SEÇİM: DTP KÜRD HALKI ÜSTÜNE KUMAR OYNUYOR.
Antikçağdan bu güne, politikanın tanımı, amacı, işlevi üzerine kafa yoran düşünürler aynı zamanda politikacının nasıl davranması gerektiği konusunda da düşünceler ortaya koymuşlar. İdeal bir yönetimin olanakları merak/araştırma konusu olduğu gibi, yönetici – erdem, yönetim- eğitim, yönetim- esneklik, yönetim – sertlik konuları da düşünürlerin ilgi alanında yer almış.
Politikanın sadece teorik yönüyle ilgilenen düşünürler olduğu gibi, politikanın teorisini yapıp daha sonra uygulayıcısı (yönetici) olanlara; politikanın uygulayıcısı olduktan sonra teorik yönüne ilgi duyanlara; politikanın teorik yönüyle hiç ilgilenmemiş, (ilgilenecek potansiyele, bilince sahip olamamış) birileri tarafından atanmış icazetli politikacılara(!) da rastlıyoruz.
Öcalan ve anlayışının legal alandaki yansımalarında politika yapmaya çalışanların büyük çoğunluğu düşünsel alt yapıdan yoksun, atanmış/icazetli kişilerdir demek haksızlık olmasa gerek. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da, hiçbir özelliği olmayan insanların politikaya soyunmasına, halkın temsilcisi olma hakkını kendilerinde bulmasına ve seçilmesine yabancı değiliz. Fıkralara konu olacak kadar yetersiz bu insanların politikaya ilgisinde belirleyici etken, kısa yoldan itibar sahibi olma istekleri, çıkarları, kompleksleri ve oturmamış kişilikleridir. Bu kişiler, genellikle feodal konum, dinsel etki ve zenginlik gibi nedenlerden dolayı partilerin ilgi alanına girmişler/giriyorlar. Sorun, (en azından şimdilik) bu insanlar değildir; bu insanlarla aynı kişi(liksiz)lik özelliğine sahip olup, Kürd halkının politik sözcülüğüne soyunanlardır.
HEP ile başlayıp DTP ile devam eden sürece politik bir tanımlama yapmak kolay değil. Belki de bu sürece en uygun düşecek politika tanımını NAPOLEON yapmıştır: Politika, insanlar üstüne kumar oynamaktır. Evet ne yazık ki DTP, Kürd halkı üzerine kumar oynayarak Napoleon’un politika tanımına uygun davranıyor. Duyarlı Kürd’lere düşen görev ise, bu kumara araç olmamaktır.
Ulusal birlik adına, farklı yapıların DTP etrafında birleşip seçime girmesine olumlu bakanların duygularını - özlemlerini anlamak mümkün. Tarihinde iç hesaplaşmaları/çatışmaları sıkça yaşamış bir halkın farklı kesimlerinin, ortak ve haklı bir amaç için bir araya gelmesini istemek kadar doğal bir şey olamaz. DTP yöneticilerinin farklı yapılara dair ‘olumlu ve yapıcı’ söylemleri, Güneye yönelik sıcak mesajları birlik konusunda iyimser olan insanların umutlarını güçlendirdi. DTP’nin bu tavır değişikliğini doğru irdelemeden, Öcalan’ın DTP üzerindeki mutlak etkisi; Öcalan’ın misyonu, geçmiş pratiği ve şu anki teslimiyetçi/işbirlikçi konumu hesaba katılmadan ortaya konulan/konulacak iyimserlik, olsa olsa ihtiyatsız bir iyimserlik olur.
İradelerini İmralı vasıtasıyla Genelkurmaya teslim edenlerin kendi inisiyatifiyle Kürd halkı adına olumlu bir politika üretmesini beklemek mevcut realiteyle örtüşmüyor.
Kemalist rejim kurulduğundan beri, (baskıcı, inkarcı ve katliamcı niteliğinden dolayı) Kürd halkının başkaldırılarıyla yüz yüze gelmiştir. 80 yılı aşkın bir süredir Kemalist rejime karşı özgürlük mücadelesi veren Kürdler’in farklı özellikte politik aktörleri olmuştur bu güne kadar.
Kürd halkının politik aktörleri arasında İhanete, işbirliğine, teslimiyete rastlansa da, Kemalizm’i bir ideoloji olarak savunanına rastlanmamıştır. Bu konuda bir ilke imza atan Öcalan, Kemalist ideolojinin en büyük savunucularından biri olarak rejimin saflarında yerini almıştır. Geçmişte pratiğiyle Kemalist rejime hizmet eden Öcalan, ‘Kemalist ideolojiyi savunmakla’ teorik düzeyde de bu hizmeti yerine getirmektedir. Kemalizm ile Kürd halkının özgürce varolma talebi arasında mutlak bir karşıtlık vardır. Geçici ya da uzlaşabilir olmayan bu karşıtlardan birinin varlığı ötekinin yokluğunu gerektiriyor. Her ikisi aynı anda varolamayacağına göre, birini tercih etmenin doğal ve zorunlu sonucu diğerinin reddi olur. Bu basit akıl yürütme bile, Kemalist ideolojiyi savunan Öcalan’ın Kürd halkının özgürlük mücadelesinin karşısında yer aldığını gösteriyor.
DTP’nin bağımsız adaylarla seçime girme kararının doğru olup olmadığını, diğer Kürd partileriyle ittifak kurmasının gerekliliğini, kaç milletvekili çıkaracağı, seçilenlerin nasıl bir tavır sergileyeceği gibi tartışmalara girmek yersizdir. Çok iyi biliyoruz ki DTP, seçime nasıl girileceği, kimlerin aday olacağı ve seçilenlerin nasıl bir tavır içinde olacakları gibi konularda belirleyici olma iradesine sahip değildir. Çatırdamaya başlayan rejim, farklı etiketlerle farklı kulvarlarda yer alan yandaşlarını bir araya getirmeye çalışıyor bu seçimlerde. Seçimlere kadar rejimin güç kazanmasına katkı yapabilecek her türlü oyun sergilenecektir.
DTP’nin bu süreçte nasıl bir rol oynayacağına da bu oyun çerçevesinde karar verilecek. Karar mercii de, İmralı vasıtasıyla DTP iradesini elinde bulunduran Genel kurmaydan başkası olmayacak. Bu nedenle Sırrı Sakık’ın ezik yüz ifadesi ve yalvaran ses tonuyla barış, kardeşlik söylemleri; Ahmet Türk’ün, geçmişe göre daha akıllı davranma ve şovmence bir tutum içinde olmama vaadi bir anlam ifade etmiyor.
Son yirmi beş yılda, PKK dışında ilk kez Kürd muhalefeti sesini duyurmaya başladı. Şu an için ete kemiğe bürünmüş olmasa da, Kürd muhalefeti çok ciddi bir potansiyel barındırıyor. Güneydeki kazanımların etkisiyle ivme kazanan Kuzey Kürd hareketi yakın zamanda etkili olma olanağına sahiptir. Bunun için yapılması gereken şey, Öcalan ve etkisindeki oluşumlardan uzak durmak, onları teşhir etmektir. Bu teşhir kampanyası, Kürd halkının eskisi gibi rahat yönetilemeyeceği/yönlendirilemeyeceğini de gösterecektir.
La Tzeu,nun “Bir halkın yönetilmesi güçleşti mi, o halk çok şeyler öğrendi demektir” Sözünün Kürd halkı için de geçerli olduğunu göstermek gerekiyor. Mevcut potansiyel ve enerji, birkaç milletvekilliliğine feda edilmeyecek kadar önemlidir Kürd halkının geleceği için. Kürd halkına karşı her türlü provokasyon beklenmeli bu süreçte. Devlet ile Öcalan arasında danışıklı olarak gelişebilecek oyunda, hem ‘dağdaki’ hem de ‘düz ovadaki’ Öcalancıların rol alması şaşırtıcı olmamalı..
18.05.2007 tarihinde, “DÜŞÜNCELERİM BOŞLUKTA- Eski bir gerilla’dan Anı..” Başlığıyla NASNAM’de yayınlanan bir yazı herkesi tekrar düşünmeye sevk etmeli. Kürd’lük adına, Kürd gençlerine (gerillaya) karşı uygulanan işkencenin faşistleri aratmayan boyutta olması insanın içini burkuyor. Biliyoruz ki, bu işkencelere maruz kalanlar sayılamayacak kadar çoktur.
Gerillaya işkence yapan, sudan gerekçelerle onları kurşuna dizen, binlerce Kürd insanının ölümünden sorumlu olan, göçlere (devlet ile ortaklaşa) neden olup Kürdistan’da demografik yapıyı alt üst eden, metropol varoşlarını Kürdler ile dolduran, Azad, Rizgar, Hogir adını taşıyan çocukların tinerci, çeteci olmasını sağlayan, Zozan, Zelal, Dilan adını taşıyan genç kızların eğlence aracı olmasına göz yuman bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız.
Devlet ile eşgüdüm içinde hareket eden Öcalan ve anlayışına karşı durmak, onurlu her Kürd bireyinin insani görevidir. İradesiz DTP’ye oy vermek, Öcalan ve Kemalist rejime hizmet etmekten başka bir anlam ifade etmeyecek.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz