SEÇİM: HERKES DOĞAL YERİNE YA DA MASKELİ POLİTİKA DÖNEMİ
Aristoteles,Bir cismi doğal yerinden uzaklaştırıp serbest bırakırsak doğal yerine doğru hareket eder. Bu içsel (doğal) bir harekettir düşüncesindeydi. Kendisinden yaklaşık 2000 yıl sonra Newton’un çalışmalarıyla varılan sonuçtan,Evrensel yerçekimi yasasından habersiz olan Aristoteles’in, hareket ile ilgili düşüncelerinde yetersiz kalması anlaşılır bir durumdur. Aristoteles, hareket ile ilgili düşüncelerinde yanılsa da, düşüncelerinin bu günkü siyasi hareketlilikle örtüştüğünü söylemek olanaklıdır.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri var olan ve dönem dönem keskinleşerek müdahalelere/çatışmalara dönüşen bir çelişki bir kez daha ortaya çıktı. Bu çelişki militarizm ile demokrasi arasındaki çelişkidir.
Çelişkinin taraflarından biri olan militarizmin sivil yandaşları, farklı etiketlerle/maskelerle siyasi arenada görünmeye çalıştılar hep. Solcular, hayali, anti emperyalist mücadeleye sarılıp, bağımsızlığı(!) koruma adına; İslamcılar, orduya, (Osmanlıdan kalma anlayışla) ‘Peygamber ocağı’, ‘gavura karşı din kurtarıcısı’ misyonu yükleyerek ve fetih geleneğine özenme adına; Milliyetçiler, dünyaya hakim olma ve Türklüğü egemen kılma adına militarizmin bir güç olarak varlığını sürdürmesine hizmet ettiler bu güne kadar.
Demokrasi cephesinde yer alanların, demokrasiyi evrensel ilkeleriyle ve herkesi kapsayacak şekilde özümsememiş/sindirememiş olması, olumsuzlukların giderilememesinde önemli bir etkendir. Demokrasiyi kendileriyle sınırlı bir ‘özgürlük’ aracı olarak görenler, belli dönemlerde kendilerine verilen tavizler sonucu militaristlerle uzlaşma yoluna gittiler. Bu durum çelişkinin tarafları arasında saf değiştirmelere zemin hazırladığı gibi, kavram ve kafa karışıklıklarına da sebep oldu.
27 Nisan muhtırası sağlıklı değerlendirilirse, hem saflar netleşir hem de kavram ve kafa karışıklığı giderilebilir. Muhtıra AKP hükümetine karşı yapılmış görünse de, başta Kürd halkı olmak üzere demokrasi ve insanca yaşama talebi olan herkese karşı yapılmıştır. Bu nedenle AKP ile ilgili kaygılar muhtıraya karşı sessiz/tepkisiz kalmanın haklı gerekçesi olamaz. Sağ-sol demeden yandaşlarını bir araya getiren sistem, önümüzdeki seçimde AKP’nin dolayısıyla demokrasiden yana olanların başarı elde etmesini engelleme çabası içine girmiş durumda; Bu çaba, herkesin doğal , ait olduğu gerçek yerine dönmesini sağladı/sağlıyor. Sıkışan Kemalist rejim, kendisinden yana olanların maskesini indirmek zorunda kaldı bir anlamda. Seçim gününe kadar gelişecek ittifaklarla birlikte, seçime karşı takınılacak tavırlarla da herkes gerçek niteliğini ortaya koyacaktır. Başka bir deyişle herkes doğal yerine dönecektir.
Demokrasiden yana olan kesimlerin öncelikli hedefi, demokrasi önündeki en büyük engelin (Kemalist rejimin) yıkılması olmalıdır. Bu amaçla AKP ile ortak hareket edilebilmeli. AKP ile birlikte hareket etmek, onu mutlak bir şekilde desteklemek, onaylamak ve güçlendirmek şeklinde olmamalıdır. Çünkü AKP’nin, demokrasiyi herkes için istediği şüphelidir. Güney Kürdistan’a karşı takındığı tavır (bu tavır, genel olarak göreli bir esneklik gösterse de, bazen Kemalistleri aratmayacak kadar saldırgan ve ırkçı olabiliyor) ve 1 Mayısta göstericilere karşı uygulanan terör, şüphenin yersiz olmadığını gösteriyor. AKP’nin gelecekte Kemalistlerle uzlaşma veya iktidarı ele geçirdiğinde teokratik bir rejimi dayatma ihtimali, bu gün için göreli de olsa, demokrasiden yana olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. ‘Kürdler bu seçimde ne yapmalı’ sorusuna yukarıdaki genel tablo çerçevesinde cevap aramalı.
Kürdler Seçimde Nasıl Bir Tavır Sergilemeli?
Gelinen noktada öncelikle, ulusal birlik söylemi ve bu söylemin kapsamı üzerinde durma zorunluluğu vardır. Ulusal birlik, ulusu oluşturan her kesimin bir araya gelmesi olarak algılanmamalı. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ulus kurtuluş mücadelesi sürecinde herkesi kapsayacak bir birlik oluşturamamıştır. Her ulusal kurtuluş mücadelesi, ihanetlere, teslimiyetçilere ve kayıtsızlara rağmen başarıya ulaşmıştır. Ulusal birliği oluşturan farklı kesimlerin ortak bir paydası olmalıdır her şeyden önce. Kürdler açısından bu ortak payda, kendi kaderini tayin etme hakkının elde edilmesidir. Bu hakkın nasıl kullanılacağı (Bağımsızlık-federasyon- eşit koşullarda birlikte yaşamak) noktasında farklı tercihler, ulusal birliğin oluşmasına engel değildir. Ancak birliğin oluşması ulusal soruna duyarlılığı zorunlu kılıyor. Böyle bir duyarlılığa sahip olmayan kişi ve kurumlarla ‘ulusal birlik’ arayışına girmek, birliğin amacına, anlamına ve ruhuna aykırıdır.
Bu çerçeveden bakıldığında, DTP ile birlik oluşturma beklentisi/arayışı gerçekçi olmadığı gibi anlamsızdır da. Ancak, DTP içinde, özellikle de tabanda yer alan tek tek bireylerin kazanılması, ulusal sorunun içine çekilmesi bir kazanım olur Kürd halkı açısından.
İhanetini gizleme gereği duymayan, tanrısallığını duyarlı insanların kanı ve yıkımı üzerine inşa eden Öcalan’ın direktifleriyle hareket eden bir partinin halka verecek bir şeyi olamaz. Adaylarını iki kez onaydan ( Öcalan ve Genelkurmay) geçiren DTP’nin meclise girmesi Kürd halkının değil, onay veren kişi ve kurumların bir kazanımı olur ancak. DTP, Mecliste gurup oluşturacak sayıyı bulursa, Öcalan’ın sağlık ve diğer sorunlarının sözcülüğü yanında, arada bir köşeye sıkışan Kemalistlerin yedek gücü olarak ta hizmet görecektir.
DTP’nin bağımsız adaylarla seçimlere girme tercihini, Kemalistlerin AKP’yi engelleme projesinden bağımsız olarak değerlendirmek saflık olur. DTP, Genelkurmayın ön ayak olduğu Kemalist ittifaklardan biri içinde yer alsaydı daha dürüst davranmış olurdu. Tıpkı ırkçılığını gizleme gereği duymayan MHP’nin, CHP ve benzeri sol görünümlü faşistlerden daha dürüst davranması gibi. Kürd halkının inkarı üzerine inşa edilen bir meclise çifte icazetli insanları göndermek, ulusal soruna duyarlı Kürdlerin kaygısı/işi olmamalı.
Öcalan ve yan kuruluşları gerçek’,’doğal yerlerini çoktan aldılar. Önemli olan bunu görmek ve kabullenmektir. Politikalara bu kadar alet olan bir halkın yeter demesi ve kendisinin politika yapması gerekir. Bunun ilk adımı da, seçimlerde DTP’ye oy vermemekle atılmalıdır; başkalarının başka amaçlarla onların adına politika yapmasına son vermelidir. Geçmişte Öcalan’ı onaylamadığı halde onun anlayışına oy veren samimi Kürdlerin gerekçeleri anlaşılırdı. Ama bu aşamadan sonra hiçbir gerekçe DTP’ye oy vermenin haklılığını gösteremez. Nasıl ki Türkiye demokratikleşmek için Kemalizm’den kurtulmak zorundaysa; Kürdler de ulusal birlik ve kazanımlarının önünü açmak için, Öcalan ve anlayışından kurtulmak zorundadır. Duyarlı Kürdler bu gerçekliği göz önünde tutarak politika yapmalıdır.
ROYER COLLARD’ın dediği gibi Şunu bilmiş olun: siz politika ile uğraşmazsanız, politika sizinle uğraşır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz