Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | YAPAY KARŞITLARLA ALTERNATİFSİZLEŞTİRMEK

YAPAY KARŞITLARLA ALTERNATİFSİZLEŞTİRMEK

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Diyalektiğin, doğada-toplumda ve düşüncede işleyen yasaları, toplumsal gelişimin, kalıcı bir anlayışın egemen olmasıyla değil, yeni ve egemen anlayışa karşıt başka bir anlayışın ortaya çıkmasıyla olanaklı olduğunu söylüyor bize. Doğal sürecin kendi egemenliklerini tehlikeye atacağını bilen hakim anlayışlar, doğal evrim sürecine müdahale ederek ömürlerini uzatmaya çalışırlar. Toplumlarda yaşanan olumsuzlukların temel nedeni, müdahale sonucu doğal olanın yerine yapay olanı koyma girişimleridir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, doğal işleyişe müdahale ve bağımlı, yapay “karşıtlar” yaratma tarihidir aynı zamanda.

Biçimsel demokrasi adına, M. Kemal’in direktifleriyle ve yakın arkadaşları vasıtasıyla oluşturulan “muhalif” partiler, ‘doğal işleyişe müdahaleye’ verilebilecek çarpıcı örneklerdir. Gerçek muhalefeti ezerek yerine güdümlü, yapay muhalefet çıkarma konusunda uzman olan T.C, Sol-Kürd ve Dinsel alanda da bu işlevi yerine getirmekten geri kalmadı. Yarattıkları tahribatlarla, halka yönelik şiddet eylemleriyle ve anti-demokratik uygulamalarıyla ilk göze çarpanlar ise, PKK ve HİZBULLAH’tır. Yeteri kadar sorgulanamayan ve birçok karanlık ilişkiyi barındıran bir dönemin (PKK-HİZBULLAH çatışması, faili meçhuller dönemi) tekrar tartışılmaya başlanması hem olumlu bir gelişme hem de ciddi riskler barındırıyor.

Öcalan’ın, Hizbullah’a yönelik eleştirileri yeni bir iç çatışma ihtimalini gündeme getirdi. Bu konuda Sayın BEYBUN AMEDİ’nin, ‘YENİ BİR HİZBULLAH-PKK ÇATIŞMASI İSTEMİYORUZ’ başlıklı yazısında dillendirdiği kaygılar yersiz değildir. Sayın AMEDİ’nin kaygı ve duyarlılığı ortak bir duyarlılığa dönüştürülmelidir.

Öcalan’nın sorgulanmaya başlanması ve bunun sonucu olarak etkisini kaybetmeye başlaması sistemi yeni arayışlara sürüklemektedir. Sistemi ciddi anlamda tedirgin eden konulardan biri de, İslami kesimin devlet politikalarından uzaklaşması ve Kürd ulusal sorununa sahip çıkmaya başlamasıdır. Sistem açısından en iyi çözüm, iç çatışmaların başlaması, kaos ortamının egemen olması ve ulusal sorun etrafında birleşme çabalarının sekteye uğramasıdır.

Bunun için devlet, en uygun piyonları farklı misyonlarla piyasaya sürmeye çalışıyor. İlk hamleyi Öcalan’ın yapması şaşırtıcı değildir. Öcalan’ın içinde bulunduğu çirkef durumdan ve ona yönelik haklı eleştirilerden de cesaret alan Hizbullah, halk nezdinde meşruiyet arayışına girişmekten geri kalmadı. HASAN HÜSEYİN BATMANLI imzasıyla yayınlanan yazı söz konusu meşruiyet arama girişimlerine örnek olarak gösterilebilir. Nasname okurlarının, BATMANLI’ya yönelik haklı tepkileri, yakın zamanda yaşanan vahşetin hafızalardan silinmediğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

 Öcalan ve PKK’sının ihaneti, Hizbullah’ın ortaçağ karanlığını aratmayan işkence yöntemlerini, katliamlarını ve halka karşı suçlarını aklamanın gerekçesi yapılamaz. Kişi ve kurumların inançlarına uygun yaşama isteğine saygı duyulmalı ve desteklenmelidir. Ancak, kendi inanç ve yaşam biçimi dışındakilere yaşam hakkı tanımayanlara karşı durmanın da, demokrasinin ve insan olmanın gereği olduğu unutulmamalı.

. PKK-HİZBULLAH çatışmasını devletten ve onun politikalarından bağımsız olarak değerlendirmek saflık olur. Düşünsel anlamda farklı söylemlere sahip olsalar da, her ikisi de pratikleriyle halka karşı suç işlediler. İç infazlar, haraç almalar, kezzap dökmeler, farklı düşünen/yaşayanlara yaşam hakkı tanımama gibi yöntemlerinde farklılıklar olsa da, halka zarar verme, değerleri tahrip etme ve devlet politikalarına hizmet etme noktasında örtüşüyorlar. Bu örtüşme aynı merkezden yönlendirilmeyle bağlantılıdır.

Devletin, Toplumsal değerleri değersiz piyonlarla dejenere etme politikalarına alet olmamak için, piyasaya sürülen kişiler ile değerler arasında ayırım yapmak zorundayız. Öcalan ve takipçilerini Kürdlük ile özdeşleştirmek ne denli yanlış ise, Hizbullah ile İslamiyet’i özdeşleştirmek de o denli yanlıştır. Bu konuda, özellikle din konusunda duyarlı olan insanların gerekli ayırım ve tepkiyi göstermesi gerekiyor.Yanlışın alternatifi başka bir yanlış değildir. Dolayısıyla PKK’nın alternatifi de Hizbullah değildir.

Devlet güdümlü, halk adına halka karşı ve anti-demokratik bir yapının alternatifi, bağımsız, bağlantısız, halkın yanında ve demokratik bir yapı olmalıdır. Demokrasi, olumsuzu yadsıyanı olumlamakla değil, yadsıyanın yadsınmasıyla olanaklı olur ancak.

 Başka bir deyişle, PKK ve HİZBULLAH’tan birini olumsuzlayarak, diğerine yadsıyan rolü biçip onaylayarak bir aşama kaydedemeyiz. İki olumsuzdan birini (ki aynı kaynaktan beslendikleri, yönlendirildikleri açıktır) yadsıyan olarak kabul etsek bile, çözüm her ikisini de yadsımaktan geçer. İki yanlıştan birinin yanında yer almak, istenilen çatışma ortamına katkı yapmaktan başka işe yaramaz. Her ikisini de teşhir etmek, demokratik, kapsayıcı, farklılıkların birbirini ezmeden bir arada yaşayabilmelerini sağlayacak bir duruş en doğru çözümdür. Bu duruşun etkili olabilmesi için, üçüncü bir seçenek olarak varlık göstermek kaçınılmaz bir sorumluluk olarak kendini dayatıyor. Yapay karşıtların halkı alternatifsiz bırakmasına izin vermemek, her duyarlı insanın sorunu ve sorumluluğudur.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0