlendirmelerini yaptı. Bu değerlendirmelerde eksiklikler, yetersizlikler ve insanın katılmayacağı yönler olmasına karşın, genel hatlarıyla tutarlı, özgün ve ezber bozan söylemler olduğunu söylemek mümkün…
1- AKP ile ilgili değerlendirmesi, ne mutlak olarak olumlama ne de mutlak olarak olumsuzlama yönündeydi. Reformlar, Ermeni Konferansı (Cemil Çiçek’in faşizan tutumunu da hatırlatarak), Güney Kürdistan’a müdahale etmekte istekli olmaması gibi nedenlerden dolayı AKP’yi olumlayan Oran, Milliyetçi söyleme teslim olmasını, küçük hesaplarını, din sömürüsü bazı uygulamalarını da eleştirerek objektif bir yaklaşım gösterdi.
2- Avrupa Birliği, Türkiye’de devletçi solun aksine Baskın Oran, AP perspektifini ikinci devrim olarak niteledi. Her ne kadar “birinci devrime” yüklediği anlama katılmasak da, Kemalizm’in aşılması gerektiği düşüncesi anlamlıydı.
3- Partilerle ilgili değerlendirmesi, Meclise girdiğinde hiçbir parti içinde yer almayacağının gerekçesini açıklarken Oran, Lider sultası, bireyselleşememe, ve emirle hareket etme noktasında tüm partilerin benzerliğine vurgu yaparak kimsenin kuklası olmayacağını net olarak ortaya koydu.
4- Baş örtüsü, Sistemin bilinçli olarak gündemde tuttuğu ve çözmek istemediği bu soruna yaklaşımı da samimi ve esnekti. Hizmet alan ile hizmet veren ayırımıyla işe başlanabileceğini belirten Oran, Türkiye- İran benzetmesi ve eleştirisi(biri baş örtüsü takıyor diye içeri almazken, diğeri de takmıyor diye aynı şeyi yapıyor)yaparak olması gereken sol anlayışı sergiledi.
5- Kürdler ve Amerika ile işbirliği, bu konuda yaptığı değerlendirme bir çok açıdan özellikliydi Baskın Oran’ın. Kürdler, İşbirlikçi, kukla, yerel halklara ihanet gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı bu güne kadar. Hem ‘sol’ hem de ‘islami’ kesimden gelen bu eleştirilerdeki ortak amaç Kürdlerin özgürleşmesine tahammülsüzlükten başka bir şey değildir. ‘Anti emperyalistlik’ adı altında yapılan bu şoven, anti Kürd propagandasının kaynağını devlette bulmak zor değil. Birilerinin Kürdlerden cellatlarına karşı empati kurmalarını beklediği bir ortamda Baskın Oran, ‘Saddam gibi bir kasap ve onun tarafından iki kez katliama uğrayan bir halkı’ anlamaya davet ederek herkesi empatinin yönünü değiştirdi.
Baskın Oran, Meclise, ezber bozmak için gideceğini söylüyor. Şimdiden ezber bozmaya başlayan Oran’ın bu sözünde duracağına kuşku yoktur. Bir çok aydın ve sanatçıyı, sistemin biçimce farklı partilerinden birine, başka bir deyişle kötünün iyisine oy verme sıkıntısından da kurtaran Oran, birey olmanın özgürce hareket edebilme koşulu olduğunu da ortaya koydu. Seçim yapılacaksa ve insanın parlamentodan bir beklentisi varsa, bu beklentiye cevap verebilecek en uygun insandır Baskın Oran. Duyarlı insanlar Baskın Oran’ı seçerek ezber bozma yolunu açacakları gibi, yeni ve demokratik oluşumlara, gelişmelere de zemin hazırlamış olurlar. Baskın Oran’ın seçilmesi, tüm ezilenler gibi Kürdlerin de kazanımı olacaktır. Baskın Oran’ı seçmek, militarist-faşist anlayışlara ve onların yerel işbirlikçilerine indirilen bir şamar olacaktır. Gerçek anlamda bağımsız olan, evrensel olanla yerel olanın birliği çerçevesinde hareket eden, sol değerleri sistemle uzlaştırarak dejenere etmeyen, özlenen bir aydın portresi çizen Baskın Oran’a başarılar…



Yorumlar (1 gönderildi):
Ayrıca hocam bugün mecliste grup sahibi olan ve bir çok konuda söz alan fakat ilginçtirki oylarının kaynağı olan kürt halkının ne sosyal,ne de ekonomik hiç bir sorununa değinmeyen DTP sanki kürtlerin tek sorunu abdullah öcalanmış gibi mitinglerini şahsı baz alarak yürütürüyor.
-Ve bugün meclise Baskın Oran'ı DTP nin niye sokmak istemediğini çok daha net bir şekilde anlıyorum.Çünkü Baskın Oran mecliste tek başına da olsa haklı her talebi dile getirecekti.Tabii Kürt halkının taleplerini de...Buda kürtlerin tek sorunun abdullah öcalan olduğunu düşünen(en azından öyle göstermeye çalışan)bir parti için hazmedilmesi kolay bir durum olmayacaktı.
-Saygı ve sevgilerimle...
Yorum yaz