YANILSAMANIN YARATTIĞI ÜÇGEN
Dış gerçekliği çıplak, doğal, olduğu gibi görmemiz, doğaya, topluma ve bireye dair sağlıklı bilgilenmemiz için gerekli ön koşuldur. Doğru bilgilenmek ile korku ters orantılıdır; Birinin yoğunluğu diğerinin etkisini azaltır. Bunun bilincinde olan egemenler, doğru bilgilenmenin önünü keserek, korkularla örülmüş, yanılsamalı bir yaşamı kitlelere empoze etmeye çalışırlar…
İlk insanların dış dünyaya dair sınırlı bilgisi, onları, bilgi ile anlamlandıramadıkları dünyalarını fantastik öğelerle anlamlı kılmaya sevk ediyordu. İnsanın doğaya karşı mücadelesi, doğadaki işleyişi anlamasını da beraberinde getiriyordu. Doğanın iç işleyişi hakkında bilgilendiği oranda insan, dünyasını bilgi ile anlamlandırmaya ve fantastik öğelerden arındırmaya çalıştı hep. İlk insandan günümüze kadar kesintisiz olarak devam eden bu süreç, bilinmeyenin bilinene ve buna bağlı olarak da korkulanın korkulmayana dönüşmesi sürecidir aynı zamanda.
Sonsuz evrende bilgi edinme sürecinin de sınırsız olduğu gerçeği, ‘mutlak bilgiye ulaşma’ olanağı vermez insana. Böyle olduğu için de hep bilinmeyen, dolayısıyla korkulacak bir şeylerin var olacağı gerçeğiyle yüz yüzedir insan. Her zaman için evrende bilinmeyen bir şeylerin var olacağı gerçeği, temel konuların, en azından korkulara neden olabilecek bilinmeyenlerin bilinir kılınabileceği bir gelecek olanaklı mı? sorusuyla karşı karşıya bırakıyor insanları. Daha önceleri bilinmez olan ve hiç bilinemez sanılan birçok şeyi bilinir kılan bilim, uzun vadede, temel bilinmezlerin bilinebileceği, en azından korkulara neden olabilecek kadar önemli bilinmezlerin aşılacağı umudunu veriyor.
Evrene dair bu değerlendirmelerin toplum yaşamı için de geçerli olduğu söylenebilir mi?
Toplumsal ilişkilerin sanıldığı veya gösterilmek istendiği kadar karmaşık olmadığı fark edildiğinde, evrene dair belirlemelerin toplumsal alan için geçerli olmadığı görülür. Dış dünyadan farklı olarak toplumsal yaşam, insan etkinliğinin sonucu olarak şekillendiğinden çok da karmaşık değildir. Onu karmaşık hale getiren, gerçekliğin görülmesinden rahatsız olan, bunun için de farklı görünmesini sağlamaya çalışan kesimlerdir.
İnsanın insanı sömürüsüyle başlayan yönetme ve kontrol altında tutma isteği, yönetenleri, toplumsal gerçekliği örtmeye ve bu gerçekliğin yerine bir yanılsama ikame etmeye yöneltti. Sömürünün/baskının olduğu her toplumsal yaşamın kendine has bir yanılsaması da mutlaka vardır. Söz konusu yanılsama(lar)ın yaşanmasını sağlayan ideolojilerin beslendiği kaynakların başında ise, eğitim sistemi, sendikalar, din ve siyasi partiler gelmektedir. Althusser’in bu kurumları DİA (Devletin ideolojik aygıtları) olarak değerlendirmesi konu bağlamında anlamlıdır.
Yönetenlerin geliştirdiği ve kendilerinin içinde olmadığı bu yanılsamaların sadece yönetilenleri (halk) kapsaması, yanılsamaların kim(ler)e hizmet ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, toplumsal yanılsama, baskı altında tutarak, sömürerek yönetmenin maskesi işlevini görüyor. Bu durumda, gerçekliği olduğundan farklı gösterme çabasına girişenlerin iyi niyetinden şüphelenmek, onlara yapılmış bir haksızlık olmamalı. Aksine bu şüphe, baskıya sömürüye karşı durmanın olmazsa olmaz koşulu olarak görülmelidir.
Soykırımların, katliamların, asimilasyonların eksik olmadığı ve bekçilik görevi yapsın diye, emperyalistler tarafından, devşirmelerden oluşturulmuş bir devleti, “yedi düvele karşı zafer”, “dahi kurtarıcı Atatürk”, “medeniyetin simgesi”, “Hoşgörü ve kardeşlik yönetimi” olarak gösterme çabası, halkımıza yaşatılmış en büyük yanılsamadır kuşkusuz. Yaratılan yanılsamanın etkisizleşmeye başladığı dönemlerde, solculuk-Kürdlük ve Din adı altında yeni yanılsamalar yaratılsın diye birileri piyasaya sürülmeye çalışıldı/çalışılıyor.
Yerel yanılsama temsilcilerinin en önemlisi, etkilisi, tahrip edicisi Öcalan’dır kuşkusuz. Kürdlük adına Kürdlerin aleyhine her gerekliliği yerine getiren, Kemalist kimliğini gizleme gereği duymayan, Kürdlerin sınırlı kazanımlarına açıkça saldıran Öcalan’ın, azımsanmayacak bir kitle tarafından “kurtarıcı” olarak görülmesi, yaşanılan yanılsamaya verilebilecek en çarpıcı örnektir. Öcalan şahsında yaratılan yanılsamanın ortadan kalkması için verilen çabalar yeterli olmazsa da umut vericidir…
Görünürde farklı bir cephede yer alan, ama geçmiş pratiğiyle (tıpkı PKK gibi) devletin yanılsama politikalarına hizmet eden Hizbullah’ın, farklı bir görüntü ve söylemle yeni yanılsamalar yaratmaya çalışması dikkat çekicidir. Yakın zamanda Nasname’de tartışılan, daha doğrusu tartışılmak istenen bir dönemle ilgili olarak Hizbullah yandaşlarının takındığı tutum birçok açıdan ibret vericiydi.
Tartışılmak istenen dönem, görünürde PKK ve Hizbullah’ın çatıştığı, devletin resmi ve gayri resmi çeteleriyle aktif olarak rol oynadığı, bir çok devrimci/demokrat/yurtseverin katledildiği faili meçhuller(!) dönemiydi.
Olaylara bizzat tanıklık etmiş veya olaylardan etkilenmiş Nasname okurlarının tepkileri; değerlendirmeleri çok anlamlıydı. Beklenen, en azından umulan, Hizbullah içinde olduğu varsayılan ve yaşanmış olaylardan rahatsız olan dürüst bazı insanların döneme dair özeleştirileriydi. Böyle bir yaklaşım ve iyi niyet gösterilebilseydi, karanlık bir dönemin aydınlanması ve bundan sonra benzer trajedilerin yaşanmaması için bir umut belirirdi.
Okurların duygularını dile getirdikleri yazılarının yayınlanmasından bile rahatsız olan Hizbullah savunucuları, karanlık dönemi savunma ve üstü kapalı bir şekilde insanları tehdit etme cüretini de gösterdiler. M.SAİD ERGİN adlı Hizbullah mensubunun, Nasname’de yayınlanan yazısı dikkatlice okunduğunda, dönemin savunusu ve örtük tehditler kolayca fark edilebilir.
Hizbullah’ın, “ gerçekliği görmeyin; görseniz bile söylemeyin ve eleştirmeyin; gördüğünüz doğruya değil, bizim söylediklerimize inanın” anlamına gelebilecek yaklaşımı, yeni bir imajla yeni yanılsamalar yaratma niyetini gösteriyor. Tetikçilerin tek tek tanındığı, birçok insanın katledildiği yerin yakınında bir polis otosunun hazır tutulduğu, Katledilenlerin (önemli bir kesimi) demokrat kimliğinin ön planda olduğu ve PKK ile ilişkilerinin bulunmadığı, giyimlerinden dolayı kadınların kezzaplı saldırılara uğradığı, satırların ortaokul ve liselerde havada uçuştuğu karanlık bir dönemden söz ediyoruz.
Bunların dışında Hizbullah’ın, iç hesaplaşmasında (İlim – Menzil) bir çok insanın yaşamını yitirdiği dönemi çoğumuz yaşadık ve gördük. Çıplak gözle ve açık algıyla yaşadığımız olayları bambaşka gösterme çabası, Hizbullah’ın, değişim, yapıcılık, iyi niyet görüntüsünü inandırıcı kılmıyor.
Gerçekliği görmek istemeyenlere karşı EPİKTETOS’un söyledikleri en çok Hizbullah için geçerlidir: “ En çok göze çarpan gerçeklere inanmayanlarla tartışma neye yarar? Bunlar insan değil taştırlar.”
Gerçekliğin görünmesini engelleyen her türlü yanılsama, korkularla örülmüş bir toplumda baskıyı, sömürüyü ve yönetmeyi öngörüyor. Bu nedenle yer-zaman ve kişi(kurum) ayırımı yapılmadan her türlü yanılsamaya karşı durmalıyız. Devleti eleştirirken onun yanılsama politikalarına hizmet edenleri ayrık tutarsak, ya da uzantılardan sadece birini(PKK) eleştirip diğerine( Hizbullah) dokunmazsak yeni bir yanılsamaya zemin hazırlamış oluruz.
Devletin rejisör olduğu olaylarda, farklı rolleri üstlenen ama aynı oyun içinde yer alan PKK ve Hizbullah’tan biri diğerinden daha masum değildir. Yine EPİKTETOS’a başvurarak rollerini hatırlatmak gerekiyor onlara:
“- Hatırla ki, uzun ya da kısa bir piyeste rejisörün, sana verdiği rolü oynayacak bir aktörsün. Senin bir dilenci rolü uynamanı uygun görmüşse, elinden geldiği kadar iyi oynaman gerekir. Bir topalın, bir prensin ya da ayaktakımından birinin rolünü oynamanı uygun görürse, yine başka türlü davranacak değilsin. Çünkü verilen rolü iyi oynamak sana düşer. Ama bu rolü seçmek başkasının elindedir.”
(Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler, İstanbul:1994) Evet, devletin rejisörlüğünü yaptığı, konusu Kürd halkını katletme ve sindirme olan çirkin bir oyunda PKK ve Hizbullah adlarıyla rol aldınız. Tetikçi rolünüzü en iyi şekilde oynadınız. Özeleştiri yapmanız, yeni ve çirkin oyunlarda rol almayacağınız konusunda inandırıcı olabilir; karanlık dönemi savunmanız ise, yeni oyunlarda yeni roller için sıranızı beklediğinizin işareti olacaktır…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz