BİZİM DE SABRIMIZ TÜKENİRSE NE OLUR?
Bireysel hiçbir özelliği olmayan, insan olmanın asgari gerekliliklerini yerine getiremeyen, kan ve yıkım üzerine inşa edilen bir ülkede saltanat süren, saltanatları sarsılmaya başladığında insanlığı felakete sürükleyen asalaklar, bir kez daha intikam ve zafer nidalarıyla ortama egemen oldular. Sayıları az da olsa, Güney Kürdistan’a saldırı planlarına karşı çıkan insanların sesi bastırıldı ne yazık ki! Halkı körleştirip sokaklara dökenler, ağızlarından salya akıtarak Kürd halkına ve onun değerlerine hakaretler yağdırmaya başladılar. Bu ortamın hazırlanmasında devlet ile el ele veren PKK/DTP, hala Öcalan’ın boğaz pisliğiyle uğraşmakla meşguldürler.
Güney’e girmekten çok “girmiş görünmek” derdinde olan hükümet, savaş çığırtkanlarına boyun eğmiş görünüyor. Varlığı demokratikleşmeye bağlı olan AKP hükümeti, oturduğu zeminin altına bomba koyarak kendi sonunu da hazırlamaya başladı. Daha çok iç kamuoyuna yönelik olan Güney hareketi gerçekleşebilir mi? Çılgınca da olsa ve kendi varlıklarını tehdit de etse böyle bir olasılık var. Kaybettikçe saldırganlaşan ve daha çoğunu isteyen Türk devletinin benzer çılgınlıkları daha önce de yaşanmıştı. Birinci dünya savaşında sürekli toprak kaybeden, kendi topraklarını işgalden kurtaramayan İttihatçıların orta asya’daki “Turancılık” serüveni, bu günkü durumlarıyla benzerlik gösteriyor.
Çıldırıp Güney’e girerlerse ne olur? Zafer kazanamayacakları kesin. Yüz yılı aşkındır onur mücadelesi veren Kürdlerin boyun eğmesi düşünülemez. En olumsuz koşullarda bile direnmiş bir halkın kazanımlarını feda etmesini beklemek hayalcilikten öte aptallık olur.
Öcalan ve ekibinin gerillayı kontrol edip T.C’nin yanında savaşmaya ikna etmesi sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Öcalan’a rağmen, gerilla çoğunluğunun Güney güçlerinin yanında savaşması kimse için sürpriz olmamalı. Böyle bir durumda Güneye girmiş (girdiği varsayılan) Türk askerinin Kuzey ile bağlantısı kesilerek çembere alınmaları hiç de zor olmayacak. Dahası, Güney’e saldırının Kuzey’de yaratacağı etkiyi önceden kestirmek, devletin stratejistlerini aşıyor. Savaş ortamlarında, normal zamanlardan farklı olarak, halkı örgütlemek, harekete geçirmek çok zor değil. Güney’den kazançlı çıkmayı amaçlayan T.C, Kuzey’i tamamıyla kaybederse, saldırganlığın, doyumsuzluğun bedelini ödemiş olacaktır.
Türkiye gerçek amacını artık gizleme gereği duymuyor:
“Güney Kürdistan’ın hukuksal, kalıcı bir varlığa sahip olması, bizim varlığımızı tehdit eder. Hangi parçada olursa olsun Kürdlerin devletleşmesine engel olmak, devlet politikamızın gereğidir. Ne pahasına olursa olsun böyle bir oluşumu engellemeliyiz. Öcalan ve benzeri piyonları bahane ederek haklı bir gerekçe üretemediğimiz durumda, bütün Kürdleri terörist ilan ederek onları yok etmeye girişmeliyiz.”
Türk devletinin Kürd politikasını özetleyen yukarıdaki bakış, bazı kesimler için ‘sözün bittiği’ anlamına geliyor. Varlığını Kürdlerin inkarı üzerine kuran T.C, kendi içinde tutarlı davranıyor belki de. Çünkü Kürdlerin her hangi bir parçada devletleşmesi T.C’nin dayandığı temelleri kökten sarsar. Bu durumda ya değişecekler, ya da tarih sahnesine veda edecekler. Kudurmalarının temel nedeni budur.
Kürdler açısından en kötü, T.C açısından en iyi sonucun gerçekleştiğini varsayalım. Türkiye’nin hiçbir direnişle karşılaşmadan Güney’i işgal edip, Kürd oluşumunu etkisiz hale getirdiği bir sonuç Türkiye’yi huzura erdirir mi? Tarihinde, bağımsızlığa ilk kez bu kadar yaklaşan Kürdler, kendilerini bu hedeften uzaklaştıranları hiç affetmeyecektir.
Bireylerin, toplumsal dönüşümlerde, toplumsal barışta, halkların kardeşçe birlikte yaşamasında, demokrasinin inşa edilmesinde etkileri olsa da, belirleyici değillerdir. Buna karşın, toplumsal huzursuzluk yaratmada, anarşi ortamının oluşmasında, insanlara korku salmada, yıkıcılıkta ve bir ülkeyi yaşanmaz kılmada bireylerin belirleyici rolü vardır.
Teknolojik bilginin bu kadar yaygınlaştığı ve bazı insanların bu konuda uzmanlaştığı gerçeği, bireye yüklenen yıkıcılık rolünün abartısızlığına dayanak oluşturuyor. Yıkıcı olmak için ne örgütlere, ne gerilla savaşına ne de kitlelerin muazzam desteğine ihtiyaç vardır. Bunun için bilgi donanımlı birkaç insanın birlikteliği yeterli olacaktır. Yukarıda sözü edilen varsayım gerçekleştiğinde, yıkıcı gücü fazla olan birkaç kişilik birliktelikler kendiliğinden oluşacaktır. Kürdlerin kazanımlarını yok ederek huzura erdiğini düşünen Türkiye’yi, bu birkaç kişilik gruplar alt-üst edebilecektir. Ve bu coğrafyada hiç kimseye huzur kalmayacaktır. Umarım Kürdler yıkıcı ama çok kolay olanı seçmek zorunda kalmazlar. T.C, hep sabırsız davranarak yok etti; biz yaşadığımız bunca acıya, yoksunluğa rağmen sabrımızın sonuna gelmedik daha. Bu sınır aklın yok olduğu sınırdır; bu sınır insanlığın iflas ettiği sınırdır. Onlar bu sınırı, Dersim’de, Zilan’da, Şeyh Saîd isyanında, Ağrı’da ve daha birçok yerde aştılar. Henüz tanışmadığımız bu sınırla tanışmamızı sağlayacak gelişmelerin yaşanmaması temennimizdir. Ama zorlarlarsa, başka şans bırakmazlarsa, bizi insanî değerlerimizden arındırırlarsa, sınırsızlığımızı düşünüyorlarsa yanılıyorlar, bizlerde sonuçta insanız Tanrı değil. Ya, birlikte eşit koşullarda kardeşçe (komşu iki ayrı halk olarak) yaşayacağız ya da birlikte yok olacağız.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz