SATRANÇ VE POLİTİKA
Bilim, sanat ve diğer insan etkinlikleri gibi oyunların da tarihsel bir geçmişi ve ortaya çıktığı dönemin maddi yaşam koşullarıyla bağlantısı vardır. Satrancın bir spor mu, zeka oyunu mu ya da her ikisi mi? olduğu tartışmasına girmesek de, onun özellikli bir uğraş olduğunu biliyoruz. Stratejik ve taktik düşünmeyi gerektiren satranç, gerçek kaynağından (savaşlardan) soyutlanmış bir düşünce oyunu olsa da, politik değerlendirmelerle örtüşen özelliğiyle güncel olana denk düşmektedir.
Piyonların ön saflarda yer alışı ve birbirlerine yapışık dizilişi, arkadaki taşların oyuna katılışını ve hareketini engeller. Yani piyonlar hareket etmeden oyun kurmak ve geliştirmek olanaklı olmuyor. Sadece atlar bir istisna oluştururlar; piyonların üzerinden atlayarak hareket edebilen atların oyuna (ilk başlarda) etkisi pek yoktur. Vezir gibi güçlü bir taş bile, hareket edebilmek, oyunda söz sahibi olabilmek için, piyonların hareketine ve yol açmasına ihtiyaç duyar. Bu ve başkaca yönleriyle oyunda önemli bir işleve sahip olan Piyonlar, ilk gözden çıkarılan, harcanan, feda edilenlerdir.
İyi bir oyuncu taşlarını bağlantılı hareket ettirir; birbirlerinden kopuk olmalarına izin vermez; birbirlerini koruyacak şekilde düzenler; bütünden kopuk, kendi başına girişimlerde bulunmalarına izin vermez; hangi taşı ne zaman nereye süreceğini, kimi feda edeceğini bilir. Ünlü satranç hocası Aleksandr Koblenz, iyi oyuncuyu şöyle tanımlar:
“Ustanın taşları ve erleri göze çarpan bir hareketlilik gösterirler, birbirlerini korurlar, uyumlu çalışırlar. Bütün mücadelemizin temel ilkesi budur ve stratejiyle taktiğin tüm özgül durumları bu ilke altında düzenlenirler.”
Aysel Tuğluk’un, ‘Sevr travması ve Kürtlerin empatisi’ başlıklı yazısı değerlendirilirken, onun oyundaki rolünü, onu oynatan ustayı/ustaları, bağlantılarını göz ardı etmeden, satranç tahtasını bir bütün olarak görüp değerlendirmeliyiz. Satrançta amaç şahı mat etmektir. Şahı mat etmek için piyonlar devre dışı bırakılmalıdır. Ancak tüm enerji ve dikkat piyon(lar)a yöneldiğinde şaha ulaşma olanağı olmaz. Bu oyunda kimin hangi rolü üstlendiği sağlıklı olarak ortaya konulamazsa, Tuğluk’a gösterilen/gösterilecek tepkiler anlamını yitirir ve daha çok Aysel(ler)le karşılaşırız…
Hocalar,eğitmenler: Genelkurmay ve T.C’nin tüm istihbarat örgütleri
Usta Oyuncu: : Öcalan
Piyon : Aysel Tuğluk v.s
Oyunun amacı ve kime/neye hizmet ettiği ortada. Oyuncunun stratejisi ve taktik anlayışı çözümlenip teşhir edilmeden bir piyona bu kadar yüklenmek kime, ne kazandırır?
Tuğluk, ‘Kemalizm’in en büyük savunucusu olan Öcalan’ı iradeleri olarak gören diğer DTP yöneticilerinden farklı ve daha çirkin bir şey söyledi mi?
DTP ve Öcalan’dan soyutlayarak Tuğluk’u eleştirmek, DTP ve Öcalan’ı dolaylı da olsa olumlamak anlamına gelmez mi?
Bunca veriye, ve ikrara rağmen, Öcalan’ın gerçek niteliği hakkında hala bir yargıya varamayanları iyi niyetli olarak değerlendirmek olanaklı mı, olanaklıysa zekalarından şüphe etmek haksızlık olur mu?
Tuğluk’u eleştirirken, kendisiyle aynı konum ve rolde olan Leyla Zana’yı yüceltenlerin amacı nedir ve kime ne mesaj vermek istemektedirler?
Tuğluk’u, Öcalan ve devlet bağlantısıyla birlikte eleştirmek, tepki göstermek anlamlıdır. Bunu yapanlar, hesapsız , beklentisiz ve dürüst bir yaklaşım sergilediler.
Devlet-Öcalan ve DTP’yi ayrık tutup sadece Tuğluk’u eleştirenlerin farklı hesapları vardır demek haksızlık olmaz. Kimi Osman Öcalan gibi geri dönmenin hesabını yapıyor; kimi eşekten korkup semeri döverek öfkesini (risksiz bir şekilde) dışa vuruyor; kimi Öcalan kuyruğunda bir yerlere seçilebilme umudunu taşıyor; kimi de pisliğe bulaştığı için Tuğluk’tan ötesine geçemiyor. Ortak yanları, şaha ulaşıp onu mat etmek olmayıp, piyon ve piyonlarla uğraşıp şahı rahatsız etmemektir.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz